PÎRÎ REİS’İN HÜRMÜZ SEFERİ VE İDAMI

PÎRÎ REİS’İN HÜRMÜZ SEFERİ VE İDAMI

Giriş

Portekizli kaptan Vasco da Gama’nın Ümit Burnu’nu dolaşarak 1498 yılında Hindistan’a ulaşması ve gemisi baharat yüklü olarak ülkesine dönmesi Hint Okyanusu ile Avrupa arasındaki mevcut ticareti baltalayan önemli bir olaydı. Ümit Burnu yolu bulunmadan önce Asya kıtasının baharatı ve değerli malları Kızıldeniz ve Basra Körfezi olmak üzere başlıca iki yoldan Akdeniz’in doğusundaki limanlara taşınıyordu. Hindistan’ın ve Güney Doğu Asya’nın limanlarından Müslüman ticaret gemileri tarafından alınan mallar Kızıldeniz üzerinden Süveyş’e getirildikten sonra kara yoluyla Kahire’ye ulaştırılmakta, oradan da Nil nehri vasıtasıyla İskenderiye limanına taşınmaktaydı. İkincisinde ise, Basra’ya ulaştırıldıktan sonra Fırat ve Dicle nehirleri üzerinden Bağdat’a, oradan da kara yoluyla Suriye’nin Lazkiye ve Trablusşam limanlarına getirilen bu mallar daha sonra Venedik gemileriyle bütün Avrupa’ya dağıtılmaktaydı. Portekiz, bu ticareti engellemek ve akışını Ümit Burnu güzergâhına sevk etmek amacıyla, Hint Okyanusu’nda seyrüsefer yapan Müslüman ticaret gemilerinin yolunu keserek yağmalamaya, yolcularla mürettebatını öldürmeye başladı. Bu sularda dehşet saçan Portekiz, kısa süre içinde Hindistan’ın batı kıyılarında, Afrika’nın doğusunda ve Basra Körfezi’nde bazı kilit noktalarını ele geçirerek buralarda kaleler inşa etti. Bu stratejik noktalardan biri de 1515 yılında ikinci kez fethettiği, konumu sebebiyle Basra Körfezi’nin girişini kontrol eden Hürmüz adasıydı. Portekiz, bu şekilde Basra Körfezi’nde seyrüsefer yapan Müslüman tüccar gemilerinin faaliyetlerine büyük bir darbe indirmiş oldu, ama Osmanlıların Aden’de hâkim olmalarından ötürü Kızıldeniz yoluyla yapılan ticarete engel olamadı.

Osmanlılar, Basra’yı Ayas Paşa’nın düzenlediği bir askerî seferle 1546 yılında ele geçirdiler. Daha sonraları burası bir beylerbeyilik haline getirildi. Osmanlı Devleti, bu şekilde, Kızıldeniz’den başka, kendisini Hint Okyanusu’na taşıyan ikinci bir kapıya sahip oldu.

Osmanlılar, Basra Körfezi’nin en dar yerinde bulunan Hürmüz Adasını ele geçirmedikleri sürece bu körfezdeki ticaretin gelişmesinin imkânsız olduğunu biliyorlardı. Ama Hürmüz’ün fethi için Basra’da kuvvetli bir donanma bulunmadığı gibi, kısa zaman içinde orada kadırga yapımına uygun bir tersane kurulması da mümkün değildi. O halde donanmanın Kızıldeniz’den gönderilmesi ve oraya ulaşıncaya kadar Portekizlilerin husumetine yol açacak bir hareketten kaçınılması gerekiyordu. Her ne kadar Osmanlılar Basra’nın fethinin Portekizlilere karşı olmadığını, barış içinde yaşamayı arzu ettiklerini Hürmüz’deki Portekiz garnizonunun kumandanına ilettilerse de, Basra’nın Osmanlı hâkimiyetine geçmesi Portekizlileri rahatsız etmişti. Daha sonra Osmanlıların Şattülarab’da fusta[1] yapımına başlamalarıyla kaygıları büsbütün arttı. O sıralar Moha ve Aden’de üslenmiş olan Osmanlı kadırga ve fusta’ları Melindi ve Arabistan’ın güney kıyılarında cirit atmaktaydılar. Osmanlılar 1546 yılında Şihr’de bir kale inşa ettiler. Kısa bir zaman sonra da dört Türk kalitesi Portekiz himayesindeki Maskat’ı bombardıman etti. Ertesi yıl Dufar Osmanlıların eline geçti. Osmanlıların güney denizlerindeki askerî faaliyetlerini ve hâkimiyet alanını genişletmelerini Portekizliler kendileri için bir tehdit olarak görüyorlardı.

Öte yandan Bahreyn’e kadar sokulan ve Lahsa’daki Katif’i ele geçirmiş olan Portekizlilerin Basra Körfezi’ndeki faaliyetleri de Osmanlıları rahatsız etmekteydi. Ayrıca Basra eyaletinde bataklık alandaki adalardan oluşan Cezâir bölgesinde de faaliyetlerini artıran Portekizliler, burada yaşayan halkı Osmanlı Devleti’ne karşı isyana teşvik ediyorlardı.[2]

Piri_Reis001[1]

Pîrî Reis’in Hint Kaptanlığı

Osmanlı Devleti, Kızıldeniz’in güvenliğini sağlamak ve Hint Okyanusu’nda Portekizlilere karşı mücadelede edebilmek amacıyla 1525 yılında Süveyş’te bir deniz üssü kurmuştu. Buradaki donanmanın başına 1547 yılında Pîrî Bey[3] getirildi. Pîrî Reis’in Süveyş kaptanı olarak tayin edilmesinin sebebi o sıralar, Osmanlıların Hint Okyanusu’ndaki yegâne limanı olan Aden’de Âli bin Süleyman el Tavlakî adındaki bir Arap şeyhinin isyan ederek hâkimiyeti ele geçirmiş olmasıydı. Portekiz’in himayesine girmeye niyetli olan asi şeyh, bu amaçla Hürmüz’e bir haberci göndermişti.[4]

Pîrî Reis’in korsanlıktan yetişmiş, deniz savaşlarında tecrübeli biri olarak Aden’de Türk hâkimiyetini tekrar tesis etmesi mümkündü. Pîrî Reis bu amaçla 29 Ekim 1547’de, irili ufaklı 60 gemiden oluşan bir donanmayla Süveyş’ten hareket etti. Yemen’in Moha limanına varınca Yemen beylerbeyi Ferhad Paşa’nın takviye olarak kendisine verdiği beş gemiyi de donanmasına katarak Aden’e doğru yol almaya başladı. Bu arada sancakbeyi Kasım’ın kumandasındaki bir Türk birliği Aden’i karadan muhasara etmişti. Osmanlılara ait üç gemi de şehrin top menzilinin dışında demirlemiş, donanmanın gelmesini beklemekteydi. Donanma 15 Kasım 1548’de Aden yakınlarındaki Bire adı verilen mahale geldiği sırada Aden’i ele geçirmiş olan Âli bin Süleyman 3.000 kişilik bir kuvvetle kendilerinden daha az sayıdaki Türk birliği üzerine hücum etmiş, ama Kasım Bey’in ustalıkla uyguladığı manevralar karşısında ağır kayıplar vermişti. Kendisinin de bu savaşta ölmesi üzerine adamları panik halinde Aden kalesine kaçtılar. Onun ölümü üzerine oğlu Muhammed babasının yerine geçti. Bu arada asilerin daveti üzerine gelen bazı küçük Portekiz gemileri limanda hiç beklemedikleri Osmanlı donanmasına ait birkaç gemiyi görünce geri dönüp kaçtılar.[5]

O sırada Pîrî Reis donanmasıyla 19 Ocak 1549’da Aden’in Sıra denen bölgesine gelmiş bulunuyordu, açık denizde Portekizlilere ait üç gemi göründüğünde Pîrî Reis bunların peşine düşülerek yakalanmasını emretti. Pîrî Reis’in emri uyarınca gemiler takip edildi ve nihayet Zeyla önlerinde yakalanarak Aden’e getirildi. Gemilerde bulunan 120 civarındaki Portekizli asker kadırgalarda kürekçi olarak kullanılmak üzere esir edildiler. Ele geçirilen ganimet Osmanlı denizcileri arasında paylaşıldıktan sonra gemiler ateşe verildi. Daha sonra Aden şehri denizden de muhasara edildi. Kaledekiler, kuşatmaya rağmen limana sızmayı başaran celbe ve sanbuk adı verilen küçük tekneler vasıtasıyla yiyecek ve diğer erzak yardımı alıyorlardı, Pîrî Reis kapucu başı Hüseyin’i bu küçük tekneleri yakalamaya memur etti.

Hüseyin kendisine verilen görevi bunlardan bir kısmını ele geçirerek, diğer kısmını da tahrip ederek başarıyla tamamladı.[6]

Pîrî Reis, Aden’in Yemen kapısı önünde karaya asker ve top çıkarıp askerler için bir barikat inşa ettirdi. Toplar şehre hâkim tepelerin üzerine yerleştirildikten sonra üç gün boyunca şehir top ateşine tutuldu. Dördüncü günde şehirden çıkan bir Arap birliği Türkleri bulundukları mevzilerden atmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Daha sonra Türkler Arapların elinde bulunan bir tepeyi de ele geçirdiler. Şehir her ne kadar 18 gün boyunca toplarla dövüldüyse de surlarda önemli bir hasar meydana gelmediğinden ele geçirilemedi. Fakat kaleye çok hâkim vaziyetteki Kuful adlı tepe ele geçirilip, toplar buraya yerleştirildikten sonra kale daha etkili bir şekilde dövüldü. Surlarda gedikler açıldıktan sonra düzenlenen bir genel saldırıyla burçlara Osmanlı bayrakları dikildi. Bu şekilde Aden kalesi 3 Şubat 1549’da Osmanlılarca fethedildikten sonra camilerde Kanunî Sultan Süleyman adına hutbe okundu. Fetih haberi Mısır’a, oradan da İstanbul’a ulaştırıldı. Bu sevindirici haber üzerine savaşa katılan asker ve denizcilerin rütbeleri yükseltildi.[7] Divân-ı Hümâyûn, Pîrî Bey’in bu başarısından dolayı, yıllık tahsisatını 100.000 akçaya çıkardı.[8]

Piri_Reis002[1]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ