OSMANLI DOKUMACILIĞI

OSMANLI DOKUMACILIĞI

Anadolu’da Osmanlı döneminden önce de dokumacılık vardı. Anadolu dokumacılığının Osmanlı öncesi önemli bir merkezi hakkında bilgi veren bir kaynak Faslı seyyah İbni Batuta’nın (1304-1369) Seyahatnamesi’dir. Sözünü ettiği bu önemli merkez Denizli’dir. Seyyah, buraya Tonuzlu, Dongozlu dendiğini yazıyor. Burada eşi emsali olmayan altınla işlemeli pamuklu elbiselikler dokunur, çevre pamuğunun iyi vasıflı oluşu ve kuvvetlice eğrilmiş bulunuşu onun uzun süre dayanmasını sağlar, diyor. İbni Batuta Bursa civarında ipekçilik yapıldığından da bahsediyor. Seyyah ayrıca İzmir’de bulunduğu sırada kendisine kemhadan yapılmış iki kat elbise verildiğini, Kemha’nın Bağdat, Tebriz, Nişabur ve Çin’de dokunan bir kumaş olduğunu bildiriyor.[1]

Seyyahın Denizli kumaşları hakkında verdiği bilgi son derece önemlidir. Çünkü Osmanlı kaynakları da daha kuruluş devrinde bu kumaştan bahsetmektedir. Aşık Paşazade Tarihi’nden 1364 yılındaki bir nişan töreninin hediyeleri nakledilirken “… ol zamanlar altın, gümüş ve kumaş az olurdu, Tonozlunun ak alemlü bezleri olurdu, hil’at ondan yapılırdı” denmektedir.[2] Denizli ve çevresi Buldan, Sarayköy, Tavas ve Kale ilçelerinde bugün de gelişmiş bir dokuma sanayi vardır. Erken tarihlerden başlayan Denizli dokumaları Osmanlı döneminde de devamlılığını sürdürmüştür. Gene İbni Batuta’nın Bursa civarında bahsettiği ipekçilik Osmanlılar zamanında canlanmış ve zirveye ulaşmıştır.

Kumaş Dokuma Merkezleri

Dokumacılık hammaddesine göre bitkisel kökenli olanlar; pamuklular ile hayvansal kökenli olan; yünlü ve ipekliler olmak üzere üç kategoride incelenebilir. Osmanlı kaynaklarında pamuk, Pembe olarak geçer ve pamuklu dokumalar içinde en çok adı geçenler; bogası, kirpas, alaca, bez, mendil, dimi, yemeni, tülbent, basma çit, yazmadır. Pamuklu dokumacılık İç Batı Anadolu’da çok önemli gelişmeler göstermiştir. Başlangıçta da önemini vurguladığımız gelişmiş Denizli dokumacılığı başta olmak üzere Bergama, Akhisar, Tarhala, Manisa dolayları pamuklu bez dokurdu. Gelibolu yelken bezi üretiminde büyük bir üne kavuşmuştu. Tire, beledi denilen en eski pamuklu dokuma çeşitlerinden biriyle ünlüdür. Gene Karaman, Hamid ili bir çeşit kaba pamuklu dokuma olan bogasıların yapıldığı merkezlerdir.

Trabzon her yıl padişah için 20 zir’a iç çamaşırlık ince pamuklu gönderirdi.[3] İstanbul’un kendine ait üskülü denen pamukluları, Diyarbakır’ın baskılı pamukluları meşhurdu. Bitkisel kökenli olan keten ve kenevir üretimi ise Karadeniz kıyılarında yapılmaktaydı. Yünlü dokumacılıkta iki önemli merkez bilinmektedir. Birincisi; tiftik keçileriyle meşhur Ankara ve çevresinin soflarıdır. Tiftik keçisinin uzun, parlak tüyleriyle ipek inceliğinde parlak soflar dokunurdu. Sofun pres altında su dökerek yüzeyinde hareler oluşturulan cinsine[4] muhayyer (moher), dayanıklı, yumuşak, Avrupa serjlerine benzeyen cinsine şalî denirdi. Diğer yünlü üretim merkezi; imparatorluğun sürekli ve büyük miktarda ihtiyaç duyduğu çuha’nın üretildiği Selânik ve çevresidir. Çuha gerek askeri kıyafette gerek sivil halkın kıyafetinde çok kullanıldığından yerli üretim ihtiyaca yetmemiş ve Fransa, İngiltere, Macaristan, Hollanda gibi ülkelerden ithal edilmiştir.

İpekli dokuma merkezleri ise başta; Bursa olmak üzere İstanbul, Edirne, Amasya, Tokat, Bilecik, Alaşehir, Aydos, Diyarbakır, Mardin, Halep, Sakız başta olmak üzere diğer Ege adaları sayılabilir. Bu merkezlerden başta batıda İzmir, kuzeybatıda Edirne önemli ticaret merkezleridir. Kuzeyde Trabzon doğudan gelen kervanların durak yeri olmuş bir ticaret merkezi, ayrıca Diyarbakır, Mardin, Erzincan gene doğudan bir başka koldan gelen kervanların uğrak yeri ve ticaret merkezi olmuştur. Çoğu zaman yerli üretim ihtiyacı karşılamadığından pamuklu, yünlü ve ipekliler dışarıdan getirilmiştir. Hindistan pamukluları Osmanlılar için yüzyıllar boyu vazgeçilmez bir ihtiyaç metaı olmuştur. Kaynaklar, geldikleri şehirlerin adlarıyla birlikte Hint pamuklularının cinslerini de belirtmektedir. İpekli sanayii ise hem hammadde üretimi hem dokuma olarak önemlidir. Bursa’nın durumu bu bakımdan önemli olmuş; önceleri dışardan hammadde alırken, daha sonra kendisi de hammadde üretimine başlamıştır. Özellikle 16. yüzyılda Bursa’nın hem ipeklileri hemde ipekli dokumaları son derece iyi kaliteleriyle ün yapmıştır. Buna rağmen Bursa zaman zaman Doğu’dan ve Batı’dan ipek ve ipekli dokumalar almıştır. Fatih; İstanbul’un fethinden sonra bir yandan saray örgütünü kurarken, diğer taraftan ülkenin iki temel sanayi kolunu da örgütlüyordu. Bunlardan biri dericilik diğeri dokumacılıktı. Her iki sektör, Türklerin Orta Asya’dan beri en iyi bildikleri konuydu. Yerleşik düzene geçilince saray tarafından destek görmüştür.

Saray sanatın koruyucusu olmuş ve sanat saraydan yönlendirilmiştir. Halkın yaşam tarzını şekillendiren dokuma, sarayda da gerekli ilgiyi görmüştür. Sultanlar başta giyim kumaş olmak üzere, sarayların ve köşklerin tefrişinde, yatağında, yorganında, askeri alanda; bayrak ve sancaklarda, zırhlarında, kalkanlarında, dini alanda; her yıl Kâbe-i şerifi giydirmek için üretilen kumaşlar gibi, pek çok alanda kumaş kullanılmıştır. Saray kendi ihtiyacını karşılamak için ehli hiref dediğimiz hassa sanatkarları içinde dokumacılara da yer verirken onların çalışacağı özel atölyelerini de kendi bünyesinde kurmuştur. Ancak bu atölyeler ihtiyaca yetmediğinden İstanbul ve Bursa’daki serbest piyasaya çalışan atölyelere de sipariş verilmiştir.

Sarayın ve yüksek devlet memurlarının kendi adamları aracılığıyla yurtdışında kumaş ticareti yaptığı bilinmektedir. Gene yabancı elçi kabullerinde elçilere kaftanlar verilmiş, yabancı krallara elçi gönderirken önemli miktarda değerli kumaşlar hediye olarak gönderilmiştir. Yüksek devlet memurluklarına atamalarda tayin emriyle birlikte hil’at giydirilmiş, ihsanlarda kaftanlar ilk sırayı almıştır. Kumaşlar sarayda hazine eşyası olarak kabul edilmiş ve değerli para olarak kaydedilmiştir. Kumaş ve ondan üretilen kaftanlar saray yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu kadar önemli bir maddenin saray tarafından gözetilmesi de doğaldır. Sarayın lüks kumaşa olan ihtiyacı üretimin artmasında ve kalitenin yükselmesinde önemli bir etken olmuştur.

Kumaşın önemi nedeniyle; malzemesi, deseni, rengin kalitesi ve fiyatı imparatorluğun kuruluşundan itibaren saray tarafından kontrol altında tutulmuştur. 1502 tarihli İstanbul, Bursa, Edirne şehirlerine ait ıhtisab (Belediye) Kanunları[5] 25 yıl geriye dönerek karşılaştırmalı açıklamalarda bulunur ki; böylece 1475-80 yıllarının ipekli dokumacılığı hakkında da okuyanı bilgilendirir. Üç kanunda da ipekliler hakkında söylenenler aşağı yukarı aynıdır, Bursa’nınki biraz daha geniş tutulmuştur.

Bu kanunların metninde; ipek “harir”, kumaşın boyunu belirleyen çözgü telleri “meşdud” veya “ariş”, enine atılacak dokumayı sağlayan atkı iplikleri “pot” ve kadifelerde tüylü kısım “hav” olarak geçmektedir. Dokumanın kalitesini çözgü tellerinin sayısı, ağırlığı, bükümü, boyaması son derece önemlidir ve hilesiz yapılması gerekir. İşte çözgü tellerinin bu özellikleri kanunnamede şöyle bildirilir; ipek tellerinin işlenmesi (yani bükülmesi ve boyanması) ancak ipek kuruduktan sonra yapılmalı, uzunlukları 120 zir’a (90 m) gelmelidir. Seksen telden meydana gelen çilelerin 20 adedi bir meşdud olup; ağırlıkları 600 dirhem (1920 gr) olarak tespit edilmiştir.

Kanunla tespit edilen bu rakkamların dışına çıkmak, çözgü tellerini azaltmak veya ipek yerine başka iplik, örneğin pamuk konulması en büyük hilekarlık sayılmaktaydı ki; 1599 karihli bir mahkeme kaydında; ipek atkı yerine gügül (delik koza ipeği) ve penbe (pamuk) ipliği kullanıldığının tespit edildiği,[6] davalıya bunların çözgü teli olarak kullanılmasının yasak olduğu ihtar edilmektedir.

İpeklerin Boyanması ve Renkleri

Boyama kumaşın kalitesini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. İpekler hazırlandıktan sonra boyanırdı. Türk kumaşlarında en çok kullanılan renk kırmızı ve mavidir. Kırmızı renk Osmanlıların “lök” yabancıların “lâk” dedikleri boyarmadde aynı isimli böceğin dişisinde bulunan reçineli kısımdan elde edilir. Bursa kanununda lâk’dan kırmızının nasıl elde edileceği şöyle anlatılır: “dirhemi belli miktar lök, çivid’den geçirilir. Çivid ezilip saf suyu elde edilir. Bu suya batırılan ipek kırmızı olur. Ama lök miktarı az olup, yeni ezilmiş çivid suyuna batırılırsa ipek, menekşe moru ile kırmızı arasında bir renk olur. Lök’e kızıl boya karıştırılırsa renk kalp, yani bozuk olur. Boyanacak ipek ince ve iki teli de bükümlüyse boyayı iyi kabul eder.”

Mavi rengin elde edildiği çivid’den Edirne ihtisabında bahsedilir. Burada çivit yerine kara boyanın da kullanıldığı ve çivid boyasının Hindistan’dan gelen bir bitkiden elde edildiği yazılıdır. Çivid boyası “nil” olarak da bilinen indigo boyadır.

Kadife ve Kemhanın Kanunnamelerde Belirlenen Teknik Özellikleri

Bursa İhtisabında ipekli dokumalardan kemha, atlas, kutnu, bürümcük, çatma, kadife, tafta, valâ, futa, gibi belli başlılarının adı geçmektedir.

Kadife; çözgüsü ve atkısı ipekten olan havlı bir kumaştır. Düzüne “sade” desenlisine “münakkaş”, tellisine “müzehhep”, çift zeminlisine “çatma” denir. Kanunnamede kadifeyle ilgili şu bilgi verilir: “… havın her teli bükülecek, rengin her yeri aynı olacaktır. Birkaç yıldır hav telinin birini bükdürüp, diğerini bükdürmüyorlar. Bükülmeyenler ince oluyor. Müzehhep kadifenin 45-50 teli bir dirhem olursa kumaş sağlam ve parlak olur. Fakat 5-6 yıldır 60-70’i bir dirhem geliyor, bu yüzden kumaş dayanıklı ve canlı olmuyor. Evvelce dokumada kullanılacak tele yüz dirhem gümüşe bir miskal has frengi altın katılıyordu, şimdi kötü altından yarım miskal katıyorlar, bu yüzden kadifelerde eski canlılık kalmadı, eskisi gibi olsun” deniyor. Çatmalar 15. yüzyıldan itibaren dokunan, dış giyim için olduğu kadar döşemelik için de uygun bir kumaştır.

Özellikle belli ölçüler içinde ve devrinin desen özelliklerini aksettiren Bursa, İstanbul, Bilecik atölyelerinin çatma kadifeden sedir yastıkları çok ünlüdür. Çatma kadife yastık yüzleri; kısa kenarlarındaki nişli bordür ve ortadaki göbek motifi, yelpaze şeklindeki karanfil veya lale desenleri ile karakteristiktir.

Kemha; ipekli dokumalar arasında sarayın ve halkın beğenisine en uygun, ağır, gösterişli, tok bir kumaştır. Atkısı ve çözgüsü ipek, üst sıra atkısı ayrıca altın veya gümüş kılabdanla takviyelidir. Bursa kanununda; “Dolabi ve yekrenk” kemhaların meşdudu eskiden 7000 tel olurdu. Gülistani kemha da eskiden 7000 teldi peşurisi 1150 teldir, toplam 8150 tel olurdu. Fakat 25 yıldır 1000 tel eksik dokunuyor. Bundan kimse incinmiyor. Çünkü teli eksik olan kemha (ucuz olduğu için) halkın ihtiyacını karşılıyor” şeklinde bilgi vardır.

Dokumada kullanılan telin, kumaşın kalitesini oluşturmakta çok önemli bir yeri vardı. Simkeşhanelerde çekilen gümüş tel önce civa yardımıyla altınla yaldızlanır, sonra çekilirdi.[7] Bu işlemin telin dokuma için uygunluğunu belirlemek üzere kemhacıbaşı nazaretinde yapılması bir hükümle bildirilmişti.

Metal telli ipliklerin (klabdan) dokumada bol kullanılmasına rağmen, Osmanlı ipeklilerinin gözü rahatsız etmeyen ağırbaşlı, soluk bir parlaklığı vardı. Bu başlangıçta; dokuma bittikten sonra her dokumacının kendi atölyesinde uyguladığı preslemeyle sağlanıyordu. 18. yüzyılda bu görevi devlet üstlenmişti ve bunun için büyük ve küçük olmak üzere iki mengene kurmuştu.[8]

Kanunnamelerde; tafta ve valâ birlikte geçmektedir. Tafta çözgü ve atkı sıklığı eşit, bu sebeple sert ve dayanıklı bir kumaştır. Dokunduktan sonra yüzüne elle zamk sürülüp, pürüzü yatırılırdı. Çifte tafta ve yekta tafta olmak üzere çeşitleri vardır. Ordu için en çok kırmızı ve yeşil tafta üretilirken, giyim-kuşamda siyah tafta da kullanılmıştır.

Bu grup içinde “Bürümcük”ten de bahsedilir. Bürümcüğün hem çözgüsü hem atkısı çok iyi büküldüğünden dokuma ince, kıvırcık ve dökümlü olur. Bazı cinslerinde çözgü telleri arasına pamuk ipliği karıştırılır. Buna helâlî veya hilâlî denir. Siyah ve renkli çubuklu cinsleri vardır.

Canfes; hafif ipekli, ince, taftaya benzer bir kumaştır. Atkı iplikleri taftaya göre kalın ve seyrektir. Canfes daha çok ağır ipekli kaftanlara astar olarak kullanılmıştır. Ayrıca yazlık ferace, şalvar, içi pamukla kapitone edilerek kışlık kaftan yapımında, mintan, takke, çorap, bohça, yatak örtüsü yapımında da kullanılmıştır.

Kutnu (kutnî); çözgüsü ipek, atkısı pamuk ve ipek karışık atılmış, yumuşak, çoğunlukla yollu, eni dar bir kumaştır. Kadın kaftanı yapımında ve döşemelikte çok kullanıldığından iyi tanınan bir kumaştır. Çitari ile Bursa’nın “altı parmak” denilen kumaşları, kutnu ile benzerlik gösterirler. Çitari; üçü pamuk ipliğinden, biri ipekten olmak üzere dokunan bir kumaştır. Aslı Farsça üç demek olan “seh” ile, iplik manasına gelen “tar”dan oluşan “Sehtar”dır. Kutnu ile yollu olması bakımından benzer. Ancak kutnuda düz yollar atlas yüzlü; yollardan bazıları çiçek desenlidir.

Atlas; atkısı ve çözgüsü ince ipekten, sık dokunmuş, genellikle düz renkte, sert ve parlak bir kumaştır. Batılılar buna satin (saten) derler. Atlasın çözgüsü pamuk ipliği olanı daha tok bir kumaş olup; bu cinsi mefruşatta kullanılır.

Dibâ; geniş anlamda iyi cins atlas olarak tarif edilir. Kaynakların verdiği bilgilerden çıkan sonuçlara göre; dibâ, atlas ile kemha arasında, zemini atlas dokuma, telli ve desenli bir cins kumaştır.

Seraser; altın ve gümüş telle dokunan kumaşların en göz alanı ve pahalısı olup; 1502 tarihli Bursa İhtisap Kanunnamesi’nde rastlanmaz. Buna göre en erken 16. yüzyıl ortalarına doğru ortaya çıkan, ağır ve masraflı bir kumaştır. Çözgüsü ve atkısı ipek, atkısında altın alaşımlı gümüş tel kullanılan seraser iki takım çözgü ile dokunur. Seraserin dokunuşunda altın ve gümüş tel harcaması çoktur. Ayrıca dokuma ipliğinde kullanılan gümüş iki kere muameleden geçirildiği için özelliğini kaybeder. Bu sebeple seraser üretimi kontrol altında tutulmuş daha 16. yüzyılda seraser işleyen tezgahların sayılarının azaltılması için üst üste emirler çıkarılmış, boşalan tezgahlarda serenk dokunması istenmiştir. Seraser pek halkın satın alabileceği bir kumaş değildi. Sarayda daha çok hil’at (üst kaştanı) olarak kullanılırdı. Ayrıca sarayda taht döşemesinde ve şehzade yorganlarında da kullanılmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al