OSMANLININ KUT’ÜL-AMARE ZAFERİ

OSMANLININ KUT’ÜL-AMARE ZAFERİ

Giriş

Coğrafi keşiflerin hız kazandırdığı sömürgecilik anlayışı XIX. yüzyıla gelindiğinde neredeyse dünyanın tümünü etkisi altına almıştı. Sömürgeciliğin yaygınlaşması büyük devletleri yeni kaynak arayışlarına sürükledi. Kaynak arayışlarının arttığı bu dönemde yıkılmasına kesin gözü ile bakılan Osmanlı Devletinin üç kıtaya uzanan toprakları sömürgeci devletler için yeni ve eşi bulunmaz bir kaynak durumuna gelmişti. Kıt kaynakların paylaşımındaki çıkar çatışması kısa zamanda I. Dünya Savaşına dönüştü ve Osmanlı Devletini de içerisine çekti. Osmanlı yönetimindeki Irak, İngiltere için Ortadoğu’nun kaynaklarına sahip olabilmenin dışında Hindistan’ın güvenliği sağlayabilmek açısından da büyük öneme sahipti. Almanya Bağdat demiryolu projesi ile eski İpek yolu hattını tekrar hayata geçirmenin planları içerisindeyken İngiltere Hint denizine güçlü bir devletin sınırının olmasını istemiyordu. Osmanlı Devletinin Almanya yanında savaşa girmesi İngiltere’nin Hindistan ile bağlantısını kesmişti. İngiltere’nin savaştaki geleceği açısından bu duruma en kısa zamanda son vermesi gerekiyordu[1].

I. Dünya Savaşının başladığı dönemde Osmanlı Devletinin Irak’ta sadece 8000 kişilik bir Türk tümeni bulunmaktaydı. Bu durum Irak’ın askeri olarak neredeyse boş bırakıldığı anlamına geliyordu. Osmanlı yönetimi cihad ilanı ile Müslüman dayanışması oluşturacağını ve Mezopotamya’daki topraklarını bu dayanışma ile koruyabileceğini düşünüyordu ancak yanıldığını anlaması uzun sürmeyecekti. İngiltere eğer Irak’ı ele geçirirse Irak yönetimini savaş sonrasında Hindistan’a bağlamayı planlamaktaydı. Savaş sonrasında Araplar kendilerine bağımsızlık verilmeyeceğini anladıklarında İngilizlerin dağıtmış oldukları silahları İngilizlere karşı kullanabilirlerdi. Bu nedenle İngiltere Irak harekâtı süresince Arapları silahlandırmaktan kaçındı. Araplardan güç alamayan İngiltere Irak harekâtını İngiliz ve Hint birliklerinden oluşan kuvvetler ile yapmak zorunda kalacaktı[2].

İngiliz birlikleri Irak seferinin başlarında Türk birliklerine üstünlük sağlayarak Bağdat yolunda hızla ilerliyorlardı. Ancak savaşın ilerleyen kısmında İngilizlerin beklentileri dışında gelişmeler yaşanacaktı. Destek alarak yeniden düzenlenen Türk birlikleri İngiliz ilerlemesini durdurmayı başarmışlardı. Türkler Selman-ı Pak’ta mağlup ettikleri İngilizleri Kut’ül- Amare’de yaklaşık beş ay boyunca kuşatma alında tuttular. Açlık ve kuşatma şartlarına dayanamayan İngilizler beş ayın sonunda teslim olmak zorunda kaldılar. Bu çalışmada İngiliz birliklerinin Irak seferine başladıkları andan Kut’ül-Amare’de esir düştükleri ana kadar olan süreçte yaşananlar incelenmiştir. Irak savaşında yaşananlar İngiliz birlikleri açısından değerlendirilirken savaşın İngiltere yönetimi ve kamuoyu tarafından da nasıl algılandığı konusu aydınlatılmaya çalışılmıştır.

Kut'ül-Amare-001

İngiliz Kuvvetlerinin İlerleyişi

İngiliz birlikleri 6 Kasım 1914’de başlattıkları saldırılarda Basra’nın girişinde bulunan Fav kasabasını ele geçirerek Basra’ya doğru harekete geçtiler[3]. İngilizlerin hızlı ilerleyişi sonrasında Harbiye Nazırı Enver Paşa duruma müdahale etmek ihtiyacı hissederek Irak cephesindeki kuvvetlerin başına Süleyman Askeri’yi getirdi. Süleyman Askeri[4] ile Enver Paşa Bingazi’de yerel aşiretler komuta ederek İtalyanlara karşı mücadele etmişlerdi[5]. Enver Paşa Süleyman Askeri komutasındaki yerel aşiretlerle Basra’daki İngiliz ilerlemesinin durdurulabileceğini düşünmekteydi. İngilizler Basra’da zorlanmadan ilerlemelerine rağmen Irak harekâtındaki mevcut kuvvetlerini yeterli görmeyerek Şubat ayında Mısır’dan yeni bir tümen destek aldılar. Alınan destek ile birlikte İngilizlerin Irak harekâtındaki kuvvetleri kolordu seviyesine çıkmış oldu[6]. İngilizler Irak’taki kuvvetlerini arttırırken Irak kuvvetlerinin komutasına 9 Nisan 1915’de General Nixon getirildi[7].

Süleyman Askeri İngiliz ilerlemesini durdurabilmek için Arap aşiretlerinden para ile mücahit toplamaya çalışıyordu ancak durum beklediği gibi değildi. Osmanlı Devletinin yayınlamış olduğu cihad ilanı Arap aşiretleri arasında ciddiyetle karşılanmamıştı. Araplar savaş alanında kim daha fazla para verirse onun yanında yer almaya başlamışlardı. Kurna Muharebelerinde Muhammara aşireti İngilizlerle birlikte Osmanlı kuvvetlerine karşı taarruz etmişlerdi[8]. Cihad ilanı sadece Irak aşiretlerini değil İngiliz kuvvetleri içerisindeki Müslüman askerleri de pek etkilememişti[9]. İngilizler Osmanlı birliklerinin Kurna’dan geçmeden Fırat nehri boyunca ilerleyerek Basra’ya saldıracaklarını anladılar ve Kurna’daki kuvvetlerinin bir kısmını Kurna’nın batısındaki Şuayyibe bölgesine alarak burada Türk saldırısını beklemeye başladılar[10]. İlerleyişinde Nasıriye’yi ele geçiren Süleyman Askeri Şuayyibe bölgesinde İngilizlere saldırdı[11]. İki gün iki gece süren çatışmalarda Süleyman Askeri Arap mücahitlerden beklediği faydayı sağlayamadı. Çünkü Arap mücahitler ikinci gün savaş alanından kaybolmuşlardı. Osmanlı birlikleri çatışmalarda yarı yarıya eridikten sonra 14 Nisan’da geri çekilmek zorunda kaldı. Süleyman Askeri ise yenilgiyi kabullenemeyerek hayatına son verdi[12].

İngilizlerin Irak seferi Hindistan karargâhı tarafından yönetilmekteydi. Sağlık sorunları nedeniyle General Barret’in Nisan 1915’de Irak’taki kuvvetlerin başından ayrılıp Hindistan’a dönmesi üzerine[13], Hindistan karargâhı bu görevde başarılı olacağını düşündüğü General Townshend’i Irak sefer kuvvetleri içerisindeki 6. Tümenin komutasına getirdi[14]. Şuayyibe çarpışmalarından sonra Hindistan karargâhı Irak seferi konusunda İngiltere Savaş Bakanlığından daha etkin hale geldi. Londra’daki yönetim İngiltere’nin diğer cephelerdeki durumunu da değerlendirerek Irak seferi konusunda temkinli davranmaktaydı. Oysa Hindistan’daki İngiliz karargâhı diğer cephelerdeki durumu önemsemeden Irak seferi konusunda riskli kararlar alabiliyordu. İngiltere Çanakkale deniz savaşında aldığı yenilgi sonrasında Osmanlı Devletine karşı diğer bir yenilgi almak istemiyordu. Çanakkale yenilgisi İngiltere’nin itibar kaybetmesine neden olmuştu. İngiltere Bağdat’ı ele geçirerek elde edeceği askeri zaferin yaşadığı itibar kaybını hafifleteceğim düşünüyordu[15]. 6. Tümenin komutasına görevlendirilen General Townshend Hindistan’daki İngiliz üssünden ayrılarak 22 Nisan 1915 günü emrine verilen birliklerin komutasını aldı[16]. Süleyman Askeri’nin saldırıları başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da gelişmeler İngilizleri tedirgin etmişti. İngilizler Basra’nın güvenliğini sağlayabilmek için Kurna’nın kuzeyini kontrol etmeye çalışıyorlardı. Bu nedenle Townshend komutasındaki İngiliz birlikleri kuzeye doğru ilerlemek üzere görevlendirildiler. Savaşın Osmanlı tarafında ise Süleyman Askeri’nin intihar etmesi sonrasında komutası boşalan birliklerin başına Nurettin Bey görevlendirilmişti. Irak savunmasının tamamından sorumlu olmanın dışında fırsat bulduğunda İngilizlere saldırması konusunda emir alan Nurettin Bey 19 Mayıs 1915’de Bağdat’a vardı[17].

General Townshend komutasındaki İngiliz birlikleri 31 Mayıs’ta kuzeye doğru ilerlemeye başlamışlardı. İngilizler 3 Haziran’da Amara’yı 25 Temmuz’da da Nasıriye’yi ele geçirdiler[18]. Basra’nın sivil yönetiminin merkezi konumundaki Nasıriye General Nixon’a göre stratejik bir konuma sahipti. İngilizler Nasıriye’nin kontrolü ile Basra’daki büyük Arap aşiretlerinin kontrolü sağlanabilirlerdi[19]. İngilizler Basra’ya girdikleri günden itibaren Arap aşiretleri arasında propaganda yapmaktaydılar. İngiliz propagandalarında Irak seferinin Arapları değil Türk yönetimini hedef aldığı ifade ediliyordu. İngiltere’nin Müslümanlara dost olduğu belirtilirken bu duruma örnek olarak İngiliz uyruğunda bulunan diğer halklar gösteriliyordu. Ayrıca İngiltere’nin Arapları Türk zulmünden korumaya çalıştığı ve eğer Araplar çatışmalara katılmazlar ise kendilerine dostça davranılacağı belirtiliyordu[20].

İngilizler Türklere karşı elde ettikleri başarılar sonrasında Bağdat’a doğru hızla ilerlemeyi düşünebilirlerdi ancak birlikler Bağdat’a doğru ilerledikçe ikmal desteği aldıkları denizden uzaklaşmaktaydılar. İkmal yollarının ve zamanın uzaması nedeniyle oluşabilecek aksaklıklar İngiliz birliklerinin durumunu tehlikeye sokabilirdi. General Townshend ilerleme için kendisine talimat gelmeden harekâta devam etmedi. Bekleme süresince de savaşta yaşanacak olası senaryolar üzerine planlar yaptı. Townshend Kurna muharebelerinde yaşandığı gibi baskın şeklinde bir saldırı yaparak Türklerin geri çekilmesini sağlayabilirse Türk birliklerini Bağdat’a kadar takip edebileceğini düşünüyordu. Townhend’e Hindistan karargâhından beklediği talimat 23 Ağustos 1915’te geldi. Talimatta Türk birliklerinin imha edilmesi ve Kut’ul-Amare’nin işgal edilmesi isteniyordu. General Nixon General Townshend’den yapılacak durum değerlendirmesi sonrasında Bağdat’a ilerlemeye karar verirse kendisine bilgi vermesini istemekteydi. İngiliz siyasi subayı Sir Percy Cox General Townshend’e Bağdat’a girmenin siyasi olarak büyük önem arz ettiğini ve İstanbul’a girmek kadar büyük yankı uyandıracağını bildirmişti[21].

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ