OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA ERMENİLER

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA ERMENİLER

Türk Ermeni ilişkilerinin başlangıcını IX. yüzyıl başlarına kadar götürmek mümkündür. Bilindiği gibi Emeviler zamanında Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmı İslam kuvvetleri tarafından ele geçirilmiş, fakat kesin İslam hakimiyeti ancak IX. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiştir. Abbasi ordusundaki Türk kumandanlardan Boğa el-Kebir et-Türki 851-852’de Doğu Anadolu’yu tamamen itaat altına almıştır. Bu olayı belki de ilk Türk-Ermeni ilişkisi başlangıcı olarak almak gerekir. Bölgeye Araplar Ermeniyye adını vermişlerdir. Bu vilayet valilerinden Ali bin Yahya Ermenilerin isyanlarına mani olmak, onların Bizanslılara meylini önlemek üzere, bölgedeki en nüfuzlu bir Ermeni reisi (naharar veya işhan) olan Bagrat sülalesinden Aşot bin Smbatı emirü’l-ümera (işhanlar işhanı) tayin etti. Bu zat Arap çıkarlarına evvelce hizmette bulunduğundan seçilmişti. Aştot’a yirmi beş sene sonra 882’de Kral unvanı verildi. 890’a vefatı üzerine yerine geçen oğlu I. Smbat (890-914) devrinde Azerbaycan Valisi Afşin ve kardeşi, aynı zamanda valilikte halefi Yusuf da Türk asıllı idiler. Yusuf diğer bir Ermeni hanedanı Ardzruni’lerden Vaspurakan Prensi Gagik’i de Kral yaptı (909). Böylelikle X. yüzyılda Gürcistan’ın İberya bölgesinde Bagratlar, Van yöresinde Ardzruni’ler bulunmakta idi. III. Aşot (952-977) devrinde Bagrat Ermeni Krallığı’nın merkezi bugün Kars’ın Arpaçayı ırmağı kenarında bir mevki olan Ani’ya nakl olundu.

Böylelikle, XI. yüzyılın ilk çeyreğinde Selçuklular Doğu Anadolu’da göründüklerinde bölgenin siyasi durumu şöyle idi: Anı Kalesi’nde Bagrat soyundan I. Gagik bulunmaktadır, şahanşah unvanına maliktir. Kars’ta aynı aileden Abbas vardır. Tiflis ve çevresinde III. Bagrat, Oltu, İspir, Bayburt civarında da bir başka Bagrat kolu, Van yöresinde ise Ardzruni soyundan gelme Ermeni beyler hakimdir.

I. Orta Anadolu’ya ve Çukurova’ya Ermeni Göçü

Van civarına Çağrı Bey yönetiminde Selçuklu Türklerinin ilk akınları 1018 senesinde vuku bulur. Daha önce de Türkler Abbasi orduları ile birlikte Anadolu’ya gelmişler, sugur veya avasım denilen Malatya-Tarsus arasındaki kısma yerleştirilmişlerdir.

1021’de Van’da (Vaspurakan) Ardzruni soyundan sonuncu Ermeni Prensi Senekerim, Türk akınlarından korkarak, ülkesini Bizanslılara devr eder, Sivas ve havalisine iskan olunur. Pek çok Ermeni de kendisini takip ederler. Böylece Van yöresi tamamen Bizans hakimiyetine intikal eder.

Orta Anadolu’ya XI. yüzyılda ikinci bir Ermeni göçü de 1045’te Bizans İmparatoru IX. Konstantin Anı şehrini zapt ederek, burada Bagrat hakimiyetine son verince oldu. O tarihte yirmi yaşında bulunan Ermeni Kralı II. Gagik, Kayseri yöresine gönderilerek orada kendisine arazi verildi. Rum rahiplerden bazıları Anı ve çevresindeki zengin manastırları, kiliseleri yağma ettiler, onların gelirlerine el koydular. Streck, Ortodoks din adamlarının Anı Ermenilerine karşı bu tutumunun onların Selçuklu hakimiyetine daha sıcak bakmalarına ve kabullenmelerine sebep olduğu görüşündedir.

Bu dehşet verici olaylar Ermeni asıllı bir Amerikalı tarihçi tarafından “imposed terrible suffering on the population” (halka müthiş elem ve ıstırap verdiler” şeklinde belirtilir.1064’te Sultan Alparslan Ani’yi Bizanslıların biri Ermeni, diğeri Gürcü asıllı çifte valisinden aldıktan sonra, Kars Kralı Gagik önce Selçuklu hükümdarına bağlılığını bildirdi, sonra da korkarak ülkesini Bizanslılara terk ederek, karşılığında Zamantı (Pınarbaşı) taraflarına çekildi, orada yerleşti. Sultan Alparslan’ın bu zaferini “They burned and sacked villages and massacred men, women and children” (kasabaları yaktılar, yağma ettiler, erkek, kadın ve çocukları katl ettiler) şeklinde kaleme alan Amerikalı Ermeni asıllı tarihçinin, yirmi sene aralıklı iki işgali, birincisinde yapılanları hafifleterek, ikincisinde hislere hitap ederek vermesi, sanırız, tarafsızlık değildir.Malazgirt Zaferi’nden sonra Türklerin Orta ve Batı Anadolu’ya yayılmaları, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermenilere serbestlik sağladı. Bizans kaynaklarında Philaretos adı ile anılan Ermeni asıllı Bizans Generali Vahram İmparator Romanos Diogenes tarafından Maraş valiliğine tayin olunmuştu. Bu zat Çukurova’daki Tarsus, Anavarza, Andırın, Göksun, Elbistan gibi şehir ve kasabaları, 1071 Ağustosu’ndan sonraki çözülme devresinde ele geçirmiş, Behisni, Kahta, Samsat ve Adıyaman’a da hakim olmuş, 1077’de altı aylık bir kuşatmadan sonra Urfa’yı zaptetmiş, ertesi sene de Antakya’yı almıştı. Neticede Ermenilere bu sahalara yayılma imkânı doğmuş oldu.

Vahram bir yandan Bizanslılara bağlı görünürken, Selçuklu Sultanı Melikşah’a da itaatini sunmuş, hatta Müslüman olmuş, yine Maraş Emiri tayin edilmişti.Lakin onun kurduğu devlet kısa ömürlü oldu, 1090 tarihinde ölümünden önce dağıldı.

Göksun’da Kogh (Haydut) Vasil küçük bir Ermeni Prensliği kurmuş, Çukurova’da Gülek Boğazı batısındaki dağlık kesimi, karargahı Lampron’da (Namrun) bulunan, Hethum oğlu Oşin hakimiyetine almıştı. Bu zat Türklerin Haçlılarla mücadelesinden faydalanarak 1097’de Adana şehrinin bir kısmını da eline geçirmişti. Diğer yandan vaktiyle Philaretos’un vasalı olan Ruben’in oğlu Konstantin Sis’in (Kozan) kuzeybatısında Partzerpert kalesinde oturmakta olup, babasının ölümünden sonra hakimiyet sahasını Feke ve doğusuna kadar genişletmişti. Bu beylik 1196’da Krallık haline geldi. Haçlılar 1096’da Çukurova havalisine geldiklerinde Ermeniler bazan onlara yardım ettiler, bazan da yanılttılar.

Merkezi Sis (Kozan) olan Çukurova Ermeni Krallığı’nın XII. yüzyıl sonlarına doğru kurulduğu kabul edilir. Bu kasaba 1114’te zelzele sonucu harap olmuştur. 1177’de burada ne kilise, ne de metropolit vardır. İlk defa II. Leo (1187-1219) merkezini Anavarza’dan Sis’e nakl etmiştir.

Çukurova Ermeni Krallığı ile Anadolu Selçuklu Devleti arasındaki ilişkiler daima Türklerin kudretli olup olmadıkları durumuna göre farklılaşmıştır. I. Îzzettin Keykavus (1210-1217) ve I. Alaeddin Keykubad (1220-1237) zamanlarında vergiye bağlanmışlar, devletin zayıf dönemlerinde Ermeni Krallığı arazisini genişletmeye çalışmıştır. I. Gıyaseddin Keyhusrev (1192-1196, 1204-1210), 1196’da ağabeyisi lehine tahttan feragat edip, Sis’e (Kozan) gittiğinde, Ermeni kralı kendisine büyük itibar göstermiş, fakat 1243 Kösedağ bozgunundan sonra Halep’e kaçan Anadolu zenginlerine tecavüz edilmiştir. Kendisine sığınan II. Gıyaseddin’in (1237-1246) annesi de Ermeni Kralı tarafından ihbar edilerek Moğollara teslim olunmuştur. Devamlı Moğolların tarafını tutan bu krallığa 1375’te Türkmenlerin desteği ile Mısır Memlûk Devleti son vermiştir.

Osmanlı Tahrir Defterlerinde XVI. yüzyılda Çukurova yöresinde bir kısım köylerde ve kalelerde Ermeni nüfusa tesadüf edilmesi bu tarihi göç ve yerleşmelerin neticesidir. Bu defterler Çukurova’da yoğun Türkmen yerleşmesi sonucunda, XVI. yüzyılda Ermeni nüfusun ne kadar ufak bir azınlık teşkil ettiğini, Osmanlı yönetiminde Doğu Anadolu şehirlerindeki Hıristiyan veya Ermeni nüfusun kısa sürede büyük miktarda arttığını da göstermektedir. Bunun nedeni ilk sayımların verilerinin noksan olduğu veya köylerdeki sanatkar ve ticaret erbabının şehirlere akın etmesi şeklinde izah edilebilir. Bu hususta “Anadolu’da XVI. yüzyılda Ermeni nüfusu” bahsinde bilgi verilecektir.

II. Fatih Sultan Mehmet ve Ermeniler

Ermeni Tarihçisi Mike’yel Ç’amç’ean’in (1738-1823) önce 1786’da Venedik’te Ermenice metni üç cilt halinde basılan, daha sonra da Calcutta’da 1827’de iki ciltlik İngilizce çevirisi yayınlanan Ermeni Tarihi adlı eserinin Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’daki Ermeni Patrikliği ile ilgili verdiği malumat birçok araştırıcının dikkatini çekmiştir. Bu yazara göre Osmanlı hükümdarı Bursa’da bulunurken, oradaki Ermeniler ile dostluk kurmuş, onların dini reisleri Yovakim’e “Eğer bir gün İstanbul’u feth edersem, seni İstanbul’a getirtip bütün Ermenilerin başına dini lider, yani Patrik yaparım” diye vaadde bulunmuştur. 1461’de de bu sözünü tutmuş, Ermeni ileri gelenlerinden altı aile ile birlikte Yovakim’i İstanbul’a getirmiş, ayrıca Anadolu’da Karaman’dan, Galatya’dan (Kayseri, Ankara, Sakarya yöresi) da bazı Ermeni ailelerini yeni başkentine nakletmiş, Samatya civarına yerleştirmiştir. Sonucunda da Yovakim’i Anadolu’daki ve Yunanistan’daki Ermenilere Patrik tayin etmiştir.

Hrant Andreasyan da aynı kaynağı kullanarak bize tamamlayıcı bilgiler verir. Gelenler şehrin altı semtine yerleştirildiklerinden kendilerine altı cemaat denilir. Kiliseleri, yani en büyük ruhani önderlerinin oturduğu ibadethane, 1641’de Kumkapı’ya taşınıncaya kadar, Samatya’daki Sulu Manastır olmuştur.

Franz Babinger bir makalesinde Maghak’la Ormanian’a dayanarak, Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de İstanbul’da bir Ermeni Patriklik makamı ihdas ettiğini yazar. Aynı tarihte Sis’deki (Kozan) Ermeni Patrikliği de Eçmiazin’e nakl olunmuştur. Hans Lewenklaw (1542-1594) 1584/85’te İstanbul’a geldiğinde Sulu Manastır’da Ermenileri görmüştür. Ondan birkaç sene önce İstanbul’da bulunan Salomon Schweigger de bu manastırı ve içerisindeki Ermeni Patriğini ve beraberindeki birkaç rahibi görmüştür. O bu yapının eski bir Rum manastırı ve kilisesi olan büyük ve güzel bir bina olduğunu da belirtir.

Babinger ayrıca Cemaziyûlevvel 862 (17 Mart-15 Nisan 862 arası) tarihli bir fermanı da tanıtır. İstanbul’da kitapçılık yapan Jan Jak Palamutoğlu’nun gösterdiği bu ferman XVI. yüzyıldan kalma bir surettir ve tuğrası kopuktur. Sulu Manastır civarında evvelden beri, bu dini müesseseye tabi evler ve yerler Akkirman’dan gelen göçmenlere verildiği için bu “manastırda sakin Ermeniler marhasası Kirkor” şikayet etmekte ve önlenmesini istemektedir, İstanbul kadısına da gereği emr olunmaktadır.

Kevork B. Bardakjian “The Rise of the Armenian Patriarchate of Constantinople” adlı makalesinde Hayk Berberian’ın bu müessese ile ilgili yayınladığı bir dizi çalışmasından faydalanarak Ç’amç’ean’ın iddialarını eleştirir, onları başka kaynaklar ışığında sorgular. Berberian önce Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u almadan Bursa’ya gitmediğine, Ermeni dini liderlerine ancak XVI. yüzyılın ilk yarısında rastlandığına, Yovakin’in 1461-1478 arasında Patrik olmadığı gibi, onun takipçilerinin de bu unvanı kullanmadıklarına dikkati çekmiştir. Grigor (1526-1537) ve halefi olan Astuacatur (1538-1543) daha nüfuzlu Ermeni din adamları olmuşlardır. Bunlardan birincisi merhasa unvanını taşımış, ikincisi kendisini Ermeni Patriği ilan etmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ