OSMANLI VERGİ SİSTEMİ VE BİR VERGİ TAHSİL YÖNTEMİ OLARAK İLTİZAM

OSMANLI VERGİ SİSTEMİ VE BİR VERGİ TAHSİL YÖNTEMİ OLARAK İLTİZAM

1. Giriş

Osmanlı Devleti’nin iktisadi tarihi göz önüne alındığında, bu tarihin Osmanlı Devleti’nin pek çok başka tarih sektöründe olduğu gibi kendine özgü savrulma ve kırılmalarla ilerlediği dikkati çeker. Bu savrulma ve kırılmaların nedeni, devletin uygulamalarının coğrafi farklılaşmasından kaynaklandığı gibi aynı zamanda kurumların tarih sürecinde ilerlerken geçirdikleri ortaya çıkma (teşekkül), olgunlaşma, yerleşme ve çözülme gibi süreçlerinin de farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda tek bir Osmanlı iktisat tarihinden bahsedilemeyeceği ortadadır. Bu yargı kurumsal anlamda da geçerlidir. Kendine özgülük ise iki temel yaklaşımla değerlendirilmelidir. İlki, Osmanlıların gelenekçilik yaklaşımı ile kendilerinden önceki uygulamaları, kendi dini inançları ekseninde yeniden yorumlayarak ya da dini inançlarına uygun olanları olduğu gibi alarak kullanabilecekleri bir örnek deposu olarak görmeleridir. Kendine özgülük burada, Osmanlının tecrübi bilgileri kendine uyumlaştırmada etkin bir mekanizmayı kullanabilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. İkincisi ise, uygulanmasına karar verilen iktisadi politikanın, kurulması arzulanan iktisadi ve mali kurumun çağının gerektirdiği ve toplum-devlet ihtiyaçlarından kaynaklanan bir görünüm sergilemesidir. Osmanlı Devleti’nin izlediği vergi politikaları ve mali yapısı da saptanan bu ilkelerin etkisi altında kalmak suretiyle uygulama alanı bulmuştur. Bu nedenle söz edildiği gibi yine tek bir Osmanlı vergi sisteminden ve çağları kapsayan yeknesak bir Osmanlı mali yapısından da bahsedilemez. Ancak açılımlandığı şekli ile Osmanlı mali yapısı ve vergi sisteminin kendine özgülüğü söz konusudur. Bu özgülükte dikkati çeken en önemli şey ancak modern iktisat teorilerinin inceleme alanına giren ve kamuya ilişkin bir hizmetin, bir görevin vb.’lerinin özele devredilmesi olarak nitelenen özelleştirme kavramının Osmanlı Devleti’nde mukataa adı verilen bir uygulama ile pratiğe geçirilmesidir. Devlete ait bir gelir payının tahsili işi, inhisar (satış tekeli-monopol) haline getirilen herhangi bir kuruluşun işletme hakkı veya üretilen malı satın alma tekeli (monopson) oluşturma gibi özellikler taşıyan[1] mukataaların özele devredilmesi ise temelde iltizam, emanet ve malikane adı verilen üç yöntemle olanaklı olabilmekteyti.

Bazı geçiş dönemlerinde ise iltizam ve emanetin birlikte uygulandığı emanet ber vechi iltizam adı verilen ve söz konusu mukataanın niteliğinden dolayı karma bir yöntemin pratiğe geçirildiği bilinmektedir.

Bu sistemler Osmanlının idari yapılanmasının yanında, o dönemin ziraat ağırlıklı ekonomik yapısından, etkinlik sağlama düşüncesinden, çağın kendine özgü ulaşım sisteminin ortaya çıkardığı sorunları giderme düşüncesinden, gelirleri maksimize etmek amacından ve hatta kimi zaman bazı devlet görevlilerinin maaşlarının kaynağında tahsis edilebilmesi için benimsenmişlerdir.

Osmanlı vergi sistemi içinde iltizam, bugünkü deyimler ile vergi tahsilinin özelleştirilmesi anlamına gelmektedir. İltizamın modern iktisat teorisinin kavramları ile bire bir örtüşüyor olması (içerik ve uygulamaya yansıma açısından farklılaşma söz konusu olabi

lir) iktisat bilimindeki etkinlik sorunun Ortaçağ Osmanlısı’nda da çözülmesi gereken bir sorunsal olarak hissediliyor olduğunun ve bu sorunsalın giderilmesi için o zamanlarda kimi zaman çağını aşan çözüm önerileri getirildiğinin de bir kanıtı olmaktadır. Bu çalışma, öncelikle çok kompleks olan Osmanlı vergi sistemine toplu bir bakış açısı sağlamak ve ardından da bu kompleks yapının önemli bir parçası olan, devletin sonuna kadar uygulamasından vazgeçemediği iltizam usulünü özelleştirme perspektifinden inceleme orijinalliğine sahiptir. Dolayısıyla Türk tarihindeki bu uygulamanın bugün ile teorik ve pratik açıdan bağlarının kurulabilmesi için öncül argümanları sunmayı da amaç edinmektedir.

2. Genel Olarak Osmanlı Mali Yapısı ve Vergi Sistemi

2.1. Osmanlı Mali Yapısı

Osmanlı Devleti’nin tüm zamanlarını şematize edecek bir vergi sistemi oluşturmak, uygulamaların zamansal ve mekansal farklılaşmalarından dolayı oldukça zor gibi görünse de;[2] yine de üzerinde çalışma yapılamayacak derecede değildir. Nitekim, sancaklara ilişkin olarak gönderilen kanunnamelerde her sancağın iktisadi yapısına göre alınması gereken çeşitli vergilere değinilmekte, ayni bir verginin bile, sancağın fakir veya zengin oluşuna göre oran farklılaşmasına uğradığı görülmektedir. Bundan şu sonucu çıkarmak olanaklıdır ki, Osmanlı Devleti’nin idari bölünmesinin her bir parçasının yapısına en uygun şekilde özel olarak hazırlanmış bir vergi kanunnamesi vardır.[3] II. Mehmet öncesinde Osmanlı Devleti’nin vergiye yönelik uygulamaları da diğer uygulamalarda olduğu gibi veri yetersizliği sonucunda tam ve açık olarak aydınlatılamamakla birlikte genel anlamda bazı ipuçlarına ulaşmak olanaklı olmaktadır.

Örneğin pazar yerlerinde alınan pazar baclarının tekalif-i şer’iyyeden olmadığı ama gelenekler nedeniyle alınması gerektiğine, Osman Gazi tarafından, çevresinden töre olduğu yolunda gelen uyarılarla, karar verilen bu duruma Aşıkpaşazade’nin Tevarih-i Ali Osman isimli kitabında rastlandığı gibi[4] parça parça da olsa temel bazı vergi isimlerine, vergi muafiyetlerine ve defterdarlık gibi vergi kurumlarına II. Mehmet öncesinde de rastlamaktayız.

Her ne kadar II. Mehmet dönemine kadar Osmanlı mali yapısı hakkında kapsamlı bilgiler bulunmasa da yine de yok derecesinde değildir. Orhan Bey zamanında Orta Anadolu doğrudan İlhanlılara tabi bulunmakla ve İlhanlı hazinesine vergi ödeyen uç vilayetleri (ucat) sayılmakla ve Z. V. Togan tarafından Orhan Bey’in devlet sistemi töre olarak ortaya konulmakla birlikte; H. İnalcık’a göre bu, durumu biraz abartmak olur. İnalcık’a göre döneme ait evkaf ve temliklere ait kayıtlar bunun abartısını göstermektedir. Orhan Gazi’nin oldukça gelişmiş bir merkezi idare cihazı ve orada şer’i ilkelere göre belgeler düzenleyen kişiler bulunmaktaydı. Söz konusu vesikalardan da anlaşılan, vergi esaslarının daha bu dönemlerde yerleşerek ortaya çıktığıdır.

1366 tarihinde Murat Bey Ahi Musa’ya verdiği vakıf beratında onu cem’i avarız-ı divaniden ve tekalif-i örfiden, ulakdan ve sekbandan ve cerahordan ve naibden ve salgundan muaf ve müsellem tutmaktadır. Burada sayılan vergi şekilleri ve hizmetler tamamen örfi niteliktedir. I. Beyazıt döneminde ise bu görünüm daha gelişmiş bir yapı görünümündedir.[5] Orhan Gazi ve I. Murat zamanında yapılan yeniliklerden en önemlileri idari teşkilatın kurulmaya başlanması ve arazi taksimatının yapılmasıdır. Sancaklara birer bey, kazalara birer kadı tayin olunurken, arazi, en fazla hizmeti geçenlere ve ülkeyi genişletme ve savunma işini üzerine alanlara tımar, zeamet ve has adıyla ayrılıp verildi. İlk defterdarın da I. Murat’ın son yıllarına doğru ya da I. Beyazıt zamanında tayin olmuş olması muhtemeldir. Amasya Tarihi yazarı H. Hüsamettin Efendi de bunu doğrulamakla birlikte bu doğruluk belgelenememiştir.

Ancak İ. Hakkı Uzunçarşılı Osmanlı Devleti’nde Merkez ve Bahriye Teşkilatı isimli çalışmasında verdiği bilgilerle Osmanlılarda XV. yüzyılın ilk yarısında, hatta XIV. yüzyılın sonlarına doğru defterdarlık ismiyle bir memuriyetin olabileceğinden söz etmiştir.[6] A. Tabakoğlu’na göre ise aslında Osmanlı vergi sistemi devletin kurulmasından itibaren şekillenmeye başlamış, gelişme döneminde ise devletin yapılanmasına uygun en ideal şeklini almıştır.

XVII. yüzyılda II. Viyana Kuşatması’ndan sonraki dönemleri, imparatorluğun gerileme dönemi olarak alırsak, bu döneme kadar, yalnızca vergi sisteminde değil tüm Osmanlı devlet sisteminde en küçük bir aksama olmamıştır.[7]

Osmanlı Devleti’nin uygulamaya koyduğu gerek mali teşkilatın ve gerekse vergi sisteminin kökenlerini Osmanlının gelenekçilik zihniyetinden hareketle kendinden önceki devletlerin uygulamalarında ve İslam dininin fıkhi ilkelerinde aramak gerekir. Ancak uygulamaların söz konusu kaynaklarla, ne derece uyum içinde olduklarının saptanması için belgelere dayanan kapsamlı bir teste tabi tutulmaları ihtiyacı da ortadadır.

Osmanlı Devleti’nin maliye teşkilatı gelenekçilik eksenli olarak ve ağırlıklı bir şekilde İlhanlı mali teşkilatından alınmıştır. İ. Hakkı Uzunçarşılı bu durumun, İlhanlı maliyecisi Hamdullah Müstevfi’nin Nüzhet-ül Kulüp isimli eserindeki örnekten ve Necmettin Cüveyni’nin Risale-i Felekiyye isimli eserindeki örnekler ile Osmanlı maliye defterlerindeki benzerliklerden elde edilebileceğini ifade etmektedir. Ek olarak, Osmanlıların, İlhanlıların kullandıkları maliye terimlerini de kullandığını ama teşkilatın ve terminolojinin zaman içinde genişlediğini söylemektedir.[8] Örneğin Osmanlıda kullanılan pazar, bacı ve tamga gibi kavramların İlhanlılarda da kullanıldığına W. Berthold’un bir çalışmasında rastlanmaktadır.[9] Z. V. Togan tarafından yapılan bir çalışmada, Ala-i Tebrizi’nin yazmış olduğu Saadetname isimli eserin 815 (1412) yılında Bursa’da Anadolu Türkçesi ile yazıldığı, dikkatli ve sarih yazıldığına göre İlhani-İran maliyesinde uzman biri tarafından kaleme alınmış olabileceği ve bu durumun Osmanlı hükümetinin Bursa döneminde istifa işlerinin İran Moğolları zamanında telif edilen eserlerden öğrenildiğini gösterebileceği ifade edilmektedir.[10] Abbasiler döneminde Farisi maliye usulü Suriye ve Mısır’da da yayılmıştı. Bu etki Tulunoğulları ve Fatimiler zamanında kuvvetlenmiştir. XI. yüzyılda Selçuklular büyük bir Türk devleti kurarken, Farisi yönetim usulü bu başarıda büyük ve etkili bir rol oynamıştır. Eyyubiler bu gelişmeyi daha da teşvik etmişlerdir. Memlûk İmparatorluğu’nda da maliye bürolarında Farisi usulü defter tutulması bu usulün varlığını ve hakimiyetini tartışmasız hale getirmiştir. Farisiler, XIII. ve XIV. yüzyıllarda İlhanlılarda, XV. yüzyıllarda da Tatar ve Türkmenlerde sivil yönetimi tam olarak ellerinde tutuyorlardı. Bu miras batıda, Rum Selçukluları aracılığı ile Osmanlılara geçiyordu. Doğuda Büyük Moğol İmparatorluğu ise yerli Hindu geleneklerinden etkilenmiş olmasına rağmen, gene bu usulün bir uzantısı sayılmaktaydı. Böylece Ortaçağ’la birlikte XVIII. yüzyıl ortalarına kadar Ön Asya üzerinde Fars kökenli, hayret edilecek derecede homojen bir mali muhasebe sistemi uygulanmıştı.[11]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ