PETRO’NUN GİZLİ VASİYETİ ve TÜRKİYE

Roza KURBAN

Yazarın şu ana kadar yazılmış 47 makalesi bulunuyor.

Roza_Kurban011

Petro, kimilerine göre Deli, kimilerine göre ise Büyük Petro (Moskova 1672 – Petersburg 1725), 1682–1725 yılları arasında hüküm süren bir Rus Çarı’dır. Rus tarihçileri, sınır tanımayan yalanlarıyla Petro’yu yücelterek “Türklere medeniyet getirdi”, “büyük reformcu”, “Avrupa’ya pencere açan” bir lider olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa gerçekler hiç de onların yazdığı gibi değildir. Petro, tam bir Türk düşmanıdır ki, Türkleri yok etmek için elinden geleni yapmış ve kendinden sonra da bu uygulamalara devam etmelerini vasiyet etmiştir. Çeşitli fermanlar çıkararak Türkleri zorla Hıristiyanlaştırma, Ruslaştırma yolunda kendinden önce gelen çarlarının amaçlarına Petro’nun sadık kaldığı görülmektedir. Türkleri, Rusya’nın bünyesindeki kansere benzeten Petro, ne yapıp edip Türklerden kurtulmanın yollarını aramıştır. Bir elinde kılıç, diğer elinde haçla Türklerin üzerine yürüyen çar askerleri, Türk köylerini yakıp yıkmışlar, Hıristiyanlaşmaya karşı direnenleri diri diri ateşte yakmışlar, çoluk çocuk ve kadınları kiliselere kapatıp zorla vaftiz ederek boyunlarına haç takmışlardır… Hıristiyanlığı kabul edenlere ise vergi indirimi, toprak, askerden muaf tutulma gibi kolaylıklar sağlanmış, kılık kıyafet verilmiştir. 1703 yılında bataklık üzerinde şehir yapmaya karar veren Petro, zor şartlarda çalışmak için Hıristiyan dinini kabul etmek istemeyen Türkleri sürmüştür. İlk başta şehri kurmak için 20 000 Türk getirilmişse, daha sonra bu sayı 60 bine kadar varmıştır. 25 000 – 30 000 kişinin hayatına mal olan Petersburg, Türklerin kemikleri üzerine kurulmuş bir şehirdir.

Petro1Savaşa dayanan saltanat kuran Petro, askeri reformlara da imza atmıştır. Hıristiyanlığı kabul etmeyen Türkler en az 25 yıl askerlik yapmak zorunda kalmıştır. 8–10 yaşındaki küçücük Türk çocukları anne-babalarından kopartılarak Petro’nun askerleri tarafından alıp götürülmüştür. Bu çocuklar kiliselere kapatılarak önce zorla Hıristiyanlaştırılmış, sonra askeri eğitime tabi tutulmuştur. Petro döneminde, Rusya topraklarını genişletmek amaçlı yürütülen işgal savaşlarından o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu olan Türkiye de nasibini almıştır. Asıl amacı Karadeniz’e ve boğazlara açılmak olan Petro, 1696 yılında Osmanlı Devleti’nin terkibinde olan Azak’ı almıştır. 1711 yılında Prut Irmağı kıyısındaki savaşta Baltacı Mehmet Paşa emrindeki Türk kuvvetleri Rusları bozguna uğratmış ve Azak Kalesi’ni geri alsa bile Petro’nun Türkiye’yi işgal hayalleri yok olmamıştır.

1715 yılında Petersburg’u başkent ilan eden Petro, 1721’de Çar unvanını bırakıp Avrupa’nın öteki hükümdar hanedanları ile eşitliğini göstermek için İmparator unvanını almıştır. O zamanlar Rusya’yı çar – general – papazdan oluşan  “troyka”  idare etmiştir. Gücünü askerden ve Hıristiyan dininden alan Petro, 1725 yılında ölümünden önce vasiyetini yazdırmıştır. Vasiyetinin gizli kalmasını isteyen Petro, kendinden sonra tahta gelecek olan çarın, askeri ve dini liderlerin vasiyette yazılanları bilmesi gerektiğinin altını çizerek, vasiyetin harfiyen uygulanmasını emretmiştir. Petro bu vasiyetinin gizli tutulmasını istese bile, “mızrak çuvala sığmaz” atasözündeki gibi Rusların kötülüğü gizlenememiş vasiyet 1738 yılında belli olmuştur. Petro’nun gizli vasiyetnamesi bugün Türkiye’nin Topkapı Sarayı arşivinde saklanmaktadır. Bu vasiyet 1992 yılında Tatar diline çevrilip Kazan’da “Kazan Utları” Dergisinde de yayınlanmıştır. Vasiyet başından sonuna kadar Türklere karşı kin, nefret ve düşmanlıkla doludur. Türkleri zorla Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırma yoluyla haritadan silmek, onları dilini, dinini, tarihini bilmeyen mankurtlar haline getirerek kendileri için çalıştırmak, boyun eğmeyenleri kılıçtan geçirmek, Hıristiyan dinini ve Rusları egemen yapmak kendinden sonra gelecek Ruslara en büyük hedef olarak belirtilmiştir vasiyetnamede.  Petro, Rusya’nın Dünya hâkimi olması için Türkiye’yi ele geçirmesini şart koşmuştur. Rusya topraklarının sınırlarını işgal yoluyla genişletmek halkımın görevidir, diyen Petro ‘hiç kuşku yok ki, İstanbul’a sahip olan çar tüm dünyada ilahi çar, yani dünyanın hükümdarı olacaktır’ sözleriyle asıl amacının yalnız Türkiye’yi değil tüm dünyayı ele geçirmek olduğunu belirtmiştir. Hindistan’a açılan yolun da Türkiye’nin başkenti İstanbul’dan geçtiğini vurgulayan Petro, İsveç, Norveç, Türkiye, İran ve Polonya’nın işgalinden sonra İtalya ve Fransa’nın ele geçirilmesi gerektiğinin Avrupa hâkimiyeti anlamına geldiğini söyleyerek, daha sonra yavaş yavaş tüm dünyaya hâkim olmalarını vasiyet etmiştir. “Ruslar kendilerinin yegâne büyük millet olduklarını beşikten itibaren bilmeli ve ona göre hareket etmelidir!” diyen Petro, “ileride Rusya ve Rus milleti bu vasiyete göre yaşamalıdır!” sözleriyle bugünkü Rusların da amaç ve hedeflerini belirlemiştir. Aradan yaklaşık 300 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen Petro’nun bu vasiyeti unutulmamıştır ki, Ruslar bugün Petro’nun vasiyeti doğrultusunda hedeflerine doğru ilerlemektedir. 28 Şubat 1725 tarihinde Petro’nun ölümünden sonra, Rusya’da çarlar, yöneticiler, devlet düzeni değişmiş fakat Türklere karşı yürütülen yok etme siyaseti, tüm Türklerin ana vatanı sayılan Türkiye’yi ele geçirme, dünyanın hâkimi olma hayalleri hiç değişmemiştir. Ruslarda “Cihangir” anlamına gelen “Vladimir” adına oldukça sık rastlanması bunun açık bir örneğidir. (Vladimir İlyiç Lenin, Vladimir Jirinovskiy, Vladimir Putin v.s.). Dünyanın hâkimi olmak için Türkiye’ye sahip olmak gerektiğinin altını çizen Petro’nun sözlerinden yola çıkarak, SSCB döneminde 1945 yılında kraldan çok kralcı olan Gürcü asıllı Stalin’in Türkiye’den boğazları istemesi bu vasiyetin gereğidir.

Katerine0011

(Çariçe II. Katerina‘nın Osmanlıları yenmesini gösteren temsili bir tablo – Stefano Torelli 1772)

Günümüz Rusya’sı yöneticileri de Petro’nun gizli vasiyeti yerine getirmek için ellerinden geleni yapmaktadır. Bugün Rusya’nın beyaz, mavi, kırmızı renkleri taşıyan bayrağının Petro’nun bayrağı olduğu göz önünde bulundurulursa, Rus yöneticilerinin Petro’ya ne denli bağlı olduğu ortadadır. Ayrıca Petro’nun gizli vasiyetinden söz edenler yanmaktadır. Örneğin, Tataristan’ın Çallı Tatar İçtimai Merkezi reisi Refis Kaşapov, “Petro’nun Gizli Vasiyeti” başlıklı yazıyı internette paylaştığı gerekçesiyle hakkında Nisan 2008’de RF. Anayasası’nın 282.maddesinin 1.fıkrası olan “Uluslar ve Dinler Arası Kin ve Düşmanlığı Körükleme” suçundan soruşturma açılmıştır. Mahkeme Kaşapov’u suçlu bulmuş ve 24.04.2009’da 1,5 yıl şartlı ceza vermiştir. Kaşapov verilen cezaya tepki olarak,Bugünlerde gerçeklerin arkasında durmak çok ağır ve tehlikelidir” sözleriyle yanıt vermiştir. Gerçekten de bugün Rusya’da gerçekleri gün ışığına çıkarmak, gerçeklerden bahsetmek son derece tehlikelidir. Fakat her şeye rağmen, hapishaneleri, sorgulamaları, tehditleri ve hatta ölümü bile göze alan Tatar milliyetçileri gerçekleri söylemekten çekinmemektedirler.

Rusya’nın bugün de Petro’nun çizdiği yoldan gittiği iç ve dış siyasetinde gözlemlenmektedir. Rusya’nın Türkleri yok etmeye dayalı olan iç siyasetinden bazı örnekler:

– Latin alfabesine geçişin yasaklanması;

– Ana dilde eğitimin yasaklanması, Tatar, Başkurt gibi Türk okullarının kapatılması;

– Lise mezuniyet ve üniversiteye giriş sınavlarının Rus dilinde yapılması;

– 2012–2013 eğitim yılında Hıristiyan dini derslerinin zorunlu olarak okullarda okutulmasının kararlaştırılması;

Dış siyaset kapsamında olan Petro’nun gizli vasiyeti gereği Türkiye’de yapılan uygulamalardan bazıları:

– Türkiye’de Ruslarla olan evliliklerin her geçen yıl daha da artması;

– Yabancılara gayrimenkul satışları sonucu Antalya’da (Ak Deniz Bölgesinde) Rusların çoğalması;

– Antalya’da Rus Okulu’nun açılması;

– Karşılıklı vizelerin kaldırılması (Türklerin Rusya’ya gideceğine pek ihtimal vermiyorum);

– 2007 yılının Türkiye’de Rusya Yılı ilan edilerek, Türkiye’de Rus propagandasının yapılması; Rus-Türk Dostluk Dernekleri’nin ortaya çıkmasıdır. Ruslarla Türkler tarih boyunca her zaman ezeli ve ebedi düşmandır ki, bu düzmece derneklerin kurulmasının amacı farklıdır.

– Petro’nun ya satın alarak, ya da yok ederek elde etme siyaseti doğrultusunda, Rusya’nın bazı hainleri ödül verme yoluyla kendi amaçlarında kullanması. Bilhassa son yıllarda Puşkin Ödülü, bir de 2005 yılında Kazan’ın 1000 yıllığı vesilesiyle Türkiye’de Putin imzalı ödüllerin dağıtılması; bu ödüllerin hayranlıkla kabul edilmesi;

– Son olarak Nisan 2011’de Mersin Akkuyu’da Atom Tesisi kurulması için Türkiye-Rusya arasında anlaşma yapılarak imza atılması ve bunun 2012 yılında yapımına başlanacağı, bir de atom tesisinin uzun yıllar Rusların kendilerinin işleteceği göz önünde bulundurulursa, bu durum Türkiye’yi Rusların eline teslim etmek anlamına gelmektedir. Türkiye zaten doğalgaz ve petrol bakımından Rusya’ya bağlı durumdadır ki, Mersin Akkuyu’ya Atom Santrali yapılırsa Türkiye büsbütün Rusya’ya bağlı kalacaktır.  

Ayrıca Rusya, bağımsızlık davasıyla ortaya çıkan Türklere “terörist”, “bölücü” damgasını vururken, Moskova yakınlarında PKK eğitim kamplarının barındırılması Rusya’nın ikiyüzlülüğünden başka bir şey değildir. Rusya’nın PKK’lılara neden yardım ve yataklık yaptığı ortadadır… Her zamanki siyaset: “Parçala ve Yut!”.

Yukarıda sayılanlar Petro’nun gizli vasiyetinin adım-adım, basamak-basamak, yavaş-yavaş yerine getirilmesidir. Birilerinin çıkarları uğruna vatanı ve milleti göz ardı etmek düpedüz hainliktir, ihanettir. Hükümetler gelip geçicidir. Biri gider, yerine diğeri gelir… Fakat vatan, millet, ülkü ve ilkeler kalıcıdır… Vatan, millet ve ülkülere gelecek zararın telafisi yoktur. Kimin dost, kimin düşman olduğunu ayırt etmek hepimizin yararınadır ki, zamanında tedbirimizi almalıyız. Rusların ve Rusya’nın, Türkler ve Türkiye için tehlike olduğu gerçeğini asla unutmamalıyız!


Kaynakça:

  1. Axis, Ansiklopedik Sözlük, Petro I, Büyük maddesi, 5.Cilt, s: 2678, İstanbul 2000.
  2. Axis, Büyük Ansiklopedi, Büyük Petro maddesi, 9.Cilt, s: 394–385, İstanbul 1999.
  3. Beyremova, Feüziye, Bahadirşah, Kazan 2006.
  4. Eydi, Teüfik, Yeşeren Vasıyet (Gizli Vasiyet), Kazan Utları (Kazan Odları) Dergisi, 1.sayı, Kazan 1992.
  5. Meydan Larousse, Petro I maddesi, 10.Cilt, s: 74, İstanbul 1987.
  6. Sertel, Adem, Tecrübenin Dili: Konu Konu Atasözleri, İstanbul 2006.
YAZARIN SON YAZILARI
İLKELİ DURUŞ - 1 Aralık 2016
ZULÜM ve DİRENİŞ - 31 Ekim 2016
MENFAAT… - 20 Eylül 2016
GÖÇ… - 25 Ağustos 2016
MEZARSIZ KAZAN TATARLARI - 13 Ağustos 2016
İKİ ÖLÇ, BİR BİÇ - 30 Haziran 2016
MİLLET MİKROBU… - 30 Mayıs 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Abdullah Yücesan dedi ki:

    Sagolunuz

BİR YORUM YAZ