OSMANLI BÜROKRASİSİNDEN BİR KESİT: DEFTERHÂNE-İ ÂMİRE’NİN KURULUŞU VE GELİŞMESİ

OSMANLI BÜROKRASİSİNDEN BİR KESİT: DEFTERHÂNE-İ ÂMİRE’NİN KURULUŞU VE GELİŞMESİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun arazi kayıtlarını ihtiva eden, has, zeâmet, tımar, mülk, vakıf gibi arazi türlerini tayin ve tescil eden ana defterlerin saklandığı ve bu defterlerle ilgili günlük muamelâtın yapıldığı, kaynaklarda defterhâne-i âmire, defter-i vilâyet, defter-i hakanî, defterhâne-i hümâyûn ve defter-i dergâh-ı âli olarak geçen defterhâne Osmanlı bürokrasisinin en önemli dairelerindendir.

Defterhâne’nin Kuruluşu

Defterhâne-i Âmire’nin hangi tarihte kurulduğu tam olarak bilinmemektedir. Defterhâne’nin müstakil bir müessese olarak kuruluş tarihi D. Howard tarafından 1540’lı yıllara tarihlendirilmektedir. Howard, defter eminliğinin II. Bayezid devrinde ihdas edildiğini, ancak bu dönemde henüz müstakil olmadığını, hazine-i âmire şâkirdleri içerisinde yer aldığını yazmaktadır.[1] Bu neticeye II. Bayezid devrine ait bir in’amât (muhtemelen ruznâmçe) defterindeki kayıtlardan varmaktadır. Ancak defterin aslını görmediği[2] ve Ö. L. Barkan’ın yayınlandığı kısımları da[3] dikkatli incelemediği anlaşılmaktadır. Bu ruznâmçe defteri karışık olarak tutulmuş olup, kayıtlarında her zaman sistematik bir ayrım yapılmamıştır. Bir ödemenin yapıldığı gruba ait başlıklar her zaman konulmamış veya eksik bırakılmıştır. D. Howard’ın defter eminini, hazine-i âmire şâkirdleri arasında bulunuyor diye yorumladığı kayıtlara bakıldığında aynı başlığın altında tevkiî kâtipleri, berât emini, tercümanlar, divitdâr gibi görevlilerin, hatta bir casusun da yer aldığı görülmektedir.[4] Burada hazine-i âmire şâkirdi olanlar sadece ilk yedi-sekiz kişidir. Diğerlerinin o başlıkla ilgisi yoktur. Nitekim daha sonraki yıllara ait kayıtlarda Kâtibân-ı Hızâne-i Âmire ve Kâtib-i Tevkiî ve Gayrihu başlığı kullanılmıştır.[5] Ayrıca defter eminliği gibi tımar sistemine ait defterleri muhafaza eden ve muamelâtı yapan bir makamın şâkird derecesinde birisi tarafından yürütülmesi beklenilmez. Bu defterdeki kayıtlarda defter emini olarak gösterilen Pîrî Bey’in bir şâkirdinin de zikredilmesine yeterince dikkat edilmemiştir. Osmanlı bürokrasisinde şâkirdlerin de şâkirdi olduğuna dair bir kayıt görülmemektedir. Defterin daha sonraki yıllarına ait olan kısımlarında defterhâne kâtiplerinin de görülmesi[6] defter emininin hazinede bir şâkird olamayacağının yanısıra, defterhânenin bu dönemde kendi kâtip ve şâkirdleri bulunan müstakil bir müessese hâline geldiğini göstermektedir. 1499 yılındaki İnebahtı seferine defter emininin defterhâne ile birlikte katılması da bu durumu desteklemektedir.[7] Bütün bunlar gösteriyor ki Howard’ın defterhânenin 1540’lı yıllarda müstakil bir daire hâline geldiği görüşü kabul edilemez.

Tımar sisteminin Orhan Gazi dönemine kadar inmesi[8] sebebiyle o dönemlerde tımarla ilgili işlemleri yürütecek bir teşkilâtın bulunması gerekir. Nitekim Orhan Gazi devrinden intikal eden vesikaların tahlili o devirdeki devlet işlerinin, kitâbet usûllerini oldukça iyi bilen bir kâtip zümresi ile bunları örgütleyen merkezî bir daire tarafından yürütüldüğünü göstermektedir.[9] Devlet idaresini ve bürokratik işlemleri yürüten divân-ı hümâyûnun mevcudiyeti de Orhan Gazi devrine kadar inmektedir.[10] Bu dönemlerde muhtemelen divân-ı hümâyûn bünyesinde bürokratik bir bölünme bulunmuyor ve nişancının[11] idaresinde bulunan dar bir kâtip kadrosu tımar, idarî ve mâlî işlere ait işlemleri bir arada yürütüyorlardı. Devletin büyüyüp, işlerin çoğalması ile birlikte XV. yüzyıl başlarında mâlî işler için ayrı bir müessese olarak defterdârlık ortaya çıktı.[12] Osmanlı bürokrasisinde üçüncü ayağı teşkil eden defterhâne ise tımar sisteminin ve merkezin ağırlığının gittikçe arttığı Fatih devrinde kurulmuş olmalıdır. Nitekim defterhâne ile ilgili ilk bilgilere Fatih’in teşkilât kanunnâmesinde rastlanmaktadır. Burada hazine ve defterhânenin, padişahın veziriazamdaki mührü ile defterdârın huzurunda açılıp-kapanması gerektiği zikredilmektedir. Ayrıca defterhâne kâtiplerinin gerek kâtip oldukları gerekse bayramlarda el öpmelerinin kanun olmadığından bahsedilmektedir.[13] Kanunnâme’de, defterhânenin âmiri olan defter eminliğinin de merâtibde önemli yerde bulunan bir makam olarak geçmesi,[14] muhtemelen defterhânenin Fatih devrinde müstakil bir daire şeklinde teşkil edilmiş olabileceğini düşündürtmektedir. Fatih’in teşkilât kanunnâmesinin elimizde bulunan nüshalarının orijinal kanunnâmeye sonraki devirlerde yapılmış ilave ve tadilâtı hâvî olduğu ve bu sebeple orada bulunan bilgilerin hepsinin Fatih devrine ait olarak kabul edilemeyeceği ileri sürülmektedir.[15] Fakat sonradan kanunnâme üzerinde yapılan değişiklikler cüzi noktalardan ibaret olmalıdır.[16] Fatih devrinde umumî tahrirlerin yapılmış olması[17] ve muhtemelen mufassal tahrir defterlerinin bu devirde başlaması,[18] mülk ve vakıf toprakların tımar sistemi içerisinde dahil edilmeye teşebbüs edilmesi,[19] askerî harekâtın çoğalması (ki seferlerde tımarlı sipahilerle ilgili işlemleri yürütecek bir birime duyulacak ihtiyaç artmış olmalıdır), merkezî devlet anlayışının getirilmesi çabaları[20] Fatih kanunnâmesindeki defterhâne ile ilgili bilgilerin o döneme ait olduğunu destekler mahiyettedir.

İlk dönemlerde nişancının emri altında uzmanlaşmamış kâtipler tarafından yürütülen tımar işleri, muhtemelen I. Bayezid devrinden itibaren merkezî devlet yapısının oluşmaya başlaması ve toprakların genişlemesi sebebiyle nişancının uhdesinde olan işlerin artması sonucu divân-ı hümâyûn bünyesinde bir kâtibe devredilmiş, XV. yüzyıldan itibaren merkezî bürokrasinin gelişmesine paralel olarak tımarla ilgili işlemleri yürütmek için müstakil bir müesseseye ihtiyaç duyulmuş ve XV. yüzyılın ikinci yarısında defterhâne-i âmire ihdas edilmiştir.

Osmanlı bürokrasisinin oluşumu yıllarında İlhanlı devlet teşkilâtının büyük tesiri olmuştur. Nitekim İlhanlı mâli bürokrasisi usullerine dair eserlerin erken tarihlerde Bursa’da istinsah edilmiş nüshalarına rastlanılması ve iki devletin bürokrasisinde kullanılan defterlerin arasındaki büyük benzerlik bu durumu açıkça göstermektedir.[21] İlhanlı Devleti’nde arazi tahrirlerinin sonuçlarını muhtevî kanun adı verilen defterler ve defter emininin görevlerine benzer işleri yapan defterdârîi memâlik unvanlı bir görevli bulunmaktadır.[22] Defterhâne-i âmire, Osmanlı mâlî bürokrasisinde olduğu gibi İlhanlı Devleti’ndeki tahrirle ilgili müesseseden etkilenerek kurulmuş olmalıdır.

Defterhâne’nin Gelişimi ve Yapısı

1. Defterhâne’nin Gelişimi

Defterhâne’nin XV. yüzyıl boyunca geçirdiği gelişme hakkında fazla malumatımız yoktur. Yalnız 1499’da İnebahtı seferinde görülmesi, askerî harekâta katılarak tımarlı sipahilerin işlemlerini yapabilen müstakil bir müessese hâline geldiğini gösterir. XVI. yüzyıl başlarında defterhâne ile ilgili bilgiler artmaktadır. Nitekim Mohaç (1526), Viyana (1529) ve Alman (1532) seferlerine defterhâne, defter emini ve yedi-sekiz kâtip ile katılmıştır.[23] Seferler esnasında merkezde kalan kâtip ve şâkirdler ile tımar tasarruf eden kâtip ve şâkirdler ve muhtemelen sefere katılmış olan, fakat bir ödeme yapılmadığı için elimizde kaydı bulunmayan şâkirdlerin bu yıllardaki durumu hakkında bir bilgimiz yoktur. Bunlar da dikkate alındığında defterhânenin bu tarihlerde yaklaşık 15 kişilik önemli bir daire haline geldiği ortaya çıkmaktadır.

Osmanlı tımar sisteminde 1531 tarihinde yapılan bir düzenleme defterhânenin daha fazla gelişme ve büyümesine sebep oldu. Bu tarihte Kanunî Sultan Süleyman’ın fermânıyla tımarların dağıtılmasında beylerbeyilerin yetkileri yeniden düzenlendi. Beylerbeyiler bu tarihten itibaren sadece küçük gelirli tımarları (tezkiresiz tımar) tevcih edebileceklerdi. Büyük gelire sahip tımarlar (tezkireli tımar) için ise o timara hak kazanmış olan sipahiye, beylerbeyi tarafından verilecek tezkireyle, tayinini devlet merkezine teklif etme ve sipahinin tımarın gelirinden faydalanabilmesi için merkezden berat alması mecburiyeti getirildi. Bu durum defterhânede yapılacak işlerin artmasına ve buna paralel olarak da kalemin büyümesine yol açacaktı. Bu fermân kısa zaman zarfında olmasa da defterhânenin idârî faaliyetlerini önemli ölçüde artırdı.[24]

XVI. yüzyılda devletin büyümesine paralel olarak tımar sistemi genişledi, tahrir sistemi gelişti ve merkezî bürokrasi büyüdü.[25] Bunlara paralel olarak defterhâne de önemli bir gelişme gösterdi. Önceleri tahrirler, bu işi yapabilecek yeterli sayıda merkezî bürokrasi elemanı olmadığı için kadı, sancak beyi vs. gibi görevliler tarafından yapılırken, XVI. yüzyılın ikinci yarısındaki tahrirlerin büyük bir kısmını merkez bürokrasisinin kâtipleri gerçekleştirdi. Defterhâne, Divân ve Mâliye kâtipleri bu işte başı çekiyorlardı.[26] Artan işe paralel olarak kâtip ve şâkirdlerin de miktarı zamanla değişmiş ve XVI. yüzyıl başlarında muhtemelen 10-15 kişi olan defterhâne görevlilerinin sayısı 1577’de 40’a ulaşmıştır.

XVII. yüzyılda her ne kadar tımar sistemine müteallik olan tahrirler ortadan kalkmış ve tımar sistemi bozulmuşsa da yüzyılın ilk yarısında defterhâne büyümesini sürdürmüştür. 1620’lerde 85-90 kişiden oluşan büyük bir daire hâline gelmiştir. tımar sisteminin küçülmesi ve devletin personelde yaptığı indirimler sebebiyle kadrosu zamanla azalsa da XVIII. yüzyıl sonlarında defterhânede 60 kişi çalışıyordu.[27]

XVII. yüzyıldan itibaren devlet yapısının değişim geçirip tımarla idare edilen toprakların yavaş yavaş iltizam sistemine geçmesi ve avarız tahrirlerinin ön plana çıkması sebebiyle[28] defterhânenin nezâretinde olan tımar topraklarının önemli bir kısmı zamanla mâliye daireleri tarafından idare edilmeye başlamışlardır. Bu durum defterhânenin işlevini ve önemini azalttıysa da tımar sisteminin eskisine göre küçülmesine rağmen memleket topraklarının önemli bir kısmında uygulanmaya devam edilmesi sebebiyle Tanzimat’a kadar Osmanlı bürokrasisinin en önemli dairelerinden birisi olarak kalmıştır. Ayrıca defterhâne defterleri kütük mesabesinde kabul edildiği için mâliye ve divân kalemlerine kaynak hizmeti sunmuştur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ