OSMANLI MİNYATÜRLERİNDE MÜZİK

OSMANLI MİNYATÜRLERİNDE MÜZİK

Saray ekolü olarak gelişmiş olan Osmanlı minyatür sanatı üç yüz yılı aşkın bir zaman diliminde çeşitli eserler vermiştir. İlk ürünlerini II. Mehmet (Fatih) Dönemi’nde vermeye başlayan minyatür sanatı Türk kültür tarihi açısından önemli bir yere sahiptir. Kendine özgü bir gerçeklikle tasvir edilmiş olan bu resimlerin konusunu sultanların yaşamları, seferler, şenlikle ile döneme damgasını vurmuş önemli tarihi ve siyasî olaylar oluşturur. Çok sık rastlanılan konulardan birisi de müzik ile ilgili sahnelerdir. Osmanlı siyasi ve kültürel yaşamında önemli bir işlev üstlenmiş olan çeşitli müzik toplulukları konusu taht, savaş, tören ve şenlikler ile ilgili olan sahnelerde karşımıza çıkar.

Türklerin müzikal kültürleri binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu geçmişin kökeni ve etkileri İslâm öncesi Orta Asya Türk devletlerine dayanır. Doğu Türkistan sanatından İslâm sanatına geçen etkiler sadece Uygur yöresinden, özellikle Maniheist ile ilgili eserlerden gelir (Res. 1). VIII. Yüzyıla ait Maniheist bir yazmanın minyatüründe, halı üzerinde bağdaş kurarak oturmuş kopuz çalan bir müzisyen figürünün ikonografisi erken İslâm sanatındaki müzisyen figürünün prototipi olarak değerlendirilir. Bu anlayışta betimlenmiş olan müzisyen ve hükümdar figürleri erken İslâm sanatında ilk olarak VIII ve X. yüzyıllarda Abbasî halifeleri tarafından bastırılmış madalyonlar üzerinde görülür.

Bu ifade ve üslup anlayışı Selçuklu ve erken Osmanlı dönemi yazmalarının minyatürlerinde, özellikle taht sahnelerindeki müzisyen ve hükümdar figürlerinin betimlenmesinde de dikkati çeker. Erken İslâm öncesine (IX-X. yüzyıl) ait gümüş tabak ve tasların süslemesinde de İran’daki Sasanî sanatı geleneklerinin daha ağır basmış olmasına karşılık, bu eserlerdeki sahnelerin kompozisyon şeması, müzisyen ikonografisi ve belirli çalgılar, taht ile ilgili eğlence sahnelerinin ilk örnekleri olarak değerlendirilir[1] (Res. 2). Müzikli eğlence sahnelerinin genelinin taht sahneleri ile birlikte ele alınmış olduğu bu eserlerde, bağdaş kurup oturan, elinde kadeh ve mendil gibi ikonografik öğelerle betimlenmiş hükümdar figürleri İslâm sanatındaki hükümdar figürlerinin ilk örnekleridir. Tahtın önünde hükümdar gibi bağdaş kurarak oturmuş müzisyenler ise daima çeng, zurna ve lud gibi çalgılarla betimlenmişlerdir. Erken İslâm döneminde oluşan taht ile ilgili eğlence sahnelerinin kompozisyon şeması Selçuklu ve erken Osmanlı minyatürlerindeki taht sahnelerine de örnek oluşturmuştur.

Selçuklu askerî müziğinde kullanılmış olan varil şeklindeki davul tipi Uygur-Türk ve Uzak Doğu kültür çevrelerinde görülen davul tipinin İslâm dünyasındaki ilk örneğidir[2] (Res. 3). Selçuklu askeri müziğinde kös, davul, nakkâre, korona (Kerrenay) adı verilen uzun pirinç borular ile zil (symbal) gibi çalgılar görülür. Kösler orta ölçüde ve tek olarak kullanılmıştır. Ezgiyi seslendiren zurnanın seferde askeri müzikte kullanılmış olduğu ihtimali çok zayıftır.[3]

Bu nedenle seferde çalınan Selçuklu askeri müziğini sadece boru ve köslerin ritmik gürültüsünden oluşan, melodik yapıdan yoksun, ritmin ağır bastığı bir müzik olarak düşünebiliriz (Res. 4). Zurna (zamr) özellikle kadın müzisyenlerden oluşan saz takımlarında kullanılmıştır. Anadolu Selçuklularının askerî teşkilâtında yer alan müzik takımı İslâm öncesi Türk askerî müzik geleneğini devam ettirmiş, Osmanlılar ise bu teşkilâtı mükemmel bir şekilde geliştirmiştir.[4] Ud Selçuklu müzikal yaşamında özellikle kadın müzisyenlerin severek kullandığı bir çalgı olmuştur. İslâm öncesi Türk devletlerinde olduğu gibi Selçuklu ve Osmanlılarda da ozan geleneği sürdürülmüştür (Res. 5).

Osmanlı dönemine ait minyatürlerdeki müzik ile ilgili sahnelerden biri taht sahneleridir. Bu konu ile ilgili olarak erken Osmanlı dönemine ait günümüze ulaşan sadece iki yazma bulunmaktadır. Bu iki yazmadan biri olan Badi al-Din Minucehr el-Taciri el-Tebrizî’nin Dilsûznâme “Gül ve Bülbül” (Oxford Bodleian Library, Ouseley No: 133)[5] asimetrik kompozisyon düzenlemesi ile (Res. 6) aynı döneme ait Şemseddin Muhammed b. Abdullah Nişapurî’nin “Külliyât-ı Kâtibî”[6] adlı eserindeki (TSMK., R. 989) minyatürlerinden ayrılır (Res. 7-8) Her iki yazmadaki müzisyen figürleri erken dönem üslubu içinde cepheden ve profilden, bağdaş kurmuş veya dizleri üzerine oturmuş olarak tasvir edilmiştir. Erkek ve kadın müzisyenlerin oluşturduğu karma yapıda saz takımları içindeki figürler bazen iki ayrı grup halinde, bazen de birlikte betimlenmişlerdir. Birkaç figürden oluşan saz takımlarının açık havada bir halı üzerinde tasvir edilişi ve sahnelerin kompozisyon düzeni, XV. yüzyılın ikinci yarısı Karakoyunlu Türkmenleri ve Timurlu Dönemi yazmalarındaki sahnelerle de benzerlik taşır. Çalgılar genelde çeng, ud, ney ve def ile sınırlıdır. Deffaflar ayakta veya oturmuştur. Metal zilli defler küçük ölçüdedir. Nefesli çalgı çalan müzisyenler daima ayakta görünürler. Neylerin görünüşü kaba ve basittir. Lud ise tipolojik özellikleri nedeniyle Osmanlı karakteri göstermemektedir.

XVI. yüzyılın ilk yarısına ait Fethullah Arif Çelebi’nin hazırlamış olduğu bir yazma olan Süleymannâme’nin (TSMK. H.1517)[7] taht sahnelerinde (Res. 9-10-11) XV. yüzyıl taht sahnelerinden farklı olarak aşırı ölçüde zengin geometrik motiflerden oluşan yüzey işlemeciliği dikkati çeker. Sahnelerde erken Safevî minyatür üslubunun etkisi sezilir. Yazmanın üç sahnesinden ikisinde, sultanın sahnenin sağ üst köşesinde, taht üzerinde bağdaş kurarak oturmuş olarak tasvir edildiği görülür. Üçüncü sahne ise XV. yüzyıl taht sahnelerini, özellikle Timurlu Dönemi’ne ait bahçede yapılan eğlence sahnelerini hatırlatır. Diğer sahnelerden farklı olarak bu minyatürün kompozisyon şeması simetriktir. Tahtın önünde diyagonal olarak ikili veya üçlü gruplar halinde düzenli olarak sıralanmış müzisyenlerden her biri bağdaş kurmuş veya dizleri üzerine oturmuş olarak görünürler. Ancak bu sahnelerden sadece biri müzisyenleri sahnede ikili gruplar halinde ve dağınık olarak gösterir. İnce uzun, zarif ve başparesiz neyler tipolojik özellikleri nedeniyle Osmanlı karakteri hiç göstermez. Üzerlerinde beş metal zil bulunan defler bu dönemde de yine küçük ölçüdedir. Bu deflere arabesk def adı verilir. Sahnelerden birinde erkeklerden oluşmuş saz takımı içinde kadın olduğu anlaşılan bir deffafın varlığı XVI. yüzyılın ilk yarısında saray saz takımları içinde az sayıda deffaf cariye müzisyenlerin varlığına işaret eder (Res. 11). Tipolojik özellikleri nedeniyle Osmanlı karakteri göstermeyen udların da İran’a özgü olduğu mümkün görünmektedir. Yavuz Sultan Selim’in İran’dan sanatında usta ve değerli müzisyenleri İstanbul’a getirip Enderun’a kaydettirmiş olduğu,[8] Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdar olduğu tarihte Enderun’da bulunan ve “Cemaat-i mutriban” adı verilen müzik heyetindeki sazende ve hanendelerden çoğunun İranlı ve Azebaycanlı oluşu[9] bilinmektedir. Dolayısıyla bu dönemde sarayda kullanılmış olan bazı çalgıların da yabancı olabileceği ihtimali oldukça yüksektir. Ayrıca XVI. yüzyılın sonuna kadar Topkapı Sarayı’nda icra edilen müziğin Herat’ta Timurlu sarayında icra edilen müzikten farksız olduğu, Gulâm Şâdî ve Maragalı Abdülkadir gibi XIV. yüzyılın iki ünlü müzisyeninin eserlerinin her iki sarayın repertuarında yer aldığını[10] kaynaklar belirtmektedir. Sahnelerde görülen müzisyenlerin giysilerinin farklı renklerde oluşu saraya ait olduklarını belirleyen tek renk resmî üniformanın düşünülmediğini gösterir. XV. yüzyıl sahnelerinde görülen çalgılara bu dönemde mıskal, kemançe, kanun gibi çalgıların eklenmesiyle çalgılarda bir çeşitlenme, müzisyenlerin sayısında da bir artış gözlenir. Profesyonel hanendeler ise tek olarak ilk defa bu döneme ait sahnelerde karşımıza çıkar. Yine ilk defa bu dönemde iki rakkasenin taht sahnesindeki varlığı müziğin yanında dansın da padişahın huzurunda yapılan saray eğlencelerinin bir parçası olduğuna işaret eder.

Konusu savaş ile ilgili sahnelerde mehter daima alemdarların arkasında bulunur. Orduya komut ve işaret vermek amacıyla zurnazenlerin daima takımın nünde sıralanmış oldukları dikkati çeker. Arkada davullar ve onların da arkasında boruzenler yer alır. Mehteri oluşturan figürlerin sayısı sahnelerin genelinde azdır. Mehter ordunun önemli bir parçası olarak vurgulanır. Savaş ve ordunun yürüyüşü ile ilgili sahnelerde, mehterde kullanılan çalgılar sadece davul, zurna, boru ve nâkkare ile sınırlanmıştır. Her bir çalgıdan çift olarak tasvir edilmiş olan mehter konusu ne olursa olsun daima icra halinde gözlenir. Bir gelenek olarak kırmızı çuha ile kaplanmış davullar Osmangazi’nin anısına duyulan saygıdan ötürüdür. Bilindiği gibi Selçuklu sultanı hakimiyet alâmeti olarak Osman Gazi’ye davulu kırmızı bir çuhaya sarılı olarak göndermişti.[11] Padişahın yer aldığı savaş sahnelerinde mehter takımı daha düzenli ve görkemli olarak yansıtıldığı halde, serdar mehterleri figürler arasına karışmış olarak tasvir olunmaktadır. Savaş sırasında Osmanlı ordusunda kös kullanıldığı bilindiği halde, sahnelerin genelinde köslere hiç yer verilmemiştir (Res. 12-13).

İdam törenleri ile ilgili sahnelerde (Şehinşahnâme I. (İ.Ü.K. F. 1404)[12] tören sırasında sadece bir çift kös kullanılmaktadır. Kûsiler düşman esiri olup çalınan kös de yine düşman kösüdür (Res. 14).

Cenaze ile ilgili sahnelerde mehterin yine ordu içindeki varlığı vurgulanır. Bu konuya ait iki minyatür Nüzhet (al-esrâr) al-Ahbâr der Sefer-i Zigetvar (TSMK., H. 1339)[13] ile Tarih-i Sultan Süleyman (Dublin, The Chester Beatty Library, MS. 413)[14] adlı yazmalarda yer alır (Res. 15). Her iki sahne aynı olayı betimler. Sahnelerde tabl-ı alem mehteri yine icra halinde tasvir edilmiştir. Halbuki felaket ve yas gibi olağanüstü durumlarda mehterin sustuğu bilinmektedir. Bunun nedeni padişahın ölüm haberinin ordudan gizli tutulmuş olduğudur. Konusu ne olursa olsun hiçbir nakkaşın mehteri suskun olarak tasvir etmiş olduğu görülmez. Cenaze ile ilgili sahnelerde tepeler üzerinde padişahı izleyen mehter alemdarların arkasında bulunur. Mehteri oluşturan figürlerin ve çalgıların sayısı oldukça azdır. Padişah ile ilgili sahnelerin genelinde Osmanlı ordusu daima kalabalık, düzenli sıralar halinde, güçlü ve görkemli olarak tasvir olunmaktadır.

Padişahın yer aldığı ordunun yürüyüşü ile ilgili sahnelerde de farklı bir kompozisyon düzeni görülmez. Sahnelerde daima tepeler üzerinde alemdarların arkasında tasvir olunmuş olan mehterin Padişahı arkadan izlediği, davul, boru ve zurna gibi çok az çalgı ve figür ile ordu içindeki varlığı vurgulanır (Res. 13). Ancak mehter padişahın yer almadığı sahnelerde (Tarih-i Feth-i Yemen)[15] orduyu oluşturan kalabalık figürler arasında güçlükle farkedilmektedir.

Minyatürlerden bazıları da cülus ve bayram törenlerini yansıtır. Şehinşahnâme Il’de (TSMK., B. 200) bayram töreninin tasvir edildiği bir minyatürde (Res. 16) törenin yapılışı ve saray mehterinin tören anındaki varlığı vurgulanmıştır. Törenler genelde sarayın ikinci avlusunda yapılır ve törende hazır bulunması gereken mehter daima padişahın makamına doğru sıralanırdı. Sahnelerden anlaşıldığına göre tören gereği kös ve nâkkareler de kullanılmakta, nefesli ve vurmalı çalgıların sayısında da bir artış gözlenmektedir. Kullanılan çalgılar kös, nakkâre, zil, zurna ve borudur. Takımın önünde sıralanmış olan kösler en fazla iki çifttir. Bunların ortasında da iki çift nakkâre yer alır. Kös ve nakkârelerin formu XVI. yüzyılda yarım yumurta şeklindedir. Osmanlı kûsilerine özgü olan çift ritm ve aralıklı vuruş nedeniyle kös tokmaklarından biri daima yukarıda, diğeri ise kös derisinin üzerine düşürülmüştür. Nakkâreler de oturularak çalınmakta ve genelde törenlerde kullanılmaktadır. Tören esnasında iki gruba ayrılmış olarak sıralanırlar. Takımın müzik şefi olan başnâkkarezen bu iki grubun ortasında, önde ve ayakta yer alır. Çift burgulu boru çalan boruzenler ise takımın arkasında bulunurlar. Savaş sahnelerinden farklı olarak, törenler ile ilgili sahnelerde zurnazenler daima vurmalı çalgıların arkasında sıralanırlar. Bunun nedeni törenin çevresi kapalı bir ortamda yapılmış olmasıdır.

XVI. yüzyılda farklı uzunlukta iki boru mehter takımlarında kullanılmıştır. Gelenek olduğu üzere kırmızı çuha ile kaplı davulların formları da silindir şeklindedir. XVI. yüzyılda saray mehter takımlarında her bölüğü birbirinden ayıran farklı renkte giysiler figürler üzerinde görülmez. Sayıca fazla olan farklı çalgı bölükleri düzenli sıralar halinde törendeki yerlerini alırlardı.

III. Murad Şehinşahnâmesi I’de (İ. Ü. K. 1404)[16] bulunan bir minyatürde ise bir önceki sahneden farklı olarak vurmalı sazlar dışında diğer saz bölükleri paralel sıralar halinde görünürler. Takım içinde bir nâkkarezenin elinde görülen, bir zincire eşit aralıklarla sıralanmış, içlerinde çıngırakların olabileceği küçük metal toplardan oluşan çalgının kimliği bilinmiyor ise de, böyle bir çalgının XVI. yüzyıl mehter takımlarında kullanılmış olduğu şüphesizdir.

Mehter sportif gösterilerde de bir işlev üstlenmiştir. Günümüzde güreş gibi sportif karşılaşmalarda mehterin yerini sadece davul ve zurna almıştır. Sportif gösterilere eşlik eden mehter takımları saraya ait değildir ve genelde bunlar esnaf mehterleri olarak bilinmektedir. Hünernâme II’de (TSMK., H. 1524)[17] görülen sportif sahnelerde en fazla üç kişiden oluşan mehterin varlığı çok az çalgı ve figür ile sembolik olarak vurgulanmıştır (Res. 17). Çalgılar ise iki zurna ve bir davuldan oluşur.

XVI. yüzyıla ait sahnelerin genelinde şakuli tutularak çalındığı görülen zurna, XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde yere paralel veya yukarıya kaldırılarak çalınmaktadır. Çift zurna geleneği olarak da kaba ve cura zurna kullanılmaktadır. Davullar ise iki tip olarak karşımıza çıkar. Bu davullardan koltuk altında tutularak ucu çengel şeklinde bir çubukla çalınan davula koltuk davulu, bir kayışla tutturulnuş, bel hizasında duran ve ucu topuz şeklinde bir tokmakla çalınan davula ise kucak davulu adı verilmektedir. Sportif karşılaşmalarla ilgili olarak bir başka minyatür de Surnâme-i Vehbi I yazmasında (TSMK., A. 3593),[18] 1720 sünnet düğünü şenliklerini yansıtan sahnelerden birinde de görülür (Res. 18). Sahnede görülen mehter Hünernâme’de görülen sahnelerden oldukça farklıdır. Sayıca kalabalık olan mehter daha görkemli ve düzenli olarak sıralanmıştır. Figürler ve çalgıların sayısı oldukça fazladır. Tek olarak kullanılan kösler XVI. yüzyılın yarım yumurta şeklindeki kös ve nakkârelerinden form bakımından farklıdır. Köslerin ve nakkârelerin tabanları düzleşmiş ve kasnakları tombullaşmıştır. Avrupa etkisinin görüldüğü borular iki yerine üç burguludur. Mehter bölüklerini birbirinden ayıran farklı renkte giysiler bu yüzyılda da düşünülmemiştir. Mehter sahnede tam teşkilatlı ve düzenli sıralar halindedir. Aynı yazmada yer alan cirit oyunun tasvir edilmiş olduğu bir başka sahnede ise kös ve nakkâreler görülmez. Figürler ve çalgıların sayısı azalmıştır. Kırmızı çuha ile kaplı davul kasnakları ise bu dönemde bozulup uzadığı dikkati çeker (Res. 19).

Şenlikler ile ilgili minyatürlerde geçit alayları ile ilgili sahneler iki gruba ayrılır. Bunlardan birisi padişah ve şehzâdelerin geçit alayları, diğeri ise esnaf geçit alaylarıdır. Bu sahneler sünnet düğünü şenliklerini yansıtan Hünernâme II, Surnâme-i Humayun, Şehinşâhnâme II. ve Surnâme-i Vehbi adlı yazmalarda yer alır. 1530 Şenliği ile ilgili Hünernâme II’de (TSMK., H.1524) Kanunî’nin İbrahim Paşa Sarayı’na gelişinin yansıtılmış olduğu sahnede padişah önemli bir şahış olarak güçlü ve görkemli bir şekilde sahnenin ortasında tasvir edilmiştir. Kendisine eşlik eden alay düzenli sıralar halindedir (Res. 20). Bu kortej arasında kalan alan içinde gösteri yapan köçek ve udi erken dönem üslubu içinde sadece boşlukları doldurmak gayesiyle tasvir edilmiş eğlence ile ilgili figürlerdir. Köçeğe sadece bir tek udi eşlik etmektedir. Ud tipolojik açıdan yabancıdır. Minyatürün sağ sayfasında şehzadeleri karşılamak için saray girişinin altında hazır bulunan saray mehterinin çok az figürle törendeki varlığı vurgulanır. Tören gereği kösler de bu takım içinde görülür. 1582 Şenliği ile ilgili sahnelerin yer aldığı Surname-i Humayun’da (TSMK., H.1344)[19] bulunan, alay-ı humayun’un şenlik meydanına gidişini tasvir eden sahnede padişahın yine sahnenin ortasında yer almış olmasına karşılık, Hünernâme II’deki sahneden farklı olarak figürler dağınık ve düzensiz sıralar halindedir. Sahne karnaval alayına benzer.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ