ÖZBEK EDEBİYATINDA TİYATRO TÜRÜ ÜZERİNE

ÖZBEK EDEBİYATINDA TİYATRO TÜRÜ ÜZERİNE

Özbek edebiyatına Batılı anlamda tiyatronun edebî tür olarak girmesi, 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başlarında olmuştur.

Orta Asya kültür tarihinde var olan bu tür, halk tiyatrosu özellikle tulûat ve kukla tiyatrosu şeklinde sunulmuştur. Orta Asya Rusya tarafından istilâ edildikten sonra Avrupa tarzı tiyatroya ve dramaya ilgi uyandırılmıştır. 19. yüzyılın sonlarında ülkede Rus nüfusunun artması, Türkistan tiyatro gruplarının oluşmasına ve Taşkent’te ilk tiyatronun (1877) teşkil edilmesine yol açmıştır. Bunu, Hokant, Semerkant ve diğer şehirlerde kurulan amatör gruplar izlemiştir.[1]

Özbek edebiyatında tiyatro türünün örnekleri ceditçilik hareketinin yorulmaz savaşçıları, fedakâr yazarlar tarafından verilmiş ve bu dönemde bir ekol yaratılmıştır. Özbek edebiyatına tiyatro türünün girmesinde ve gelişmesinde ceditçilik dönemi, ayrı bir öneme sahiptir. Bu dönem, dünyanın pek çok ülkesine yazarların ve şairlerin gidip geldiği, dolayısıyla bu ülkelerdeki her türlü yeniliği de gördükleri bir dönemdir. Yaratıcılık yılları bu devre denk gelen yazarlardan Hamza Hekimzade, İstanbul, Mısır ve Arap ülkelerine gitmiştir. Fıtrat, Türkiye’de okuduğu yıllarda Türk edebiyatına yeni giren bu türün örneklerini görme ve okuma imkânı bulmuştur. Dolayısıyla ceditçilik hareketinin başlayıp, yayıldığı yıllarda, Türkiye’de de bu yeni türün halkı bilinçlendirmek için kullanılması, oldukça yararlı ve verimli olmuştur. Hem yazılı, hem de sahnelenmesi sonucu, görsel olarak halka hitap eden bu tür, halk tarafından okunmuş, beğenilmiş ve ilgiyle izlenmiştir.

Özbek edebiyatında tiyatro türünün gelişmesinde halk sözlü geleneğinin, Türk, Azerbaycan, Tatar ve Rus tiyatro geleneğinin önemli katkıları olmuştur.

Özbek edebiyatında tiyatro türünde ilk eser veren şahsiyet, ceditçilik hareketinin Türkistan sahasındaki kurucularından olan ve bu yolda canını feda eden Mahmud Hoca Behbudiy’dir. Eğitimin, okumanın yararlarını usul-i cedit okullarında anlatmanın yeterli olmadığını, edebî eserlerle de desteklenmesi gerektiğini düşünen Behbudiy, 1911 yılında “Pederkuş” (Yahud okımegen balenin hali) adlı dramı kaleme almış, ancak 1913 yılında basılabilmiştir.[2]

Üç perde ve dört sahneden oluşan, hacim olarak küçük, ancak içerik olarak geniş olan bu eserde Behbudiy, sonunu düşünmeyen bir zenginin, çevresindekilerin sözünü dinlemeyip oğlunu okutmaması sonucu cahil kalan oğlu Taşmurad’ın sokak serserilerine katılması ve kendi babasını öldürmesi olayını işlemiştir.

Eserin son perdesindeki Ziyali’nin sözleri insanları okumaya davet eder niteliktedir: “Bilimsiz ve terbiye görmeyen çocukların sonu budur. Eğer bunları babası okutsaydı, bu cinayet ve baba katliamı meydana gelmez ve bunlar böyle içmezlerdi. Dünyada halklar bilim yoluyla gelişir. Esir ve zebun olanlar ise bilimsizliktendir. Eğer bizler terbiye görmeyen çocuklarımızı okutmazsak, bu tür kötü olaylar ve bedbahtlıklar aramızda daima olacaktır. Bu işlerin yok olması için okumak ve okutmaktan başka çare yoktur.”[3]

“Pederkuş” dramının yayımlanması tam anlamıyla Özbek millî tiyatrosunun doğuşunun belirlemiştir. Bu yıl Semerkant’ta Behbudiy, Taşkent’te Münevver Kâri ve Abdulla Evlaniy başkanlığında eseri sahneye koyma çalışmaları başlatılmıştır.[4] “Pederkuş” dramı ilk olarak amatör oyuncular tarafından 15 Ocak 1914 yılında sahnelenmiş ve daha sonra bütün Türkistan’da gösterilmiştir.[5]

Eserin sahnelenmesi, Türkistan’da tiyatro türüne ilgiyi artırmanın ve halkı okumaya çağırmanın yanı sıra, o dönemde pek çok tiyatro eserinin yazılmasına da vesile olmuştur.

Ceditçilik döneminde ilk tiyatro eseri Semerkant’ta kaleme alındıktan sonra diğer şehirlerde de benzeri çalışmalar yapılmış, tiyatro grupları kurulmuş ve yeni eserler yazılmıştır. Ceditçilik hareketinin Taşkent’teki öncüleri Abdulla Evlaniy ve Münavver Kâri, 1913 yılında Turan grubunu oluşturmuşlar ve “Pederkuş” dramını seyircinin beğenisine sunmuşlardır.

Tiyatro türüne olan ilgi kısa süre içinde artmış, Hokant’ta da amatör gruplar kurulmuş ve “Pederkuş” dramı sahneye konulmuştur.

Hokant’ta ceditçilik hareketinin öncülerinden olan ve Afganistan, Hindistan, Arap ülkeleri, Azerbaycan ve Türkiye’ye giden, bu ülkelerdeki yenilikleri yerinde tahlil etme imkânına sahip olan Hamza Hekimzade Niyaziy, tiyatro türüne çok önem vermiştir.

Özbek edebiyatına tiyatro türünün ölmez eserlerini kazandıran Hamza’nın 1918’de yazdığı “Bay ile Hizmetçi” adlı beş perdelik eseri, ayrı bir öneme sahiptir. Dönemin sosyal olaylarını büyük ustalıkla dramlarında aksettirebilen Hamza, bu eserde çok eşli Salihbay’ın evinde çalışan Gafır ve Cemile’nin bahtsız sevgisini ele almıştır. Salihbay, evinde çalışan, Gafır ile evli olan Cemile’ye göz koyar ve onu elde etmek, kocasından ayırmak için olmadık yollara başvurur. Hatta din adamları bile Cemile’yi ikna etmeye çalışırlar. Ancak, Cemile ve Gafır’ın birbirlerine karşı olan sevgileri buna engel olur. Salihbay ve taraftarları, sonunda Gafır’a iftira atıp tutuklatırlar ve Sibirya’ya sürgün ettirirler. Cemile’ye zorla sahip olacağını düşünen Salihbay, Cemile’nin zehir içerek intihar etmesi sonucu kötü amacına ulaşamaz.

Gafır ve Cemile’nin saf sevgisi ile birlikte bu eserde çok eşliliğin kötü yönleri de başarıyla gözler önüne serilmiştir. Ayrıca, ceditçilik hareketinin amacı, Cemile’nin ölüm öncesi annesine söylediği vasiyetinde ifadesini bulur: “Kardeşimi zenginin yanına vermeyin, okutun.”

“Bay ile Hizmetçi” dramının son perdesi kaybolmuştur. Yayımlanırken Hamza Hekimzade Niyaziy’nin başkan olduğu “Ülke Seyyar Drama Cemiyeti” tarafından 1919’da çıkarılan afişten alınmıştır.[6]

Hamza Hekimzade, döneminin sosyal olaylarıyla yakından ilgilenmiş ve 1916 yılındaki özgürlük isyanıyla ilgili olarak “Laşman Faciası” adlı eserinin üçüncü bölümü olan “İstibdad kurbanları”nı (1918- 1919) kaleme almıştır. Bu eserde yazar, 1916 yılı yazında Çar hükümetinin Türkistan’dan işçi almasının halka ne kadar ağır yük getirdiğini ustalıkla işlemiştir. Hamza H. Niyaziy “Tuhmetçiler Cezasi” (1918), “Kim Togri” (1918) adlı eserleriyle komedi türünün ilk örneklerini vererek, bu türün öncülüğünü yapmıştır. “Burungi Kazılar Yahud Meyserening İşi” (1926) “Perenci Sirleriden Bir Levha” (1927) eserlerinde de kadının toplumdaki yeri ve peçe takmayan kadınların durumunu yine komedi tarzında ele almıştır.

Hamza Hekimzade Niyaziy, yukardaki eserlerin dışında konu ve içerik bakımından zengin olan “Duet” (1926) “Seylav Aldide” (1926), “Emir Eşan Öpkesige Cevab” (1926), “Yer İslahatı” (1926), “Bu Kün 8 Mart” (1927), “Kuzgunler” (1927), “Cehan Sermayesining Eng Ahırgi Künleri” (1927) gibi eserler de yaratmıştır.

Hamza Hekimzade Niyaziy’nin tiyatro türüne yaptığı hizmetler, halk tarafından takdir edilmiş ve isminin ebedileşmesi için memleketi olan Hokant’ta ve Taşkent’te kendi adıyla anılan tiyatrolar kurulmuştur.

Ceditçilik hareketinin Taşkent cephesindeki ateşli savunucularından Abdulla Evlaniy, yeni usuldeki okullar için ders kitapları yazmakla yetinmemiş, halkı bilinçlendirmek için tiyatro eserleri de kaleme almıştır.

Evlaniy’nin dört tiyatro eseri (“Advokatlık Asanmi?”, “Pinek”, “Siz ve Biz”, “Partugaliya İnkilabı”) yazdığı kaydedilmektedir. Gerçekten de Evlaniy’nin edebî mirasında dört draması vardır. Bu eserler, yazıldıkları dönemde sahneye konulmuş, ancak hiç biri yayımlanmamıştır. 1979 yılına gelindiğinde Evlaniy’nin 100. doğum yılı münasebetiyle yayımlanan “Taşkent Tangi” adlı eserler toplamında edibin “Advokatlık Asanmı?”, “Pinek”, “Siz ve biz” piyesleri basılmıştır.[7]

Özbek edebiyatında roman türünün ilk örneğini veren, ceditçilik hareketini destekleyerek, halkı bilinçlendirme yolunda hayatını kaybeden Abdulla Kadiriy, Behbudiy’nin başlattığı geleneği devam ettirip “Pederkuş” dramının etkisiyle “Bahtsiz küyav” (1915) dramını yazmıştır. Dört perde olan bu eserde Kadiriy, öksüz ve yetim Salih ile Rahime’nin facialı evlilik maceralarını hikâye etmiştir.

Rahime’nin babası Feyzibay, kızını istemeye gelenlerden geleneksel bir düğün ister, İmam, Feyzibay’ı destekler. Uzak görüşlü Ellikbaşı’nın mantıklı fikirlerine kulak asmayan Feyzibay, sonunda istediği gibi düğünü yaptırır. Salih, bu düğünün bedelini ağır bir şekilde öder. Bir zenginden borç alan ve karşılığında evini ve eşyalarını ipotek eden Salih, vaktinde borcunu ödeyemez ve kendini öldürmek ister. Eşini çok seven Rahime, önce hareket ederek canına kıyar bu durumu gören Salih de intihar eder. Bu eser de kendinden önce yazılan eserlerde olduğu gibi okumanın faydasını ve eski illetlerden kurtulma gereğini vurgulamaktadır.

Tiyatronun Buhara’daki gelişiminde büyük dilci, eğitimci, şair ve ceditçilik hareketinin öncüsü Abdurauf Fıtrat’ın rolü büyüktür. Fıtrat’ın 1914 yılında Buhara’da amatör tiyatro işiyle uğraşıp, kendinin de rol oynadığı kaynaklarda kaydedilmiştir.[8]

Fıtrat, şiirleri ve makaleleri ile halka ceditçilik hareketinin gayelerini anlatmanın yanı sıra tiyatro türünde de kalem oynatmış, dönemin sosyal ve siyasî olaylarıyla ilgili düşüncelerini cesur bir şekilde dile getirmiştir.

Fıtrat’ın 1909 yılında zaman gereği tarihî gelişimin iki basamağında bulunan din ve dünya, toplum ve eğitim hakkında farklı görüşe sahip olan iki kişinin tartışması esasına dayanan “Münazara” (Hindistande bir ferengi ile Buharalı bir muderrisning bir neçe meseleler hem usuli cedide hususide kılgan munazarası) adlı eseri yayımlanmıştır. Bu eser, Buhara’da yasaklanmasına rağmen çabuk yayılmış ve çok okunmuştur.

Kendi düşüncelerinden ödün vermeyen ve bu uğurda hayatını kaybeden Fıtrat, dram türünde yazdığı bir perdelik “Temur Saganası” (1918) adlı eserinde ülkede ün kazanan cihangir Timur’un kurtarıcı olarak kabul edilişini, Timur’a karşı olan sevginin ifadelenmesini işler ve halkı onun yolunda yürümeye davet eder.[9]

Fıtrat, komşu ülkelerdeki sosyal ve siyasî duruma da ilgisiz kalmamış, bunu yazdığı tiyatro eserlerinde de dile getirmiştir. Beş perdelik “Çın Seviş” (1920) ve “Hint İhtilalçileri” (1923) adlı eserlerinde temel konu Hindistan’ın bağımsızlığıdır. Bu eserlerde aşk konusu, asıl konuyu vermek için bir vasıtadır.

“Hint İhtilalcileri” trajedisinde, İngiliz sömürgesine karşı verilen mücadele bütün zorluklarıyla gösterilmiştir. İnsan değerlerini yüceltmeye adanan bu tiyatro eserleri, gerçek sanat eserleri olarak hâlâ değerlerini korumaktadır.

Abdurauf Fıtrat’ın kaleme aldığı konulardan biri de dindir. “Şeytanning Tanrige İsyanı” isimli manzum tiyatro eseri, Fıtrat’ın önemli eserlerinden biridir. Bu eserde Şeytan’ın Allah’ın emirlerine karşı çıkması anlatılır. Allah, Şeytan’dan Adem’e secde etmesini emreder. Ama Şeytan secde etmez. Şeytan ateşten yaratılmıştır. Adem ise çamurdan yaratılmıştır. Ateş gibi yüce bir maddeden yaratılan Şeytan, insana secde etmeyi kendine yakıştıramaz. Bu nedenle Şeytan melekler arasından çıkarılır, Cennet’ten kovulur. Kuran’ı Kerim’in 38. suresinde verilen bu konu, Fıtrat’ın tiyatro eserinin temel olayıdır.[10]

Fıtrat’ın tiyatro dalındaki edebî mirasının önemli bir kısmını tarihî konuları ele aldığı eserleri oluşturur. Fıtrat, Buhara emiri Ebulfeyzhan dönemini aksettiren beş perdelik “Ebulfeyzhan” (1924) adlı eserini yazmıştır. Ebulfeyzhan döneminde tahtı ele geçirmek için yapılan mücadeleler, bu uğurda insanların çektikleri sıkıntılar, Ebulfeyzhan’ın halka yaptığı zulümler eleştirel bir şekilde verilmiştir. Ebulfeyzhan’ın tahtta kalma çabaları yeterli olmaz. Tahta geçmek için Rahimbiy, çeşitli yollar dener ve onu öldürtür. Ancak kendisinin de sonu farklı olmaz. Eserde yazarın asıl mesajı, adaletperver ve zulme karşı çıkan İbrahim tipi ile verilir.

Fıtrat tarihî konularda “Ogızhan”, “Ebu Müslim” piyeslerini de yaratmış, ancak bu eserler bize ulaşmamıştır.[11]

1924 yılında Sovyetler Birliği’ne bağlı cumhuriyetlerin oluşturulmasından sonra yer islahatı meselesi gündeme gelmiştir. Fıtrat bu meselenin işlendiği, Buhara Emirliği’nde yaşayan çiftçilerin hayatını konu alan beş perdelik “Arslan” (1926) oyununu kaleme almıştır. Bu eserde babasından kalan toprağı alın teriyle işleyen Arslanbek ile Tolgın’ın temiz sevgisi ele alınmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ