OSMANLILARDA İSTİHBARATÇILIK

OSMANLILARDA İSTİHBARATÇILIK

Osmanlılar zamanında çoğu Nizamü’l-Mülk’ün Siyasetname’sinin etkisinde kalınarak yazılmış olan nasihatnâme ve siyasetnâme tarzındaki eserlerde casus kullanmanın önemi ısrarla vurgulanmıştır. Bu eserlerde ülke içinde olduğu gibi dış düşmanlara karşı da casus kullanılması öğütlenmiş, düşmanın durumunu bilmenin önemi ve ülkenin ancak bu sayede ayakta kalabileceği belirtilmiştir. Osmanlılarda “muhbirlik” ve “nakl-i kelam” pek hoş karşılanmamakla beraber, casusluk daha kuruluş yıllarından itibaren üzerinde önemle durulan bir konu olmuştur. Osmanlılar Timur darbesinden sonra XV. yüzyılın ilk çeyreğinde tekrar toparlanarak içeride ve dışarıda casusluk faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Osmanlıların klasik devirlerinde casuslar dış istihbaratta genellikle askeri amaçlar için kullanılmıştır. Bilhassa komşu devletler hakkında bilgi toplama faaliyetlerinde bulunulmuştur. Bu çalışmalar devletin aleyhinde olabilecekleri önceden haber alma ve bununla “tertipleri bozma”ya yönelik olmuştur. Osmanlı Devleti XIX. yüzyıla gelinceye kadar klasik casusluk usulleri ile yetinmiştir. Klasik döneme ait eserlerde casus kullanmanın önemi üzerinde durulmaktadır. Örgütlü bir istihbarat teşkilatından çok bazı casusluk olayları ve casus tiplerinden bahsedilmektedir.

Bu tür eserlerin en önemlilerinden olan Gelibolulu Mustafa Ali’nin eserinde iç istihbaratın önemi üzerinde durulmaktadır. Ona göre hükümdar iç güvenliği sağlamakta başarılı olmak istiyorsa mutlaka casus kullanmalıdır. Böyle yapmadığı takdirde ülkeyi adaletle yönetemez, yöneticiler ve asker üzerinde otoritesini kuramaz, haksızlık yapanları bulup cezalandıramaz. Böyle olunca ülkede iç huzur ve güvenlik sağlanamaz. Daha sonraki dönemlerde yaşamış olan başkaları da bu konular üzerinde durmuştur. Bunlardan biri de Hezarfen Hüseyin Efendi’dir. İç istihbarat konusunda bir kısım tavsiyelerde bulunmaktadır. O da hükümdarların, yöneticilerin ve halkın durumunu iyi bilebilmesi için casusa ihtiyaçları olduğunu ifade etmektedir.

Ona göre Fatih Sultan Mehmed ve Sadrazam Mahmud Paşa’nın casusları etrafı dolaşıp tetkik ederlerdi. Padişahın, vezirinin casuslarından başka gizli casusları da olurdu. Bu casusları aracılığıyla bazı haberleri vezirinden önce bilirdi. Bu ise vezir için tabii ki büyük bir suçtur. Padişahlar gizli casuslar kullanmalı ve casusları aracılığıyla vezirler, ulema, ümera hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Ayrıca başşehir ve ülkenin diğer yerlerinde yaşayan halkın durumundan da haberdar olmalıdır. Böyle yapıldığı takdirde idareciler ve halk padişahın takibinden korkarak kötü işler yapmaktan çekineceklerdir. Tebdil gezmek ve casuslar kullanmak suretiyle hükümdarlar halkı takip etmelidir. Ancak tebdil yerine casus kullanmak daha iyi olarak kabul edilmektedir. Casusları aracılığıyla halkın durumu takip edilirse hem halk padişahımız bizim durumumuzu biliyor diye daha da bağlanır, hem de bir kısım insanların zulmüne böylece daha kolay mani olunur. Ayrıca zulmedenlerin cezasını da vermek lazımdır.

Dış istihbarat konusunda da bazı tavsiyeleri vardır. Sınır bölgeleri güvenilir casuslar kullanmak suretiyle devamlı kontrol altında tutulmalıdır. Böylece düşmanın ne düşündüğü hakkında bilgi sahibi olunur. Böyle yapıldığı takdirde herhangi bir saldırı olmadan evvel gerekli tedbirleri almak mümkün olur. Yoksa saldırı olduğu takdirde yeterli tedbir almak mümkün olmaz.

Aynı şekilde düşman casuslarına karşı da tedbirli olmak lazımdır. Karşı istihbarat faaliyetlerine hazırlıklı olmak gerekir. Ülke içine casusların sızmasını önlemek şarttır. Bunun için düşman casuslarının ülkeye sızmasını beklemeyerek bazı faaliyetlerde bulunmalıdır. Klasik Osmanlı döneminde yapılan en önemli işlerden biri de sınır boylarında görevlendirilen casusların komşu ülkelerde yürüttükleri casusluk faaliyetleridir. Sınırlarda daima düşmanla ilgili haber toplayacak casuslar bulundurulduğu eski Osmanlı kaynaklarında yazılıdır. Zaman zaman bu casuslar sorumlu oldukları sınır boylarından komşu ülke içlerine sızmakta ve bilgi toplamaktadırlar. Zira bu yerlerden sorumlu kale kumandanı ve idareci kesimi bu işler için çok gayret sarf etmek mecburiyetindedir. Defterdar Sarı Mehmed Paşa devlet adamlarına öğüt verdiği eseri Nesayıh’ül vüzera v’el-Ümera’da “düşmanın durumunu bilmek çok önemlidir. Düşmanın durumunu bilmemek, araştırmamak ve bilgi toplamamak yüzünden birçok devlet kötü duruma düşmüştür. Bunun için sınır bölgelerinden düşman ülkesinin her tarafına casuslar gönderip bilgi toplamaya çalışılmalıdır”demektedir. Nitekim Osmanlı Tarihinin önemli kaynaklarından olan “Mühimme Defterleri”nde de bu konuda ilgililere verilmiş birçok emre rastlanmaktadır. Sınır bölgelerinde görevli eyalet valilerine ve diğer görevlilere düşman hakkında toplanan bilgilerin sürekli İstanbul’a bildirilmesi, bu hususta titiz davranılması ve bilgi göndermeye devam edilmesi hakkında birçok kayıt bulunmaktadır. Budin, Temeşvar, Van, Cezayir Beylerbeylerine bulundukları yerlerin durumu ile komşu ülkelerin Osmanlı Devleti hakkındaki düşünce ve planlarını öğrenerek mutlaka haber vermeleri emredilmektedir. Komşu ülkelere casuslar gönderilmesi veya “dil almak” suretiyle bilgi toplanması istenmektedir.

İstihbarata karşı koymak, istihbarat kadar önemlidir. Sadece hedef ülkelerin casusları değil, onlarla işbirliği yapan diğer ülkelerin casuslarına da dikkat edilmelidir. Bununla ilgili olarak Yıldırım Bayezid zamanında meydana gelen bir olay kaynaklarda anlatılmaktadır. Yıldırım Bayezid Macaristan’a sefer yapmak üzere Gelibolu’dan bir ordu ile Edirne’ye geçmişti. Burada Bizans’ın bir casusu yakalandı. Sorgulamasında casus Türklerin Macaristan üzerine sefere çıktığını haber vermek üzere gönderildiğini itiraf ederek üzerindeki mektubu da teslim etti. Ayrıca kendisinden önce de başka casusların Macaristan’a gönderildiğini söyledi.

Sefer sırasında meydana gelecek casusluk ve suikast teşebbüslerine karşı koymakda yine istihbarata karşı koyma faaliyetlerinin bir parçasıdır. Bu bakımdan padişaha karşı düşman casuslarının yapacağı herhangi bir saldırıyı önlemek için padişahın çadırı çok iyi korunmalıdır. Yavuz Sultan Selim Diyarbakır’ı fethe giderken Şah İsmail’in casusları padişaha suikast yapmak istemişlerdi. Şah İsmail’in casusları padişahın çadırını gece ateşe vererek Yavuz’u dışarı çıkarmayı ve çıktığı takdirde de bıçakla öldürmeyi planlamışlardı. Ancak yakalanarak öldürüldüler. Aynı şekilde XVII. yüzyılda başkentte sürücü başı olan Yorgaki isimli bir zımmi casusluk yaptığı gerekçesi ile önce hapsedilmiş, sonra da idam edilmiştir. Malı ise hazineye devredilmiştir.

Kırım’da bir kısım halk arasına sızan Rus casusları yalan haberler yaymaktadır. Halk arasında yayılan bu propagandaya göre Osmanlı-Rus anlaşmasına rağmen Rusların gelip topraklarını alacağı haberleri yayılmaktadır. Bunun üzerine Rusya’ya casuslar gönderilip haberin doğruluğu araştırılmıştır. Yapılan araştırmalarda bu haberlerin doğru olmadığı tespit edilmiştir.

Estergon’dan Ciğerdelen tarafına bir köprü inşa edilip geçilmeye uğraşılırken Uyvar hakimi Graf adam Forkac bir casus gönderip bilgi toplamaya çalışmıştır. Bölgede işbirliği yapan yerli bir Hıristiyan ile Forkac’ın casusu bilgi alışverişinde bulunmaktadır. Bunların konuşmalarını anlayan bir topçu, casus gittikten sonra işbirlikçiyi tutup vezire götürür. Bu kişi casusa “köprü on güne kadar ancak biter. Fırsattan istifade köprü başını alıp, Müslümanların vilayetimize gelmeleri önlenir” dediğini itiraf etmiştir. Bunun üzerine Serasker Ali Paşa, Rumeli Beylerbeyi Ali Paşa ve Niğbolu Valisi İbrahim Paşa karşı tarafa geçerek düşmandan bir “dil” buldular. Dil “sabah karanlığında Uyvar hakimi Forkac köprü tamam olmadı diye üzerinize geliyor, görürsünüz” demiştir. Osmanlılar bu bilgi üzerine gerekli tertibatı almış ve düşmana gafil yakalanmamıştır.

Savaş öncesi düşman tarafına casuslar gönderilip durumları araştırılmaktadır. Düşmanın durumuna göre plan yapılmaktadır. Beklemek veya hemen harekete geçmek kararı casusların getireceği habere bağlıdır. Mesela Osmanlı askeri Uyvar’a vardığında casuslar düşmanın çok kötü durumda olduğunu ve anlaşma yapmaya talip olduklarını bildirmiştir.

Hezarfen Hüseyin Efendi eserinde düşman kalelerinden dışarı casusların çıkmaması için gerekli tedbirlerin alınmasını tavsiye etmektedir. Zira muhasara sırasında kalelerden indirilen bu casuslar, muhasaracılar hakkında bilgi getirmekte ve içeridekilere moral aşılamaktadır. Kaledekilerin savunma gücünü manevî bakımdan takviye etmektedir. Bu şekilde kaleden dışarı çıkarılan casusların iyi yetişmiş profesyonel kimseler olmasına azami derece de dikkat edilmektedir. Bu tip casuslara en iyi örnek Kolcsiczky György Ferencz’dir. Kolcsiczky 1683 Beç kuşatmasında Türk askeri kılığında kaleden çıkarak casus raporunu Lothringen prensine götürmüş ve geri dönmüştü. Şaşkın durumdaki kale halkı onun getirdiği haberlerle moral bulmuştu.

Ser askerler düşmanın durumundan haberdar olmaya ve güvenilir casuslar kullanmaya mecburdur. Alacakları karşı tedbirlerle düşman casusluğunu önlemeli, ordusunun zaaf ve kuvvetini düşmana bildirmemelidir.

Koca Sekbanbaşı Risalesi’nde de istihbarat konusuna geniş bir yer ayrılmaktadır. Risalede Yeniçeri Ocağı’nın disiplinsizliği yüzünden ordu içerisine yabancı ajanların çok rahat bir şekilde sızdıkları ifade edilmektedir. Bu ajanların tespiti de mümkün değildir. Dolayısıyla çok rahat bir şekilde ajanlar vezir ve kumandanların ne düşündüğünü, ordunun durumunu her gün karşı tarafa bildirmektedir. Koca Sekbanbaşı, III. Mustafa devrinde Rusya’ya karşı açılan harpte 200.000 kadar askerin sefere katıldığını ancak bunların düşman karşısında perişan olduklarını iddialarına delil olarak göstermektedir. Bu yenilginin yegane sebebi Osmanlı casuslarının yetersizliği ve ordu içine sızan Rus ajanlarının tespit edilmemesi ve tespit için bir gayret de gösterilmemesidir. Yabancıların bu işe çok önem verdiklerini de ifade etmektedir. Bu sefer sırasında Osmanlılar Yeniçerilerden üç kişiyi dil almak için görevlendirmişlerdir. Bunlar sınırda bir yabancıyı yakalayıp bilgi almak üzere karargaha getirmektedirler. Ancak Eflak halkından olan ve Türkçe bilen şahıs kendisini öldürmezlerse babasının zengin olduğunu ve büyük paralar vereceğini söyleyerek onları bir yere götürür. Buradaki şahıs Rus ordusunda görevli kurnaz bir kimsedir. Bu Yeniçerileri bir çadıra götürüp propaganda yapmışlar. Kurdukları planda Müslüman kıyafetinde bir kısım adamlara çuvallarla paralar takdim edilmekte ve bunların Osmanlı Devleti’ne, vezire, yeniçeri Ağası’na ve Tatar Hanı’na gönderileceğini anlatırlar. Hatta bu paralarla İstanbul’u dahi satın aldıklarını dolayısıyla savaşmalarının boşuna olduğunu, orduyu bırakıp Anadolu’ya çiftlerinin başına dönmelerinin en doğru hareket olacağını izah eder ve getirip sınırda bırakırlar. Yeniçeriler gördüklerini yemin ederek askere anlatmaya başlarlar. Zaten gönülsüz ve eğitimsiz olan asker arasında bu propaganda kısa sürede tutar. Çadırlar bu haberlerle sarsılan askerler tarafından boşaltılır. Ertesi gün Rus askerleri Osmanlı askeri kışlağını basarak orduyu dağıtırlar. Koca Sekbanbaşı bu olayı anlattıktan sonra “düşman casuslarının belası yanında asıl belanın kendi gafletimiz” olduğunu ifade etmektedir.

Yrd. Doç. Dr. Hamit PEHLİVANLI

Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al