OSMANLI DÖNEMİ TÜRK KUMAŞ SANATI

OSMANLI DÖNEMİ TÜRK KUMAŞ SANATI

Bir beylik olarak 1299’da tarih sahnesine çıkan Osmanlılar, ilerleyen dönemlerde siyasi ve kültürel açıdan hızlı bir gelişme göstermiştir. Osmanlı imparatorluğu köklü bir geleneğin taşıyıcısı olarak Selçuklulardan devraldığı kültür mirasıyla birlikte, Anadolu’da karşılaştığı çeşitli uygarlıklardan gelen etkileri de kendi benliğinde erittikten sonra kullanmıştır. Anayurttan getirdikleri sanat anlayışını, Anadolu’nun eski uygarlıklarından gelen, gelenek ve görenekleri ile zenginleştirmiş ve bu sentez sonunda kendisine has bir Türk sanatı üslubu ortaya çıkmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda saray yaşantısına geçip, göçebe hayattan uzaklaşılmaya başlanınca, yerleşik düzenin de getirdiği özelliklerden olsa gerek, kıyafetlerde ve dokumacılıkta farklılıklar baş göstermiştir. Halk, saray mensupları ve azınlıklar kendi sınıf ve statülerini belirten kıyafetler giyerlerdi.

Bugün müzelerimizi dolduran pek çok kıyafet, saray mensuplarına ait giysilerin bir bölümünü teşkil eder. Osmanlı’da ölen padişahların giysileri katlanıp bohçalanarak özenle saklanmıştır. Bohçalar üzerine etiketler dikilerek kime ait olduğu da belirtilmiştir. Ancak zaman zaman yapılan incelemelerde bu etiketlerin karıştırılmış olma ihtimali de ortaya çıkmıştır. Bu yolla yaklaşık binbeş yüz parça giysinin Topkapı Sarayı’nda muhafaza edildiği bilinir. Bohçalar üzerindeki kayıtlara bakılınca, bazı padişahların sağlığındayken de giysilerini saklattığını görüyoruz. Birçok padişahın kıyafeti olmasına karşın, VI. Mehmed’in (Vahdettin) firari olması nedeniyle hiçbir elbisesi yoktur.[1]

XIV. Asırda Dokumacılık

Osmanlılar, Beylik Dönemi’nde, Selçuklulardan devraldıkları ileri düzeyde bir dokumacılık bilgisine sahipti. Devletin zamanla zenginleşmesi, her alanda olduğu gibi kumaş sanatına da yansımıştır.

XIV. yüzyılda ipekli dokumacılığın merkezi olan Bursa, Osmanlı’nın eline geçtikten sonra bu önemini biraz yitirmiştir. Daha önceleri yaşanan Moğol istilasının olumsuz etkileri ve Bizanslı ustaların İstanbul’a çekilmeleri bunda önemli etken olmuştur. Ancak ilerleyen dönemlerde toparlanarak Osmanlı İmparatorluğu’nun hem başkenti, hem kumaş merkezi olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu müteakiben, Orhan Bey bir yandan ülke sınırlarını genişletirken, diğer taraftan kardeşi Alaaddin, iç düzeni sağlamak için kılık kıyafetle ilgili yasalar çıkarmıştır. Külah, börk, sarık, kavuk gibi serpuşlar, entari, cepken, cüppe, kaftan gibi giysilerin ve merasim kürklerinin malzemesi, şekli, dokuması, rengi, astar ve süslemeleri bir nizama bağlanmıştır.[2] Osmanlı Devleti bu dönemde henüz gelişme çağında olduğu için Denizli, Alaşehir gibi eski dokuma merkezlerinde üretilen kumaşlar revaçta olup, XIV. yüzyılda genellikle bu kumaşlardan yapılan kaftanlar kullanılmıştır.

Timur’un, 1404’teki savaşın ardından Bursa’yı yağmalaması sonucu, günümüze ulaşan XIV. asra ait kumaş örneğine pek rastlanmaz.[3]

Çeşitli kaynaklarda dönemin kumaş dokumacılığına dair birtakım bilgiler de mevcuttur. Neşri Tarihi’nde I. Osman’a ait Denizli ve Alaşehir kumaşlarından dokunmuş elbiselerden bahsedilirken o günlerde altın, gümüş ve ipeğin nadir olduğu bildirilir. Aynı tarihçi 1421’de Sultan I. Mehmed’in oğlu şehzade Mustafa’ya 100 çeşit kumaş verdiğinden söz eder. Bu belge 1364-1421 tarihleri arasında dokuma sanatının kaliteli ve miktar itibariyle belirgin bir gelişme içerisinde olduğunu gösterir.[4]

XIV. yüzyıldan kalma kumaş numuneleri olmadığını daha önce belirtmiştik. Fakat Topkapı Sarayı’nda Osman Gazi’ye ait olarak bilinen bir bohçada dokuz parça giysi mevcuttur. Bunların içinde bulunan kaftanlardan biri beyaz pamuk ipliğinden dokunmuş olup, motifleri koyu sarı renklidir. İki iri yaprağın ortasında bir nar motifi tezyin edilmiştir. 1.48 cm. boyundaki bu kaftanda desen yalnızca iki defa tekrar edecek kadar büyüktür. Nar ve yaprakların içi, sümbüle benzer beyaz motiflerle doldurulmuştur. Elbise kalın astarlı olup, kaba bir dikişle dikilmiştir. Benzer desen özelliklerini taşıyan bir başka kaftan ise yine aynı bohçadan çıkarılmıştır. Bu kaftanların Orhan Gazi’ye mi yoksa Osman Gazi’ye mi ait olduğu, bohça etiketinin karışmasından dolayı tam bilinmemektedir.[5]

XV. Asırda Dokumacılık

Bu dönem Beylikler Devri sanat anlayışına, İmparatorluk Devri sanat anlayışına geçişin yaşandığı bir dönemdir. Klasik Osmanlı sanatının temeli XV. yüzyılda atılmıştır. Saray sanatının üslup birliği kumaş tezyinatına da yansımıştır. Bu asırdan kalma kumaşların sayısı fazla olmamakla birlikte, o dönemin dokumacılığı açısından bize yeterince bilgi verecek kadar eser mevcuttur.

XV. yüzyıl kumaşlarında süsleme elemanı olarak Selçuklulardan devralınan rumiler oldukça fazla görülür. Rumiler, gerek lotus ve palmetlerle, gerekse hatailerle birlikte ele alınarak tezyinatta kullanılmıştır.[6]

Fatih Dönemi’nde Osmanlı Devleti, merkezi bir idareye sahipti. Kumaş dokumacılığı yönünden Bursa hâlâ önemini korumakla birlikte, İstanbul’da saray etrafında dokumacılık faaliyetlerinin başladığını görürüz.

Türk kumaşları ince, karakteristik muntazam desen anlayışına ve mükemmel dokuma tekniğine XV. yüzyılda ulaşır. Renk sadeliği açısından İran kumaşlarından ayrılır. Bu asırda en çok kullanılan renk, kırmızının tonları ve mavidir. Sarı ve yeşil az kullanılmıştır. Altın ve ipek ise birlikte kullanılmaya başlanmıştır.[7]

Bu dönemde kumaş desenleri XIV. yüzyıla nazaran küçülmüşse de yine iri düzenlemeler devam etmiştir. Ancak aradaki boşluklarda daha ince işlenmiş bitkisel süslemelere rastlanır. XV. yüzyılın kumaşlarında görülen en önemli motif pans beneği ve kaplan postu motifidir. Çintemani ve kaplan postu motifi, çatma kumaşlarda yoğun olarak kullanılmıştır. XV. yüzyıl sonuna doğru bitkisel motiflerin yoğunluk kazandığı ve desenlerin küçüldüğü görülür.[8] Kumaşlarda görülen desenler arasında gül, karanfil, menekşe gibi çiçeklerin az stilize edilmiş örneklerini, iri yapraklı desenlerin yanı sıra sade ve düz renkli kaftanları da bulabiliriz.

XV. yüzyılda dokunan kumaşların kalitesi oldukça yüksekti. Bunu çeşitli belgelerden anlayabiliyoruz. 1452 tarihli bir Çin fermanından, Osmanlı İmparatorluğu’na kumaş siparişi verildiğini anlıyoruz. Saray kayıtlarındaki çeşitli belgelerden de kumaş türleri hakkında bilgi edinebiliyoruz.[9]

Fatih’in kaplan postu motifli kaftanı ipekle dokunmuş olup, güvezi renkle iki dalgalı bulut arasında üç benek motifi bulunur. Münakkaş kadifeden yapılan bu kaftanın kumaşına benzer bir parça da Washington Textil Museum’da bulunmaktadır. Bursa çatması olarak tanıtılan kumaş, aynı desen özelliğiyle XV. yüzyıl geleneğini taşır (Resim 1).

Topkapı Sarayı’nda saklanan nadide kaftanlardan biri de Fatih’in 1481’de bir doğu seferi esnasında 3 Mayıs günü öldüğünde üzerinden kesilerek çıkarılan civit mavisi düz renkli Bursa ipeklisinden yapılmış kaftanıdır. Fatih’in giydiği son kaftan olarak ayrı bir önemi olan bu elbisenin içi ince pamukla doldurulmuş ve nohut rengi ince kumaşla astarlanmıştır.[10]

Bunların dışında Fatih Sultan Mehmet’e ait olduğu sanılan başka kaftanlar da vardır. Ama kesin bir bilgi mevcut değildir. Ayrıca ele geçen başka kumaşlar da bu yüzyıla ışık tutar. Asrın sonuna doğru oldukça yüksek kaliteli kumaşların dokunduğunu da yine çeşitli belgelerden anlıyoruz.

XVI. Asırda Dokumacılık

Osmanlı kumaş dokumacılığının en parlak dönemi XVI. yüzyıldır. Bursa, İstanbul, Bilecik, Denizli, Kastamonu, Ankara, Amasya, Karaman gibi şehirler tam bir dokuma merkezi haline dönüşmüştür. Osmanlı, ekonomi ve sanatta en güçlü dönemine bu asırda ulaşır. Kumaşların ve desenlerin en zengini bu devirde dokunmuştur. Lale, karanfil, sümbül, çınar yaprakları, bahar dalları, nar çiçekleri ve narlar, kıvrık dallar arasında hançer yaprakları XVI. yüzyılın en çok sevilen ve sık kullanılan motifleridir. Bu tür natüralist çiçeklerin dış kontürlerinin belirgin olarak çizilmesi ise Osmanlı kumaş desenlerini diğer ülke kumaşlarından ayıran en belirgin özelliktir. Bunların yanı sıra üç benek, stilize bulut ve ikisinin birlikte kullanıldığı çintemani olarak hayvan figürlü kumaşlara da rastlanmaktadır.[11] Desenlerin çoğu sonsuzluk fikrinde düzenlenmiştir. Motifler bir araya getirilirken belli şemalar, kartuş ve madalyonlar kullanılmıştır.

Kumaş dokumacılığının düzenli bir şekilde zirveye ulaşmasının en önemli etkenlerinden biri Ahilik ve lonca teşkilatı olmuştur. Kökeni çok daha eskilere uzanan kardeşlik, meslek ve bezirganlık temellerine dayalı olan Ahiliğin XIII. yüzyıldan sonra, Anadolu insanının günlük yaşamında büyük etkisi olmuştur. Diğer taraftan “ehli-hiref” adı altında saray bünyesinde de zanaatçı ve sanatçı örgütlenmesi, dokumacılık teşkilatının daha da gelişmesini sağlamıştır. Dokunan kumaşlar üst düzey yetkililer tarafından kontrol edilip mühürlendikten sonra satışa sunulurdu. Böylece hile yapılmasının önüne de geçilmiş olunuyordu. Altın ve gümüş tellerle dokunan kumaşların üretimi sadece saray atölyelerinde, devletin kontrolünde yapılıyordu. 1502 tarihli “Kanunname-i İhtisab-ı Bursa” adlı yasayla kumaş dokumadaki kaliteye tekrar düzenleme getirilmiştir. Zira bir önceki yüzyılın kumaşlarının çok daha kaliteli olduğunu ve giderek bozulduğunu bu fermandan anlıyoruz.[12] Daha birçok belge ve ehli hiref defterlerinde, hediye olarak verilen kumaş ile rakamsal verileri görmemiz mümkündür.

Bu yüzyılın kumaş dokumacılığındaki en önemli özelliklerden biri şudur: Desen çizen sanatçıların kumaş dokuma tekniklerini çok iyi bildikleri ve bu doğrultuda tasarım yaptıklarıdır. Bunun yanı sıra desene göre çok katlı çözgüleri de tezgaha bağlayan nakşbendan-ı kemhabafan adlı bir grup ustanın da ehlihiref defterinde kayıtlı oldukları görülür.[13] XVI. asırda dokumacılığın son derece ileri düzeyde olmasına rağmen, bazı saray eşrafının İtalya’ya kumaş siparişi verdiğine de tanık oluyoruz. Bugün bu sipariş mektupları Venedik Devlet Arşivi’nde bulunmaktadır.[14]

II. Beyazıd Han’a ait olduğu söylenen kırmızı zeminli bir serenk kaftanda, dikey dalgalı bir yol tarzında yapılmış, iri yapraklı desenleri olan bir kumaş kullanılmıştır. Yaprakların sarı klaptanla dokunmuş olması önemlidir. Gerek zemin, gerekse yaprak içleri bitkisel desenlerle doldurulmuştur (Resim 2).

XVI. yüzyılın şaheserleri olarak bilinen iki önemli kaftan daha vardır ki; bunlar sazyolu üslubunda bir desenle dokunmuştur. İlk bakışta desenleri itibariyle birbirine çok benzeseler de, birinin zemini açık renkli, diğeri koyu renklidir. Ayrıca koyu renkli olan, uzun kollu, açık renkli olanı kısa kolludur (Resim 3). Ağır altınlı kemhadan hazırlanan bu kaftanların desenleri özel olarak hazırlanmış ve dokunmuştur.[15]

Osmanlı İmparatorluğu bütün sanat dallarında olduğu gibi kumaş sanatında da zirveyi yaşadığı bu yüzyılda; Yavuz Sultan Selim’in Bektaşi misali sade ve yalın giyinmeyi sevdiğini, buna karşılık oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın şık ve gösterişli giyinmeyi sevdiğini anlıyoruz. Şehzadeliği yıllarında bir gün çok süslü bir elbiseyle babasının huzuruna çıkınca, onun süslü kılığına sinirlenen babası “Süleyman, anan ne giyecek?” diye azarlamıştır.[16] İşte böyle basit giyinmeyi seven Yavuz Sultan Selim’in belki de en gösterişli kıyafeti kırmızı zemin üzerine sarı klaptanla dokunmuş desenlere sahip, kısa kollu serenk kaftanıydı (Resim 4). İri palmet motiflerinin içini dolduran küçük bitkisel motiflerle süslenmiş kaftanın içi de sarı pamuklu bir astarla kaplanmıştır.[17]

Bu yüzyıl kumaşlarında en çok görülen diğer süslemeler arasında üç benek, hilal, lale, hatai ve çeşitli bitkisel motifleri sayabiliriz. Topkapı Sarayı’nda bulunan kısa kollu narlı kemha kaftan ise meyve motifli olması yönüyle ilginçtir (Resim 5). Zemindeki kırmızı renkli desenlerin, dimi bir örgüyle çift katlı bir kumaş olarak dokunduğunu görürüz.

XVI. yüzyıl kumaşlarında rumiler ve bitkisel süslemelerin bir alanda kullanıldığı değişik örneklere de rastlarız (Resim 6-7).

XVII. Asırda Dokumacılık

XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu birçok kuşatma ve savaşlar yaşamıştır. Sultanlar devlet işlerinden ellerini yavaş yavaş çekmişler, saray hayatına dalmışlardır. Devlet yönetimi ise tecrübeli vezirler eline kalmıştır. Saraydaki kadınların yönetimdeki entrikaları da boy göstermeye başlayınca, yüzyılın sonuna doğru ekonomik ve siyasi yönden devlet sarsılmaya başlamıştır.

Her şeye rağmen dokumacılık XVII. yüzyılın ortalarına kadar o denli ilerlemiştir ki, dokunan mamuller XVI. yüzyıl ikinci yarısına mı yoksa XVII. yüzyıl ilk yarısına mı ait olduğunu kestirmek güçtür. Kumaşlar teknik açıdan XVI. yüzyıl kalitesindedir. Klasik sanatın tutucu, kaidelere bağlı, ölçülü desenleri yerine, nakkaşların hayal güçlerine daha fazla dayanan aynı kalıplar içinde daha neşeli, renkli, orijinal kompozisyonların desenlerde yer aldığı görülür, XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı sanatında görülen Batı tesiri, kumaş sanatında da etkili olmuştur.[18]

XVII. yüzyılda yine çeşitli kanunname ve fermanlarla kumaş dokumacılığı zaman zaman kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Bu asırda İstanbul, Bursa’yı geride bırakmış faal bir dokuma merkezi olmuştur. Kadifelerin kalitesinde bir düşüş olduğu görülür. Gittikçe bozulan Osmanlı ekonomisine bağlı olarak altın ve gümüş tel kullanımı fermanlarla, en aza indirilmiştir. Desenlerdeki çözülmeler, madalyon ve yollardaki ayrılmalardan sonra, bir kökten veya vazodan çıkan çiçekler yüzeyleri doldurur.[19] Giderek Batı etkileri kendini iyiden iyiye gösterir. Yüzeyi dolduran çiçek buketleri, büyük yelpaze şeklini almış karanfiller bu devirde dikkati çeken en önemli desen türleridir.

Yüzyılın sonuna doğru görülen kumaş kalitesindeki gerilemenin birçok nedeni vardır. İthal kumaşların çoğalması, ustaların daha kısa sürede yetiştirilerek maaşla çalıştırılmaya başlanması, iş ahlakının yitirilmesi bu çözülmenin ve gerilemenin başlıca sebepleridir. Çözgü ve atkılardan iplik çalmalar, kalitesiz boyaların kullanımı, rekabeti ve kaliteyi öldürmüştür.[20]

XVII. yüzyılın ilk Sultanı olan I. Ahmed’in renkli kişiliği, onun giydiği kaftanlarına da yansımıştır. II. Osman’a ve IV. Murad’a ait kaftanların bazılarında ise Batı tarzının hakim olduğu desenler görürüz. Çin bulutu ve çintemani motifi yine bu yüzyılda da sevilerek kullanılmaya devam etmiştir. XVII. yüzyıl kumaş desenleri arasında en yaygın olanı yelpaze şeklini alan iri yapraklı karanfil desenidir (Resim 8).

Zevke ve safaya düşkünlük saray halkının yanı sıra zenginlerin de saraya ve süse özenerek, şatafatlı ve pahalı kumaşlara yönelmesine sebep olmuştur. Gittikçe yoksullaşan halk ise daha ucuz kumaşlara eğilim göstermiştir.

XVIII ve XIX. Asırda Dokumacılık

Devletin gerilemesi bu yüzyıllarda daha da artmıştır. III. Ahmed yayınladığı bir fermanla sırmalı kumaş üretimini yasaklamıştır. Sadece saray için sırmalı kumaş üretilmiştir. Devrin minyatürlerinde de desensiz düz kumaşları daha sık görürüz. Avrupa etkileri ise her geçen gün daha da artmış, gerek kumaş ithalatı, gerekse Barok tarzı motifler Osmanlı el dokumacılığını sarsmaya başlamıştır. Lale Devri’nde yine eski günleri yad edecek güzellikte kumaşlar üretilmeye çalışılmışsa da bu çabalar uzun sürmemiştir. Belgelerde İran kumaşlarının taklit edilerek, yabancı devlet adamlarına hediye edildiğinden bile bahsedilir.[21]

1770’li ve 1780’li yıllarda Avrupa’da yaşanan sanayileşme, tekstil alanında da kendini göstermiştir. Bunun sonucunda bir zamanlar kumaş ihracatı yapan Osmanlı İmparatorluğu, kumaş ithalatına başlamıştır. 1786’da Jacquard’ın desen dokuyabilen bir tezgah icat etmesiyle, dokuma sanayiinde bir çığır açılmıştır. Bu gelişmeler, Osmanlı el dokumacılığına büyük darbe vurmuştur.

Kumaş dokumacılığımızı tekrar canlandırmak için, birtakım girişimler yapılır. III. Mustafa, 1759’da Ayazma Camii civarında kumaş atölyeleri kurdurmuştur. III. Selim de Üsküdar’da atölyeler kurdurarak dokumacılığın yeniden canlanmasına katkıda bulunmuştur. Daha sonra burada dokunan kumaşlar “Selimiye” adıyla anılır olmuştur.

Dönemin kumaşlarında yollar oluşturan buket çiçekler, serpme motifler, geometrik düzenlemeler desen olarak sıkça görülür. Sultanların kıyafetlerinin yanı sıra, hanımların da kıyafetlerinin saklanmaya başlaması, bir gelenek olarak ortaya çıkar. Karanfil desenli çatma kumaşlar bu asırda da en sık görülen kumaşlar arasında yer alır.

XIX. yüzyılda saray yaşantısında hızlı bir değişim yaşanmıştır. Sultanlar yüzyıllardır yaşadıkları Topkapı Sarayı’nı terk ederek, yeni saraylar yaptırmışlar ve buralarda yaşamışlardır. Topkapı Sarayı’ndaki ehli hiref teşkilatı da dağılmıştır. Tüm olumsuzluklara rağmen Üsküdar çatmaları ve Selimiye kumaşlarıyla, kumaş sanatı bir süre daha yaşamıştır.

1845’te Abdülmecit tarafından Hereke’de kurulan dokuma fabrikası, 1850’lerde yapılan ilavelerle üç katlı bir hale getirilmiştir. Fabrika yaklaşık yüzyıl kadar çalışmıştır. Geçmişte Hereke fabrikasında üç tür kumaş dokunurdu: Saray için döşemelik kumaşlar, Fransız kumaşlarını hatırlatan Batı zevkindeki kumaşlar ve Türk Rokoko üslubunda kumaşlar. 1936 yılında Hereke fabrikasının kumaş kısmına son verilerek sadece halı imalatı kalmıştır.[22]

1844’te İzmit Çuha Fabrikası kurulmuş, devletin ve ordunun kumaş ihtiyacı buradan karşılanmaya çalışılmıştır. Bu fabrika yapılan ilavelerle 1945’lere kadar çalışmıştır. Bunların dışında 1855’te Bursa İpekli Mensucat Fabrikası, Balıkesir Aba Fabrikası, 1850’de Basmahane Fabrikası, İzmir Pamuklu Mensucat, 1885’te İzmir Şark Sanayii, 1889’da Yedikule İplik Fabrikası, 1904’te Adana Simyanoğlu Fabrikaları kurularak üretim yapılmaya çalışılmıştır.[23] Böylece Osmanlı İmparatorluğu da tekstilde, endüstrileşmeye bir geçiş yaşamıştır.

Her şeyden önemlisi XIX. asırda geleneksel kıyafet biçimlerimiz de değişmiştir. 1828’de yayınlanan bir nizamnameyle, yapılan kıyafet değişikliği etraflıca anlatılmış, kimin ne giyeceği, hangi meslek adamının ne olacağı belirtilmiştir. Yüzyıllardır giyilen kaftan da, bu yasayla kaldırılmıştır.[24]

XIX. yüzyıl halk giysilerine baktığımızda, düz kumaşlar, ince ve kalın çubuklu yollu kumaşlar, basit küçük çiçekli kumaşlar veya ikat tekniğinde boyanarak dokunmuş kumaşlar en çok karşılaştığımız örneklerdir.

Fikri SALMAN

Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 12 Sayfa: 410-415


Kaynaklar:
♦ GÜRSU, Nevber; Türk Dokumacılık Sanatı, İstanbul, 1988.
♦ İMER, Zahide; “Osmanlı Dönemi Türk Kumaşlarında Lale Motifi”, Kültür ve Sanat, Ankara, 1996. S. 31, s. 61.
♦ İSMİER, Leyla; “Has Solist Elbiseleri”, Hürriyet Magazin Dergisi, 8-24 Aralık 1991, S. 36, s. 20-23.
♦ ÖNDER, Mehmet; Şaheserler Konuştukça, Ankara, 1996.
♦ ÖZ, Tahsin; Türk Kumaş ve Kadifeleri II, İstanbul, 1952.
♦ ÖZ, Tahsin; Türk Kumaş ve Kadifeleri, I, İstanbul, 1946.
♦ ÖZPULAT, Füsun; “Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de El Dokumacılığından Tekstil Endüstrisine Geçiş”, Türkiye’de El Sanatları Geleneği ve Çağdaş Sanatlar İçindeki Yeri Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1987.
♦ RASİM, Ahmed; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 1994.
♦ SALMAN, Fikri; “Tarihi Türk Kumaşlarında Desen ve Renk Anlayışı”, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, Erzurum 1998, S. 4, s. 147.
♦ SİPAHİOĞLU, Oya; “Onyedinci Yüzyıl Saray Kumaşlarında Yozlaşma”, El Sanatlarına Yaklaşım ve Sorunları Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1994.
♦ TEZCAN, Hülya; “Kumaş Sanatı”, Geleneksel Türk El Sanatları, İstanbul, 1995.
♦ TEZCAN, Hülya; “Saray Nakkaşhanesinin Erken Resim Programına Göre Hazırlanmış Türk Kumaş ve İşlemeleri”, 9. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi, C. 3, Ankara, 1995.
♦ UĞURLU, Aydın; “Osmanlı Dokumalarında Süs ve İhtişam, İlgi, S. 76, Kış 1994, s. 11.
♦ UĞURLU, Aydın; “Osmanlı Yönetiminde Anadolu Dokuma Sanatı”, İlgi, S. 51, s. 26.
♦ YATMAN, Nurettin; Türk Kumaşları, Ankara, 1945.
♦ YETKİN, Şerare; “Türk Kumaş Sanatı”, Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı, Ankara, 1993.
Dipnotlar :
[1] Tahsin Öz; Türk Kumaş ve Kadifeleri-I, İstanbul, 1946, s. 8.
[2] Aydın Uğurlu; “Osmanlı Yönetiminde Anadolu Dokuma Sanatı”, İlgi, S. 51, s. 26.
[3] Zahide İmer; “Osmanlı Dönemi Türk Kumaşlarında Lale Motifi”, Kültür ve Sanat, S. 31, s. 61.
[4] Nevber Gürsu; Türk Dokumacılık Sanatı, İstanbul, 1988, s. 33.
[5] Öz, a.g.e., s. 16.
[6] Gürsu, a.g.e., s. 23-34.
[7] Nurettin Yatman; Türk Kumaşları, Ankara, 1945, s. 21.
[8] Fikri Salman, “Tarihi Türk Kumaşlarında Desen ve Renk Anlayışı”, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, Erzurum 1998, S. 4, s. 147.
[9] Öz, a.g.e., s. 7.
[10] Mehmet Önder, Şaheserler Konuştukça, Ankara, 1996, s. 189.
[11] Hülya Tezcan, Kumaş Sanatı, Geleneksel Türk El Sanatları, İstanbul, 1995, s. 158.
[12] Öz, a.g.e., s. 39-42.
[13] Hülya Tezcan, “Saray Nakkaşhanesinin Erken Resim Programına Göre Hazırlanmış Türk Kumaş ve İşlemeleri”, 9. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi, C. 3, Ankara, 1995, s. 313.
[14] Leyla İsmier, “Has Solist Elbiseleri”, Hürriyet Magazin Dergisi, 8-24 Aralık 1991, S. 36, s. 20-23.
[15] Şerare Yetkin, “Türk Kumaş Sanatı”, Başlangıcından bugüne Türk Sanatı, Ankara, 1993, s. 329-342.
[16] Aydın Uğurlu, “Osmanlı Dokumalarında Süs ve İhtişam, İlgi, S. 76, Kış 1994, s. 11.
[17] Yetkin, a.g.e., s. 334.
[18] Gürsu, a.g.e., s. 105.
[19] Tezcan, a.g.e., s. 160.
[20] Oya Sipahioğlu, “Onyedinci Yüzyıl Saray Kumaşlarında Yozlaşma”, El Sanatlarına Yaklaşım ve Sorunları Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1994, s. 427-430.
[21] Tahsin Öz, Türk Kumaş ve Kadifeleri II, İstanbul, 1952, s. 44.
[22] Yetkin, a.g.e., s. 342.
[23] Füsun Özpulat, “Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de El Dokumacılığından Tekstil Endüstrisine Geçiş”, Türkiye’de El Sanatları Geleneği ve Çağdaş Sanatlar İçindeki Yeri Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1987, s. 390.
[24] Ahmed Rasim, Osmanlı Tarihi, İstanbul, 1994, s. 163-169.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ