ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ

ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ

Orta Asya’nın merkezinde yer alan Özbekistan, güneybatıdaki Amu Derya ve kuzeydoğudaki Sir Derya nehirleri arasında uzanan toprakların büyük bölümünü kapsar. Kuzey ve kuzeybatıdaki Kazakistan, doğu ve güneydoğudaki Kırgızistan ve Tacikistan, güneybatıda Türkmenistan, güneyde ise, Afganistan’ın küçük bir bölümüyle çevrilidir. 1936’da kurulan Karakalpak Özerk Bölgesi de Özbekistan sınırları içindedir.

Kuzeybatı bölgesi çöllük ve ovalıktır. Taşkent ve Endican Bölgesi ise, doğu kısmını oluşturur ve bu bölge, Tien-Şan dağlarının başlangıç noktasıdır. Özbekistan’ın düzlük olan kuzey bölgesinde üst yurt düzlükleri, güneyde ise, Kızılkum Çölü’nün düzlükleri uzanır. Aral Gölü’nün güney kısmı da Özbekistan sınırları içinde yer alır. Amu Derya’nın yardığı topraklar kapalı bataklıklarla doludur.

Ülkede orman alanı son derece azdır. (1.2 milyon hektar) Ancak yoğun çevre sorunlarıyla karşı karşıya bulunan ülkede önlem alma gereği doğmuş ve Buhara ile Kızılkum Vadilerinde çölleşmeye karşı 50 bin hektarlık alan yeniden ağaçlandırılmıştır. Amu Derya ve Sir Derya nehirleri ile birlikte Zarefşan suyu ve başka küçük nehirlerin suları kilometrelerce uzanan kanallar sayesinde çöle dağıtılmıştır. Ülkede bitki örtüsünün %90’ı hayvancılığa elverişli bulunmaktadır. Özbekistan’da yapılan barajların çoğu sulama amacıyla yapılmıştır. Ülkenin en büyük barajı 1956’da Sir Derya nehri üzerine yapılan Karakum (513 km2) Barajı, en küçüğü ise 1955’te yapılan Kosonsoy (5.6 km2) Barajı’dır. Tarım topraklarının 3 milyon hektarı kolektif olarak Kolhozlar tarafından işletilmektedir. 700 bin hektarlık alan ise devletin sovhozlarına aittir. Özel mülkiyete ait arazi de bulunmaktadır.

Özbekistan toprakları idari olarak 12 eyalete ayrılmıştır; Buhara, Navii, Endican, Harezm, Surhanderya, Cizzak, Kaşkaderya, Namangan, Semerkand, Sir Derya, Taşkent ve Fergana. Bunun yanı sıra Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti de Özbekistan toprakları içerisinde yer almaktadır.

Demografik Özellikleri

Orta Asya cumhuriyetlerinden biri olan Özbekistan, 447.400 km2’lik yüzölçümü ve 25 milyonluk nüfusu ile bölgenin en kalabalık ülkesidir. Eski SSCB içinde de Rus ve Ukraynalılardan sonra en büyük üçüncü “millet” Özbekler olmuştur.

Özbekistan’da 60’tan fazla etnik grup yaşamaktadır. Cumhuriyet içerisinde Kongrat, Nayman, Kineges, Mangıt, Toyak, Saray, Barın, Üç Urug, Bugut, Arlat, Kanglı, Kırk, Bataş ve Karakalpak gibi boylara rastlamak mümkündür. Ancak bu boylar arasında evlilikler çok sınırlı kalmıştır.

II. Dünya Savaşı öncesi, 1926-1939 arasında yapılan nüfus sayımları, Müslüman halkların nüfus artışının, ülke ölçüsünde, Slav kökenli ve diğer halkların gerisinde kaldığını göstermektedir. Savaştan sonra bu durumda köklü değişiklikler olmuştur. Slav kökenli halklar karşısında Türk kökenli Müslüman halkların nüfusu hızla artmıştır. Bugün de özellikle Özbekistan, nüfus artışı yönünden dinamik toplulukları barındırır.

Özbekistan’ın son belirlemelere göre 25 milyon olan nüfusunun %71’ini Özbekler, %10’unu Ruslar, %4.7 Tacikler, %4 Kazaklar, %2 Karakalpaklar, %1.7 Tatarlar ve diğer etnik gruplar oluşturmaktadır. Bu etnik grupların oranları %1’in altındadır ve Koreliler, UkraynalIlar ve Yahudiler dışında kalanlar, Türk topluluklarıdır. Türklerin tamamına yakını Müslümandır. Ruslar ve Ukraynalılar genellikle Ortodoks Hıristiyan, Koreliler ise çoğunluklar Budisttir. Özbekistan’ın yerli halkı ve en büyük etnik kitlesi olan Özbekler, Türkçenin Çağatay Karluk Lehçeleri grubuna giren bir lehçesini konuşurlar. Eskiden Arap harfleriyle yazılan dil Sovyet döneminde Kiril alfabesiyle yazılmaya başlanmıştır. Bağımsızlıktan sonra ise, Latin alfabesinin kullanılması çalışmaları yoğunlaşmıştır.

Rus azınlık nüfusu, diğer Türk cumhuriyetlerine oranla Özbekistan’da daha azdır. Ruslar, Taşkent gibi büyük metropollerde yaşamakta ve başat mevkilerde yer almaktadırlar. Özbekistan’daki yönetim kadrosu esas olarak Özbeklerden oluşmakla birlikte teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren yerlerde Ruslar görev yapmakta ve özellikle hizmet sektöründe hakim durumda bulunmaktadırlar. Özbekler ile Ruslar arasında kayda değer bir çatışma yaşanmamış olmasına rağmen, gelecekleri konusundaki belirsizlik, Özbekistan’ın Kasım 1993’te ulusal parasını tedavüle koyması ve Özbek yönetimin Rus azınlığa, Moskova’nın baskısına karşın çifte vatandaşlık hakkı tanımamakta direnmesi Rus nüfusun esasen var olan göç eğilimini artırabilecektir.

Özbekler ile bazı etnik gruplar arasındaki ilişkilerin de uyumlu olduğu söylenemez. Nitekim, 1989 yılında Özbekler ile Ahıska Türkleri arasında kanlı çatışmalar meydana gelmiş, bir grup Ahıska Türkü ülkeyi terk etmiştir. Yine Fergana vadisinin Kırgızistan tarafında Kırgızlar ile Özbekler arasında toprak anlaşmazlığı nedeniyle ortaya çıkan ciddi olaylar Özbekistan’daki Kırgızlar ile olan ilişkileri de etkilemiştir.

Özbekistan nüfusunun büyük bölümünün Özbeklerden oluşması hem bir siyasi güç hem de bir istikrar unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bu durum aynı zamanda yönetimde ve ekonomide Ruslar tarafından donatılmış olan kilit mevkilerin Özbekleştirilmesinde Devlet Başkanı Kerimov’a büyük kolaylıklar sağlamıştır.

Özbekistan’daki nüfus artışı oldukça fazladır ve üçüncü dünya ülkelerine eşittir. Ancak bu durum özellikle ekonomi yönünden birtakım olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Örneğin bütün ülkedeki çalışma yaşına gelmiş nüfusun, bu ülkedeki artışı %90’dan fazladır. Tüm eski SSCB’nin iki katı doğum hızına sahip Özbekistan’da bu artış 1970-1989 yılları arası %68.6 olarak saptanmıştır. Oysa bu oran SSCB’de %18.6 olmuştu. 2010 yılında Özbekistan’ın 32-36 milyona ulaşacağı hesaplanıyor. Bu nüfus artışının sonucu olarak, verimli ve su tarımı yapılan bölgelerde yoğunlaşma artacak ve kişi başına düşen toprak alanı azalacaktır. Bu soruna göç politikası ile çözüm bulunması da şimdilik mümkün görülmemektedir. Çünkü tüm Orta Asya bölgesinde yerleşik nüfusun göç oranı genel ortalamanın %25-30’u dolayındadır. Bu bölgelerden oldukça az göç olmaktadır ve özellikle kırsal kesimdeki nüfus hareketsizdir. Bunun yanında, Özbekistan diğer Orta Asya cumhuriyetlerine oranla kentli nüfusun en fazla olduğu ülkedir. 1979-1989 yılları arasında bu oran %41 olarak belirlenmiştir. Ancak kentli nüfusun giderek azalması olgusu bugün de devam etmektedir. Kırsal yörelerde oturan ve ülkenin toplam nüfusunun %59’unu oluşturan halkın dörtte üçü Özbek kökenlidir.

Özbekistan, Azerbaycan’dan sonra en fazla yerli nüfusu kapsar ve diğer cumhuriyetlere oranla en az Rus nüfusu barındıran ülkedir. Ülkede pek çok etnik grup olmasına karşın Özbekler %7 oranında Tacikistan’da, %3.5 oranında Kırgızistan’da, %2, Türkmenistan’da ve Kazakistan’da yaşamaktadır. Ayrıca, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde 20 bin dolayında Özbek yaşamaktadır.

Cumhuriyet’in başkenti Taşkent, 2 milyon nüfusu ile Orta Asya’nın en büyük metropolüdür. Özbekistan’da nüfus artış oranı %2.2’dir ve nüfusun %40’ı yirmi yaşın altındadır. Ülke nüfus yoğunluğu, kilometre kareye 45 kişidir. En yoğun nüfuslu kent ise, kilometre kareye 400’den fazla insan düşen Endican’dır.

Özbekistan’da insanların ortalama ömür süresi 70 yıldır. Aileler ortalama 8 kişiden oluşur. Nüfusun %65’i işçidir. Halkın birinci derece geçim kaynağı tarımdır ve milli gelirin %75’i tarımsal gelirlerden elde edilir.

Bugün nüfusun yaklaşık 2.1’ini oluşturan Karakalpaklar, Kazaklara yakın bir Türk boyudur. Yaşadıkları bölge olan Karakalpakistan, 1925 Nisanı’nda Kazak Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin bir bölgesi durumundaydı. 20 Mart 1932’de özerk statüsünü kazanan bölge, Aralık 1936’da Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne dahil edilmiştir.

Toplumsal yapı açısından bakıldığında, Özbekler için geçmişten gelen yerleşik bir din kültürü söz konusudur. Kırsal kesimde eğlenceye düşkün olan Özbeklerin arasında koç dövüşleri yaygındır. Bakırcılık, halı dokumacılığı gibi el sanatları da oldukça ünlüdür. Aile bağları yanında sosyal bağlar da güçlüdür. Eski gelenek ve görenekler kaybolmamıştır. Göçebe Özbekler arasında kabile bağları oldukça köklüdür. Bu nedenle, 1950’de bu bağları koparmak için küçük köyler kurulması kararlaştırılmıştı. Özbek ailesinde “baba otoritesi” her şeyden üstündür. Sovyetler eski gelenekleri ortadan kaldırmak için birtakım yenilikler getirmeye çalışmışlardır. Örneğin, sadece kadınların katıldığı beşik törenleri yerine, erkeklerin de katıldığı törenler teşvik edilmiştir. Her çocuk doğduğunda ve doğum günlerinde doğum günleri düzenlenmeye çalışılmış ve bunda da başarılı olunmuştur.

Müslüman ve Türk kökenli bir halk olan Özbekler arasındaki birliği bundan önce yöre, nesep, coğrafya ve şeceresi sağlıyordu. Aile, klan, kasaba, köy gibi olgular özel kimliğin ilk belirleyicileriydi ve geleneksel toplumda politik bağlılığa sahipti.

II. Dünya Savaşı’nda Avrupa’daki fabrikaların sökülerek, personeli ile birlikte Özbekistan’a yerleştirilmesi Avrupalı nüfusun artışına sebep olmuştur. 1945 yılından bu yana artan ekonomik kalkınma işgücü ithalinde de paralel bir yükselme göstermiştir. 1959 nüfus sayımı cumhuriyetler içerisinde 5 milyon Özbeğe karşı 1 milyon Rus olduğunu göstermiştir.

Klan ve kabile bilinci, Sovyet döneminde daha da güçlendi. Çünkü bu bilinç, Moskova’nın ulusal toplumları bölmek amacıyla izlediği “assamilasyonist” politikalara karşı direncin doğal ve kendiliğinden oluşan bir şekli oldu. Ulusal kadroların çoğunluğu da klan ve kabilelerine sadık kaldılar.

1970’lerde diğer Orta Asya halklarının çoğu gibi Özbekler de “mahallah” olarak adlandırılan yerleşim birimlerinin güncelleştirilmiş versiyonlarına yerleştirilmişlerdi. Mahallah bir Müslümanın doğduğu, büyüdüğü ve olağan bir şekilde bütün hayatını geçirdiği bir mahalleyi anlatıyordu. Özbekistan’da Müslüman çevresi ve zihniyeti yaşamın bütün yönlerine hakimdir. Bireyin öncelikli başlıkları bu yerli mahallelerde oluşuyordu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ