OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE MİNYATÜR

OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE MİNYATÜR

El yazma eserlerin metinlerini açıklama amacına yönelik bir resim türü olan minyatür, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Osmanlı padişahlarının koruyuculuğunda ve genel çizgisiyle Saray’a bağlı olarak gelişmiştir.[1] Günümüze ulaşan en erken tarihli örnekleri Fatih Sultan Mehmed’in saltanat yıllarına (1451-1481) tarihlendirilen Osmanlı minyatür okulu, 19. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş ve sarayın bulunduğu başkent İstanbul’un dışında Bağdat, Kahire gibi kitap sanatı ve minyatür geleneği olan önemli merkezlerde de, 16. ve 17. yüzyıllarda eyalet valilerinin himayesinde varlık göstermiştir.[2]

İstanbul’un fethinden önce, Osmanlıların İznik ve Bursa kentlerinde bir kültür ortamı yarattıkları bilinir. Bu döneme ait tezhipli, minyatürsüz bazı el yazma eserler günümüze ulaşmıştır. Ancak minyatürlü el yazma örneklerinin en erken tarihlileri, devletin başkentinin Bursa’dan Edirne’ye taşınmasından sonraya aittir. Bunlar arasında Edirne’de 1455-56 tarihlerinde tamamlanmış olan Bediüddin Tebrizî’nin Dilsuznâme adlı eseri, minyatürlenmiş erken örneklerden biridir (Oxford, Bodlein Kütüphanesi, Quseley, 133).[3] Osmanlı minyatür okulunun henüz klasik kimliğini elde edememiş olduğu bu dönemde, 1440 sonrası Edirne’ye geldiği sanılan bir grup Timurî Şiraz okulu mensubu sanatçının etkilerini yansıtan bir erken Osmanlı minyatür üslubu yaratılmıştır.

Dönemin Edirne’de resimlendirilmiş bir diğer eseri olan Külliyat-ı Katibî’de[4] de bu erken üslup farkedilir (res.1). Yine 1460-80 arasında Edirne’de hazırlandığı sanılan başka bir minyatürlü yazma, Ahmedî’nin İskendernâmesi’dir. Ahmedî (öl.1416) Germiyanoğlu Emir Süleyman ve Osmanlı Sultanı I. Mehmed tarafından himaye edilmiş bir şairdir. İskendernâme adlı eserinde Makedonyalı İskender ile ilgili öyküler yer alır, bir bölümü de Osmanlı Tarihiyle ilgilidir. Eserin tasvirleri, üslup özelliğiyle önceki eserlere bağlanır.[5]

İstanbul’un fethinden sonra (1453), Fatih Sultan Mehmed’in portre ve madalyonlarını yaptırmak için, İtalya’dan sanatçılar davet etmesi, Gentile Bellini ve Costanzo da Ferrara gibi sanatçıların İstanbul’da etkin olmaları[6] dönemin Osmanlı minyatür ressamlarını da etkilemiştir. Dönemin nakkaşları Sinan Bey veya öğrencisi Şiblizâde Ahmed’e yakıştırılan Fatih’in gül koklayan portresiyle (res.2), profilden büst portresi (TSM, H.2153, y.145a), bu etkileri yansıtan minyatür geleneğinde resimlerdir. Fatih dönemindeki bu Batı’nın benzetmeci resim sanatına açılış, üslup açısından daha sonra etkin olmamakla birlikte, Osmanlı Sarayı kitap resmine padişah portreciliği konusunun girmesine yol açmıştır.

Sultan II. Bayezid döneminde (1481-1512) ise, Osmanlı minyatür sanatı örnekleri, devrin sevilen edebiyat ürünlerinde boy göstermiştir. II. Bayezid devri resim anlayışında, Herat, Şiraz gibi Timurî ve Türkmen etkilerinin yanı sıra, Bizans’ın başkentinden miras kalmış olabilecek bazı resim gelenekleriyle, II. Mehmed döneminde Avrupalı ressamların taşımış oldukları Batı etkilerini bir arada izlemek mümkündür.

Hamse-i Emir Hüsrev Dehlevi adlı eserdeki Osmanlı nakkaşlarınca yapılmış olan bazı minyatürler (res.3), mimari ve doğa ayrıntılarındaki perspektif denemeleriyle, çağdaşı İslam minyatürlerinden farklı bir çehreye sahiptir.[7] Bütün bu etkilere rağmen, II. Bayezid dönemi minyatürleri, Fatih Sultan Mehmed döneminde eserler vermiş olan Edirne Okulu’nun devamı gibidir. Dönemin çağdaş edebiyatının mesnevi tarzındaki ürünlerinin resimlendirilmesine, II. Bayezid’i izleyen yıllarda da ilgi duyulmuştur. Yavuz Sultan Selim’in 1514 Çaldıran Seferi’nden sonra, Osmanlı minyatürü İran’dan gelen sanatçılarla yüzeysel nakış bezemeciliğine yönelik Herat üslubunda ürünler vermiştir.[8] Söz konusu bu etki, yalnız minyatürlerde değil, resimlendirilen eserlerin konularında da kendini göstermiştir. Bunlardan biri olan Attar’ın Mantık al-Tayr adlı eserinin 1515 tarihli nüshasının (TSM, E.H.1512) minyatürlerinde (res.4) Herat üslubunun etkilerinin yanı sıra, Osmanlı kitap sanatının kendi kuralları da belirgindir. Osmanlı minyatüründeki bu üslup, Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanat yıllarının ortalarına değin sürmüştür. Arifî’ye ait Guy-u Çevgan’ın 1539 tarihli nüshası da (TSM, H.845), bu eserlerden biridir. Bu dönemde Osmanlı sarayına ganimet yoluyla ulaşan el yazmalarının da, Osmanlı minyatür sanatının gelişimi açısından önem taşıdığı anlaşılır.[9]

Kanuni Sultan Süleyman döneminin ortalarında Osmanlı minyatür sanatçılarının alışılmış konu ve kalıpların dışına çıkarak, farklı bir üslup yaratma girişiminde bulundukları görülür. Bu yeni atılım, Osmanlıların diğer İslam devletlerinden farklı konum ve güçte olmalarıyla ilgilidir. Tarih yazarı, hattat, silahşör olan Matrakçı Nasuh, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1533-35 yıllarında Tebriz üzerinden Bağdat’a gidişi sırasında bir menzilnâme niteliği taşıyan Mecmu’i Menazil’i (İÜKtp, T.5964)[10] kaleme almış ve o güne değin İslam ülkelerinde rastlanmayan tarzda minyatürlerle süslemiştir. İnsan figürünün yer almadığı bu tasvirler, seferin gidiş ve dönüş yolu üzerindeki şehirlerin, kasabaların tam anlamıyla belgesel özellik taşıyan görüntülerini içermektedir. Eserin başında yer alan İstanbul tasvirinde Nasuh’un minyatür geleneğinin resim diliyle, tüm önemli yapıları ve topografyayı yansıtmaya çalıştığı görülür (res.5).

Tarih-i feth-i Şikloş ve Esturgon ve Estonibelgrad adlı eserinde (TSM, H.1608) ise, Kanuni’nin Macaristan Seferi’yle Barbaros Hayreddin Paşa’nın 1543 tarihli Akdeniz Seferi’ni kaleme alarak, tasvirlerle açıklamıştır. Bu tasvirler arasında Barbaros’un uğradığı liman kentleri, dönemin Avrupa portolanlarını andıran bir yaklaşımla çizilmiş ve Osmanlı’ya özgü bir bezeme anlayışıyla boyanmıştır. Aynı tarzda resimlenmiş olan bir diğer eseri Tarih-i Sultan Bayezid’dir (TSM, R.1272).[11]

Matrakçı Nasuh’un bu eserlerini yazıp, resimlediği yıllarda, Kanuni Sultan Süleyman, hanedanın gücünü, sürekliliğini ve yaptığı işlerin önemini kanıtlamak amacıyla, Fethullah Arifî Çelebi’yi resmi saray şehnamecisi olarak atamıştır. Osmanlı padişahlarının tarihte görüldükleri devirden itibaren manzum tarihini yazmakla görevlendirilen Arifî, Şahname-i Âlî Osman adını verdiği eserini beş cilt olarak tasarlamıştır. Eserinin beşinci cildi olan Süleymânnâme (TSM, H.1517) adlı eser,[12] Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanat yıllarının 1558 yılına kadar olan olaylarını konu alır. Beş ayrı nakkaş tarafından resimlenmiştir. Eserdeki Doğu’ya yapılan seferleri Tebriz kökenli nakkaşların, Avrupa’ya yönelik seferlerle ilgili minyatürleri de, o yörelerden gelme nakkaşların yapmış olduğu kabul gören bir görüştür.

Süleymânnâme adlı eserden Kanuni Sultan Süleyman’ın cülusunu betimleyen çift sayfalık bir tasvir eserin önemli minyatürlerinden biridir (res.6). Soldaki sayfada Topkapı Sarayı Bab-ı Hümayun’u, 1. avlu ve Babü’s-Selâm, sağdaki sayfada ise, ikinci avluda Babü’s-saade önünde altın taht üzerinde oturmuş Sultan, cülus törenine katılan yüksek rütbeli devlet görevlileri, vezirler, şeyhülislam, kazaskerler, Enderun ağaları ve diğer saray mensupları tasvir edilmiştir.

Osmanlı hanedanının tarihini işleyen, belgesel karakterli bu tarihi konulu minyatürlerin bir diğer uzantısı da, Fatih Sultan Mehmed döneminde başlayan padişah portreciliğidir. Dönemin tanınmış şahsiyeti olan Haydar Reis, Nigarî mahlasıyla şiirler yazdığı gibi, önemli bir portre sanatçısı olarak dikkat çeker.[13] Barbaros Hayreddin Paşa’nın (TSM, H.2134, y.9) ve Kanuni Sultan Süleyman’ın (res.7) yaşlılık yıllarını yansıtan portreleri en tanınmış eserlerindendir. Kanuni Sultan Süleyman’ın yarım yüzyıla yakın süren saltanat yılları, siyasi, ekonomik, örgütsel başarıların yanı sıra sanat alanında da, en başarılı yıllar olmuştur. Dönemin minyatürleri, topografik karakterli kent manzaraları, portre sanatı, padişah ve çevresinin resmi yaşamına ilişkin çok sayıda minyatürün yer aldığı şahnâmelerle, Osmanlı kitap resminde konu programının belirlendiği ve üslup açısından da farklı bir ortamın oluştuğu, yenilikçi ve önemli bir dönüm noktasını oluşturmuştur.

16. yüzyılın üçüncü çeyreğinde, Osmanlı Sarayı Ehl-i Hiref teşkilatının nakkaşlar bölüğü mensubu musavvirler, artık tamamen kendilerine özgü ve İslam minyatür okullarından oldukça farklı bir tasvir üslubu benimsemişlerdir. Bu üslubu belirleyen ve yönlendiren sanatçı Nakkaş Osman olmuştur. Nakkaş Osman’ın Kanuni’nin son seferi olan Sigetvar Seferi’nin konu edildiği Ahmed Feridun Paşa’nın kaleme aldığı Nüzhet (el-esrâr) el-ahbâr der sefer-i Sigetvar adlı eserdeki minyatürleri, bu üslubun ilk örnekleridir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Macar Kralı Janos’un oğlunu Tuna nehri üzerinde ve Belgrad’ın karşısında Semih şehrine hakim bir tepe üzerinde kurulan otağında kabul edişini betimleyen minyatür (TSM, H.1339, y.16b), Nakkaş Osman’ın üslubunu yansıtır.

Bu üslup, nakış değerlerini önemsemeyen, sade ve yalın bir anlatıma sahiptir. Osmanlı minyatürünün, İslam resim öğretisinin geliştirdiği soyut dünya görüşüne rağmen, belli bir ölçüde benzetmeci ve belgeleyici anlayışını en çarpıcı biçimde yansıtan örnek, Sultan III. Murad döneminde hazırlanmış olan Kıyafet el insaniyye fi şemail el osmaniyye[14] adlı eserdir (TSM, H.1563 ve İÜK, T.6087). Dönemin saray şehnamecisi olan Seyyid Lokman ile Nakkaş Osman’ın işbirliğiyle hazırlanmış olan yazmada, Osman Gazi’den, III. Murad’a kadar Osmanlı padişahlarının özellikleri anlatılmış ve her birinin minyatür geleneğinde portrelerine yer verilmiştir. Eserin hazırlanması aşamasında yazar Lokman ve Nakkaş Osman çok sayıda yazılı kaynağı ve mevcut padişah portrelerini incelemiştir. Fizyonomik özelliklerini bilmedikleri sultanların portrelerinin İtalya’da olduklarını öğrenerek, sadrazam Sokullu Mehmed Paşa’nın delaletiyle, Veronese atelyesi ressamlarının yaptıkları III. Murad’a kadar 12 sultanın yağlı boya portrelerini İstanbul’a getirerek, bu tablolardan yararlanmışlardır.[15]

Şahnameci Seyyid Lokman ile Nakkaş Osman’ın işbirliği III. Mehmed dönemine değin sürmüştür. Lokman’ın Farsça ve manzum olarak kaleme aldığı Nakkaş Osman ve ekibinin resimlediği minyatürlü şahnameler, kronolojik bir sırayla sultanların resmi yaşamlarını ele almışlardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatının 1558 yılından ölüm yılı olan 1566’ya kadar olan dönemini konu alan Tarih-i Sultan Süleyman (Dublin Chester Beatty Kütüphanesi, Ms.413), bu sıralamada ilk örneği oluşturur. Eserde, Malta kuşatması, Kanuni’nin son seferi Sigetvar Seferi, ölümü, II. Selim’in cenazeyi karşılaması, İstanbul’da cenazenin toprağa verilişi gibi, Osmanlı hanedanının önemli anlarını ölümsüzleştiren tasvirler bulunur.

1579-97 yılları arasında şahnameci Seyyid Lokman’ın yazdığı Osmanlı padişahlarıyla ilgili şahnameler, Nakkaş Osman’ın başkanlığındaki nakkaşlar tarafından resimlendirilmiş ve böylelikle klasik Osmanlı minyatür üslubunun seçkin örnekleri yaratılmıştır.

Bu eserlerden biri olan, II. Selim dönemiyle ilgili 1581 tarihli Şahname-i Selim Han[16] adlı eserde olabildiğince gerçekçi yaklaşımla aktarılmış, saf renklerle, pastel tonların tercih edildiği minyatürler yer alır. Sultan III. Murad’ın saltanatının 1592 yılına kadar dönemini kapsayan Şehinşehname’nin ikinci cildi (TSM, B.200) Farsça yazılmış şehnamelerin son örneğidir ve içerdiği minyatürler Nakkaş Osman ve ekibinin elinden çıkmadır. Şahnameci Seyyid Lokman’ın kaleme aldığı ve resimlendirilen diğer eserler Türkçedir. Bunlardan biri de, Osman Gazi’den Yavuz Sultan Selim’e kadar olan padişahların tahta çıkışları, devirlerindeki önemli zaferleri ve olayları, avlanma ve çeşitli silahların kullanımındaki hünerleri konu alan minyatürlere sahiptir. Hünername[17] adlı bu eserden, Sultan I. Murad’ın tahta çıkışını betimleyen tasvir bunlardan biridir (res.8).

Sultan III. Murad döneminde, Saray nakkaşları tarafından minyatürlenmiş eserler sadece Seyyid Lokman’ın yazdıklarından oluşmamaktadır. İntizamî mahlasını kullanan Bosna-Foçalı bir başka yazar da, 1582 yılında Sultan III. Murad’ın şehzadesi Mehmed için düzenlettiği sünnet düğünü şenliklerini anlatan Surnâme-i Humayun’u[18] kaleme almış ve bu kitap Nakkaş Osman yönetimindeki nakkaşlar tarafından 250 çift sayfalık kompozisyonla resimlenmiştir. At Meydanı’nda (hipodrom) 52 gün ve gece süren şenlik ve gösteriler, meydanın değişmeyen çerçevesi içerisinde (arka planda İbrahim Paşa Sarayı’nda geçitleri izleyen III. Murad ve şehzadesi olmak üzere) metnin akışını izleyen bir film şeriti gibi ele alınmıştır. 16. yüzyıl İstanbul’undaki hemen hemen tüm esnaf loncalarının ellerinde veya arabalarında yaptıkları imalatlarıyla geçişlerini tasvir eden bu minyatürler, dönemin kültür tarihine, sosyal ve ekonomik yapısına ışık tutan son derece değerli belgelerdir (res.9).

Sultan III. Murad döneminde, Doğu’ya yapılan seferleri kumanda eden Lala Mustafa Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşa, Ferhad Paşa gibi serdarları yücelten Gazavatnâmeler de yazılıp resimlenmiştir. Söz konusu eserlerde, savaş sahnelerinin yanı sıra, ordugâhlardaki günlük yaşamı ve ziyafet meclislerini tasvir eden minyatürler bulunur. Mustafa Âli’nin yazdığı 1584 tarihli Nusretnâme’den Lala Mustafa Paşa’nın İzmit’te ordunun ileri gelenlerine verdiği ziyafeti betimleyen minyatür, Nakkaş Osman’ın dışındaki nakkaşlar tarafından yapılmış tarihi ressamlık örneklerinden biridir (TSM, H.1365, y.34b) 1594’te tamamlanıp, III. Mehmed’e sunulan Tarih-i Feth-i Yemen adlı eserden serdar Sinan Paşa’nın huzurunda Tule kuşatması sırasında, Yena, Hayme kabileleri şeyhlerinin Osmanlılara tabii olup, hil’at giymelerini tasvir eden minyatür de, yine bu tür bir örneği oluşturur (İ.Ü.Ktp. T.6045, y.247b).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ