OSMANLI DEVLETİ’NDE KÜRK TİCARETİ

OSMANLI DEVLETİ’NDE KÜRK TİCARETİ

Osmanlı Devleti’nde kürkün yaygın olarak kullanıldığı ve buna bağlı olarak kürk ticaretinin bir hayli geliştiği bilinmektedir. Bu ticaret büyük oranda iç piyasanın kendi üretimi olmayıp, daha çok ithalat yoluyla sağlanan bir durum idi. Dünyadaki ekolojik dengenin tabi bir sonucu olarak kürk hayvanları olarak bilinen canlıların soğuk iklim şartlarında varlığını sürdürebilmeleri için uzun tüylere sahip olmaları gerekliydi. Bu sebepten dünyanın uzak kuzey bölgelerinde ki hayvanlar, diğer bölgelere göre derileri daha kalın ve daha kürklüydü. O bölgelerdeki hayvan postları aranılmakta ve daima tercih edilmektedir. Sadece Osmanlılar açısından değerli olmayıp, tarihsel süreç içerisinde hemen hemen her devlet tarafından aranılan bir meta idi. Osmanlıdaki kürk ticaretine geçmeden önce eski Türklerde ve diğer İslam devletlerinde ki kürk ticareti ve kürk ticaret yolları üzerinde bir nebze durmak uygun olacaktır.

Eski Türklerde kürk kullanımı hayli yaygın olup, Kırgız Türkleri kışın samur ve kunduz derileri giyerlerdi. Bu bölge Sibirya’nın güneyi olduğu için kürk hayvanları oldukça boldu. İslâm memleketlerine de kürk ihraç etmekteydiler.[1] İran ve Araplarla çok sıkı bir kürk ticareti oluşturmuşlardı. Halk yöneticilerine fare, samur ve yeşil fare kürklerini vergi olarak vermekteydiler.[2]

Orhun, Altay ve Tanrı Dağları buluntularında, Göktürk Devri eserlerine rastlanmış ve Katanda kurganında bulunan elbiseler içinde kürklü elbiseler dikkatleri çekmişti. Ele geçen kürklü cübbe ve kaftan palto kadar uzundu. Elbisenin arka robası ve ön taraftaki klapası kürklerle süslenmiş, ayrıca Kudırge Kurganı’nda da kaftanın kenarları kürklerle süslenmişti.[3]

Uygurlar ise, kürk ve süslü şapkalar giymeyi çok severlerdi. Uygur ülkesinin samur derileri, beyaz keçeleri ve kumaşları da çok ünlü idi.[4] Sürekli açık havada dolaşma ihtiyacı kürk kullanılmasını zorunlu hale getirmekte, bu sebeple Türk giyim geleneğinin esasını yün, deri ve kürkler oluşturmaktaydı.[5] Bazı Türk ağızlarında elbise eteğine dikilen kürklere kunduzlama tabir edilmekte bu da elbisenin kenarına kunduz kürkü dikildiği anlamına gelmekteydi.[6]

Hazar ve Bulgar ülkelerinden başlayarak Ural-Güney Sibirya-Altaylar-Sayan Dağları üzerinden Çin’e ve Amur nehrine ulaşan canlı bir ticari faaliyete sahipti. İpek Yolu’na kuzeyden parelel uzanan bu yola Kürk Yolu denilmekteydi. Bu yolun asıl ticaret metaı, sincap, sansar, tilki, samur, kunduz, vaşak gibi kürklerdi. Başlıca tüccarlarda Ogurlar (Batı Türkleri) ile onlardan ayrılarak bir kol halinde gelişen Bulgar Türkleridir.[7] Rusya’nın kuzey ormanlarından getirilen kürkler Orta Doğu’nun büyük medeniyet merkezlerine Volga vadisini takip ederek getirilmekteydi. Amber ve kürkleri aramak için kuzeye gidenler İran asıllı veya İranlı hükümdarlar için çalışan tüccarlardı. Maalesef uzun Volga boyunca bir kürk ticaretinin varlığını doğrulayacak İslam öncesi döneme ait hiçbir yazılı belge yoktur.

  1. yüzyılda Müslümanların bilinen ilk ünlü seyahatleri değerli kürklerin üretildiği başlıca topraklar olan Orta Volga bölgesinedir.[8]

Doğulu coğrafyacılara göre, Müslüman tüccarlar ile kuzey kavimleri, Finliler veya Slavlar arasında ki kürk ticaretinde kürklerin ödemesi mal değişimi şeklinde değil de değerli metal paralarla yapılmıştır[9] denmesine rağmen İbn-i Batuta bu bölgelerdeki kürk ticaretinin nasıl yapıldığına ilişkin şunları söylemektedir; “Tüccarlar Karanlık Ülke’ye varınca, çadırlarını kurar ve getirdikleri eşya ve malları bir yere bırakıp çadırlarına dönerler. Ertesi gün eşyaların ne olduğunu görmek için tekrar oraya gittiklerinde eşyaların alındığını, yerlerine sincap, kakum kürk, ve derilerinin konduğunu görürler. Eşya sahibi bırakılan kürkleri yeterli görürse alışveriş biter. Az bulduğu takdirde kürkleri almazlar, sonunda alıcılar kürklerin ya sayısını artırırlar ya da kendi mallarını kaldırıp tüccarın eşyasını oraya bırakırlardı. Alışveriş bu şekilde biterdi[10]’’ demek suretiyle burada mal mubadelesi yapıldığını anlatmaktadır.

Bulgarlar çevresindeki herkes ile ticaret yaptılar. Ticarî imparatorluk olarak Bulgarlar, başlıca büyük lüks üretim mallarını celp etmekte ve bunlar içerisinde kürkler seçkin bir yer almaktadır. Kuzeyden gelen siyah tilki, kakum (as), samur, kunduz ve Burtas (Moldovya) ülkesinden toplu olarak gelen kahverengi tilki ve sincap çok değerliydi.[11]

10. yüzyıldan itibaren Kuzey Rusya’dan balmumu ve kürkler alınıp, Bulgarlara götürülürdü. Kunduz derileri dünyanın her tarafına gönderilirdi. Zira kunduz derileri sadece Rusya’nın kuzeyindeki ırmaklar üzerinde, Bulgar ülkesinde ve Kiev’de bulunur. Slav bölgesindeki nehirlerden gelen kunduz derileri İspanya pazarlarına kadar uzanırdı.[12] Kürklerin cinsleri ve o zamanki değerleri hakkında bilgi veren İbn-i Batuta; “Kürklerin en iyisi kakumdur. Böyle bir kürk Hindistan’da bin dinar, bizim paramızla 250 altın eder. Rengi son derece beyaz olup, bir karış boyunda olan bir hayvanın postundan yapılır. Hayvanın kuyruğu uzun olup, kürk halinde de olduğu gibi bırakılır. Ondan sonra samur gelir ki bunun kürkü 400 dinara veya daha aşağı bir fiyata alınabilir. Bu derilerin başlıca hususiyeti bitlenmemeleridir. Çin’in asilleri ve beyleri bu derileri yakalarına koyarlar. Irak ve İran tüccarlar da böyle yaparlar[13]’’ demektedir.

1237’de Moğollar Bulgarları yağmaladılar ve az bir zaman sonra da Kuzeydoğu Rusya’yı istila ettiler. Altınordu Devleti’nin kurulmasıyla kuzey kürk ticareti Volga’nın derinliklerinde yok olmuştu.[14] Moğollar, Bulgar ve Rus prensliklerini fethettiğinde bu bölgelerin güney steplerinde Aşağı Volga üzerinde karargahlarını kurdular. Bu yerleşmeden Batı Moğolları olarak bilinen Altınordu, Moğol İmparatorluğu’na kadar uzanan ticaret ve iletişim rotasında bir anahtar rolü oynadı. Bir asır içerisinde doğu-batı ticaret şebekesi içine düşen Altınordu, kürk ve diğer kuzey ürünlerini temin eden bir kuzey- güney ticaret sistemi geliştirdiler.[15]

Moğollar, Orta Volga ve Rus topraklarına eriştikleri sırada kürk ticareti ilk yüzyıllardaki yaygınlıktan aslında uzaklaşmıştı. Bu durum başlıca iki faktör yüzünden olmaktaydı. Birinci faktör kürk taşımacılığı için kullanılan ticarî rotaların bir kısmının kesilmesi ve uzak kuzeyden lüks kürkler için talep oluşturan uzak pazarların çökmüş olması, ikinci faktör ise, 11 ve 12. yüzyılda samur, kakım ve diğer Kuzey’in lüks kürkleri Kiev’den Bizans İmparatorluğu’na ve Bulgaristan’dan Doğu dünyasına ihraç ediliyor olması. Bununla beraber Kuzey kürkleri için Bulgar yolu Kuzey Doğu Rus prenslikleri tarafından gittikçe artan oranda tehdit ediliyor olmasıydı. Bulgarlar, 13. yüzyılın başlarından beri samur ve tilki tedarik edenler için en gelişmiş rotalarını kaybettiler, aynı zamanda kürk pazarlarını da kaybettiler. Ayrıca Müslüman dünyasında lüks derilere büyük paralar harcayan kalabalık nüfuslu şehirlerin ekonomik yapıları da Haçlılarla yapılan uzun mücadeleler neticesinde çöküntüye uğramıştı. 12. yüzyılın sonlarında İran ve Merkezî Asya’nın kontrolünü ele geçiren Harzemşahlar (Harezmşah), Bulgarlar ile ticarî ilişkilerini tamir etmelerine rağmen Moğolların hücumları neticesinde Buhara ve diğer ticari merkezlerin tahrip edilmesi ile ticari bağlantıları tekrar koptu.[16]

13. yüzyıl ortalarında lüks kürkün bir tüketici olarak önemi büyük ölçüde azaldı. Anadolu pazarlarına Selçuklu Türk tüccarları vasıtasıyla Kırım’ın bir limanı olan Sudak’tan kürkler nakledildi. 1250’lerde Sudak anahtar liman olarak kaldı. Ancak Moğol yönetiminin ilk yıllarında ticaret sisteminin gelişmesine rağmen kürk ticaretinin oranı sistem içerisinde oldukça dar idi.[17] Takip eden asır içerisinde Altınordu’nun yayılması ile kürk ticaretinin çeşitli safhaları görüldü. Nispeten Uzak Kuzey’deki iki rota lüks kürk elde etmek için etkiliydi. İlki daha uzun olan Novgorodion rotasıydı. Diğer rota nispeten yeni bir rotaydı. Volga rotası üzerindeki Rusya baskısına tepki olarak Bulgarlar tarafından açılmıştı. Bu bağlamda kürk satışı için Altınordu’nun etkisi de kaydedilmelidir.[18] Altınordu’ya tâbi Ruslar ve İdil boyundaki Fin halkları ile de mal mübadeleleri yapılıyordu. Müslüman tacirler ülkenin kuzeyine giderek buralardan değerli samur ve sincap kürkleri alırlardı. Altınordu’nun yabancı ülkelere ihraç ettiği tahıl, kumaş, peynir, tuz, gümüş ve kürkler Anadolu’ya, Trabzon, Samsun ve İstanbul’a sevk ediliyordu.[19]

Moğolların Orta Asya’dan kendileriyle birlikte getirdikleri esas giyimleri kürk idi. Özellikle kurt, tilki ve vaşak kürklerinden elbise dikilirdi. Kıpçak ülkelerinde kürkler, bilhassa Ruslar, İdil Bulgarları ve Başkurtlar gibi tâbi halk tarafından haraç olarak verilmekteydi.[20]

Osmanlı toplum ve devlet geleneği içinde kürk kullanımı Osmanlı’nın ilk sultanları zamanında çok fazla yaygınlık kazanmamıştı. Daha çok II. Mehmet zamanından itibaren başlayıp, devletin ihtişamına paralel olarak artarak devam etmiştir. Mısır’daki Memluk sultanları gibi sultanların gardroplarındaki kaftanlar ve itibarlıların itibarını göstermesi bakımından Osmanlı Devleti de kürklerin büyük bir müşterisiydi. Kürkler Memluk pazarlarına ordunun adam ihtiyacını karşılayan köle ticareti ile birlikte bulunduruluyor, böylece her ikisi de Kırım pazarlarında satılıyordu. Bu pazarlar II. Mehmet tarafından 1475’te Kefe’nin fethiyle Osmanlı’nın eline geçti. Köle ticareti, I. Selim’in 1516-1517’de Mısır’ı fethetmesine kadar devam etmesine rağmen kürk ticareti ilgisini artan şekilde Osmanlı başkentine çevirmişti.[21] Kırım’ın fethinden öncede Ruslar, Osmanlı pazarlarında meşhur olan ve aranılan Rus keteni, civa, demir aletler ve kürkleri satabilmek için 1497’de Kırım Hanlığı’ndan izin almaktaydılar.[22] Rus tüccarlar sadece Kefe, Akkerman ve Kili’ye değil aynı zamanda Bursa’ya da gelmeye başladılar. 16. yüzyılda Avrupa’nın gelişmesinden önce Osmanlı şehirleri Rus samur ve tilki derileri için başlıca Pazar idi.[23] 15. yüzyılda Rus tüccarları, Bursa’ya kadar Osmanlı tüccarlarının himayesinde geliyorlardı. Kazan’ın Rusya tarafından 1522’de zapt edilmesinden sonra ticari ilişkiler iyice artmış ve Rusya’dan kürk ithal edilirken, Rus tüccarlar da ipek alıp götürmeye başlamışlardı.[24]

16. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti’nin fetih ve zaferleri hız kesti. Bu sebeple Osmanlı yöneticileri gereğinden fazla olan kürk ticaretini sınırlamak zorundaydılar. Buna rağmen kıymetli kaftanları süslemek için kürklerin miktarı durmadan artış gösteriyordu. Saray, kürk miktarını garanti etmek için tüccarları görevlendirdi ve ellerindeki malları satın aldı. Bu mallar kereste, demir, çelik gibi stratejik mallar olmayıp, kürk gibi lüks tüketim mallarıydı. 16. yüzyıl sonlarına doğru resmi kayıtlar daha düzenli bir şekilde hassa tüccarlarından daha yoğun bir şekilde bahsetmekte ve bunlar sadece Kırım ile değil Lehistan (Polonya) ile ve özellikle Moskova ile ticaret yapıyorlardı.[25]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ