OSMANLI KANUNNÂMELERİ (DOĞUŞU, ÇEŞİTLERİ VE TARİHÎ SEYRİ)

OSMANLI KANUNNÂMELERİ (DOĞUŞU, ÇEŞİTLERİ VE TARİHÎ SEYRİ)

Osmanlı kanunnamelerinin alanını, İslam Hukuku’nda ülü’l-emre tanına yasama yetkisi teşkil eder. Osmanlı Hukuku’nda ülü’l-emr tarafından tedvin edilen hukukî düzenlemeleri ifade etmek üzere değişik kavramlar kullanılmıştır. Bunlar arasında “örf”, “kanun”, “yasa”, “yasak”, “kanunnâme”, “siyâset” ve “kavânin-i siyâset” kelimelerini zikredebiliriz. Bunların hepsi de aynı manayı ifade etmektedir. Şöyle ki;

“Kanun” kelimesi, sözlükte her şeyin mikyâsına denir ki, onunla kıyas olunur. Çoğulu Kavânin’dir. Yunanca veya Süryanice olduğu belirtilen bu kelime, âslî anlamına bakılarak külli kâide, nizâm ve usûl manalarını ifâde için de kullanılmıştır. Daha sonra da bir hukuk ve felsefe terimi olarak, devletçe tanzim olunan usûl ve kâidelere denmiştir. Bu manada kanun, şer’î veya gayr-ı şer’î olabilir. Ancak İslâm devleti söz konusu olunca ve örfî hukukun sınırları içinde kalındıkça, adına kavânin-i örfiye dense de şer’î yani şer’î hükümlere aykırı olmayan kanun söz konusudur. Bu çeşit usûl ve kâideleri ihtiva eden kanun kitabına da kanunnâme denilir. Osmanlı hukukunda kanunun tarifi, yukarda sınırlarını çizdiğimiz örfî hukuk doğrultusunda yapılmıştır. Şöyle ki; “Kavânin kanunun çoğuludur. Kanun ise, sınırların korunması, askerin teçhizi, re’âyânın idârecilerin ve hâkimlerin zulümlerinden muhâfazası, hukuk ve ilim adamlarının gözetilerek şer’î meselelerin kendilerine tefvizi ve kısaca âmmeye ve devlete ait hizmet ve maslahatları tanzim eden hükümlere denir.” Zikredilen manada ve örfî hukukun sınırları içerisinde, idarî malî, cezaî ve benzeri hukuk alanlarında, muhtelif zaman ve zeminlerde, ülü’l-emrin emir ve fermanlarıyla, zamanın şeyhülislâmlarının fetvâlarına dayanılarak vaz’edilen kanun hükümleri, aynen veya özet halinde bir kanun kitâbında derlenmesi halinde buna da “Kanunnâme” denmektedir.

Diğer kelimeler de aynı manayı ifade etmektedir. Bu çeşit kanunnâmelerin, birinci derecede kaynağını örf-âdet kâideleri teşkil ettiği için, özellikle Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde kanun yerine örf ta’biri kullanılmıştır. Yine ilk dönemlerde kullanılan yasak kelimesi de, kanun kapsamına dahildir. Tursun Beğ, örfü “Yani bu tedbir ol mertebe olmazsa, belki mücerred tavr-ı akıl üzere nizâm-ı âlem-i zâhir için meselâ tavr-ı Cengiz Han gibi olursa, sebebine izâfe ederler, “siyâset-i sultânî” ve “yasağ-ı pâdişahî” derler ki örfümüzce ona örf derler” şeklinde açıklamıştır ki, kanuna denk düşmektedir. Örfî hukuk denmesi de bu anlayışa dayanmaktadır. Siyâset kelimesi ise, sözlükte, re’âyânın umûrunu tedbir ve tanzim yani idare demektir. İslâm hukukçularının tarif ettiği siyâset veya siyâset-i şer’îye ise, tamamen kanun ve kanunnâmenin karşılığıdır. Şöyle ki: Siyâset-i şer’îye, şerî’atın genel esaslarına aykırı olmamak şartıyla, İslâm milleti ve devletinin hâricde ve dâhilde, her çeşit siyasî ve idarî meselelerini tanzim eden hükümlere denir.

Prof. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ

Roterdam İslâm Üniversitesi Rektörü / Hollanda

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ