OSMANLI DEVLETİ’NİN KURULUŞUNDA HİZMETİ GEÇEN ALPLER VE GAZİLER

OSMANLI DEVLETİ’NİN KURULUŞUNDA HİZMETİ GEÇEN ALPLER VE GAZİLER

Osmanlı Devleti’ni kurmuş olan hanedanın menşei ve OsmanlIların küçük bir beylik iken büyük bir devlet haline nasıl geldiği sorusu, tarihçiler arasında bir muamma gibi tazeliğini korumaya devam etmektedir. Esasında Osmanlı Devleti’ni kuran hanedanın tarihi kayıtlara, etnik incelemelere, geleneklere, mevcut damgalarına ve sikkelerine göre Oğuzların sağ kolu olan Gün Han kolunun Kayı boyundan geldikleri kesinleşmiş durumdadır.[1]

Bunun aksine olarak çeşitli görüşler ileri sürülmüş ise de[2] hiçbiri ilim aleminde rağbet görmediği gibi bu tezlerin sahipleri, görüşlerini güçlendirecek belge ve bilgilerde ortaya koyamamışlardır. Buna rağmen en sonunda Osmanlı Devleti’nin kurucuları ve onların silah arkadaşları için efsane şahsiyetler denecek kadar, ilmi kıymeti haiz olmayan fikirler dahi ileri sürülebilmiştir.[3]

Şurası muhakkak ki Osman Gazi’nin dayandığı Kayı boyunun mevcudu kısa sürede büyük bir beylik teşkil edecek miktarda görünmemektedir. Ancak 1230’lu yıllarda Anadolu’da görülen Ertuğrul Bey’in kudret ve itibar sahibi bir şahsiyet olduğu da anlaşılmaktadır. Nitekim kendisine Söğüt ve Domaniç civarı kışlak ve yaylak olarak verildiğinde o mıntıkada kısa bir sürede söz sahibi olabilmiştir.

Bu durum Ertuğrul Bey’in savaşçı kişiliğinden ziyade karizmatik yapısından da kaynaklanmış olmalıdır. O, bölgedeki gayrimüslim unsurlarla iyi geçinmekte, büyük bir ihtimalle arazi ve sair ihtilaflarda hakem rolü üstlenmekte, Müslim, gayrimüslim halklar arasında bir baba rolü oynamakta ve herkes üzerinde saygı uyandırmaktadır. Kaynaklara yansıyan bazı hadiselerden onun Selçuklu Sultanı nezdinde de itibar sahibi olduğu ve yeri geldiğince uç kuvvetleri komutanı olarak savaşlara katıldığını da görmekteyiz.[4] Bu faaliyetleri ve konumu Ertuğrul Gazi’yi uçlardaki Oğuz boylarına mensup diğer Türk aşiret ve gruplarının da tartışmasız lideri yapmış olmalıdır.

Nitekim Ertuğrul Gazi’nin vefatından sonra Osman Gazi’nin aşiretin başına getirilmesinde, bu husus bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar babasının sağlığında faal bir rol oynaması, genç ve cesur olması sebebiyle aşiretin başına geçtiği belirtilirse de diğer beylerin ona biat etmeleri de önemli derecede etkili olmuştur. Bu husus kaynaklarda şöyle belirtilmektedir.

Başa geçtiği gün ol ilin beyleri ve kethüdaları huzuruna çıkarak şöyle dediler; Siz Kayı Han neslindensiniz. Kayı Han bütün Oğuz beylerinin Oğuzdan sonra ağaları ve hanları idi. Oğuz töresi mucibince Oğuz neslinden kimse bulunmayınca hanlık ve padişahlık Kayı soyu var iken başka bir boy soyuna düşmez. Bundan böyle Selçukilerden bize medet ve çare yoktur. Memleketin çoğu ellerinden gitti. Tatar onların üstüne galip gelmiştir. Ayrıca merhum Sultan Alaaddin’in babanıza ve sizlere teveccühü olmuştur. Bu uçları size ol vermiştir. Bu sebeple sizin han olmanız gerekir. Sizde sultan ve hanlığa liyakat var. İttifak dahi bulunsun, zira saltanat ya ittifakla ya istihkakla (liyakat) olur. Bizde sizlere gereği gibi muti ve tabi oluruz. Ta kim bu taraflarda gönül hoşluğu ile gaza edelim.[5]

Görüldüğü gibi Osman Gazi’ye kendi aşiretinin yanı sıra çevredeki Oğuz kabile ve oymak beyleri de gelerek tabiiyetlerini arz etmişlerdir. Bu durum onun gücünü en üst seviyede tutmuş olmalıdır.

Eski kaynaklarda Ertuğrul ve Osman Gazi’nin en eski silah arkadaşlarından olarak Akçakoca, Abdurrahman Gazi, Hasan Alp, Konur Alp, Turgud Alp, Aygud Alp, Gündüz Alp, Saltuk Alp, Köse Mihal, Samsa Çavuş ve Kara Ali’nin adı sık sık fetihlerde geçmektedir. Bunlar bazen bir ve beraber olarak meydan savaşlarına veya büyük bir hisarın zaptına katılıyorlar bazen her biri bir kalenin muhasarasına gidiyor bazen de bir şehrin idare ve imarında bulunuyorlardı. En önemlisi gerek harp gerekse sulh esnasında yapılacak her işten evvel mutlaka ulema mensuplarının da katıldığı bir istişare meclisi tertip ediyorlar ve kararlarını ondan sonra veriyorlardı.

Dolayısıyla sanki geleceğin üç kıtasına yayılacak, dünya siyasetine asırlarca yön verecek bir ulu devletin temellerini sabırla, gayret ve feragatle, aşk ve arzuyla, muhabbet ve sadakatle atıyorlardı. Aslında aralarındaki ilişkiler gözden geçirildiğinde, Selçukluların son iki asrında ve Beylikler Türkiyesi’nde görülen ayrılıklar, sen-ben davaları, menfaat kaygıları sanki bu uc bölgesine hiç uğramamıştı. Herkes eski tabirle baş ve buğ bildikleri Ertuğrul Gazi ile ahfadına candan ve gönülden bağlı olup her emrine ölesiye muti idiler. Bu itibarla Osmanlı Devleti’nin sağlam ve köklü temellere oturmasında Osmanlı soyu ve ulema sınıfı kadar bu gazi alperenlerin de olağanüstü katkıları olduğu inkar edilemez bir gerçektir.

Turgud Alp

Osman Gazi’nin en yakın silah arkadaşlarından biri idi. Osman Gazi Bilecik’in fethi ile meşgul olurken onu İnegöl’ü zaptetmek üzere görevlendirmişti. Turgud Alp süratle gelerek şehri kuşattı. Az sonra Bilecik ve Yarhisar’ı zapteden Osman Gazi de gelerek kuşatmaya katıldı ve gazilere yağma iznini verdi. Osman Gazi’nin de katılmasıyla daha da gayrete gelen gaziler kısa sürede İnegöl’ü zaptettiler (699/1299-1300). Kalenin tekfuru öldürüldü. Zira o, yıllardır Müslümanlara büyük eziyetler vermiş olup pek çok kimseyi de şehit etmişti.[6]

Osman Gazi 701/1301-1302’de İnegöl’ün idaresini Turgud Alp’e verdi.[7] Bundan dolayı İnegöl yöresi Turgud ili şeklinde anıldı. Uzun bir süre İnegöl’ün idaresinde bulunan Turgud Alp’in zaman zaman gaza hareketlerine de katıldığı anlaşılmaktadır.

Nitekim 725/1325’te Orhan Gazi ile birlikte Atranos’un fethine katıldı. Buranın fethini özellikle Osman Gazi çok arzu etmekteydi. Zira tekfurun babası Koyunhisar harbinde yeğeni Bayhoca’nın şehadetine sebep olmuştu. Orhan Gazi kale önünde göründüğünde tekfuru dağa kaçarak beklemeye başladı. Maksadı gazilerin çekilmesinden sonra tekrar dönerek kaleye sahip olmaktı. Ancak Orhan Gazi kendisini takip ederek tekfuru ve karşı koyanları ortadan kaldırdı. Kale halkına aman vererek yerlerinde kalmalarını sağladı. Burası o tarihten itibaren Orhaneli adıyla anılmıştır.[8]

Turgud Alp bu zaferden sonra gazileriyle birlikte Bursa muhasarasına katıldı ve fetihte bulundu.[9] Uzun bir ömür süren Turgud Alp İnegöl yöresindeki hal ehli velilerden Geyikli Baba’ya samimiyetle bağlı idi.

Saltuk Alp

Osman Gazi’nin sadık silah arkadaşları arasındadır. Tarihlerde ismine fazla rastlanmaz. Muhtemelen devamlı Osman Gazi’nin yanında bulunmuş olmalıdır.

Osman Gazi Sakarya vadisine sefere çıktığında ülkenin güvenliğini sağlamak üzere oğlu Orhan Gazi ile birlikte Köse Mihal ve Saltuk Alp’i görevlendirmişti. Gerçekten de fırsattan istifade etmek isteyen Çavdarlu Tatarları gelerek Karacahisar pazarını yağmaladılar. Bu sırada Eskişehir’de olan Orhan Gazi süratle gelerek yağmacıları Oynaşhisarı denilen mevkide yakaladı. Mihal Gazi ve Saltuk Alp’le birlikte eşkıya grubunu kısa sürede dağıttılar. Reisleri başta olmak üzere pek çoğunu da esir ederek Karacahisar’a döndüler.[10]

Bursa’nın fethinde bulunan ve Osman Gazi’nin son nefeslerinde yanında olan Saltuk Alp’in adına, bu tarihten sonra kaynaklarda raslanmamıştır.

Aygud Alp

İlk fetihlerden itibaren Osman Gazi’nin yanında yer alan namlı yiğitlerden biridir. Nitekim Osman Bey 701/1301-1302’de hükmü altında bulunan beldeleri silah arkadaşlarına dirlik olarak verirken Aygud Alp’e de İnönü kalesini vermiştir.[11]

Aygud Alp, muhtemelen uzun bir süre İnönü’nün idaresi ve imarı ile meşgul olmuştur. Onu son olarak İzmit’in fethinde görmekteyiz. Orhan Gazi 728/1327-1328’de uzun süredir gazilerin hedefi ve Akçakoca’nın da vasiyeti olan İzmit’i (İznikmid) almak üzere harekete geçmişti. O, kuşatmanın uzun sürebileceğini hesaplayarak denizden ve karadan gelebilecek bütün yardım yollarını kesmeyi amaçladı. İzmit o sırada Kayserlerin soyundan Belakonya adında bir prensesin yönetimindeydi. Yakınında bulunan ve Koyunhisar denilen kalede ise prensesin kardeşi Kalayun hüküm sürüyordu. Emrinde bulunan güçlü bir ordu ile sık sık Müslüman köylerine saldırıda bulunduğu gibi fırsat bulduğu zaman çevrede dolaşan Türk sipahilerine de saldırmaktan da geri durmuyordu. Onun zararını ortadan kaldırmak ve muhasara sırasında yardımını engellemek isteyen Orhan Gazi, Aygud Alp ile oğlu Kara Ali’yi Koyunhisar’ın fethiyle görevlendirdi.

Kalayun kendisine sonsuz bir güven duyduğundan ve yıllardır Türklere karşı çarpıştığından teslim tekliflerini reddetti. Bir taraftan kalesini tahkim ederken diğer taraftan da bizzat muhariplerinin başında olarak kaleden Türklere ok yağdırmaya başlamıştı. Ancak daha savaşın başında göğsüne isabet eden bir okla vurularak, kale burcundan aşağıya yuvarlandı. Şaşkınlık içerisinde kalan müdafiler ne yapacaklarını bilemeyip kale kapısını gazilere açtılar. Böylece Koyunhisar neredeyse hiç savaşılmadan fethedilmiş oldu. Aygud Alp Kalayun’un kesik başını Orhan Gazi’ye getirdi.[12]

Orhan Gazi bunu bir mızrak ucuna takarak İznik önüne dikti. Prenses Belakonya bu hali görünce derin bir üzüntü içerisinde hayatına dokunulmaması kaydıyla şehrin kapısını Türklere açtı.[13]

Oğlu Kara Ali, kendi döneminde de pek çok fetihlere katılan namlı kumandanlardandır. Aygud Alp’in soyundan gelenler, devletin çeşitli kademelerinde önemli görevler üstlenmişlerdir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ