OSMANLI DÖNEMİ TÜRK ÇİNİ SANATI

OSMANLI DÖNEMİ TÜRK ÇİNİ SANATI

Çini, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdıkları önemli bir mimarlık süslemesi olmuştur. Anadolu Selçukluları çiniyi yapılarda hem iç hem de dış süslemede başarı ile kullanmışlar, yarattıkları seçkin eserlerle bu alanda ileri bir düzeyde olduklarını göstermişlerdir. Osmanlı döneminde çini, erken dönemlerden itibaren mimarlık süslemesine katılmış, çeşitli teknikte çiniler bir arada kullanılmış, yapıları değerlendirmişlerdir. Klasik Osmanlı döneminde çini sanatı sıraltına boyama tekniğinde çok kaliteli eserler üretmiş, ayrıca İznik atölyelerinin keramikleri ülke dışına ihraç edilmiş ve ünü bütün dünyaya yayılmıştır. İznik’le beraber, ikinci bir merkez olarak Kütahya erken dönemlerden itibaren ürettiği eserlerle bu sanata katkıda bulunmuştur. Günümüzde Kütahya bu geleneği yaşatmakta ve sürdürmektedir.

XV. yüzyıl Osmanlı mimarlığında yapıları değerlendiren çiniler çeşitli tekniklerde yapılmışlardır.[1] Erken dönemin tek renk sırlı çinileri, Anadolu Selçuklu ve Anadolu Beylikler geleneğini sürdürmektedir. Firuze, yeşil, lacivert ve patlıcan moru renkli çiniler, genellikle altıgen levhalar olarak yapılmışlardır. Bununla beraber kare, dikdörtgen ve üçgen tek renk sırlı çiniler de yapılmıştır. Bu çinilerin üzerinde altın varakla yapılmış bitkisel süslemeler de yer alır. Kırmızı hamurlu olan bu çiniler İznik ve Kütahya’da yapılmışlardır. Bursa Orhan Camii’nde (1340) kıble duvarında yeşil altıgen çiniler vardır. İznik Orhan Camii (1339), Bursa Yeşil Camii, Yeşil Türbe ve Yeşil Medresesi (1424), Edirne Şah Melek Paşa Camii (1429), Bursa Muradiye Camii (1426), Çinili Köşk (1472), Bursa Muradiye Şehzade Ahmed Türbesi (1429), Şehzade Cem Türbesi (1474) ve Şehzade Mahmud Türbesi (1506) mekanda tek renk sırlı çinilerin yer aldığı yapılardır.

Bu dönemde kullanılan diğer çini tekniği, mozaik çini tekniğidir. Selçuklu geleneğini sürdüren bu çiniler, daha iri ölçekli ve büyük düzenlemeli oluşları ile önceki dönemden ayrılmaktadır. Anadolu Selçuklu ve Anadolu Beylikleri dönemlerinden farklı olarak, firuze, mavi ve mor renklerin yanında, beyaz sırlı çiniler de kullanılmıştır. Bursa yapılarında yeşil ve sarı renkler de görülür. Taşa kakılmış çiniler de vardır.[2] Bu dönemde Anadolu Selçuklu Dönemi’nde farklı olarak aralarda alçı boşlukları bırakılmaz. Bursa Yeşil Camii’de (1424) iki alt mahfil tavanı, Yeşil Türbe’de (1424) pencere tavanları, Bursa Muradiye Camii (1426) son cemaat yeri pencere alınlıkları, Çinili Köşk (1472) çini süslemeli yapılardır.

Renkli sır tekniğinde çiniler, ilk dönem Osmanlı çini sanatında yer alan bir tekniktir.[3] Bu teknik, Timurlu çini sanatından, Osmanlı sanatına girmiş bir tekniktir. 1402 yılında Timur tarafından Semerkant’a götürülen Bursalı Nakkaş Ali bin İlyas Ali orada yeni teknik ve üslupları öğrenerek, dönüşünde beraber getirdiği Tebrizli ustalarla Bursa’daki eserleri yaratmıştır. Bu dönemde elma yeşili, sarı, eflatun ve beyaz renk kullanımı ile renklerde bir çeşitlilik oluşmuştur. Hatayiler ve şakayık çiçekleri gibi Uzakdoğu kaynaklı süslemeler de çini sanatına katılmıştır.[4] Renkli sır tekniğindeki çiniler, Bursa Yeşil Camii, Yeşil Türbe (1424), Edirne Muradiye Camii (1436), İstanbul Sultan Selim Camii (1522), Yavuz Sultan Selim Türbesi (1522), Bozüyük Kasım Paşa Camii (1528), Şehzade Mehmed Türbesi (1548), İstanbul Çinili Köşk (1422), Topkapı Sarayı Arz Odası (1465-1478) ve Topkapı Kara Ahmed Paşa Camii’nde (1558) yer alırlar. Renkli sır tekniği XVI. yüzyılda özellikle İstanbul’da sürdürülmüştür. Şehzade Mehmed Türbesi (1548) geç bir örnek olarak renkli sır tekniğinde çinileri ile önem taşır.

XVI. yüzyılın ilk yarısında renkli sır tekniği ile beraber görülen bir teknik de, sıraltına boyama tekniğidir. Mavi-beyaz çiniler, bu tekniğin önemli bir grubunu oluştururlar. XV. yüzyılın Ming porselenlerinin etkisi ile üretilen bu çinilerde, hatayi ve şakayık kullanılmıştır. Edirne Muradiye Camii (1436) mihrap bölümündeki altıgen çiniler önemlidir. Yapının mihrap kavsarası mukarnasları da sıraltına boyama tekniğinde çinilerle yapılmıştır. Edirne Üç Şerefeli Camii (1447) avlusunda, girişin iki yanındaki iki pencere bu tekniğin, çini alınlık süslemeleri ile geniş yüzeyli bir düzenleme ile ilk defa ortaya konduğu eserlerdir.[5]

XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra sadece sıraltına boyama tekniği kullanılmıştır. Bu dönemde renkler başarı ile kullanılmış ve yarım yüzyıl devam edecek olan domates ve mercan kırmızısı renk bütünü değerlendirmiştir. Teknik yönden çok kaliteli olan bu çinilere yeni süslemeler de eklenmiştir. Naturalist bir anlayışın hakim olduğu bu dönemde çeşitli çiçekler süslemeye katılmıştır. Sünbül, karanfil, gül ve gül goncası, süsen, nergis gibi çiçekler, üzüm salkımları, çiçekli bahar ağaçları, serviler, Edirne Selimiye Camii (1575) Hünkar mahfilinde yer alan elma ağaçlı pano, naturalist üslubun geldiği noktayı gözler önüne serer. Hatayiler, kıvrık hançer yaprakları bunlarla beraber verilen efsane hayvanları saz üslubu denilen ayrı bir süsleme grubu oluştururlar.[6] Süslemedeki bu zenginlik, Saray nakkaşhanesinin bir özelliği olarak belirir. Nakkaşbaşı Şahkulu ve Nakkaşbaşı Kara Memi bu çalışmaları yönetmişlerdir.[7]

İznik başta olmak, üzere XIV. yüzyıla kadar inen Kütahya atölyeleri, XVI. yüzyılda ikinci bir merkez olarak çini üretimine devam etmiştir. Diyarbakır ve Şam’da da İznik geleneğinde çini üreten yerel atölyeler vardır.[8]

XVI. yüzyılın çinileri, özellikle Mimar Sinan’ın inşa ettiği yapıları değerlendirmiştir. XVI. yüzyıl çinileri, mihrap duvarlarında, mihraplarda, minber külahlarında, pencere alınlıklarında, kemer köşelerinde, pencere köşeleri ve çevresinde, ayaklar ve pandantiflerde kullanılmışlardır. Mimar Sinan eserlerinde, çini süslemenin tasarımını kendi tespit etmiş, yapının yapısal özelliklerini değerlendiren bir yaklaşımla mekan ve plan çeşitlemelerine uygun olarak çini süslemeyi kullanmıştır. Yapı ile bütünleşen bu çini süsleme, hiçbir zaman mimarinin önüne geçmemiştir.[9]

Süleymaniye Camii’nde (1557), mekanda, sadece mihrabın çevresinde çini süsleme yer almıştır. Caminin çinileri, 1552 yılında bir fermanla İznik’e ısmarlanmıştır.[10] Mihrabın iki yanında, üstte celi sülüs hatlı örgülü geçmeli daire panolar bulunur. Silivrikapı İbrahim Paşa Camii’nde (1551) mihrabın üzerinde ve son cemaat yerinde çini süslemeler vardır. Son cemaat yerinin pencere alınlıklarında, Şam İşi adı ile anılan keramiklerinde kullanılan menekşe moru renk önemlidir. Mihrabın üzerinde zeytin yeşili renk kullanımı görülür.[11] İstanbul Rüstem Paşa Camii (1561), Mimar Sinan’ın yapıları içinde çininin en yoğun olarak kullanıldığı yapıdır. Yapıda, mihrap duvarı, duvarlar, ayaklar, son cemaat yeri çini süslemelidir. İznik’e yapılan siparişler yeterli olmadığı için, Kütahya’ya çini sipariş edilmiştir. Yapının son cemaat yerinde yer alan bahar ağaçlı panonun çinileri asimetrik bir kuruluşla belirir. Bu süsleme, XVII. yüzyıl çinilerinde görülecek bu özelliğin ilk örneğini vermektedir.[12]

Kadırga Sokullu Camii’nde (1571) mihrap duvarında, mihrabın iki yanında örgü daire çini panolar yer alır. Yapının kuzey ve güney ayaklarında kare çini panolar, çini pandantiflerde madalyonlar bulunur. Yapının alt ve üst pencerelerinin dikdörtgen alınlıklarında çini kullanılmıştır. Minber külahı da çini kaplamalıdır. Çini minber külahları, XVI. yüzyılda karşımıza çıkan bir özellik olarak belirir. Yapının son cemaat yeri pencere alınlıkları da çinidir.

Edirne Selimiye Camii (1575) çinilerinin İznik’e sipariş verildiği, belgelerde yer alır.[13] Mihrap bölümünde, minber köşkünde, Hünkar mahfilinde, üst mahfilleri taşıyan kemerlerin köşelerinde ve pencere alınlıklarında çini süslemeler yer alır. Yapının en zengin çini süslemeleri, Hünkar mahfilindedir. Burada yer alan elmalı pano naturalist üsluptaki çini süslemeler içinde tektir. Hünkar mahfil duvarlarını kaplayan çinilerde naturalist üslubu başarı ile ortaya koyan süslemeler yer alır. Üst mahfilleri taşıyan kemerlerin köşelerinde çiçekli bahar ağaçları başarı ile kullanılan süslemeler oluşturmuşlardır.

Kılıç Ali Paşa Camii’nde (1580) çiniler son cemaat yeri mihrap bölümünde ve pencere alınlıklarında yer alır. Mihrabın üzerinde yer alan celi sülüs yazılı örgülü geçmeli daire madalyon, bir mühr-ü Süleyman olarak belirmektedir. Eyüp Zal Mahmud Paşa Camii’nde (1581) çini süsleme mermer mihrabın çevresinde ve mihrap duvarı pencere alınlıklarında yer alır. Üsküdar Atik Valide Camii (1583) çinileri mihrap duvarında ve pencere alınlıklarında yer alır. Mihrap duvarındaki çift bahar dallı vazodan çıkan şemseler ve zeminde yer alan naturalist çiçekli panonun aynısı, Topkapı Sarayı’nda Ağalar Camii’nde yer alır.

Fatih Mesih Paşa Camii (1585), XVI. yüzyılın en sade çini süslemeli yapısıdır. Mermer mihrabın etrafını madalyonlu bir bordür çevreler. Çatı örtülü bir yapı olarak inşa edilen Ramazan Efendi Camii (1586), zengin çini süslemesi ile göze çarpar, yapıda duvarları, pencere araları ve pencere alınlıkları çini ile kaplanmıştır. Kasımpaşa Piyale Paşa Camii’nin (1572 yılı dolayları) mihrabı, çini bir mihrap olarak önem taşır.

Mimar Sinan’ın eseri olarak kabul edilen Diyarbakır Behram Paşa Camii’nde (1572) duvarların alt bölümü, doğu ve batı duvarlarındaki ayakların güneyindeki mihrap nişleri belli bir yüksekliğe kadar çinilerle kaplıdır.[14] Manisa Muradiye Camii (1585), Mimar Sinan’ın denetimi altında inşa edilmiştir.

Çini süsleme mermer mihrabın çevresinde, pencerelerin dikdörtgen alınlıklarında ve üst pencerelerin bordürlerinde yer alır. Eğrikapı İvaz Efendi Camii (1585) mihrabı, çini ile kaplıdır. Takkeci İbrahim Ağa Camii (1591) mihrabı da çini süslemeleri ile önem taşır. Vazodan çıkan iri hatayiler ve naturalist süslemeli süpürgelik çinileri ilgi çeker.

Mimar Sinan’ın inşa ettiği türbeler, XVI. yüzyılın çini sanatının başarı ile değerlendirildiği yapılar olmuşlardır. Hürrem Sultan Türbesi’nde (1558) mekan bir yüksekliğe kadar çinilerle kaplanmıştır. Giriş revakında, kapının iki yanında çiçekli bahar ağaçlı birer panolar vardır. Şehzade Camii (1548) haziresinde bulunan Rüstem Paşa Türbesi (1561), kubbe eteğine kadar tamamen çini kaplıdır. Kanuni Türbesi (1568) giriş revakında, mekanda belirli bir yüksekliğe kadar duvarlarda ve altta süpürgelikte çiniler yer alır. Eyüp Sokullu Mehmed Paşa Türbesi (1569) üst pencereler üzerinde yapıyı dolanan bir çini ayet kuşağı bulunur. Ayasofya Camii II. Selim Türbesi (1577) giriş revakında,[15] mekanda belirli bir yüksekliğe kadar çini süsleme vardır. Eyüp Siyavuş Paşa Türbesi’nde[16] (1584) mekanda kapının iki yanında kandilli çini panolar yer alır. Pencere alınlıkları çini süslemelidir, pandantifler çini kaplıdır. Çini ayet kuşağı yapıda mekanı dolanır. Ayasofya Camii III. Murad Türbesi (1599) giriş revakında iki yanda, mekanda pencere aralarında ve yapıyı çevreleyen ayet kuşağında ve süpürgeliklerde çini süsleme vardır.

Topkapı Sarayı Sultan III. Murad Odası Mimar Sinan’ın eseri olarak kabul edilir. Odanın önündeki taşlığın duvarlarında XVI. yüzyılın en değerli çinileri yer alır.[17] Odanın giriş kapısının iki yan duvarında, mekanda, geçişteki pandantifler, duvarlardaki üst üste yer alan nişler, ayrıca mekan çevreleyen yazı kuşağı çinidir.

Topkapı Sarayı’nda kullanılmış olan XVI. yüzyıl çinileri günümüze sayılı eserler olarak ulaşmıştır. 1666 yılında yangınından sonra, sarayın büyük bir bölümü XVII. yüzyıl çinileri ile kaplanmıştır. Altın Yol’da yer alan XVI. yüzyıla ait üç pano, günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi’nde korumaya alınmıştır.

XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda bir duraklama döneminin belirtileri yaşanırken XVI. yüzyılda önemli ticaret yolları üzerinde bulunan İznik, keşifler sonucu bu yolların denizden Avrupa’ya ulaşması ile gözden düşmüştür.[18] Bu durum keramik ihracatının durmasının önemli sebeplerinden biri olarak gösterilebilir. XVII. yüzyılda çini sanatında bu gelişmelerin aksine yoğun bir faaliyetin yaşandığını da görülmektedir. Keramik kapların durumunun dışında bu dönemde çinilerin yurt dışına ihraç edildiği bilinmektedir.[19] Teknik yönden kalitede bir düşme yaşansa bile, çini süslemenin bütünlüğüne yeni desen ve motifler katılmıştır. Süslemeler çeşitli düzenlemelerle verilmiştir. XVII. yüzyıl çini sanatında görülen motifler, XVI. yüzyılın hatayi üslubu ve naturalist üslubunu devam ettirmekle beraber, yeni bir ifade ve hareketlilik kazandırmışlardır. Naturalist süslemeye eklenen Osmanlı florasının çiçekleri, bulundukları yerleri ve mekanları birer cennet bahçesine çevirmişlerdir. Özellikle bir vazo ve ayaklı bir kaseden çıkan naturalist çiçek süslemeleri, XVIII. yüzyılda yaygınlaşarak, Lâle Devri taş ve kalemişi süslemelerinde yaygınlık kazanacaklardır. Süslemelerde görülen hareketlilik, dalların S ve C kıvrımları, yazı sanatında birbirini delip geçen harfler ve panoların dışına taşan süslemeler, XVIII. yüzyıl Türk sanatında, yeni bir süsleme anlayışının başladığı Türk Barok dönemin erken bir ifadesi olarak, XVII. yüzyıl çini sanatında beliren değerlerdir. Bu dönemde yaygın olarak üretilen bir çini grubu da Kabe ve Hz. Muhammed’in mezarı betimlemeli çinilerdir. Öğretici ve tanıtıcı bir amaçla üretilen bu çinilere, sadece iki örneği bilinen, Topkapı Sarayı Haremi’nde yer alan Arafat dağı betimlemeli çiniler de katılmıştır.

XVII. yüzyıl Türk çini sanatı, süslemelerde XVI. yüzyılın mükemmelliğini sürdürmekle beraber, teknik olarak bu dönemle önemli farklılıklar gösterir. Renk kullanımında çeşit azalmış, renklerin niteliği değişmiş, XVI. yüzyılın ikinci yarısının hafif kabarık kırmızı rengi ortadan kalkmıştır. XVII. yüzyıl çinilerinde bugün görülen bir özellik de, sırlarda ortaya çıkan çatlamalardır.

XVII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen yapılardaki çinilere bakıldığında bu çiniler sıraltına çok renkli ve XVI. yüzyılın teknik başarısı ve desen motiflerinin kullanılmaya devam ettiği yapılardır. Bosnalı İbrahim Paşa Türbesi’nde (1603) bu yapı için tasarlanan ve üretilen çiniler, XVI. yüzyıl geleneğinde duvarları, üst pencere araları ve dolap içlerini kaplamışlardır. Elmalı Ömer Paşa Camii’nin (1608) çini süslemeleri, pencere alınlıkları, mihrap üstü, son cemaat yeri ve pencere alınlıkları olarak belirir. Girişte köşelerdeki kemer alınlıkları da çini kaplıdır. Yapının kuzeydoğu köşesi ayağı alınlığında yer alan panoda, daire kuruluşlu celi sülüs ayet kuşağının altında, bir kartuş içinde talik yazı ile “Ketebehu el-fakir Mustafa Resmi İzniki” yazısı yer alır. Sanatçı, cami içinde pencere alınlıklarının yazılarını da yazmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ