OSMANLI DEVETİ’NİN ASKERÎ YAPISI

OSMANLI DEVETİ’NİN ASKERÎ YAPISI

Kuruluş yıllarında Osmanlı Beyliği’nin düzenli askerî birlikleri yoktu. Gerektiğinde, gazilerden oluşan ve tamamı atlı olan aşiret kuvvetlerinin dellallar vasıtasıyla bir yerde toplanması sağlanır ve sefere çıkılırdı. Savaş bitince bu kuvvetler dağılır, herkes işinin başına dönerdi. İlk fetihleri yapanlar bu uç kuvvetleridir. Uç Beyliği devrinde Gaziyân-ı Rum, Ahiyân-ı Rum ve Abdalân-ı Rum adları altında teşkilatlanmış bâtınî zümrelerden istifade edilmiş, fethedilen yerlerin Türkleşmesinde bu zümrelerin büyük rolü olmuştur. Uç gazileri düz araziyi süratle işgal ederler, köylere hakim olurlar, kaleler etrafına küçük kuleler inşa ederek uzun süren ablukalarla buraları teslim alırlardı. Bursa, İznik ve İzmit bu şekilde alınmış; sadece Bursa’nın fethi 10 yıl sürmüştür. Yapılan fetihlerle, daimî ordunun eksikliği ve bunun mahzurları anlaşılmış, düzenli askere olan ihtiyaç gittikçe kendini daha çok hissettirmiştir. Çünkü bu geçici kuvvetler hem vaktinde savaşa gelemiyor, hem de uzun muhasaralara dayanamıyorlardı.

İlk düzenli birlikler Orhan Gazi zamanında, Bursa’nın fethinden sonra kuruldu. Bursa Kadısı Çandarlı Kara Halil’in (Ö.1387) teklifiyle yaya ve müsellem (atlı) askerî birlikleri teşkil edildi. İlk etapta sağlıklı ve güçlü Türk gençlerinden 1000 yaya, 1000 de atlı asker yazıldı. Bunlar sefer sırasında ücret alacaklar, barış zamanı ise kendilerine tahsis edilen araziyi ekip biçmekle meşgul olacaklardı. Yaya ve müsellemlerin sayısı zamanla artınca, sefere nöbetleşe gitmeleri esası getirildi. Yayalar 10’ar ve100’er kişilik manga ve bölüklere ayrıldı; her 10 kişinin kumandanına onbaşı, 100 kişininkine yüzbaşı, hepsinin kumandanına ise binbaşı denildi. Müsellemler ise 30’ar kişilik ocaklara bölündü ve her 30 kişiden beşinin sefere gitmesi esasa bağlandı.[1] İlk fetihlere azeb, canbaz, garib ve cerehor adları altında daimî ve geçici ücretli kuvvetler de katılırdı. XV. yüzyıl ortalarına kadar fiilen askerî hizmette kullanılan bu yaya ve atlılar, Kapıkulu ocaklarının teşkilinden sonra nakliye, maden ocakları, kale inşaatı ve tersane hizmeti gibi işlerde çalıştırılmak üzere geri hizmet birlikleri arasına alınmışlardır.

A. Kara Kuvvetleri

1. Merkez (Kapıkulu) Ocakları

A. Yayalar

aa. Acemi Ocağı

Türkler’in Avrupa kıtasına geçmelerinden sonra Rumeli’de fetihlerin artmasına paralel olarak askere olan ihtiyaç daha da arttı. Bunun için muhtemelen 1363 yılında çıkartılan Pençik Kanunu gereğince savaş esirlerinden yararlanılma yoluna gidildi. Bu kanuna göre, savaşlarda alınan esirlerden beşte biri vergi karşılığı devletin olacaktı. Önceleri bunlar kısa bir eğitimden sonra Yeniçeri Ocağı’na alınırlardı. Bunun mahzurları görülünce, savaş esiri gençlerin Anadolu’daki Türk ailelerinin yanına verilmesi kararlaştırıldı. Böylece esirler küçük bir ücret karşılığı hem çiftçilik yapacaklar, hem de Türk-İslâm âdet ve geleneklerini öğreneceklerdi.[2] Fakat bunlar asıl askerî eğitimlerini Acemi Ocağı’nda alırlardı. İlk Acemi Ocağı I. Murad zamanında Gelibolu’da kuruldu. Bir askerî okul statüsündeki bu ocak sadece yeniçeri değil, bütün Kapıkulu ocaklarının nefer ihtiyacını karşılardı. Acemi Ocağı ise kendi nefer ihtiyacını iki yoldan sağlardı:

  1. Pençik Kanunu gereğince savaş esirlerinden;
  2. Daha sonra çıkarılan Devşirme Kanunu gereğince Hıristiyan tebaadan.

Ankara Savaşı’ndan sonra fetihlerin durması yeni asker kaynağı aranmasına yol açtı ve bu da “devşirme” sistemini doğurdu. Daha önceki İslâmî Türk devletlerinde pek uygulanmayan bu sistem, Çelebi Mehmed zamanında uygulanmaya başladıysa da, kanunlaşması II. Murad zamanında gerçekleşti. İhtiyaca göre beş altı yılda bir yapılan devşirme işlemi başlangıçta mahalli yöneticiler tarafından gerçekleştirilmiş, fakat bunların bazı suiistimalleri görülünce bu iş merkezden gönderilen memurlara bırakılmıştır. Devşirme Kanunu’na göre Osmanlı tebaası Hıristiyan çocuklarından şartları elverişli olanlar belli bir eğitimden geçirildikten sonra Kapıkulu askeri yapılmıştır. İçlerinden saraya alınarak Enderûn’da eğitilenler sadrazamlık gibi en yüksek dereceli devlet kadrolarına getirilmişlerdir. Başlangıçta sadece Osmanlı Avrupası’nda uygulanan kanun XV. yüzyıl sonlarından itibaren Anadolu’da da uygulanmış, böylece İmparatorluk dahilindeki bütün Hıristiyan tebaaya teşmil edilmiştir. İstisnai olarak babalarının ricası ile Bosnalı Müslümanların çocukları sadece Bostancı Ocağı için devşirilirdi.[3] Belli yaşlardaki çocuklardan özellikle 14-18 yaş arasındakiler tercih edilirdi. Devşirme sırasında sancak beyi, kadı ve papazlar devşirme memuruna yardım ederlerdi. Memur vaftiz defterlerine bakarak şartları elverişli olanları ayırır, en ince teferruatına kadar iki deftere bunların kaydı yapılırdı. Kanuna göre çocukların en soyluları, papaz oğulları, iki veya daha fazla çocuğu bulunanın en sağlıklısı tercih edilir, tek çocuğu olanın oğlu alınmazdı. Çocukların orta boylu olmasına dikkat edilir, uzun boylu olup da endamı düzgün olanlar saray için ayrılırdı. Devşirme işlemi bittikten sonra 100-200 kişilik kafileler halinde devlet merkezine sevk edilen çocuklar burada tekrar kontrolden geçirilirler ve sünnet edilirlerdi.

Bazıları saray için ayrılır, kalanlar da Türk köylüsünün yanına verilirlerdi. Burada yedi sekiz yıl çalışan, Türk-İslâm âdetlerini öğrenen devşirme oğlanları daha sonra Acemi Ocağı’na alınırlardı. İlk Acemi Ocağı’nın Gelibolu’da açıldığından bahsedilmişti. Bu ocağın en büyük zabiti Gelibolu ağasıydı. Ocak sekiz bölüktü ve her bölük bir bölükbaşının kumandasındaydı. Mevcudu 400 olan Gelibolu Acemi Ocağı’nın önemi İstanbul’un fethinden ve burada daha büyük yeni bir Acemi Ocağı’nın kurulmasından sonra azalmıştır.

31 bölükten oluşan İstanbul Acemi kışlası, Şehzadebaşı ile Vezneciler semtleri arasındaydı. En büyük kumandanı İstanbul ağasıydı. Bunun altında Anadolu ve Rumeli ağaları vardı.

Devşirmelerin sevk ve idaresinden sorumlu olan bu ağalar genellikle İstanbul dışında olduklarından, merkezde İstanbul ağasından sonra kethüda ve çavuş bulunurdu. Bunlar ocağın inzibatından sorumluydu. Bütün Kapıkulu neferleri gibi, Acemiler de maaşlıydı. Ulûfe denilen maaşlarını üç ayda bir alırlardı. Giyim kuşamları da devlete aitti. Acemi oğlanları yedi sekiz yıl kadar bu ocakta eğitildikten sonra yeniçeri veya öteki Kapıkulu Ocakları’na geçerlerdi ki buna bedergâh veya kapıya çıkma denirdi. Bu sırada maaşlarına zam yapılırdı. Acemi Ocağı varlığını 1826 yılına kadar sürdürmüştür.[4]

ab. Yeniçeri Ocağı

Kapıkulu Ocaklarının en büyüğü ve en nüfuzlusu Yeniçeri Ocağı’dır. I. Murad zamanında Edirne’nin fethini müteakip Çandarlı Kara Halil’in himmetiyle kuruldu. Bektaşîlerle ilgisi olmamakla birlikte[5] zamanla bu tarikata izafe edilerek yeniçerilere Tâife-i Bektâşiyye, ocağa da Bektaşi Ocağı denilmiştir. Yeniçeri Ocağı’na nefer temini üç merhale geçirmiştir:

Birincisi, Pençik Kanunu gereğince, savaş esirlerinin kısa bir eğitimden sonra yeniçeri yapılmaları;

İkincisi, esirlerin Türk çiftçi ailelerinin yanında bir süre çalıştıktan sonra ocağa alınmaları;

Üçüncüsü ise, esir ve devşirmelerin Türk hizmetinden sonra bir süre daha Acemi Ocağı’nda eğitilmelerini müteakip Yeniçeri Ocağı’na alınmaları.

Yeniçeri Ocağı’na alınan efradın isim ve eşkâli kütük denilen ana deftere kaydedilirdi. İlk yeniçeri kışlası Edirne’de yapılmıştı. Fetihten sonra İstanbul’da da kışlalar yapılmıştır. Yeniçeri Ocağı yaya, sekban veya ağa bölüklerine ayrılırdı. Cemaat da denilen yayalar 101 bölüktü. Başlangıçta müstakil olan sekban bölükleri XV. yüzyıl ortalarında II. Mehmed’in emriyle Yeniçeri Ocağı’na ilhak edilmişlerdir. Bu durumda Yeniçeri Ocağı’nın orta ve bölük sayısı 196’ya çıkmıştır.

Yaya (cemaat) ortalarının kumandanlarına yayabaşı; sekbanların kumandanlarına sekbanbaşı; ağa bölüklerinin kumandanlarına ise bölükbaşı denirdi. Yeniçeri Ocağı’nın asker kaynağı uzun süre devşirme sistemine inhisar etmiştir. Ancak XVI. yüzyıl sonlarında hudut kalelerinde istihdam edilmek üzere kul kardeşi adıyla yabancılardan da asker yazılmış,[6] ayrıca kuloğlu adıyla yeniçeri çocukları da askere alınmaya başlanmıştır.

Yeniçeri Ocağı’nın en büyük zabiti yeniçeri ağasıdır. Bunun altında sırasıyla sekbanbaşı, kul kethüdası, zağarcıbaşı, saksoncubaşı, turnacıbaşı, haseki ağalar ve başçavuş vardı. Daha aşağıda ise deveciler, yayabaşılar, muhzırbaşı, kethüdayeri ve bölükbaşılar gibi ikinci derece ocak zabitleri gelirdi. Bu hiyerarşik sıra zamanla değişmiştir. Ocakta terfi genellikle bu görevlilerin bir üst rütbeye yükselmesi şeklinde olurdu. Yeniçeri ağası aynı zamanda merkez teşkilatının en yüksek rütbeli zabitidir.[7] Ağa tayinleri XVI. yüzyıl başlarına kadar ocak içinden, II. Mehmed’in Karaman seferi yeniçerilerin bahşiş bahanesiyle karışıklık çıkarmaları üzerine 1451’den sonra genellikle Sekbanbaşılardan yapılmıştır. Ancak bir sekbanbaşının adı bazı isyan olaylarına karışınca, saray ağalarından biri bu göreve getirilmeye başlanmıştır. XVII. yüzyıldan itibaren ise kul kethüdalığından, zağarcıbaşılıktan ve hatta çukadarlıktan yeniçeri ağası yapılanlar olmuştur. Aynı zamanda Acemi Ocağı’nın da amiri olan yeniçeri ağasının seferî işleri dışında en önemli görevi İstanbul’un önemli bir kısmının asayişinden sorumlu olmasıdır. İstanbul yangınlarının söndürülmesi de yeniçeri ağasının mesuliyeti altında idi. Ocak işlerini görmek ve ocakla ilgili davaları dinlemek için onun başkanlığında Ağa Divanı adıyla bir divan toplanırdı. Yeniçeri kâtibi hariç, ocak dahilindeki azil ve tayinler ağanın arzıyla olurdu. Yeniçeri ağası vezir rütbesinde değilse Divan-ı Hümâyun toplantılarına katılmaz, vezir ise katılırdı. Toplantı sonunda Arz Odası’nda padişaha ocakla ilgili bilgiler verirdi. Vezir payeli ağalara ağapaşa denirdi. Yeniçeri ağası İstanbul’da Ağakapısı denilen yerde otururdu. Ağa bölüklerinin teşkilinden sonra önemi daha da artan yeniçeri ağasının maiyetindeki emir subayları artmış ve bunlara ağa gediklileri denilmiştir. Ağalığa tayini münasebetiyle öteki ocak ağalarından câize adı altında hediyeler alan zatın da sadrazama câize vermesi teamül gereğiydi. Yeniçeri ağası gözden düşmüş olarak ocaktan çıkarılırsa genellikle Kastamonu sancakbeyliğine verilir; terfi ederse beylerbeyi veya kaptanı derya olurdu. Ancak, teamüle aykırı olarak vezir, hatta veziriazam tayin edildiği de olurdu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ