OSMANLI DİRLİK SİSTEMİ

OSMANLI DİRLİK SİSTEMİ

Osmanlı Devleti’nde, bir bölgeye ait gelirlerin, belli hizmetler mukabili, maaş olarak askerî ve sivil erkâna terk ve tahsisi işlemine dirlik ya da tımar diyoruz. Dirlik ve tımar sürekli birbirlerinin yerine kullanılmış olup, dirlik sistemin genel ismidir. Tımar ise hem sistemin hem de dirlik çeşitlerinden üçüncü dilimin ismidir. Muhtemelen tımarların hem sayıca çok fazla olması hem de zeamet ve haslara göre daha fonksiyonel olması sebebiyle dirlikle eş anlamlı olarak ve diğerlerini de ifade eder tarzda kullanılmıştır. Dirlik ya da tımar, ordunun ve subaylarının sürekli askerlik hizmetlerine ve kendilerinin ve adamlarının savaşa hazır olmaları, sefere çıkıldığında hazineye yük olmadan getirdikleri silah, malzeme ve yiyeceklere karşılık ödenen bir maaş gibiydi. Osmanlı dirlik sistemi Avrupa Feodalite rejimiyle sık sık karıştırılırsa da, iki sistem hem menşe’, hem mülkiyet hakları, hem iktisadî hem de hukukî yönlerden birbirlerinden tamamıyla farklıdır.[1]

Osmanlı Devleti’nde dirlik sistemi bütün eyaletlerde mevcut olmayıp, “haslı” olarak niteleyeceğimiz eyaletlerde bu sistem mevcuttur. Osmanlı Devleti en geniş topraklara ulaştığı dönemlerde 34 beylerbeyilik mevcut olup, bunlardan 25’i haslı, 9’u salyanelidir. Haslı eyaletler dirlik sisteminin mevcut olduğu eyaletler olup, bunlarda arazi gelirleri tımar, zeamet ve has şeklinde ayrılmıştır. Salyane yıllık demek olup, bu eyaletlerde zeamet, tımar vb. toprak dirlikleri yoktur.

Dirlik sisteminde özellikle vurgulanması gereken hususların başında gelen tahsise konu olan şeydir. Sıkça yanlış anlaşılan veya yorumlanan husus, tahsise konu olanın arazi parçaları olduğudur. Halbuki burada terk ve tahsis edilen toprak değil, belli bir toprak parçasına ait arazi gelirleridir. Bir kısım askerî erkâna tahsis edilen ve oldukça az sayıda olan hassa çiftliklerini istisna edersek, tımarlı sipahinin arazi tasarruf etmesi veya kendi dirliğinden yakınlarına miri araziye ait tasarruf hakkını tahsis etmesi kesinlikle mümkün olmayıp, hatta dirliğini kaybetmesine sebebiyet vermektedir.

Daha Osman Bey’den itibaren uygulanmaya başlayan sistem devletin asıl gücünü oluşturan üç unsurdan biri olarak gösterilmektedir. Nitekim dirlik sistemi devletin hem askerî, hem malî, hem sosyal hem de idarî yapısıyla yakînen alakalıdır.

Dirlik Sisteminin Menşei

Osmanlı tarihiyle ilgilenen, özellikle de Batılı bazı ilim adamları Osmanlı dirlik sisteminin menşei hususunda çeşitli fikirler ileri sürmüşlerdir. Kimine göre sistemin menşei İran kaynaklı iken, çoğunluğuna göre de Osmanlılar bu teşkilatı Bizans’tan almışlardır. Tımar teşkilatının Bizans menşeli olduğunu ileri süren ilim adamlarının bir kısmına göre Bizans tesiri ilk dönemlerden itibaren mevcutken, bir kısmı ise İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in Bizans müesseselerini numune alarak devletini teşkilatlandırdığını iddia etmektedirler.[2]

Osmanlı tarihi ile ilgili çalışmalar yapan pek çok ilim adamı, Osmanlı Devleti’nin ilk teşkilatlanma dönemi olarak Orhan Bey Dönemi’ni kabul etmekte ve bu dönemde teşkilatlanma faaliyetleri gerçekleştirilirken Anadolu Selçuklu ve İlhanlı Devletlerinin numune olarak alındığında birleşmektedirler. Gerçekten de Osmanlı medeniyeti kendisinden önceki Türk ve İslâm devletlerinden büyük ölçüde faydalanmıştır. Bu durumda Osmanlı tımarlarını Bizans pronoyalarının bir taklidi, hatta bir devamı sayabilmek için Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçuklularında buna benzer bir müessese olmadığını ortaya koymak lazımdır. Ancak İslami Türk tarihinin özellikle Osmanlı öncesi tarihiyle, hassaten de teşkilat tarihiyle ilgilenen araştırmacıların çoğu “ikta” sistemi ile dirlik sistemi arasında büyük paralellikler olduğu ve dirliğin iktanın bir devamı olduğu hususunda müttefiktirler.[3] Daha XIV. yüzyılda tımar sisteminin Osmanlı Devleti’nde varlığı Selçuklu geleneğinin Osmanlılarda tabii bir şekilde devam ettiğine bir delil olduğu gibi, “timar, ziamet, hâss, ikta’, sipahi” gibi bu sisteme ait ıstılahlardan büyük bir kısmının Osmanlılardan evvelki Türk ve İslam devletlerinde mevcudiyeti de Bizans te’siri iddiasını red için diğer bir delil hükmündedir.[4]

“Tımar” kelimesine, eski Acemce tarihi metinlerde “ihtimam, ihsan ve inayet, bu maksatla verilen para, zahire, maaş veya ikta” manalarında daima tesadüf ediyoruz. Bu metinlerde maaş karşılığı, “nan-pare, rüsum, mevacib, cameki, berat, idrarat, zindegani” tabirlerine tesadüf olunur. Daima birbirleriyle karıştırılan ve müteradif olarak yekdiğeri manasında kullanılan bu kelimeler arasında “tımar” kelimesinin de bulunması, bunun “pronoya” mukabili olarak ortaya çıkarılmadığının bir delilidir. Anadolu Selçuklularına ait metinlerde de aynı manalarda tımar kelimesi mevcuttur. XIV. yüzyıl sonlarına ait Osmanlı eserlerinde “ekmek, ikta, tımar, dirlik” kelimeleri müteradif olarak kullanılmıştır. İslam eserlerinde daima tesadüf edilen “zaim, zeamet” tabirleriyle, “has” kelimesinin de eski İslam¬Türk devletlerinde mevcut olduğunu düşünürsek, Osmanlı tımar sistemindeki terimlerin İslam menşeinden geldiğini söyleyebiliriz. Tımar kelimesi Osmanlılara gelinceye kadar mana itibarıyla uzun bir tekamül devresi geçirmiş ve ancak o devirde muayyen bir ıstılah olarak takarrür etmiştir. Osmanlı tımar sisteminde kullanılan “dirlik” ve “sipahi” terimlerinden; dirlik, “maaş, zindegâni” gibi Arap ve Acem tabirlerinin Türkçe tercümesinden başka bir şey değildir. Sipahi ıstılahına ise, İran’da, daha Selçukîlerden evvel bile tesadüf edilmektedir.[5]

Dirlik Sisteminin Tarihi Gelişimi

Osmanlı Devleti’nin daha beylik devrinde, Osman Bey Dönemi’nde tımar sistemi uygulanmaya başlanmıştır. Osman Bey daha ilk fetih yıllarında Karacahisar sancağını oğlu Orhan Bey’e, subaşılığını da kardeşi Gündüz’e verdi. Yarhisar’ı Hasan Alp’a, İnegöl’ü Turgut Alp’a verdi. Kayınatası Edebali’ye de Bilecik gelirini tımar olarak bıraktı.[6] 1317 yılından itibaren başlanan Bursa kuşatması sırasında da ele geçirdiği Bursa Kalesi’ne bağlı köyleri tımar sahiplerine dağıtmış, onlara reayayı hoşça tutmalarını tenbih etmişti.[7] Bilahare Tekür Pınarı’nın fethinden sonra bu toprakların gelirlerini de tımar sahibi sipahilere dağıtarak yurduna dönmüştü.[8]

Osman Bey, beyliği içerisinde cari olacak kanunları koyarken, tımar sisteminin esasları ile ilgili ilk kuralları da tespit etmişti. Aşıkpaşa’nın verdiği bilgilere göre Osman Bey bu hususta şöyle demişti: “Kime bir tımar verirsem elinden sebepsiz yere almasınalar. O ölünce oğluna versinler. Çok küçük dahi olsa versinler. O, savaşa yarayacak hale gelinceye kadar sefer vaktinde hizmetkârları sefere gitsin. Her kim bu kanunu tutarsa Allah razı olsun. Eğer neslime bu kanundan başka bir kanun koyduracak olurlarsa edenden ve ettirenden Allah razı olmasın”.[9] Tımar sisteminin umumiyetle Selçuklular Devri’nden kaldığı düşünülürse, Osman Gazi’nin sadece eski sistemi devam ettirdiği anlaşılır.[10]

Osmanlı topraklarının dirlik olarak dağıtılmasına Orhan Bey devam ettirmiş, bu cümleden olarak İzmit’i oğlu Süleyman Paşa’ya vermişti. Bursa sancağını da oğlu Murat’a verip adını bey sancağı koydu. Karacahisar’ı da amcası oğlu Gündüz’e verdiği gibi,[11] Karesi Beyliği’nin Osmanlı hakimiyetine alınmasından sonra büyük oğlu Süleyman Paşa’yı çağırdı, Karesi ilini ona tımar verdi.[12] Orhan Bey diğer taraftan Karesi ülkesinin sipahilerini de eski tımarlarında yön ve yöntemince oldukları gibi bıraktı.[13] Orhan Bey Devri’nde Rumeli’ye geçilip fetihler genişletilirken, bir taraftan da hızla tımar sisteminin tatbikine girişilerek Osmanlı sistemi oturtulmaya çalışılmıştır. Hatta ilk olarak fethedilen Gelibolu havalisi Yakup Ece ile Gazi Fazıl Beylere tımar olarak verilmiştir.[14]

Rumeli’de tımar sisteminin yerleştirilmesi ve bir kısım esasların tespiti Sultan I. Murad Devri’nde gerçekleşmiş olup, sistemin tesisinde Rumeli Beylerbeyi Timurtaş’ın önemli hizmetleri olmuştur. Sipahi oğlanları kuruluşu meydana getirilmesi, ölen sipahilerin görev ve tımarları evlatlarına bölüştürülerek kul oğullarının babaları görevlerinden yoksun kalmamaları yöntemi bu beyin güzel eserlerinden birisidir.[15] Dirliklerin gelirlerine göre tımar ve zeamet şeklinde ayırımı da yine Timurtaş Paşa’nın teşvikiyle Sultan Murat tarafından 1375 yılında yapılmıştır.[16]

Yıldırım Bayezid baba ve dedelerinin uygulamalarını devam ettirmiş, ülke topraklarını dirliklere ayırarak, ehliyet sahibi şahıslara tevcih etmiştir. Bu arada ele geçirdiği Anadolu beyliklerine ait toprakların bir kısmını da, beyliklerin eski sahiplerine dirlik olarak bırakmıştır. Candaroğlu İsfendiyaroğlu Kasım Bey’e verimli tımarlar bağışlayarak memnun ettiği gibi, İsfendiyar Bey’e bir mektup yazarak oğlunun tımarlarına eklenmek üzere topraklarından bazı yerleri de istemişti.[17] Bu devirde yazılmış Kenzü’l-Küberâ adlı mühim bir siyaset kitabında; “tımar, dirlik” tabirleri kullanılmakta, sipahilerin halka zulmetmemesi için bunların “ikta, tımar, dirlik”lerinin tamam olması gerektiğinden bahsedilmektedir. Eserdeki kayıtlardan; “sipahi, raiyyet, dirlik, tımar” gibi terimlerin XIV. yüzyıl sonlarına gelindiğinde umumiyetle kullanıldığı, üst düzey görevlilere hususi dirlikler verildiği, bilhassa serhadlerdeki tımar teşkilatına özel ehemmiyet verildiği, kullanılan “ulu tımar” tabirinden dirliklerin çeşitli büyüklüklerde olduğu anlaşılmaktadır.[18] Çelebi Mehmet Dönemim’nde de tımar teşkilatının devam ettiği hususunda dönemin kaynaklarında bilgiler mevcut olup, Şehzade Murat, Aydın ilinde Börklüce Mustafa’yı mağlup ettiğinde başarılı askerlere tımar tevcih etmişti.[19] Şeyh Bedreddin de Rumeli’de isyan teşebbüsüne giriştiğinde, civar illere gönderdiği adamları vasıtasıyla kendisine katılacak olan kişilere tımar ve subaşılık vaadinde bulunmuştu. Musa Çelebi yanında kazasker iken kendilerine tımar aldığı adamlar da bunun üzerine yanına gelmişlerdi.[20] Âli’den naklen Köprülü; gerek Bedreddin isyanında, gerekse II. Murad’ın saltanatının ilk yıllarındaki isyan hareketlerinde, Çelebi, Mehmed’in kardeşi Musa Çelebi’nin isyanını bastırmasından sonra, O’nu destekleyen tımar sahiplerinin ellerinden tımarlarının alınmasının önemli bir etken olduğunu kaydetmektedir. Nitekim II. Murat, Şehzade Mustafa isyanında Rumeli’deki tımar sahiplerini cezalandırmayarak durumu düzeltmeye çalışmıştır.[21]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ