OSMANLILARIN OTRANTO VE APULİA SEFERİ (1480-1481)

OSMANLILARIN OTRANTO VE APULİA SEFERİ (1480-1481)

Otranto ve Apulia’daki (Harita 1-2) Osmanlı egemenliği sadece on üç ay sürdü. Buna rağmen, onlarca yıl sonra, 16. yüzyıl Yunan vakanüvisi, OsmanlIların Adriyatik’in batı kıyısına çıkmasının Hristiyan Batı Alemi’nde nasıl bir endişeyle karşılandığından bahsederek Fatih Sultan Mehmed ölmeseydi Apulia’ya geçip, İtalya’yı işgal edeceği ve Hristiyanlığa zarar vereceği şeklindeki kamuoyuna hakim fikri aktarıyordu:

Sonra Ahmed Paşa pek çok askerle Apulia’ya geçti, Otranto’ya savaş açtı, o bölgenin idaresini elinde tutan Calabria Dükü (saldırı esnasında) orada olmadığından Otranto’yu ele geçirdi ve oraya yerleşti. Böylece Paşa Apulia ve Calabria’yı, hatta bütün Hıristiyan Alemi’ni derin bir endişeye sevketti. Hatta diyorlar ki, eğer Sultan Mehmed’in ölümü yetişmeseydi o Apulia’ya geçmek için harekete geçecek, İtalya’yı işgal edecek ve Hristiyanlığa büyük bir zarar verecekti. Ancak Fatih 300,000 asker topladı ve Suriye’ye karşı bir sefere başlamak üzere Anadolu’ya geçti”.[1]

Osmanlıların Otranto ve Apulia seferi hakkındaki tarih araştırmalarında Yunan kaynaklarının ihmal edilmiş olmasına rağmen, bu seferin İtalya’da yol açtığı panik havası, Napoli Kralı I. Ferdinand’ın ilk tepkisi ve Sultan Mehmed’in ölümünün bu seferin kaderi üstündeki hayati önemi diğer çağdaş kaynaklarda[2] vurgulanmış ve bu yüzden Batı tarihçiliğince tekrarlanagelmiştir.[3] Arnavut tarih yazıcılığı Arnavutluk’ta 1481’de çıkan ayaklanmaları, o zamana değin ihmal edilmiş Venedik kaynaklarını[4] öne çıkararak, Osmanlıların İtalya’da başarısız olmalarının ana nedeni olarak gösterir.[5] Yine de, o zamana kadar Batı tarihçiliğinde yaygın kabul gören “II. Mehmed’in ölümü ve yerine geçen Bayezid’in tartışmalı meşruiyeti Otranto’nın geri alınmasını ve İtalya’nın kurtuluşunu sağladı” şeklindeki görüşü tartışmaya açan, “Arnavutluk’un Osmanlıların Adriyatik’in karşı yakasına yayılmalarını sağlayan bir üs olarak rolü”nü inceleyen ve “Arnavut isyanının İtalya’daki Osmanlı harekatı üstündeki etkisi”ni[6] değerlendiren, Kurt Treptow olmuştur; onun çalışması Osmanlıların 1480-81’deki İtalya harekatı üstüne halâ en iyi çalışmadır. Ne var ki Treptow sözkonusu isyanların önemini, Arnavut tarihçileri gibi “Türklerin İtalya’dan atılmalarındaki en önemli faktör”[7] olarak göstererek abartmıştır; dahası Treptow bu isyanları, Adriyatik’in öte yakasında Osmanlıların Otranto ve Apulia’yı işgallerine karşı oluşan tepkiden bağımsız bir biçimde ortaya çıkan gelişmeler ve Osmanlı İmparatorluğu’nun 1480’lerdeki sosyal yapısını dikkate almadan, “esasen yabancı bir gücün egemenliğine karşı yöneltilmiş”[8] hareketler olarak görmüştür.

Benim bu çalışmadaki amacım Otranto ve Apulia’nın Osmanlılarca ele geçirilmesini, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1470-80’li yıllardaki sosyal yapısıyla ilgili olarak incelemek, Epirüs’ün batı bölgeleri[9] ve Arnavutluk’ta[10] 1481’de çıkan isyanların inkar edilemez etkilerini yeniden ele almak ve birkaç Yunan kaynağındaki bilgileri İtalyan ve Osmanlı kaynaklarındakilerle birleştirmektir.[11]

Doğu ile Batı arasında uzanan Epirs[12] Osmanlı İmparatorluğu’nun en ücra köşelerinden biriydi. Sınırlı doğal kaynakları, kesif sıradağları, bataklık ovaları ve onu Balkan Yarımadası’nın çoğu anayolundan koparan, ulaşılmaz kıyıları burasını Osmanlılar için fazla önemi olmayan bir bölge yapıyordu. Epirs’in tek önemi, onun Apenin Yarımadası’na çıkışını tutan İyon adaları ve Otranto Körfezi’nden kaynaklanıyordu. Çünkü ne zaman bir Balkan devleti güçlense, karşı yakayı kontrol altında tutmak amacıyla Epis kıyılarını ele geçirmek için bitmez tükenmez bir çaba içine girerdi. Aynı şekilde, ne zaman İtalyan Yarımadasında bir büyük güç ortaya çıksa, boğazları ve karşı yakayı kontrol etmeye çabalardı. Epirs’in Balkan merkezlerine erişimi, Epirs’in en önemli şehirlerinden olan Dıraç (Dıraç) ve Avlonya (Vlore) limanları aracılığıyla Via Egnatia tarafından sağlanıyordu.[13] Via Egnatia Adriyatik kıyılarından Ohri Gölü, Manastır ve Selanik yoluyla İstanbul’a erişiyordu. Osmanlılar -yukarıda belirtilen nedenlerin yanısıra Epirlilerin başeğmez karakterleri yüzünden- Hıristiyan Batı devletlerinden birinin muhtemel bir saldırısına karşı denizden bir duvar olarak kullanılması veya İtalya’ya doğru muhtemel bir yayılmacı siyasetin köprübaşı olmasının ötesinde, Epir’de zorla, yaygın bir hakimiyet kurma niyetinde değildiler; sadakati, dikte ettirmek yerine ayrıcalıklar ihsan etme[14] yoluyla sağlamayı her zaman tercih etmişlerdi. Osmanlı dönemi boyunca Epirüs’ün büyük kısmında görülen kısmi otonomi ancak bu bağlamda anlaşılabilir.

İtalya’nın işgali II. Mehmed’in ihtiraslı planlarının bir bölümüydü sadece. “Sultan-ı Berreyn ve Bahreyn” (Ç.N). “İki denizin ve İki Karanın Sultanı” Burada “iki deniz” Akdeniz ve Karadeniz’i, “iki kara” ise Anadolu ve Rumeli’yi ifade etmektedir). 1470’lerin sonuna doğru Rumeli’de ve Anadolu’da imparatorluğu pekiştirmiş, Balkanlar’da Tuna’yı Belgrad’dan Karadeniz’e kadar imparatorluğun kuzey sınırı haline getirmiş, doğuda ise sınırları Fırat nehrine kadar genişletmişti.

Bundan sonra Fatih dikkatini Rumeli’nde henüz Osmanlı egemenliği altına girmemiş birkaç yere çevirdi: Venedik halâ Mora ve Epir kıyılarında ve Ege’de bazı noktaları elinde tutuyordu, öte yandan Macarlar Belgrad ve Kuzey Bosna’ya hakimdiler; Boğdan Prensi Büyük Stephen Karadeniz ve aşağı Tuna’da Osmanlı hakimiyetine sürekli bir tehdit oluşturuyordu; Rodos Şövalyeleri Osmanlıların Akdeniz’e rahatça erişmelerinin önünde hala bir engel olarak duruyorlardı, ayrıca, Papalık himayesinde kurulabilecek bir Haçlı ittifakının öncü gücü olarak sürekli bir tehdit unsuruydular.[15] Fatih Sultan Mehmed 1480’de donanmasının gücüne, aynı anda iki cephede deniz harekatı yapacak kadar güveniyordu: Otranto ve Apulia’nın işgali ve Rodos’un kuşatılması.

Bu seferlerin zamanlaması çok iyi ayarlanmıştı. Arnavutluk’ta, İskender Bey’in ölümünden (1468)[16] dokuz yıl sonra II. Mehmed, temel ihtiyaç maddelerini sağlayabilecekleri ve muhtemel desteğin erişebileceği bütün yolları keserek Kuzey Arnavutluk’un en güçlü iki kalesi olan Kruje (Akhisar) ve İşkodra’yı şiddetli bir kuşatma altına aldı;[17] açlıkla karşı karşıya kalan Akhisar 1478’de teslim oldu.

Akdeniz’de, Osmanlı deniz gücü öyle artmıştı ki 1479’da Venedik, Osmanlılarla çatışmaların devamının kendisine hiçbir yarar getirmeyeceğini anlayarak, İşkodra ile Sopot ve Himarra kalelerini teslim etmek gibi ağır şartlara razı olarak barış yaptı.[18] İtalya’da, Osmanlıların Otranto çıkarması İtalyan devletlerini ağır ihtilafların içinde yakaladı. Papa IV. Sixtus’un yeğeni olan Girolamo Riario’nun güçlü De Medici ailesine karşı rakip Floransalı ailelerle birlikte, Floransa’yı ele geçirmek amacıyla oluşturduğu gizli ittifak, ve bu Papanın İtalya’daki etkinliğini arttırma çabaları Floransa, Venedik, Milan ve Ferrara’nın ortak tepkisine neden olmuştu. Papalık tarafını tutarak Sienna’yı ele geçirmeyi uman Napoli Kralı I. Ferdinand da savaşa katıldı. Kralın oğlu ve Calabria Dükü olan Alfonso komutasındaki Napoli ordusu 1480 Martı’nda Toskana’da Floransa ordusunu mağlup etti ve Floransa’yı, Papalık ve Venedik genişlemesine karşı Napoli’yle anlaşmaya zorladı. Bu gelişme Papa’yı destek bulmak için Venedik’e yönelmeye itti.[19] Bu şartlar altında, Osmanlıların İtalyan kıyılarına saldırma planlarının başarı şansı yüksekti.

Gerçekten de Osmanlıların Otranto ve Apulia’yı işgalleri tüm ayrıntılarıyla planlanmış ve dikkatle uygulanmıştı. Önce, 1479 yazında, Gedik Ahmed Paşa İtalya’nın işgalini planlamak üzere Avlonya sancakbeyliğine atandı. Yeniçerilerin sevgilisi ve Fatih’in en iyi kumandanlarından biri olan Gedik Ahmed Paşa 1474’te veziriazamlığa getirilmiş, 1475’te Cenevizlilerin elinde bulunan Kırım’daki Kefe şehrine karşı yapılan seferde Osmanlı ordusunu başarıyla idare etmişti. Venedikliler karşısında kazandığı diğer başarılara rağmen, II. Mehmed’in İşkodra’yı kuşatma planlarına itiraz edince azledildi ve kısa bir süre sonra Selanik sancakbeyliğine, oradan da Avlonya’ya atandı.[20]

Hoca Sadeddin ve Solakzade gibi Osmanlı kaynakları Gedik Ahmed Paşa’nın Avlonya’ya, İtalya’nın işgali için hazırlık yapmak üzere gönderildiğini kaydeder.[21] Çeşitli nedenlerden dolayı Avlonya Osmanlıların Otranto’ya yapacakları bir çıkarma için en iyi köprübaşıydı. İtalyan Yarımadası’na 50 milden daha az bir uzaklıkta bulunan şehir, Osmanlıların Adriyatik’teki en büyük limanıydı. Antik çağda Avlonya bölgesi Korintliler ve Euboeanlar[22] tarafından kolonize edilmişti, çünkü İtalya’ya yelken açan gemiciler Otranto Boğazı’nı geçmek için Adriyatik’in doğu sahilini izleyerek Epir’e gelirlerdi.[23] Balkanlardan İtalya’ya saldırmayı hedefleyen bütün orduların lojistik ihtiyaçları, asker ve malzeme nakliyatı,[24] muhabere[25] ve yedek kuvvet desteği[26] sağlamak için mümkün olan en kısa deniz yolunu kullanmayı gerektiriyordu. Dolayısıyla Avlonya, Osmanlıların Otranto ve Apulia seferleri için en mantıklı üs konumundaydı.

Gedik Ahmed Paşa’nın hazırlıkları üç bölüme ayrılmıştı. Avlonya’ya gelir gelmez Ahmed Paşa’nın ilk ele aldığı iş, isyankar Epir ve Arnavutluk halkları üstündeki Osmanlı hakimiyetini sağlamlaştırmaktı. Paşa bunun için Epir kıyılarına sefer düzenledi, Venedik’le yapılmış olan barış antlaşmasına uygun olarak Himarra ve Sopot’u (Borsh’u) aldı ve stratejik noktaları tahkim etti.[27] Bu ilk aşama tamamlanır tamamlanmaz Kral I. Ferdinand’ın müttefiki Leonard Tocco’nun elindeki iki İyonya adasını, Leukas ve Zante’yi ele geçirmeyi hedefleyen ikinci aşamaya geçti; Eylül başına kadar iki ada da Osmanlı hakimiyetine geçmişti. Gedik Ahmet Paşa artık hazırlıkların son aşamasına geçmeye hazırdı. Bu bölüm askerlerin nakledilmesi ve ordunun savaş alanına taşınmasından ibaretti. Deniz yoluyla pahalı, kara yoluyla yavaş ve zahmetli olan bu iş, her halükarda büyük gayret gerektiriyordu. Katip Çelebi hazırlıkların bu üçüncü aşaması hakkında ayrıntılı ve değerli bilgiler vermektedir:

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ