OSMANLI DEVRİ SERAMİK SANATI

OSMANLI DEVRİ SERAMİK SANATI

Gündelik hayatın vazgeçilmez eşyalarından olan ve Osmanlı dönemi belgelerinde Farsça evani olarak adlandırılan pişmiş topraktan üretilen günlük kullanım kapları, yani seramik, yerleşik hayata geçen insanoğlunun yaşamındaki en önemli gelişmelerden birisini teşkil etmektedir. Seramiklerin malzeme, teknik, desen ve form gibi özellikleri sayesinde, günümüz araştırmacıları buldukları seramik malzemeye göre kazdıkları tabakayı ya da bölgeyi değerlendirmekte, elde ettikleri bilgiler sayesinde siyasi, ekonomik ve kültürel tarihe yön verebilecek sonuçlara ulaşabilmektedirler. Bu bağlamda Türkiye’de yerli ve yabancı bilim adamları tarafından gerçekleştirilen kazı çalışmalarında ele geçen buluntular sayesinde zengin bir seramik altyapısının varlığı ortaya konmuştur. Anadolu’daki bu miras üzerine yerleşen Türkler Asya’da var olan birikimlerini bu yerli kültürle birleştirerek, Anadolu’da Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde duvar süsleme malzemesi olan çini ve günlük kullanım malzemesi olan seramik üretimine 20. yüzyıla kadar kesintisiz biçimde devam etmişlerdir. Samsat, Kubad Abad, Kayseri, Ahlat, Alanya gibi kazılarda ele geçen tüm ya da kırık seramik parçaları sayesinde Selçuklu Dönemi’nde farklı tekniklerde seramik üretimi hakkında bir çok bilgiye ulaşılmış, devam eden kazılarla bu bilgiler her geçen gün artmaktadır. Diğer yandan Osmanlı döneminde ne tür seramik üretimi yapıldığı konusunda da verilerin büyük bir kısmı yine kazılar sayesinde elde edilmiştir.

Konumuzu oluşturan Osmanlı devri seramik sanatı farklı dönemlerde farklı merkezler çevresinde gelişim göstererek kendi içinde malzeme, teknik, bezeme ve form bakımından çeşitlilik kazanmıştır. Her üretim merkezi kendine özgü yöresel kültürü, beğeniyi ya da geleneği farklı biçimlerde seramiğe aktarmıştır. Bu yüzden çeşitli merkezlerde benzer bezeme tekniğinde üretimler yapılmış olmasına rağmen yöresel özelliklerden dolayı renk, motif, kompozisyon, boyama üslubu ya da formlarda farklılıklar ortaya çıkmış ve bunlar karakteristik özellikler olarak kabul edilerek farklı bölgelerde bulunan seramiklerin üretim merkezlerinin tespitinde önemli veriler olarak kabul edilmiştir. Osmanlı seramik sanatı dendiği zaman akla gelen ilk merkez İznik’tir. Çünkü burası Osmanlı seramiğinin aynı zamanda çinisinin ana üretim merkezidir. Bunun dışında Kütahya, Çanakkale ve İstanbul da birer üretim merkezidir. Ancak bunlar ikinci derecede önemli merkezler konumundadır.

İznik Osmanlı Devri Seramikleri

Osmanlı çini ve seramik sanatı özellikle İznik’te saray destekli olarak gelişmiş olmakla birlikte, daha öncesinde İstanbul Topkapı Sarayı’nda da bir seramik atölyesi bulunmaktaydı. Saray seramik atölyesinde tamir edilmesi gereken yerlerin belirtildiği 1527-28 tarihli Masraf defterinden, sarayda en az beş seramik fırınının olduğu ve saray atölyelerinde 16. yüzyılın ilk yarısında ciddi çini ve seramik üretiminin yapıldığı anlaşılmaktadır.[1] Fakat buradaki üretimin niteliği hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz. 16. yüzyıl ortalarından itibaren saray çini atölyesinin yerini İznik’in alması ile üretimin yoğunluğu İznik’e kaymıştır. Masraf ve Ehl-i Hiref defterlerinden anlaşıldığı üzere İstanbul’da sarayda çiniciler bölüğü bulunmaktadır.[2] 16. yüzyıl ortalarına doğru bu bölüğün çalışmaları gerileyerek, İznik atölyeleri ön plana çıkmaya başlamıştır. 1557 tarihinden itibaren saray atölyesinde görevli ustaların sayısındaki azalma, İznik seramik ve çini üretiminin saray üretiminin seviyesinde gerçekleşmeye başladığını ve saray çinicilerinin sadece numune hazırlama ve kontrol gibi görevleri yüklendiği düşüncesini ortaya çıkarmaktadır.

İznik’te yüzyıllardır sürüp giden halka yönelik seramik imalatı, 16. yüzyıldaki gelişmelerle, saray tarafından desteklenen saray ve çevresinin beğenisine göre yapılan, desenleri nakkaşhanede hazırlanarak gönderilen, sarayın siparişleri varken dışarıya üretim yapamayan, kontrol altında bir üretim merkezi haline dönüşmüştür.[3] İznik sadece 16. yüzyıl ortalarından 17. yüzyıl sonlarına kadar belirli bir dönemde bu pozisyona sahip olmuştur. Bunun dışında İznik’te Osmanlı öncesi ve sonrasında 18. yüzyıla kadar halka yönelik üretim yapılmış, saray için üretimin dışında halk için üretime de devam edilmiştir. Yani İznik’te iki farklı üretimden söz edilmelidir. 14. yüzyıldan itibaren başlayan üretimi 18. yüzyılın ilk çeyreğine kadar devam etmiş, bu tarihten itibaren İznik çini ve seramik üretiminden bahsedilmemiştir.

Osmanlı seramikleri yıllarca buluntu yerine göre Milet işi, Şam işi, Rodos işi gibi isimlendirilerek yanlış merkezlere atfedilmiştir. Bu karmaşa 1964 yılına kadar devam etmiş, İznik’te Prof. Dr. Oktay Aslanapa başkanlığında 1963-64 kazı sezonundan itibaren başlatılan kazı çalışmaları sırasında çok sayıda sağlam ya da yanık, bozuk, yarı mamül seramiğin, fırın malzemesinin ve fırının bulunmasıyla bu seramiklerin üretim merkezinin İznik olduğu ortaya çıkmıştır.[4] Halen Prof. Dr. Ara Altun başkanlığında devam eden İznik Çini Fırınları Kazısı ile Yrd. Doç. Dr. Bedri Yalman başkanlığındaki İznik Roma Tiyatrosu Kazısı sayesinde İznik seramik ve çini üretimiyle ilgili yeni bilgiler açığa çıkmaktadır.

İznik’teki Osmanlı seramik üretimini genel olarak iki ana grupta toplayabiliriz. İlk grup erken Osmanlı döneminde karşımıza çıkan kırmızı hamurlu, kaba görünümlü, seramikler, diğer grup, 15. yüzyıl ortalarında görülmeye başlayan beyaz hamurlu üretimdir. Önce kırmızı hamurlu seramiklerde karşımıza çıkan farklı tekniklerdeki örnekleri incelediken sonra kronolojik olarak daha sonra beyaz hamurlu Osmanlı seramiklerini ele alacağız.[5]

Astar Boyama (Slip) Tekniğinde Seramikler

İznik Osmanlı seramik sanatı 14. yüzyıldan itibaren birbirinden farklı bezeme teknikleri sayesinde çok çeşitli bezeme motifleri ve kompozisyonlarına sahiptir. Kırmızı hamurlu Osmanlı seramikleri arasında en erken seramik grubu astar boyama (slip) tekniğindeki seramiklerdir. Erken Osmanlı döneminde de kısa bir süre üretilmiş, önce Milet tipi seramiklerin yaygınlaşması, daha sonra beyaz hamurlu üretimin başlamasıyla astar boyama tekniği gerilemeye başlamıştır.

Sulandırılmış kil olan astar ya da slip sayesinde seramiklerin hamur rengi ve gözenekler kapanarak daha düzgün, pürüzsüz bir yüzey elde edilir. Astar, zemin örtme malzemesi olarak hem kırmızı hem de beyaz hamurlu Osmanlı seramiklerinde kullanılmıştır. Bunun dışında astar boyama tekniğinde astar doğrudan boya olarak karşımıza çıkmaktadır. Seramik kap yüzeyine astar boya ile bezeme yapıldıktan sonra sırlanan seramikler bu grupta yer almaktadır. İznik Osmanlı devri kırmızı hamurlu seramiklerde genel olarak, hamurda irili ufaklı gözenekler ile taşçıklar, kuvars tanelerinden oluşan katkılar dikkat çekmektedir.

Bu teknikte astarsız kap yüzeyine astar boya ile bezeme motifleri yapılmıştır (Fot. 1). Açık ya da koyu, sarımsı krem renkli astar boya serbest fırça hareketleriyle sürülmüştür. Boyanın kalın sürüldüğü bazı parçalarda motifler daha kabarık görünmektedir. Astar boyama tekniğinde bezeme, seramik kapların iç yüzeylerini tamamen kaplar, dış yüzeylerine sadece ağız kenarında bordür halinde görülür. Astar boya üzerine hardal sarısı, turkuaz ya da yeşil renkli şeffaf sır uygulanmıştır. Astar boyama tekniğinde dışa çekik kenarlı, büyük ve orta büyüklükte kaseler en çok karşılaşılan kap formudur.

Seramiklerin iç yüzey bezemesinde iri, kaba görünümlü yapraklar, kıvrık dallar, çiçek rozetler, rumi ile palmetlerin birleşmesinden oluşan bitkisel motifler görülmektedir. Dış yüzeyde ise söğüt yaprağı şeklinde ince, uzun yapraklar diyagonal biçimde, belirli aralıklarla yerleştirilmiştir. İznik kazılarında sırlı veya sırsız, yarı mamül çok sayıda astar boyama tekniğinde tüm ya da tüme yakın seramik parçaları ele geçmiş olup, bu kaplar 14.-15. yüzyıl erken Osmanlı örnekleri olarak değerlendirilmektedir.[6]

Milet Tipi Seramikler

Osmanlı seramikleri arasında Erken Osmanlı (Milet işi) olarak adlandırılan kırmızı hamurlu seramikler en yaygın gruplardan birini oluşturmaktadır.[7] Seramiklerin iç yüzeyi ince, beyazımsı krem renkli astarla tamamen kaplanmıştır. Dış yüzey genelde ayak başlangıcına 2-3 cm. kalana kadar astarlıdır. Sır genelde, iç yüzeyde şeffaf, renksiz, ince ve temizdir. Dış yüzeye renksiz veya yeşil renkli şeffaf sırlar uygulanmıştır. Milet tipi seramiklerin bezemesinde çiçek, çiçek rozet, yaprak, palmet, rumi, kıvrık dallardan oluşan bitkisel, yıldız, altıgen, rozet, helezon, meander, dikey hatlardan oluşan geometrik, balık, kuş gibi figürlü, dalga-kaya, inci dizisi gibi nesneli motiflerin kullanıldığı görülmektedir.

Kendi içindeki çok çeşitlilik gösteren Milet tipi seramikler önce kullanılan renklere göre tek renk boyama; iki renkli boyama; boya kazıma olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır. Daha sonra tek renk boyalılar kobalt mavi, yeşil, siyah; iki renkli boyalılar kobalt mavi-manganez moru, kobalt mavi- turkuaz, kobalt mavi-yeşil, kobalt mavi-kırmızı, kobalt mavi-siyah beş alt gruba ayrılırlar. Form olarak derin, yarı dairesel, dışa çekik, basit ağız kenarlı kaseler, derin olmayan, düz dipli, yarı dairesel, dışa çekik kenarlı tabaklar en yaygın kap tipleridir. Bunların dışında çanak, kandil, kapak bu teknikte üretilmiş diğer kap çeşitleridir.

Tek renk boyama Milet tipi seramikler içerisinde bu seramiklerin karakteristik rengi olan kobalt mavisi yoğun kullanılmakla birlikte, yeşil ve siyah tek renkle bezemelerin yapıldığı seramikler de yer almaktadır. Boyama diğer Milet tipi seramiklerde olduğu gibi kontursuz ve konturlu boyama olmak üzere farklı iki üslupta yapılmıştır. Kontursuz boyamada astarlı beyaz zemin üzerine kobalt mavi serbest fırça hareketleriyle sürülmüştür.

Bu seramikler kendi içlerinde erken ve geç uygulamalar olarak kronoloji göstermektedir. Bezemede sadece yeşil renk kullanıldığı yeşil tek renk boyalı Milet tipi seramikler İznik’te bilinmeyen bir grup olarak tiyatro kazısında ele geçmiştir. Yeşil renkli boya beyaz zemin üzerine serbest fırça hareketleriyle sürülmüştür. Milet tipinin bilinen motiflerinin yanı sıra daha kaba, gelişi güzel boyama üslubunda, özensiz işçilikleriyle geç uygulamalar da vardır. İlk defa Milet tipi seramiklerde beyaz hamurlu 16. yüzyıl seramiklerinde görülen dilimli kenar ile karşılaşmamız sonucu yeşil boyalı bu kalitesiz seramiklerin bir grubunun 16. yüzyıl sonlarında hatta 17. yüzyılda üretilmiş olabilecekleri anlaşılmaktadır.

İki renkli boyama, Milet tipi seramiklerde iki farklı renkle bezemenin yapıldığı örnekler bulunmaktadır (Fot. 2). Milet tipi seramiklerde kırmızı rengin kullanıldığı sadece bir parça İznik Tiyatro kazısında toprak yüzeyine çıkarılmıştır. Milet tipinde ilk defa kırmızı rengin kullanıldığı tabak, renk, boyama üslubu ve kompozisyon bakımından da bu dönem özelliklerini taşımakta olup, 16. yüzyıla tarihlendirilen ilk Milet tipi seramiktir.[8]

Kobalt mavi-siyah iki renkli Milet tipi seramikler renk, motif, kompozisyon ve üslup bakımından kendine özgü niteliklere sahiptir. Kobalt mavi diğer gruplara göre daha koyu tondadır. Dış konturlar siyahla belirlenerek, motif içleri kobalt mavi renkle boyanmıştır. Bu grupta desenler tamamen ince konturlu boyama tekniğinde yapılmıştır. Diğer Milet tiplerinden farklı önemli başka özelliği ise geometrik kompozisyonlar bu grupta daha fazla karşımıza çıkmaktadır. Boyama üslubu ile de diğer gruplardan farklıdır. Bezemesinde yer alan tepeden kuşbakışı görünümü tasvir edilmiş, iri göbekli, enli ve büyük krizantem gibi iri çiçek motifi diğer Milet tiplerinde yoktur. Kobalt mavi-siyah iki renkli Milet tipi seramikler form, boyama üslubu, renk ve motif özellikleri dikkate alındığında erken yani 14. yüzyıl sonu 15. yüzyıl üretimleri olmalıdırlar.

Boya kazıma grubunda ise kobalt mavi boyalı bazı yüzeylerin kazınması ile seramik yüzeyine, boyama ve kazıma iki farklı teknikte bezeme yapılmıştır (Fot. 3). Kobalt mavi boyalı iç yüzeyde, boyalar, ince kazıma tekniğinde değişik desenler oluşturacak biçimde krem rengi astara kadar kazınarak, sırlanmıştır.

Sırlama sonucunda kazınan yerlerde açığa çıkan astar nedeniyle, kazıma desenler beyaz ince hatlar halinde görülmektedir.

14. yüzyıl ortalarından itibaren yapılan ve 15. yüzyıl ortalarına kadar İznik’te üretimin devam ettiği varsayılan Milet tipi seramikler yeni buluntular ışığında, yeni yaklaşımlarla ele alındığında, üretimin 16. yüzyıl sonlarına kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.

Tek Renk Sırlı Seramikler

İznik, Osmanlı devrinde günlük hayat için üretilmiş kırmızı hamurlu seramiklerin yine en yoğun gruplarından birini tek renk sırlı seramikler oluşturmaktadır. Bunlar astarlı yüzey üzerine herhangi bir bezeme yapılmaksızın, tek renk sırla sırlanmış seramiklerdir. Astar iç yüzeye tamamen, dış yüzeye ağız kenarından itibaren değişik seviyelere kadar sürülmüştür. İç yüzeyde sır, kahverengi, hardal sarısı, manganez moru, yeşil, firuze, turkuaz renkli olup, renksiz sırlı parçalar da bulunmaktadır (Fot .4).

Sır, şeffaf ve incedir. Sır bazı parçalarda parlak ve kaygan, bazı parçalarda ise mattır. Dış yüzeye sır, astarla benzer şekilde, ağız kenarına, gövdenin yarısına ya da ayak başlangıcına kadar uygulanmıştır. Genelde iç ve dış yüzeylere sürülen sır aynıdır. Ancak bazı parçaların iç ve dış yüzeylerinde farklı renkte sırlar kullanılmıştır. Derin, irili ufaklı dışa çekik kenarlı kase, tabak, çanak, kapak, mürekkep hokkası, şamdan, kandil ve testiler belli başlı kap tipleridir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al