OSMANLI İKTİSAT LİTERATÜRÜNDE BULUNAN VE GÜNÜMÜZDE HÂLÂ YAŞAYAN BİR KAVRAM: RENÇBER

OSMANLI İKTİSAT LİTERATÜRÜNDE BULUNAN VE GÜNÜMÜZDE HÂLÂ YAŞAYAN BİR KAVRAM: RENÇBER

Halen Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde toprağa dayalı üretim yapanlar rençber olarak tanımlanmaktadır. Ancak bugün Anadolu’da asıl rençber olarak nitelenen gruplar, arazileri ve bunun yanında bütün zirâi donanımları mevcut olduğu halde ziraatle uğraşan kişiler olarak karşımıza çıkmaktadır. Kavramın tarihsel gelişmesine baktığımızda bu anlamının da var olduğunu; ancak kavramın sadece bu anlamı taşımayıp başka hususları da içerdiği görülmektedir. Biz bu kısa yazımız içerisinde tâbirin taşıdığı anlamları ana hatlarıyla ele almaya çalışacağız.

Kelime köken olarak Farsçadır. Istırap, zahmet, eziyet anlamındaki renc kelimesi ile çekmek karşılığı olan borden fiilinin birleşmesinden meydana gelmiştir.[1] Ancak zaman içerisinde Türkçeleşmiş bir kelimedir ve genel kullanım şekliyle toprak işçiliği ile ilgilidir. Gökalp, Türk medeniyetinin merhalelerinden bahsederken avcılar, sürü sahipleri, tarançiler, sortlar ve sanatkârlardan söz etmektedir[2] ve üçüncü sırada kullanmış olduğu Tarançi kelimesinin Rençber kelimesiyle benzerliği dikkat çekicidir. Tarançi kelimesi, Radloff tarafından Moğolca olarak nitelenmiş[3] olup gerçekten de çiftçi anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla Türkler, bu kavramı sadece İslâmî dönemlerde değil daha önceki dönemlerde bile ekinciler, çiftçiler anlamına gelecek şekilde kullanmakta idiler.

Steingas, meşhur lügatında bu kelimeyi usta, sanatkâr anlamına gelecek şekilde “an artificer, mechanic” ve rençberdâr kelimesini de “Enduring hardships indefatigable” yani yorulmak bilmeden sıkıntılara dayanıklılık gösteren, sıkıntı çeken, anlamını vererek kaydetmiştir.[4] Zenker ise, Rençberân kelimesini “Die Bauern” yani çiftçiler, köylüler, Rençberlik’i de, “Arbeiterleben” yani işçi, amele hayatı olarak lügatına dâhil etmiştir.[5] Kelime, Azeri Türkçesinde râncbâr, âkinci; Başkurtlarda igin, igivsi, iginsi; Tatarlarda igin, igiçü, iginçi; Kazaklarda eginşi şekillerinde de kullanılmaktadır.[6]

Ziraatin, egemen ekonomik faaliyet olduğu bir toplum olan Türklerde ve özellikle Osmanlı klasik çağında toprak işçiliği, başkasının toprağını ücret mukabili işleyen bir grup bulunmamaktadır. Dolayısıyla aşağıda birkaç örneğini vereceğimiz anlam dışında rençber tâbiri de kullanılmamaktadır. Geleneksel çiftlik anlayışının bozulması neticesindedir ki faaliyet gösterdiği toprakta, herhangi bir tasarruf ya da tahsis kaydı olmaksızın, sadece ücretle çalışan işçi sınıf yani bu anlamda rençber tabiri kullanılmaya başlamıştır.

Kelime, Osman Gazi’nin halefi ve oğlu Orhan Gazi’ye manzum nasihati olarak kaydedilen metinde muhtemelen sonraki devirlerin reaya kavramını ifade edecek bir genişlikte kullanılmıştır. İlk beyitte şu ifade bulunmaktadır “Zulm eyleme rençberlere her ne istersen var yap”.[7]

Rençber tâbiri, Osmanlı ziraat hayatında çeltik üretimi bahsinde kullanılmaktadır. Elbette ki çeltik ziraati, diğer ziraat türlerinden farklı bir hukuki statüyü de hâvi bulunmaktadır. İşte burada 1475 senesine ait çok net bir ifadeyle karşılaşmaktayız: Rençber çeltik zer’ edene ıtlak olunur.[8] Bu tarihlerden sonra da rençber kavramı ile çeltik ziraatinin birçok kez yan yana mütalaa edilmiş olduğunu görmekteyiz. Yine hemen öncekine yakın, 1467 tarihinde de amma ekdükleri çeltiğin iki hissesini padişah içün alurlar bir hissesini rençber alur[9] ifadesi gene aynı ilişkiyi hatırlatmaktadır. Sis Livası Kanunnâmesi’nde de çeltik ziraati konusunda rençber tabiriyle karşılaşmaktayız. “ve enhâr-ı çeltük hususunda emr-i pâdişâhi mucebince kanun budur ki yirmi kantar tohum ekilen nehre reis ve saka olanlar ikişer kantar tohum eküp birer kantarı cehd-i hizmet olup miri tarafından nesne alınmayup birer kantarından sâir rençberân gibi hisse-i miri ihrâc oluna…”.[10] Fakat aynı kayıtlar içerisinde çeltikçi ve rençber tabirlerinin ayrı ayrı olarak kullandıklarını da görmek mümkündür ki Rumeli’de Filibe şehrinin XVI. yüzyılın son çeyreğine ait olan mufassal tahririnde hem rençber hem de çeltikçi tabiri beraberce kullanılmakta bir mahalle içerisinde hem rençber hem de çeltikçi bulunmaktadır. Dolayısıyla bu durum yukarıda ifade etmiş olduğumuz ilişkiyi bir nebze olsun bozmaktadır.[11] O takdirde kavramı bu bahiste de sınırlandırmak gerekiyor. Şöyle ki burada rençberin, doğrudan zahmetli bir iş olan pirinç tarlasında bizzat çalışan ırgat olduğu yani çeltiğin asıl sahibi olmadığı gibi bir anlam çıkabilmektedir.

Elbette ki, çeltik ziraatinde rençber tabirinin kullanılıyor olması, kelimenin Farsça anlamına yani eziyet, zahmet çeken anlamına çok uygundur, bilindiği üzere çeltik ziraati zaten çok zahmetli bir iştir. Bu anlamda yani gerçekten zahmet çekenler anlamında kelimenin madenlerde çalışan maden işçileri için de kullanıldığı görülmektedir ki Kratova madenlerine ait muhtemelen 1390 tarihli bir kanunnâme metninde kavram, şu şekilde ifâdesini bulmaktadır: “ve bir kuyuda ki rençberler işler olsa, kuyu ıssı, rençberlere ücretin vermese, rençberler ol işledükleri kuyu ıssın rehn edüb ücretlerini alsalar.”[12] Ancak burada geçen rençber kelimesinin ifade etmiş olduğu anlamı sadece madende çalışan işçiler biçiminde almamak lâzımdır. Bilindiği üzere cevher bulunan mıntıkalardaki madenci köyleri kendileri kuyu açıp işleyebilecekleri aynı işi rençber adı verilen kişiler de yapabilmekteydi.[13] Kelime burada farklı bir anlama gelecek şekilde, tüccar anlamında kullanılmıştır.

Daha sonra M. 1698-99 tarihine ait Aydın-Tire civarının mufassal bir avarız tahririnde bazı isimlerin yanına “rençber”, “rençberdir” şeklinde bir derkenar düşülmüştür.[14] Tabi ki burada herhangi bir çeltik işçiliğinden söz edilmemektedir. Ancak toprağa dayalı ekonominin hâkim olduğu bir yerde hepsi değil de, sadece bazı kişiler rençber olarak tespit ediliyorsa, ki öyledir o taktirde rençber tabirinin burada daha farklı bir anlam ifade etmiş olması gerekir. Bu da yukarıda klasik dönemde mevcut olmadığını söylediğimiz, sadece ücret karşılığı yapılan toprak işçiliği ya da ırgatlık olmalıdır. Kelimenin bu anlamı yer yer hâlâ yaşamaktadır. 1991 senesinde İzmir-Karaburun civarında ahaliden bazılarına bölgenin tarihiyle ilgili yönelttiğimiz sorulardan biri olan, geçiminizi ne ile sağlardınız sorusuna, “hep aynı, kimimiz bağında bahçesinde çalışır, kimimiz rençberlik ederdik”[15] şeklinde cevap vermişlerdir ki, bu fiili durum, yukarıdaki bilgiye açıklık getirmektedir.

Bu meseleye açıklık getiren kaynaklar meyânına dahil edebileceğimiz bir diğer belge grubu da XIX. yüzyıla ait Temettüat defterleridir. Bu defterlerdeki kayıtlarda ziraatla uğraşanlar genellikle “erbâb-ı ziraatden idüğü” şeklinde tanımlanırken bazı kayıtlarda “rençberândan, rençber taifesinden idüğü” şeklinde tanımlamalar bulunmaktadır.

Dolayısıyla, toplum düşüncesi, toprakla uğraşan herkesi, rençber olarak nitelendiriyor olmakla beraber, iktisat literatürü içerisinde toprakla uğraşan herkes rençber olarak nitelendirilmemektedir: Erbab-ı ziraat ile rençber kavramları, aynı defter içerisinde art arda, farklı kişilere ıtlak olunmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla burada kendisi arazi sahibi olduğu halde toprağı işleyenler erbâb-ı ziraat, kendi mülkü olmaksızın başkasının arazisinde işçi olarak çalışanlar veya arazi ve hayvan kiralamak suretiyle uğraşanlar ise rençber olarak adlandırılmaktadır.[16] Ancak yine bu kayıtlarda rençber olarak nitelenen kişilerin kendi mülklerinin de olduğu anlaşılmaktadır. Yani, mutlak anlamda topraksız olmak ve sadece başkasının toprağında işçilik yapmak, rençber olmak konusunda temel belirleyici faktör değildir. Bu anlamda değerlendirdiğimiz zaman, rençberlikte asıl belirleyici unsurun, başkasının toprağını bedeli mukabilinde işlemek olduğu söylenebilir.

Rençber kavramının bir diğer anlamı da bugün ırgat ya da amele karşılığı olarak kullandığımız gündelik işçidir ki, XVI. yüzyıla ait Bursa Şer’iye sicillerinde bu anlamı veren kayıtlar bulunmaktadır. “…reâyasından olup nefs-i Bursa’da sâkin olan Petro ve Yorki Todori Nikola İsteno Nikola Yani İlya Aliksi nâm zımmîler rençberlik içün nefs-i Bursa’da sâkin olup mülk ve emlâk ve bağ ve bağçede nesneleri olmayup rençberlik ”[17] ifadesinden de anlaşıldığı gibi bağ ve bahçesi olmamakla nitelenen bu kişilerin rençberlik yani muhtemelen amelelik, işçilik gibi işlerle uğraştıkları vurgulanmaktadır. Biz buradaki hükümden hareketle bahsedilen kişilerin amele ya da işçi olduklarını düşünüyor olmamıza rağmen, aşağıda ifade edeceğimiz gibi rençber kelimesinin tüccar karşılığı olarak kullanılmış olması da muhtemeldir. XIX. yüzyılda da kelimenin bu anlamda kullanıldığını görmekteyiz. M. 1848 senesine ait bir amele ücreti listesinde özellikle inşaat sektöründe kullanılmakta olan, meselâ dülger, silici başı, duvarcı kalfası, sıvacı başı, nakkaş başı, ırgat başı, hamal, tenekeci, lağımcı, su yolcu, kurşuncu, taşçı başı, marangoz gibi kavramların yanında iki tanesi bu anlamda dikkat çekicidir. Bunlardan bir tanesi harççı rençber diğeri ise âdi rençber’dir.[18] Listenin tamamına baktığımız zaman, burada hamal, ırgatbaşı, tenekeci, lağımcı gibi düşük görevler ayrı ayrı ifade edilmiş olduğu için buradaki rençberin tam anlamıyla hamal karşılığı olarak kullanılmadığını da ifade etmek mümkündür. Ancak yevmiyelerden hareket ederek şunu söyleyebiliriz ki, görevleri ve yevmiyeleri kaydedilmiş bulunan otuz tane görevli içerisinde ücretleri en düşük olanlar adi rençberler olup, 6 akça yevmiye tespit edilmiş iken, harççı rençberlerin yevmiyeleri ise hamal ile duvarcı çırağına denk olup 7 kuruştur. Listedeki en yüksek yevmiye “kalfa yani işbaşı” olarak tevsif edilmiş olup yevmiyesi 15 kuruştur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ