OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ ÇEŞMELERİ

OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ ÇEŞMELERİ

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde dört yüzyılı aşkın bir zaman diliminde başkentlik yapmış İstanbul’da, köprüler, bentler, değirmenler, maksemler, teraziler, hamamlar, havuzlar, şadırvanlar, sebiller, selsebiller, suluklar, kuyu bilezikleri ve çeşmeler gibi su ile ilgili yapılar yer almaktadır. Bunlar arasında taşınmaz kültür varlığı niteliğindeki çeşmelerden taşınabilir nitelikteki taş testiler ile musluklu teknelere kadar geniş bir yelpazeye yayılan çeşmeler zengin çeşitlemeleriyle bir dönemin bütünü konusunda kopmadan bilgilere aktaran örnekler olarak ilgi çekmektedir. Bunlar hem yararlı hem güzel iş ürünlerinden başlayarak, endüstriyel sanatlar ürünlerine ve el sanatlarından güzel sanat düzeyine ulaşan eserlere kadar ulaşan zengin bir repertuarla Türk plastik sanatlarına zengin bir başvuru kataloğu oluştururken bazı çeşmelerdeki içeriği anlam yüklü yazılı bezemeleriyle fonetik sanatlar alanına da engin bir hazine sunmakta ve hepsinden öte plastik ve fonetik sanatların bir arada sergilendiği örneklerle dünya sanatına özgün bir bileşik sanat vizyonu bahşetmektedir. Diğer su yapılarından farklı amaçlarla yapılmış, konstrüksiyonları açısından mimari tarihinin değerli görsel belgeleri olan çeşmeler aynı zamanda bezemelerindeki plastik değerleriyle bir kültürün estetize edilmiş duygularını yansıtan özellikleriyle hem iki ve üç boyutlu taş işçiliği ile plastik sanatlar kapsamında önem arz etmekte hem de malzeme, teknik, boyut gibi niteliklerinde gözlenen çeşitlemelerle üretimde belli standartlara, güçlü bir teknolojiye işaret etmektedir.

Burada amacımız evlerden saraylara, sokaklardan meydanlara, kırlardan sokaklarla çevrili çadırlara kadar geniş bir alana yayılan, yeşil alanlar, bahçeler, hazireler, avlular, sokaklar ve meydanların yanı sıra iç ve dış mimariyi bezeyen, kendisi de bir tür mimari oluşturan başka deyişle yerine göre bir yapı elemanı yerine göre bir yapı türünü niteliğine bürünen çeşmelerin hem taşınabilir hem taşınmaz örneklerine eğilerek en çok örneği bulunan başkent İstanbul bağlamında ele alarak toplu bir bakış yapmaktır. Bu yolla malzeme, teknik, işlev, tür, konum, biçim, plan, cephe düzeni ve bezemelerini göz önüne alarak belli başlı örnekleriyle tanıtmak ve Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde su mimarisinin bu alanında ulaştığı düzeydeki bazı parçalarla sergilemektir. Bu arada bireyin kullandığı ev çeşmesinden, meydan çeşmesi çevresinde oluşan ortamıyla oluşan iletişime kadar toplumun paylaştığı estetik değerleri yansıtmak insanoğlu yanı sıra kuşlara yapılan selsebil, suluk gibi örneklerle hem onlara da yarar sağlayan hem de mimari çevreye bir hareket kazandıran çeşmeleri özet bir değerlendirme aracılığıyla tanıtmaktır.

Bilindiği gibi canlı varlıkların ya akan ya da biriktirilen sudan ya içerek ya da kullanarak yararlanması için tasarlanmış yalaklı bir oluk; tekneli, aynalı bir musluk; mimariye monte edilmiş bir yapı elemanı; su gereksinimi için inşa edilmiş lüle, musluk, ayna taşı ve kurnalı bir yapı türü gibi tanımları yapılan çeşmeler çeşitlemeler içermektedir. Bu çeşitlemelere taşınabilir nitelikteki küçük boyutlu çeşmeler olan taş testiler ve musluk tekneleri de eklenmektedir. Bir hazne, bir lüleye iliştirilmiş musluklu bir ayna ve önünde bir tekne bulunan bir nesne olarak tanımlanabilecek bu tür çeşmelere 16. yüzyıldan kalan Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Cami önündeki dikdörtgen biçimli taş testi; 17. yüzyıldan günümüze ulaşan Sultanahmet Türbesi önündeki dikdörtgen formlu, kapaklı taş testi ve Topkapı Müzesi avlusundaki 1226 (1881 M.) tarih kitabeli, önünde küçük bir teknesi de bulunan taş testi örnek verilebilir. Musluklu teknelere ise 16. yüzyıldan Şemsi Paşa Cami ile Eyüpsultan Camisi tuvaletleri önündeki 1170 (1756 M.) tarihli parçalar örnek gösterilebilir.

Çeşmelerde kullanılan malzeme göz önüne alınarak yapılacak bir gruplamada taş, tuğla, metal gibi yapı malzemesinin yanı sıra taş ve çini gibi süsleme malzemesinden yola çıkılmaktadır. Bu tür bir sınıflamaya iki boyutlu süslemelerle biçimlendirilmiş, memşa (apteshane) çadırları gibi bezden yapılmış çeşme çadırları da eklenmektedir. Böyle çeşme örneklerinin İstanbul Askeri Müze’de başka toplumlarda rastlanmayan özgün örnekler vardır. Bunlar ve üstündeki “Fondu par le Val D’Osne 55 Rue Voltaire” (Val D’Osne Vakfı, Voltaire Caddesi 55) şeklindeki açıklamadan Fransa’da yapılarak İstanbul’a gönderilmiş olduğu anlaşılan Askeri Müze avlusunu, Yıldız Sarayı Camisi avlusunu, Defterdar Yokuşu Firuz Ağa Cami önünü, bezeyen bir tarafında 1293 (1877 M.) bir tarafında 1307 (1891 M.) ve 1317 (1901 M.) tarihleri okunan ve 1926 tarihli, Kozyatağı’ndaki Sinan Bey Sokağı ile Ziverbey Caddesi ve Göztepe kavşağını bezeyen bir grup metalden yapılmış çeşme bir tarafa bırakılırsa İstanbul çeşmelerinde en yaygın biçimde kullanılan malzemenin taş olduğu görülmektedir. Kufeki taşı ve mermer çeşitlemelerinden oluşan taş malzemeyi süsleme ile gündeme gelen sayıca az olan ve Mercan Cami önündeki küçük duvar çeşmesi, Eyüpsultan’daki Çinili Çeşme ve iç dekorasyonunda çini malzeme kullanılmış olan Eminönü’ndeki Hatice Turhan Çeşmesi Sebili’nde gözlenen örneklerle çini malzeme izlemektedir.

Uygulanan teknikler açısından taşta kesme, oyma, ulama, bindirme, kaplama, almaşık duvar gibi yapım tekniklerinin yanı sıra alçak ve yüksek kabartma görünümü veren yüzeyden dışarıya doğru taşan derin oyma, yüzeyden içeriye doğru çökertilerek yapılan tersine oyma, geçme, ajur, renkli taş bindirme ve boyama gibi süsleme teknikleri kullanılmıştır. Oyma çeşitlemelerine başta meydan çeşmeleri olmak üzere çok sayıda örnek bulunmasına karşın ajur tekniğinin uygulandığı çeşmelere Anadolu Kavağı Çeşmesi ile Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki iki ayna taşı gibi az sayıda örnek üzerinde rastlanmaktadır. Benzer bir durum iki renkli taş işçiliği için söz konusudur. Sultanahmet Meydan Çeşmesi, Hafız Ahmet Paşa Çeşmesi ve Köprülü Çeşmesi gibi örneklerin kemerlerini süslemede uygulanmış bu tür çalışmalar da sayıca azdır. Boyama için ise Çinili Köşk’te IV. Murat’ın yenilettiği odadaki tavuslu çeşme ile Topkapı Sarayı avlusundaki III. Ahmet Çeşmesi seçkin örnekler oluşturmaktadır. Bezemeler açısından 18. ve 19. yüzyıllarda çeşmelerin bazılarında yüksek kabartma türleriyle heykel sanatına bir yaklaşımın belirdiği fark edilmektedir. Çini ile yapılan bezemelerde çini kaplamanın uygulandığı gözlenmektedir.

Tür açısından çeşmeler mimariyle bağlantılı çeşmeler, mimariyle bağlantısız çeşmeler olarak iki ana başlık altında kümelenmektedir. Mimariyle bağlantılı çeşmeler yapı içi çeşmeleri, yapı dışı çeşmeleri ve çeşme yapısı olarak inşa edilmiş çeşmeler biçiminde üç başlık altında sıralanmaktadır. Yapı içi çeşmeleri oda, sofa, mutfak, hela, gibi konut çeşmelerinin yanı sıra hamam ve camilerde karşımıza çıkmaktadır. Konutlar açısından en ilginç örnekler köşklerde ve saraylarda; cami içini bezeyen çeşme örnekleri ise Sultanahmet Cami ile Hekimoğlu Camisi’nde görülmektedir. Yapı dışı çeşmeleri ise avlu, dış duvar, portal çeşmelerinden oluşmaktadır. Mimariyle bağlantısız kendisi bir tür mimari oluşturan çeşmeler hazire, bahçe, çayır, sokak, meydan çeşmelerinin başlıkları altında gruplanmaktadır. Bu çeşmelere küçük boyutlu taşınabilir nitelikteki taş testiler ve musluklu taş tekneler de eklenerek tür çeşitlemeleri daha da zenginleşmektedir.

Bu sınıflama dışında kalan ve işlevinden yola çıkılarak namazgâh çeşmeleri olarak isimlendirilebilecek çeşmeler ise ayrı bir başlık altında ele alınabılir. İstanbul’dan günümüze ulaşan Eyüpsultan’daki Beylerbeyi Mehmet Paşa Namazgâhı, Öküz Mehmet Paşa Namazgâh Çeşmesi, Bostancı Namazgâhı ve Kadırga’daki Esma Sultan Namazgahı gibi namazgahlar örnek gösterilebilir. Benzer bir durum birden fazla kurna ile tasarlanmış Anadolu yunaklarını anımsatan su yapıları için söz konusudur. Bu konuda ilginç bir örnek Rami Kışlası yakınındaki Serasker Hasan Rıza Paşa Çeşmesi’dir.[1] Burada birbirine bağlanan sekiz kurna ile bir kompleks oluşturulmuştur. Büyük bir olasılıkla hayvanları sulamak için tasarlanmış bu kompleks üniktir. Benzer bir durum kuşlar için tasarlanmış suluklar ve selsebiller için söz konusudur. Çok küçük boyutlardaki suluklara Şehzade Mezarlığı Çeşmesi’ni bezeyen suluklarla Yeni Valide Cami, Cezeri Kasım Cami, Murtaza Efendi Cami şadırvanları, selsebile ise Topkapı Sarayı III. Ahmet Kütüphanesi önündeki çeşmenin alınlığının arkasındaki fıskiye biçiminde küçük kurnalarla bezenmiş selsebil ile Eyüpsultan’daki Süleyman Subaşı Çeşmesi örnek gösterilebilir.

Çeşmelerin konumu açısından konuya bakıldığı zaman mimari bir tür olarak yapılmış çeşmelerin terazi, maksem gibi belli bir alt yapıya dayanarak ya mahalle ya şehir dokusunun en elverişli yerine yerleştirildiği gözlenmektedir. Yerine göre I. Mahmut Çeşmesi, Savaklar Çeşmesi maksem; Sokollu Mehmet Paşa, Humbaracı Baba Çeşmesi, Kemankeş Çeşmesi[2] duvar; Eyüp Sultan’daki Sadrazam Ali Paşa Çeşmesi, Hafız Ahmet Paşa Çeşmesi, Balta Limanı Rakım Efendi Çeşmesi köşe başı; Kâğıthane III. Ahmet Çeşmesi, Süleyman Kaptan Çeşmesi, Kadıköy Çatal Çeşme çatal, III. Ahmet Çeşmesi, Hekimoğlu Çeşmesi,[3] Saliha Sultan Çeşmesi,[4] Tophane Çeşmesi gibi meydan çeşitlemelerinin hem yarar hem de güzellik yargılarından yola çıkılarak tasarlandığı görülmektedir. Mimariye bağlı çeşmelerde ise yapının çevreyle olan ilişkisi ön planda tutularak bazı uygulamalar yapıldığı fark edilmektedir. Bu bağlamda hazire duvarına yerleştirilmiş Eyüp Sultan’daki Ayşe Bahri Kadın Çeşmesi, Şehzade Çeşmesi yanı sıra Eyüp Sultan Mihrişah Sultan İmareti, Hamid-i Evvel Cami kapılarının iki yönünü bezeyen küçük çeşmeler, Sokollu, Nakkaş Hasan Paşa Türbelerinin yola bakan cephelerdeki çeşmeler ilginç örnekler oluşturmaktadır. Örnekler çoğaltılabilir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ