OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDAKİ DERVİŞ KARDEŞLİK CEMİYETLERİ VE TARİKATLARI İLE TIRNOVA

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDAKİ DERVİŞ KARDEŞLİK CEMİYETLERİ VE TARİKATLARI İLE TIRNOVA

İslam mistisizminin Tırnova şehrine nüfuzu sorunu, Bulgar tarih yazımında henüz yeterince araştırılmamış önemli bir temanın parçasıdır. Bu tema, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman mezhepleri ve derviş[1] tarikatlarını, ve bunların 15. ve 19. yüzyıllar boyunca Rumeli’ndeki sosyal, siyasal ve dinî yaşama müdahalesini ve rolünü ilgilendiren sorunlar grubuna uygun düşer. Son yıllarda bu konulardaki[2] belirgin ilgiye rağmen bir çok sorun çözümlenmemiş ve tartışmaya açık durumdadır ve dahası, Osmanlıların fethinden sonra Bulgar topraklarındaki sosyal yaşamın farklı alanlarındaki İslâm mistisizmi ve onun çeşitli göstergeleri üzerine genel bir inceleme yazılmamıştır.

Tırnova’ya olan özel ilgimizin nedeni büyük bir ölçüde şehrin Bulgar Tarihinde oynadığı rol ve 12-14. yüzyıllar boyunca Bulgar ortaçağ devletinin entelektüel merkezi ve başkenti konumunun, Tırnova’nun 1393’te fethinden ve tesliminden sonra mistik kardeşlik cemiyetlerinin dini merkezlerinin şekillenmesinin zamanını ve işleyişini ne kadar etkilediğini araştırma isteğidir. St. Cyril ve Methodius Ulusal Kütüphanesi Doğu Bölümü (bundan sonra U.K.D.B.) tarafından elde edilen yeni tarihi belgeler bu sorun üzerine yapılan araştırmalar için yeni fırsatlar sunmaktadır. Belgeler, İstanbul’daki Türkiye Cumhuriyeti Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğündeki Osmanlı arşivlerinden alınmıştır. Elinizdeki makalede henüz hepsi yayınlanmamış, aşağıdaki defterlerden alınan verilerin bazılarının yorumlarını sunuyoruz:[3]

  • Niğbolu (Nikopol) vilayetindeki tımar, zeamet ve hasların 922/5. 02.1516-23. 01. 1517 tarihlerindeki mufassal defterleri;[4]
  • Niğbolu, Ziştovi, Rahova, Çibre, Lofça, İzladi ve Tirnovi nahiye ve kazaları bölgesindeki tımar, zeamet, has, mukata’a, çiftlik ve vakıfların 947-951/1541-1545 tarihlerindeki mufassal defterleri.[5]
  • Niğbolu sancağı bölgesindeki tımar, zeamet, has, mukata’a, çiftlik ve vakıfların 1022/21. 02. 1613-10. 02. 1614 tarihlerindeki mufassal defterleri.[6]

Geri kalan yayınlanmış ya da yayınlanmamış, ya da sadece kopyaları yayınlanmış değişik türlerdeki belgesel ve öyküsel Osmanlı kaynaklarının geri kalanları makalede gözönüne alınan sorunların kapsamında tartışılacaktır.

Tırnova’da İslâm Mistisizminin Merkezleri

Tırnova’nın, derviş kardeşlik cemiyetleri ve tarikatları ağındaki yerinin önemli bir göstergesi, taraftarları kendine çeken ve Bulgar topraklarında ağır ağır ortaya çıkmakta olan İslâm kültünün genel sisteminin bir parçası haline gelen dinî merkezlerdir. Kuruluş kronolojisini, belirli dinî ilaveleri ve Tırnova yapısındaki derviş kardeşlik cemiyetleri ve tarikatlarını saptama yöntemlerini ilgilendiren sorunların çözümü, İslâm mistisizminin fikirlerinin yayılması ve nüfuz süreci hakkında bilgi edinmeye büyük bir ölçüde yardım edecektir. Bulgar topraklarında İslâmî mistik doktrinlerin yayılması hakkındaki bilgi birikimini güçleştiren temel sorunlardan birinin, en azından bu aşamada, daha önceden varolan türbe, tekke ve zaviye gibi bu günlerde hâlâ varolan İslâmın kutsal yerlerinin yaklaşık kesinlikte bir kronolojik ve bölgesel planını bile oluşturma imkânsızlığı olarak kaldığı burada söylenmelidir.

Bunun en önemli nedeni bunların her zaman somut bir mezhebin, bir derviş kardeşlik cemiyetinin ya da tarikatının etkinliklerinin güvenilir bir göstergesi olmamalarıdır. Tarihi kayıtlara göre bunların birkaçı daha önceden varolanların gerçek versiyonlarıdır. Bir çoğu bozulmuş, ve diğerleri ikincil önemde kabul edilmiştir, fakat sanki böyle bir değişimin kayıtlara geçilmesi kesin değilmiş gibi görünüyor.

F. Hasluck’un[7] 20. yüzyılın başlarında yaptığı çalışmalara göre ve bizim kuzeydoğu Bulgaristan’ın bazı bölgelerinde (Şumnu, Razgrad, Omurtag, Provadija, Dobril bölgelerinde)[8] yaptığımız saha araştırmaları, bu tip dinî merkezlerdeki çeşitli değişimlerin daima folklorda yansımasını bulduğunu gösteriyor. Kutsal Hıristiyan mabetlerinin yerine kutsal Müslüman mabetlerinin inşa edilmesinden sonra folklorun altüst olması kaçınılmaz ve dikkate değerdi. Bu makalede üzerinde daha ayrıntılı olarak dikkatle duracağımız Tırnova’daki Tekke câmii olarak bilinen derviş merkezi böyle bir vakadır.

Bu bağlamda, şehrin şartlı tesliminden sonraki ilk on yılda Tırnova’da inşa edilen İslâm mabetlerini ilgilendiren sorunların çözümlenmemiş olması vurgulanmalıdır. Bu, temelsiz ve iddialı tezlere yol açan ve kuşkusuz Sufizmin erken belirtileri üzerine yapılan araştırmaları güçleştiren bir durumdur. Şehirde inşa edilen ilk câmi olan ve Firuz Bey câmisi olarak bilinen câmi oldukça önemli bir olaydır. Yapılışı 1435 tarihli olmasına rağmen, onun hakkındaki 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl başlarında verilen geç ve güvenilmez bilgiler bir çok çağdaş araştırmada fazlasıyla kullanılmıştır. Bu bilgilere göre, fatihler Tsarevets tepesindeki kiliselerden birisini câmiye çevirmişlerdi ve bu kilise muhtemelen Tırnovalı kadın azizlerinden en şereflilerinden birinin -St Petka’nın-kalıntılarının bulunduğu kiliseydi.[9] Gerçekte, yerinde yapılan kazılar böyle bir bakış açısının lehine olan açık bir kanıt çıkarmamıştır. 1913 depreminde câminin çökmesinden sonra yapılan kazıların sonuçları, câminin temelden başlayarak inşa edildiğini ve daha önceki saray meydanının önünde bulunan iki kilisenin arasına yerleştirildiğini göstermiştir.[10] Câminin temelleri erken Bizans dönemine (5.-6. yüzyıllar) ait bir yapının harabeleri üzerine atılmıştır, fakat bina St. Petka’nın kalıntılarının muhafaza edildiği kilisenin çok yakınında olduğundan bir çok yüzyılın ardından ulusal bellek, başkentin koruyucu azizinin kilisesinin yerini kesinlikle orası olarak saptamıştır.

Son zamanlarda yapılan bazı araştırmalarda, 16. yüzyılın 40’lı yıllarına kadar Tırnova’da en azından üç ya da dört câmi ile yaklaşık on bir mescid[11] bulunduğuna işaret edilmiştir. Katolik piskoposu P. B. Bakshev sadece yedi câmiden bahsetmesine rağmen, 17. yüzyılın 40’lı yıllarında şehri ziyaret eden Hacı Kalfa’ya göre câmi sayısı sekizdir.[12] E. H. Ayverdi’nin Avrupa’daki Osmanlı mimari anıtları kataloğu, binanın inşa ediliş tarihlerini ve her biri hakkındaki kaynakları belirtmeden Tırnova’daki 34 câmi hakkında bilgi içermektedir.[13] Yazar, Evliya Çelebi’nin şehre gelişinden on yıl önce orada 26 câmi ve mescid, ve yedi medrese olduğuna işaret etmiştir. O. Keskioğlu bazı araştırmalarında aynı verilere güvenmiştir fakat aynı zamanda 1868[14] Tuna Salnamesi’nden genelleştirilmiş istatistik verileri yayınlamıştır. Ayrıca bunlara göre Tırnova’da 31 câmi, 19 mektep (okul), 7 medrese ve 4 tekke kaydedilmiştir.

Kavak Baba Zaviyesi

Araştırma çalışmalarında ele alınan Tırnova’daki tek İslâmi mistisizm merkezi Kavak Baba zaviyesidir. Zaviyeye olan güçlü ilginin nedenini açıklamak oldukça kolaydır. Çünkü başlangıcı Velika Lavra manastırı ve Kırk Şehitler kilisesi mimari kompleksiyle ilişkilidir. İkincisi, ikinci Bulgar Krallığının tarihinde önemli bir yer tutar.

Bulgar tarihçilerinin eserlerinde, Tırnova’nın Ortodoks yurttaşlarının üzerine titredikleri Kırk Şehitler kilisesinin bir Tekke câmisine dönüştürülmesi sorunu tekrar tekrar ele alınmıştır ve o eserlerde varılan genel sonuç, dönüşümün hemen fetihten sonra olduğudur.[15] Çağdaş araştırmaların bir çoğuna göre bu dönüşüm Kavak Baba zaviyesinin kuruluş ve Osmanlı kayıtlarına girmesi zamanında -sırasıyla 15. yüzyılın sonlarında, ve 16. yüzyılın başlarında- yer almıştır.[16]

Bu tezi savunan yazarların temel savlarından biri Kavak Baba tekkesi hakkındaki 1861 yılına ait olan ve tekkenin onarımı vesilesiyle “Dolna” (Aşağı) Mahalleye gönderilmiş bir belgedir.[17] O yazarlara göre belge tekkeyi kesinlikle Velika Lavra manastırı civarına yerleştirmektedir. Fakat bu tezi doğrulamak üzere ileri sürülen tek kanıt Süleyman Paşa’nın Tırnova’daki haslarını içeren mufassal defterinin korunabilmiş bir parçasıdır. Son zamanlara kadar eski başkent halkının en eski envanteri olarak kabul edilen bu belge, oldukça uzun bir zaman dilimini kapsamasına-15. yüzyılın sonlarından 16. yüzyıl ortalarına kadar ve tarihi tartışmaya açık olmasına rağmen Tırnova’nın fethinden sonraki ilk yüzyıla ait olan ve hakkında en fazla yorum yapılan Osmanlı belgesidir.[18] Bu belgenin son olarak 1541-1545[19] yıllarına tarihlendirilmesi, bazı zorlama tezlere ve aceleyle çıkarılmış sonuçlara yeni bir anlam verilmesini gerekli kılmaktadır.

Son zamanlardaki bazı çalışmalarda, Velika Lavra manastırı bölgesinde yapılan kazılarda elde edilen sonuçlar kanıt olarak gösterilmiştir. Keşfedilen Hıristiyan mezarlarının ilk önce 16. yüzyılın sonları ve 17. yüzyıllara tarihlendirilmesi, S. Dimitrov’un bile, manastırın Müslümanlar tarafından kendilerine mal edilmesinden sonra gizli Hıristiyanlığın varolduğu varsayımını ileri sürmesine neden olmuştur. Yazara göre bu, 15. yüzyılın sonlarıyla, 16. yüzyılın başlarında olmuştur.[20] Fakat son zamanlarda yapılan kazılar ve mezarlıktan elde edilen maddelerin yeniden tarihlendirmesi böyle bir varsayımı çürütmektedir. 15-17. yüzyıl dönemi uzmanı ve arkeolog Z. Genova, en son Hıristiyan mezarlarının 18. yüzyıldan olmasına rağmen keşfedilen Müslüman mezarlarının bir çoğunun 19. yüzyıldan olduğuna işaret etmiştir.[21] Bunun yanında, gizli Hıristiyanlığın varlığını simgeleyebilecek olan iki gömme temine ait öğelerin birlikte varolduğu mezarlar yoktur. Bu gerçek Hıristiyan kilisesinin Müslüman mabedine dönüştürülmesinin düpedüz 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında gerçekleştiğini ve aynı zamanda Kavak Baba zaviyesinin kurulmasının bu zorlama dönüşümle ilgili olmaması gerektiğini gösterir.

En azından şu ana kadar, bu İslâmiyet merkezi hakkındaki en eski yazılı kanıt yukarıda bahsedilen 1541-1545 yılları mufassal defterine isminin girmesidir fakat zaviyenin, Kırk Şehitler kilisesi civarında yerleştirilmiş olduğuna dair hiç bir bilgi yoktur. Kavak Baba zaviyesinin yönetici kadrosunun üyeleri (zaviyenin nazırı, Abdullah oğlu şeyh Süleyman Halife; aşçı, Abdullah oğlu derviş Ali; mü’ezzin, Abdullah oğlu Ali) Hızır Bey mahallesine kayıtlı Müslümanlar arasındadır ve dervişlerden biri (Hacı oğlu Memi) muhtemelen komşu mahallenin (“Emir Seyyid Halil Kadı medresesi Câmii”)[22] sakinleri arasında kaydedilmiştir. Fakat, Hızır Bey mahallesinin Tsarevets Tepesindeki[23] kalenin güneyinde konumlandığı, yani bahsedilen kilisenin bulunduğu bölgenin karşı tarafında olduğu çok iyi bilinmektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ