OSMANLI DEVLETİ’NDE HABERLEŞME AĞI: MENZİLHÂNELER

OSMANLI DEVLETİ’NDE HABERLEŞME AĞI: MENZİLHÂNELER

Haberleşme insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlar arasında başlayan haberleşme, devletlerin ortaya çıkmasıyla gelişmiş; gerek devletin kendi içinde gerekse diğer devletlerle tarihin her döneminde çeşitli şekillerde haberleşme sağlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nde haberleşme devletin ilk kurulduğu dönemden itibaren ulaklar aracılığıyla sağlanmıştır.[1] Ulaklar genellikle atlı olarak bazen de yaya olarak devletin haberleşme hizmetini görmüşlerdir. Devletin önemli ve acele işlerle ilgili haberlerini merkez ile eyaletler arasında götürüp getiren ulakların güvenilir, dürüst ve yol şartlarına dayanıklı olmalarına özen gösterilmiştir.[2]

Devletin sınırlarının genişlemesiyle birlikte merkez ve eyaletler arasında düzenli bir haberleşme ağı kurma ihtiyacı ortaya çıkmış ve XVI. yy. sonlarına doğru menzilhaneler gelişmeye başlamıştır. Posta istasyonları olarak görev yapan menzilhaneler haberleşme hizmetini ulaklar aracılığıyla yerine getirmişlerdir. Menzilhanelerde yeteri kadar menzil beygiri beslenerek ulakların hizmetine sunulmuştur. Ulaklar geçtikleri yollar üzerinde bulunan menzilhanelerde konaklayarak dinlenirler ve beygirlerini yenileriyle değiştirerek yollarına devam ederler ve böylece haberleşmeyi sağlarlardı.

Devletin merkezinde alınan kararların eyalet, sancak ve kazalardaki ilgililere zamanında duyurulması ve gerekli koordinasyonun sağlanması amacıyla ana yollar üzerinde belirli aralıklarla menzilhaneler kurulmuştur. Kelime olarak konak, iki konak arası ve bir konak yol anlamına gelen[3] menzilhaneler posta istasyonları işlevini üstlenmişlerdir. Menzilhanelerin kurulmasında, coğrafi şartlar, yolların işlek olup olmaması, bölgenin nüfus yoğunluğu ve seferlerin yapılacağı yön belirleyici rol oynuyordu.[4]

Menzilhaneler genellikle 6 ila 12 saatlik mesafelerle (yaklaşık 40-70 km) kurulmuşlardır. Nüfus yoğunluğunun az olduğu bölgelerde menzilhaneler arasındaki mesafe 24 saate kadar çıkabiliyordu.[5]

Menzilhaneler Osmanlı Devleti sınırları içinde gerek Anadolu’da gerekse Rumeli’de sağ kol, sol kol, orta kol olmak üzere üçlü ana yol sistemi üzerinde kurulmuşlardır. Ayrıca ana yoldan ayrılan tali yollar üzerinde de menzilhaneler kurulmuştur. Bunun yanısıra gerek duyulduğunda menzil olmayan bir yer menzilhane statüsüne getirildiği gibi mevcut menzilhaneler de hizmet dışı bırakılabiliyordu.[6]

Daha önce Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklular tarafından kullanılan Anadolu yolları Osmanlılar tarafından onarılarak kullanılmaya devam edilmiştir. İstanbul merkez olmak üzere Anadolu’nun sağ, orta ve sol kol olmak üzere üçlü güzergahı şöyledir.[7]

Anadolu Sağ Kol (Hac Yolu): Üsküdar-Gebze-Eskişehir-Akşehir-Konya-Adana-Antakya yolu ile Halep ve Şam güzergahını izleyen Hac yoludur.

Bu güzergahın üzerinde 27 menzilhane bulunuyordu. Üsküdar Menzilhanesi ile Halep Menzilhanesi arasındaki mesafe 247 saat idi. Anadolu Sağ Kol’dan ayrılan tâli yollardan en önemlileri İzmir, Bodrum, ve Antalya-Anamur yollarıdır.

Anadolu Orta Kol (Bağdat-Basra Yolu): Üsküdar-Gebze-İznik-Bolu-Tosya-Merzifon-Tokat-Sivas- Hasan Çelebi- Malatya- Harput- Diyarbekir- Nusaybin- Musul-Kerkük güzergahını izleyen Bağdat- Basra yoludur.

Bu yol üzerinde 44 menzilhane bulunuyordu. Bağdat Menzilhanesi, İstanbul’a 445 saatlik bir mesafede bulunuyordu.

Anadolu Sol Kol: İstanbul-Erzurum arasında yer alan sol kol, Merzifon’a kadar orta kolun izlediği yolu izleyerek buradan Lâdik-Niksar-Karahisar-ı Şarkî-Kelkit-Aşkale-Erzurum yoluyla Hasankale’den bir kol Kars’a diğer bir kol da Tebriz’e ulaşıyordu.

Rumeli’de ise Osmanlılar mevcut olan yolları kullanarak yine üç yönde ilerlediler. Romalılar ve Bizanslıların da kullandığı bu yollar Sağ Kol (Kırım-Karadeniz Ticaret Yolu), Orta Kol (Via Militaris) ve Sol Kol (Via Egnatia) olmak üzere üçe ayrılıyordu. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren yayılma politikası içinde yer alan Rumeli, Osmanlıların her dönemde önemini koruyan bir bölge olmuştur. Osmanlı Devleti Rumeli’deki eyalet, sancak ve kazalarla merkez arasındaki iletişimi bu üçlü ana yol ağı ile kurmuştur.[8] Rumeli’deki ana yolların izlediği güzergah ise şöyledir:[9]

Rumeli Sağ Kol (Kırım Yolu): Ticari öneme sahip bulunan sağ kol, İstanbul’dan Vize-Kırkkilise (Kırklareli) -Prevadi-Karasu-Babadağı-İsakçı-Akkirman yolu ile Özi ve Kırım’a ulaşıyordu.

Rumeli Orta Kol (İstanbul-Belgrad Yolu): İstanbul-Silivri-Edirne-Filibe-Sofya-Niş-Yagodina üzerinden Belgrad’a ulaşıyordu.

Rumeli Sol Kol (Via Egnatia): İstanbul-Tekirdağ-Malkara-Firecik-Dimetoka-Gümülcine-Pravişte- Lankaza-Yenişehir (Larissa) -İzdin yolu ile İstefe (Tebai)’ye oradan Eğriboz Menzili ile Gördüs’e uzanıyordu. Gördüs Menzili de İstanbul’a 194 saat mesafede bulunuyordu.[10]

Görüldüğü gibi Osmanlı Devleti, ülkenin her köşesini başkente bağlayan bir yol ağına sahipti. Bu yol ağı üzerinde kurduğu menzilhaneler aracılığıyla ülkenin her bölgesiyle haberleşme imkanı sağlamıştır. Nitekim Posta Teşkilatı kuruluncaya dek devletin haberleşme hizmetini menzilhaneler görmüşlerdir.

Osmanlı Devleti kara yollarının yanısıra deniz yollarını ve nehirleri de ulaşım ve haberleşme hizmeti için kullanmıştır. Karayolları ile nehirlerin kesiştiği yollara köprüler yapılarak ya da iskeleler kurularak burada işletilen gemiler aracılığı ile ulaşım ve iletişim sağlanmıştır. Osmanlı Devleti’nde deniz yolları dört anakol halinde düzenlenmiştir. Bu kolların izlediği güzergahlar şöyledir:[11]

Karadeniz Yönünde: 1- İstanbul’dan İshakçı ve Tuna iskelelerine, 2- Üsküdar’dan Anadolu’nun Karadeniz kıyılarını takiben Fas’a ulaşıyordu, Akdeniz Yönünde 3- İstanbul-Mora-Ortana güzergahını, 4- Üsküdar-İzmir-İskenderun-İskenderiye-Cezayir-Cebel-i Tarık Boğazı güzergahını izliyordu.

Haberleşme ve ulaşımın sağlanabilmesi için her şeyden önce yolların güvenliğinin sağlanması gerekiyordu. Bu amaçla iskanın az olduğu yerlerde, dağ geçitlerinde stratejik noktalarda askeri ve ticari önemi olan yolların kavşak noktalarında derbentler kurulmuştur.[12] Buralarda hizmet veren derbentçiler ile yol güzergahı üzerinde oluşturulan menzilhanelerde hizmet veren menzilciler yolların güvenliğinden de sorumlu olmuşlardır.

Menzilhanelerin Görevleri

Menzilhaneler düzenli ve zamanında haberleşmeyi sağlamak amacıyla kurulmuşlardı. Padişahın emir ve buyruklarının taşradaki görevlilere zamanında ulaştırılması, devletin merkezi ile eyaletleri arasında düzenli ve sistemli bir iletişimin sağlanması büyük önem taşıyordu. İşlerin aksamaması, alınan kararların ilgili yerlere zamanında ulaştırılması ile mümkündü.

Başlangıçta devletin haberleşme hizmetini yerine getiren menzilhanelerin zamanla işleri de artmıştır. Sınırların genişlemesi ve uzak yerlere seferlerin düzenlenmesiyle ordunun geçeceği yol üzerinde bulunan menzilhaneler askerin iaşesini sağlama görevini de üstlenmişlerdir. Sefer sırasında ordunun geçeceği yol ve bu yol üzerinde konaklayacağı menzilhaneler önceden tesbit edilerek,[13] bu menzilhaneler askerin iaşe ihtiyacını karşılamak amacıyla takviye ediliyordu. Bu yönüyle iaşe anbarı görevini üstlenen menzilhaneler aynı zamanda çevre halkın mallarını getirip sattıkları ve ekonomik hareketliliğin yaşandığı merkezler olarak gelişme göstermiş, bazı menzil noktaları kasabaya dönüşmüştür.[14] Ayrıca ticari mal naklinde de kısmen menzilhaneler kullanılmıştır. Bunların yanısıra Osmanlı Devleti’ne gelen ve giden elçilere konaklama hizmeti de vermişlerdir.[15]

Menzilhanelerin İşleyişi

Menzilhaneler, Menzil Halifeliği’ne bağlı olarak görev yapmışlardır. Defterdarlığın Mevkufat Kalemi’ne bağlı bulunan Menzil Halifeliği’nin görevi menzilhane işlerini ve hesaplarını görmekti. Bütün bunlar Menzil Halifesi tayin edilen şahsın sorumluluğundaydı.[16] Menzilhanelerle ilgili hesaplar ve işler menzil defterlerine kaydedilerek Hazine-i Amire’de saklanırdı.

Menzilhanelerin işleyişinden, menzilhanelerin bulunduğu kazanın kadısı, ileri gelenler ve bölge halkı sorumluydular. Menzilhanelerin düzenli olarak çalışabilmesi için menzilcilerin (=Menzil Emini) görevlendirilmesi, menzilhanelerin iç hizmetlerini görmek üzere ahur kethüdası, seyis, odacı, aşçı ve hizmetkârların sağlanması, ayrıca sürücü ve yeterli sayıda menzil beygirinin beslenmesi gerekiyordu.

Her kazanın ayanları ve zabitleri her yılın ruz-ı Hızır’ından itibaren menzilhanelerin beygirlerini, sürücülerini, hademelerini ve gerekli zahireleri zamanında sağlamakla yükümlüydüler.[17]

Menzilhanelerdeki Görevliler

Menzilhanelerin işleyişinden sorumlu olan menzilcilerin tayini konusunda sancak idarecileri ve ileri gelenlerin rolü büyüktü. Mütesellim, kadı, müftü, ayan ve eşraftan kimselerin uygun gördükleri varlıklı biri bir yıllığına peşin ücretle menzilci olarak tayin ediliyordu.[18]       Ancak bir yılın sonunda genellikle yine aynı kişi menzilci tayin edilirdi. Böylece bazen uzun yıllar, menzilciliğin aynı ailenin elinde kaldığı olmuştur.[19] Bazen de iki kişi aynı menzilhaneye ortaklaşa menzilci olarak tayin edilmişlerdir.[20]

Menzilci seçiminde halkın görüşü de alınır ve menzilci tayin edilen kişinin ismi ve tayini başkente bildirilirdi. Menzilci, menzilhanenin düzenli olarak hizmet vermesini sağlamak durumunda olduğundan menzilci tayin edilecek kişide işbilirlik ve beceriklilik özellikleri aranırdı.

Menzilcilerin görevleri arasında menzil hükmü ile seyahat eden ulaklara menzil beygiri sağlamak, menzil masraflarını karşılamak, menzilhanelerin iç düzenini sağlamak ve menzilhaneyi yönetmek yer alıyordu.[21]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ