PADİŞAHIM ÇOK YAŞA!

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek08

Osmanlı hayranlığının sık sık dile getirildiği bugünlerde başkanlık tartışmalarının da yoğunlaşması gözleri Osmanlı sultanlarının yetkilerine çevirdi.Padişahların sınırsız yetkisi yoktu. Yasalara aykırı emir veremezdi. İktidar; sultan, vezir-i azam ve şeyhülislam arasında paylaştırılmıştı. Sultanın harçlığı biterse devlet hazinesinden ancak borç alabilirdi

Bu hafta başkanlık sistemini içeren Anayasa teklifi TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Kimi bu öneriyi Osmanlı sultanına özenti ile ilişkilendirdi. Kimisi önerilen sistemin Türkiye’ye özgü bir seçimli monarşi getirdiğini ileri sürdü. Biz de ‘Osmanlı sultanı kimdir, yetkileri nelerdir, mutlak hâkim midir’ gibi sorulara cevap vererek Osmanlı sultanının bir ilham kaynağı olup olmayacağı tartışmalarına katkı yapmak istedik.

Başkanlık sisteminin konuşulduğu ve Osmanlı medeniyetine hayranlığın sıkça dile getirildiği bu dönemde Osmanlı devlet yönetimi ve sultanın yetki ve sorumluluklarını bir tarihçi olarak hatırlatmak istedim. Toplumda Osmanlı sultanının otoriter, mutlak hakim, başka bir deyişle “astığı astık kestiği kestik” bir kişi olduğu söylenir. Osmanlı anlayışında her insan padişaha hayır duası etmeli, hakaret etmemelidir. Defterdar Sarı Mehmet Paşa’nın eserinde yer verdiği şu dörtlük meşhurdur:

Kıl duâ Padişâha söğme sakın
Anı zirâ halife kıldı Allah
Sen o zâtı şerifi sanma güzâf
Ki odur yeryüzünde zıllullah

Osmanlı sultanı kendisinden önceki Türk devlet başkanları gibi bütün yetkileri üzerinde toplamıştı.

FATİH SULTAN MEHMET VE KANUNNAMESİ

Tahta geçişinin Allah’ın lütfuyla olduğuna inanıyordu. Bu yüzden icraatlarından dolayı Allah’a hesap vermek durumundaydı. Adil bir yönetici olamazsa kendisine karşı isyan edilmesi meşruydu. Bu bakımdan Osmanlı sultanı Papa gibi yanılmaz ve dokunulmaz değildi. İlk mutlak hükümdar tipini Osmanlı Devleti’nde meydana getiren Fatih Sultan Mehmet’tir. Bu amaçla yaptığı kanunla meşhur oldu.

Fatih Sultan Mehmet çıkardığı kanunname ile mutlak bir hükümdar tipi oluşturmuştu. Sarayın girişinde “Sultan, Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir” yazıyordu. Ancak sultan yetkilerinin önemli bir kısmını vekil-i mutlak olan veziriazama (başbakan) devretmişti.

OSMANLI SULTANI MUTLAK OTORİTE DEĞİLDİ

Kanun gereği sultanın dünyevi yetkileri vezire, dini yetkileri kazaskere, mali işleri de defterdara devredilmişti. İcraatın yasal olup olmadığına ise şeyhülislam fetvasıyla karar verirdi. Başka bir deyişle iktidar; sultan, veziriazam ve şeyhülislam tarafından paylaşılmıştı. Ancak sultanın hepsini atama ve görevden alma yetkisi vardı.

SULTAN YASALARA AYKIRI EMİR VEREMEZDİ

Osmanlı sultanı mutlak otorite sahibi görünse de halk arasında sıkça dile getirildiği gibi “astığı astık, kestiği kestik” gibi bir şey yoktu. Devlette şeriat hükümleri esas olduğundan sultanın çıkardığı kanunlar şer’i hukuka aykırı olamazdı. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni gibi otoriter padişahların bile iktidar güçleri sonsuz değildi. Kanuni’nin şeyhülislamı Ebussuud Efendi bu otorite sınırlamasını şu veciz cümle ile ifade etmişti: “Nâ meşru nesneye emr-i sultani olmaz.” (Yasal olmayan şeyde Sultan’ın emri hükümsüzdür.)

OSMANLI SULTANLARI HESAP VERMEK ZORUNDAYDI

Sultanın mutlak otoritesinin sınırlı olduğunun bir göstergesi de hesap verebilir konumda olmasıydı.Sultan, devletin arazilerini kendi çevresine dağıtıp halkı ve ümerayı ihmal eder, makam ve mevkileri ehliyetsiz insanlara dağıttığına ve devlet malını çarçur ettiğine dair genel bir kanaat oluşursa padişahın adil olmadığına hükmedilirdi.

Bu durumda kendi tayin ettiği şeyhülislam onun tahttan indirilmesi için fetva verebilirdi. Deli İbrahim altınları balıklara yem diye attığı için tahtını kaybetmişti. Yani adil olmayan sultana karşı darbe meşruydu.

PADİŞAHIN KENDİ SERVETİ SONSUZ DEĞİLDİ

Teorik olarak Osmanlı sultanı mülkün sahibiydi. Yani devletin bütün malı mülkü onundu. Ülke topraklarının %80 kadarı miri arazi yani devletindi. Ama gerçekte sultanın hazinesi ayrıydı. Sultanın kendisine ait gelirlerinin toplandığı hazineye “Enderun Hazinesi” deniyordu.

Vakıflardan, malikânelerden, haslardan, ganimetlerden vs. sultanın çok önemli gelirleri vardı. Bununla birlikte harcamaları da çoktu. Bu yüzden bir bütçesi vardı. Harçlığı biterse devlet hazinesinden ancak borç alabilirdi.

CUMA SELAMLIĞI ZORUNLUYDU

Osmanlı sultanı halka da hesap vermek zorundaydı. Zulme uğrayan herkesin sığınacağı kişi sultandı. Adil olmak bir sultan için ölüm kalım meselesiydi. Ülkeyi adaletle yönetmediğine inanılırsa kendisine karşı isyan etmek caizdi. Bu yüzden sultan her hafta belirli bir gün ve yerde mecburen halk ile buluşurdu. Bu resmi bir törendi. Müslümanlar ve gayrimüslimler hatta ecnebiler gelir ve doğrudan sultana şikâyetlerini iletebilirlerdi. Askerler halkın arasına girer ve dilekçeleri toplardı. Yine de dilekçe sunmak zordu. Bu zorluğu aşmanın ve fark edilmenin çarelerinden birisi bir hasır yakıp, sopanın ucunda havaya kaldırarak dikkat çekmekti.

“YAŞA LAKIRDISI PADİŞAH EFENDİMİZE MAHSUSTUR”

II. Abdülhamid döneminde “Yaşasın” muhalefetin sloganları arasına girdi. İttihatçılar sırf muhalefet olsun diye “Yaşasın Kanun-i Esasi” diye bağırıyorlardı. Sultanın Mithat Paşa’yı sürmesi üzerine seyirci tiyatroda “Yaşasın Midhat Paşa” diye bağırmıştı. Sultan Abdülhamid’e gelen bir jurnale göre Ermeniler hastane bahçesinde toplanmış “manasız” şarkılar söylemiş ve “Yaşasın” diye bağırmışlardı. Kısaca bu dönemde “Yaşasın” kelimesiyle başlayıp “padişah” diye bitmeyen her şey bir tehdit olarak algılanıyordu.

“PADİŞAHIM ÇOK YAŞA” DEMEK İÇİN ALKIŞCIBAŞI VARDI

Sultan II. Abdülhamid kendisine bir alkışcıbaşı tayin etmişti. Alkışcıbaşı Şeyh Tevfik Bey’den öğrendiğimize göre alkışın bir protokolü vardı. “Cuma Selamlığı”nda hademe-i şahaneden on kişi alkış yapmaya başlar, askerler üç defa “Padişahım çok yaşa” diye bağırırdı. Üç ayrı alkış çeşidi vardı. 6, 8 veya 12 kişiden oluşan Mızıka-i Hümâyûn hademesi halka şeklinde durarak şu alkışları yapardı: l “Uğurun hayır ola, yaşın uzun ola, Hak Teâlâ Efendimiz’e ömürler vere, devletinle çok yaşa.” l “Yardımcın Allah ola, devletinle çok yaşa.” l “Maşallah, ömr-ü devletinle çok yaşa.”

OSMANLI SULTANINA ÖZENMEK

Osmanlı devlet yönetimi ve sultanın konumu bugünlerde çok tartışılan başkanlık sistemi için bir model olabilir mi? Bölgesel güç olmak için devlet başkanının tıpkı Osmanlı sultanı gibi otoriter ve mutlak hakim mi olması gerekir? Acaba Osmanlı sultanının her sözü kanun hükmünde miydi?

‘İyi sadrazam padişahın sırlarını açığa vurmaz ayıplarını örter’

Bizim başkanlık siteminde başbakan olur mu bilemeyiz. Defterdar Sarı Mehmet Paşa’nın “Devlet Adamlarına Öğütler” adlı eserine göre Osmanlı’da sadrazam padişahın vekiliydi. İyi vezir padişahın sırlarını açığa vurmayan, ayıplarını örtmeye çaba gösteren, gerek hizmette gerek övmede ne ederlerse doğru ve gönülden edenlerdi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ