OSMANLI POLİTİK SİSTEMİNİN OSMANLI SARAY MİMARİ MEKAN ÖRGÜTLENMESİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

OSMANLI POLİTİK SİSTEMİNİN OSMANLI SARAY MİMARİ MEKAN ÖRGÜTLENMESİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Türkleri ve 4000 yıllık Türk Tarihi’ni siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel yönlerden ele alırken, hiç şüphesiz, Osmanlı İmparatorluğu’nun geçirmiş olduğu yönetimsel değişimler ile teknolojik gelişmeler ve kentsel yaşama koşullarının değişimi parelelinde Osmanlı Mimarisi içerisinde “saray” kavramının ve “saray mekanlarının” organizasyonunun değişimini ve bu değişimin nedenlerini incelemek gerekmektedir. Bugüne kadar çok fazla incelenmemiş bir konu olan Osmanlı sarayında mekan organizasyonunun değişimi sonucu tasarlanan yeni saraylar, modernleşme hareketleri ile beraber yaşanan politik ve kültürel değişimlerin günümüzde hâlâ gözlenebilen belgeleridir. Unutulmamalıdır ki, modernleşme hareketleri, Batılılaşma rüzgarı halinde öncelikle hanedan yaşantısını ve haliyle de hanedanın evi ve yönetim yeri olan sarayları etkilemiştir. Mevcut belgeler ve Osmanlı tarihçileri ile dönemin Batılı seyyahlarının yazdıkları, bu bakış açısı ile incelendiğinde ve Osmanlı saray örnekleri yine bu bakış açısı içerisinde birbirleri ile karşılaştırıldığında, Osmanlı zihniyet dünyasında “modernleşme” kavramının aldığı önemin anlaşılması adına yeni açılımlar sağlanacaktır.

Osmanlıcası “seray”, İngilizcesi “palace”, Fransızcası “les palais”, Almancası “der palast” ve İtalyancası “il palazzo” olan saray kelimesinin sözlük anlamı “büyük konak” veya “devletin en üst yöneticisinin ikamet ettiği ve devleti yönettiği yer” olarak geçmektedir.[1] İlk olarak Türklerde Yusuf Has Hacib’in 1067 tarihli eseri Kutadgu Bilig’de geçen ve “Han, Beylerbeği ve Beylerin yaşadığı, pek çok çadır ve otağdan oluşan Hükümdar Makamı” anlamına gelen “saray” kelimesinin en eski Türkçede karşılığı “orda” veya “ordu” idi. Türkçede eş anlamlı olarak kullanılan diğer kelimeler “taht”, “örgin” veya “örgün” ve “karşı”dır. Osmanlı öncesi Türk topluluklarında saray kelimesinin yukarıda geçen diğer eş anlamlı kelimeler ile birlikte günlük hayatta kullanıldığı yazılı kaynaklara dayanarak söylenebilir.[2]

Saraylar, ilk örnekleri eski doğuda görülen yapılardır. Kavramsal olarak “saray”, monarşik sistemlerde devlet yönetim yapısı olarak açıklanabilir. Yine sarayların devlet yöneticisinin konutu işlevini taşımasının yanısıra, siyasi birliği oluşturan halkın, üretim, para, hukuk, askerlik, eğitim vb. işlerini yöneten kişilerle, onlara bağlı daha alt kademelerde bulunan görevlilerden meydana gelen örgütlerin daireleri ile, bu dairelere bağlı hizmet yapılarını içeren, özellikle de erken örneklerde daha baskın bir biçimde kent merkezi özellikleri gösteren, büyük yapı toplulukları olduğu söylenebilir.[3]

Tarihte ilk olarak Yakın Doğu ve Mezopotamya’da karşılaşılan saraylar, batıda İspanya’dan doğuda Çin’e ve güneyde Hindistan’a kadar geniş bir coğrafya içerisinde “devlet işlerinin görüşüldüğü, halkın sorunlarının çözüldüğü” mekanlar olarak ortaya çıkmışlardır.[4] Hatta sarayları oluşturan yapı birimlerinden yönetimsel toplantıların gerçekleştirildiği, erken Osmanlı saraylarında “divanhane” olarak isimlendirilen mekanların en eski örneklerine İslamiyet’ten önce Akdeniz, İran ve Anadolu’da ve İslamiyet’ten hemen sonra da Asya ve Kuzey Afrika’da rastlanmaktadır.[5]

Genel olarak sarayı oluşturan yapı toplulukları işlevsel ve biçimsel olarak ayrımlanmaktadır. Bu işlevsel ve biçimsel özellikler, İslamiyet öncesi çeşitli Türk topluluklarının saraylarında, İslamiyet’in kabul edilişinden sonra değişen siyasi düzene göre değişimler geçiren İslam saraylarında ve Türk- İslam saraylarında değişik özellikler göstermektedir denilebilir.[6]

Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’un alınmasından sonra geçirmiş olduğu yönetimsel değişim süreci ve bu süreç içerisinde başkent İstanbul’da yapılmış olan, yönetim-mimari saray mekan planlama ilişkisini en güçlü şekilde açıklayabilecek olan üç önemli Osmanlı sarayı, kronolojik olarak 15. yy.’da İstanbul’da yapılan ilk büyük Osmanlı sarayı olan Topkapı Sarayı, 19. yy.’da Batılılaşma hareketlerinin kaçılmaz olarak sembolik merkezi olan Dolmabahçe Sarayı ve yine yapımı 19. yy.’ın son çeyreğine denk gelen, ilk Meşrutiyet döneminden sonra tekrar patronajın tek-ele geçtiğini adeta mekansal örgütlenmesinin her noktasında gösteren Yıldız Sarayı’dır.

Osmanlı dünyasında saray kavramının karşılığı, “Saray-ı Hümayun” olarak adlandırılmıştır ve saray “padişahın resmi makamı ve oturma yeri” yani hem ikametgahı ve hem de yönetim merkezi olarak şekillenmiştir.[7] Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivi, Cevdet Saray Tasnifi’nde bulunan belgelerin içerikleri terminolojik bir bakış açısı ile incelendiğinde, padişaha ve padişah ailesinden gelen üyelere ait olan sarayların, “Saray-ı Hümayun”, ve “Saray” olarak, Boğaziçi sahillerinde bulunan sarayların “Sahil Sarayı”, “Sahil Saray-ı Hümayunu” olarak isimlendirildiği görülmektedir.[8]

“Resmi saltanat makamı” olarak sırası ile kullanılan Bursa Sarayı, Edirne Sarayı, İstanbul’un alınmasından sonra Saray-ı Atik-i Amire ya da Eski Saray, Saray-ı Cedid-i Amire ya da Yeni Saray olarak isimlendirilen Topkapı Sarayı ve karşı sahilde yer alan ve 18. yüzyıla kadar önemini koruyan Kavak Sarayı, yangından ötürü birbiri ardına aynı bölgede inşa edilen Beşiktaş Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı ile Yıldız Sarayı, saltanat tarafından zaman içerisinde biri diğerinin yerini alarak kullanılmıştır. Ancak, Osmanlı saray kullanım mekanizmasında, eski sarayların tamamen terk edilmediği, harem teşkilatına ait bölümlerin kullanımlarının devam etmiş olduğu, ve bu sözü geçen saraylardan özellikle, Topkapı Sarayı’nın hem harem teşkilatının yaşatılmış olduğu ve hem de prestij mekanı olarak bayram kabulleri gibi önemli gün ve törenlerde, Osmanlı’nın en son zamanına kadar bu sarayın kullanıldığı da yine Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivi belgelerinden takip edilebilmektedir.

Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivi Belgeleri incelendiğinde, Osmanlı İmparatorluğu yönetim mekanizması içerisinde iki ana tip “saray” kavramı bulunmaktadır denilebilir. Bunlardan birincisi ve asıl “Osmanlı yönetim sarayı” olarak tanımlandırılabilecek olanı “tam teşkilatlı saraylar”dır. İkinci anatip saray ise, saray yönetim teşkilatının merkezi olan sarayların, yani “tam teşkilatlı sarayların” dışında kalan ve mevsimlik olarak şehir iç ve dışında sayfiye kullanımı amaçlı kullanılan saraylardır ki bunların da arşiv belgelerinden “eksik teşkilatlı saraylar” olarak isimlendirildiği görülmektedir.

Yapıldıkları yüzyıla göre gerek içerdikleri birimlerin isim ve sayılarında bir takım farklılıklar gösterselerde, mevcut örnekler incelendiğinde, “Tam Teşkilatlı Osmanlı Sarayı”nın, genel olarak üç ana bölüm ve onları besleyen alt birimlerden oluştuğu söylenebilir. Uzunçarşılı, “Osmanlı Saray Teşkilatı” isimli eserinde Topkapı Sarayı’nın içerdiği bölümleri, 1. Birun (hariç, dışarısı), 2. Enderun (dahil, içerisi) ve 3. Harem-i Hümayun (aileye mahsus) olarak götermektedir.[9] Uzunçarşılı, Topkapı Sarayı’nın ana giriş kapısı olan ve ilk avluya açılan Babüsselam’den başlayarak, birinci avluyu ikinci avluya bağlayan giriş olan Babüssade’ye kadar olan kısmı Birun olarak isimlendirmiştir. Bu bölümde dış dünya ile sarayın iç mekanizması arasındaki geçişi sağlayacak, cami, mutfaklar, depolar, kiler alanları gibi birimlerin yer aldığı görülmektedir. Yine Topkapı Sarayı örneği üzerinden gidildiğinde, Sarayın Enderun kısmını içeren ikinci avluda Hazine-i Hümayun ya da Ata tarihinde geçen adı ile Daire-i Hümayun, Arz Odası, Katip Odaları gibi yönetimsel mekanların bulunduğu görülmektedir. Üçüncü ana bölüm olan Harem-i Hümayun ise, Emanet-i Müteberrika, Valide Sultan Dairesi, Gözdeler Daireleri, Cariyeler Dairesi ve mevcut tüm Hadım Ağaların koğuşları gibi mekanları içermektedir.[10]

Bu noktada birbirinin her ne kadar birebir aynısı olarak planlanmadığı görülen Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız Sarayı incelendiğinde, her üçünün de “Tam Teşkilatlı Saray” olarak arşiv belgelerinde geçen saray kavramına uyduğu ve birbirlerine çok benzer mekanları içerdikleri görülmektedir.

Uzunçarşılı’nın mekanları isimlendirmesine sadık kalınarak, “Tam Teşkilatlı Saray” yapılarında bulunan;

  1. Birun bölümünün; Has Ahırlar, Saray Matbahları, Limonluk, Eczane, Hastahane, Fırın, Mutfak, Istabl-ı Amire, Hamlahane, Atiyye-i Seniye Ambarları, Marangozhane, Saray Tiyatrosu gibi ortak kullanım birimleri ile Seferli Koğuşları, Yeniçeri Karargahları, Zülüflü Baltacılar Daireleri, Mehterhane gibi geniş alana ihtiyaç duyulan mekanları.
  2. Enderun bölümü/üst yönetimsel bölümünün; al. arz odası/divan odası ya da yüzyıllara göre geçirilen yönetimsel değişimler ve teknolojik gelişmeler ve kentsel yaşama koşullarının değişimi parelelinde şekillenen, a2. Mabeyn-i Hümayun ve Muayede Salonu, b. Hazine-i Hümayun/Hazine-i Hassa Dairesi/Hazine-i Maliye; İç Hazine, Dış Hazine; c. Vezir-i azam ve diğer vezirler ile üst düzey yönetimsel birimler için yapılan Vezir Toplantı Odası, Katip Odaları, Ferman Odaları, Has’oda, Defterhane, Elbise-i Fahire Odası, Imrahurun Dairesi, Hırka-ı Saadet, İnşa Dairesi Şehremini gibi mekanları.
  3. Harem-i Hümayun bölümünün; Emanet-i Müteberrika, Valide Sultan Dairesi, Gözdeler Daireleri, Usta Kalfalar, Gedikli Cariyeler Dairesi Hadım Ağaların koğuşları; Harem Ağası Odası, Kızlarağası Katibi Daireleri, Ak Ağalar (Hadım Ağalar) Odaları/Koğuşu, Zenci Hadım Reisi Meskeni, Kara Ağalar (Zenci Hadım Ağalar) Odaları/Koğuşu, İç Oğlanlar Odaları/Koğuşu, Kapı Oğlanları Odaları/Koğuşu gibi mekanları kapsadığı görülmektedir.

Sedat Hakkı Eldem’in “Köşkler ve Kasırlar” adlı eserinde ve Ata Tarihi’nde Üsküdar’da bulunan ve 18. yüzyıla kadar önemini koruyan, ancak günümüzde mevcut olmadığı için gözden kaçan Kavak Sarayı da tam teşkilatlı Osmanlı sarayları arasında geçmektedir.[11] Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivi’nin Cevdet Saray Tasnifine 20 Ramazan 1218 tarihi ve 1164 nolu kayıtlı olan belgede “Üsküdar’da Kavak Sarayı arsasına evvelce yapılan köşkten ve neferat kışladan başka yapılmakta olan zabitan konakları, çarşı dükkanları, hamam, değirmen, tabhane, hastahane, cebehane, talim meydanı ve tulumbacı kışlası, su hazine ve çeşmesi, iskele ve liman ve lağımlar…” masraf kayıdı olarak geçmektedir. Bu bağlamda, sözü geçen belge incelendiğinde, Üsküdar’da bulunan Kavak Sarayı’nın da tam teşkilatlı bir Osmanlı saray yapısı olduğu söylenebilir.[12]

“Eksik Teşkilatlı Osmanlı Sarayı” ise yukarıda sayılan bu kullanım birimlerinden bir veya bir kaçına sahip olmayan ikincil kullanıma uygun saray binalarıdır. Eksik teşkilatlı Osmanlı sarayları, tam teşkilatlı Osmanlı sarayları kadar sık kullanılmamaktadır, zaten bu nedenle de tam teşkilata sahip olmaları gerekmemektedir. Bu saraylara Boğaziçi’nde bulunan sahil sarayları örnek olarak verilebilir.

Sarayların teşkilatını oluşturan hizmetlilerine “bendegan” adı verilmektedir. Bu sarayların teşkilatlarının kapsamı yüzyıllara göre değişiklik göstermektedir. Bu saraylara kapasitelerine göre saray teşkilatının tümü veya bir kısmı mevsim geçirmek üzere taşınırdı. Bu işleme saray içinde “göç” adı verilmektedir.[13]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ