OSMANLI ASKERİYESİNDE VE ASKERÎ TARİHİNDE MISIR’IN YERİ

OSMANLI ASKERİYESİNDE VE ASKERÎ TARİHİNDE MISIR’IN YERİ

Mısır, Osmanlı askerî tarihinde çok mühim bir yer işgal etmiştir. Orta Doğu’da stratejik bir mevkii olan Mısır Eyaleti, bölgede başlıca askerî merkezi olarak Osmanlı ordularının toplanmasına ve hazırlamasına iştirak ettiği gibi, maddî ve manevî zenginliğiyle bu ordulara katılan mutemed ve askerlerin belli bir kısmını hazır etmiş, barut ve diğer asker malzemelerinin deposu, hububat deposu olmuştur. Bu yüzden, Osmanlı Devleti, Mısır Eyaleti’nin fethinden beri, askerî teşkilatıyla çok ilgilenmiş; eyalette Orta Doğu bölgesi için merkezî bir ordu teşkil etmiş; bu ordu, XVI. asrın ikinci çeyreğınden itibaren XVIII. asrın ortalarına kadar, devletin doğuda ve batıda askerî faâliyetlerinde aktif bir şekilde rol almıştır.

Mısır’da İlk Osmanlı Askerî Teşkilâtı

24 Ağustos 1516’da (25 Receb 922) “Merc-i Dabık” mevkiinde Memlûkler ve Osmanlı orduları arasında vuku bulan muharebe ve 22 Ocak 1517’de (29 Zilhicce 922) “Reydaniye” sahrasında cereyan eden Savaş, Memlûklü Devleti’nin kaderini tayin etmiş; Suriye, Mısır ve Orta Doğu’da Memlûklere tabi’ bütün bölgeler arka arkaya Osmanlı hakimiyetine geçmiştir.[1]

Osmanlı Devleti ananesi, fethedilen ülkelerin eski nizâmının ma’kûl ve âdil ölçüler altında mühafazasını, kısmen tadil ve tedricen kendi sistemini hâkim kılma esaslarını gerektiriyordu.[2] Nitekim, fethi müteakib Mısır’da da Memlûklüler devrinden intikal eden kanûn ve teamüllerin ta’dîl ıslâh ve tedricen Osmanlı nizamına tevfîk ederek tatbîki yoluna gidilmiştir. Sekiz yıl boyunca (1517-1525), Mısır’da ilk Osmanlı askerî teşkilâti, istıkrarlı bir hale gelmesine kadar bütün bu merhaleleri geçirmiştir.[3]

Mısır’da Osmanlı bir idâre teşkîl etmeye çalışıp kısa zamanda bunun güç olduğunu anlayan Sultan Selim, Asitane’ye dönmeden önce, Osmanlılara itaât edip ihlasla hizmette bulunan Hayır Bey’i Mısır eyaletine getirmiştir (29 Ağustos 1517).[4] Bu Memlûklü beylerbeyinin ma’iyetine güvenilir Osmanlı beyleri bırakıldığı gibi, Mısır’ın muhafazası için de asker görevlendirilmiştir.[5] Haydar Çelebî,[6] Mısır’da bırakılan bu kuvvetleri, Tırhale Beyi Sinan Bey kumandasında 1000 Rumeli askeri, Fâik Bey riyasetinde 1000 Anadolu sipahîsi ile Çaşnigîr Mustafa Bey liderliğinde 1000 Kapukulu süvarisi ve 1000 Yeniçeri olarak vermiştir.

Böylece, Hayır Bey’in valiliği sırasında (1517-1522), Mısır’da Rumeli ve Anadolu Sipahîleri ve Kapukulu askerlerinden teşekkül edilen bu Osmanlı askeri, nöbetçi olarak tayin edilir; miktarları ise, duruma göre değişirdi.[7] İbn İyas, Mısır’ın karargâhı ve idarenin merkezi olan Kal’atü’l-Cebel ve Kahire’nin önemli merkezleri muhafazasında bulunan Yeniçeri ağalarına aylık ulûfe olarak on beşer dinar, Yeniçeri neferlerine ise, on ikişer dinar verildiğini zikrettiği gibi, şehirde ve vilayetlerde vazifelendirilen Sipahîlerin ağalarına 30-60’ar dinar, erler ise yirmişer dinar ulûfe tevzi’ edildiğine işaret etmiştir.[8]

Diğer taraftan, Mısır’ın zabtından sonra, gizlenen Memlûklülere umûmî bir af ilân edilmesini takiben, hapiste kalanların salıverilmesiyle gerek Kölemenler gerekse ümeraları yavaş yavaş zuhûr etmeye başlamıştır.

Selim Han Mısır’dan ayrıldıktan sonra, Hayır Bey’e Mısır’da bırakılan Osmanlı beyleri ve askerlerine ilâveten, itaat eden Memlûklüleri de hizmete alma salahiyeti tanınmıştı. Bu salahiyetten faydalanan Hayır Bey, Mısır’ın ahvâlını iyi bilen Memlûklü emîrlerden Kethüda, Devadâr, Emîr-ahûr ve Mimândâr vs. gibi idârî ve askerî mu’âvinler seçmiştir.[9] Ayrıca, Hayır Bey, ortaya çıkan Kölemenlere askerî kabiliyet, maharetleri ve mertebelerine göre ulûfe ve cerâye; yaşlılara da teka’ud ülifesi tayin etmiştir.[10] Mukaddem olanları (Beylerbeyiler) hâric, bütün Memlûklü emîrleri de ülûfe almaya başlamıştır. İbn İyas,[11] bu ulûfe ve tahsısâtların, Tabilhâne emîrlernin (sancakbeyler) her birisine kırk dinar, Aşravâtlarin (alaybeyler) her birisine yirmi beş dinar olduğunu yazmıştır. Bununla beraber, onlara mukata’a, et ve ‘alîklerinin karşılığı verilirdi. Mısır’da baki kalan Mukaddem emîrleri ise, çeşitli Kâşifliklere veya Hayır Bey’e yardıma memûr edilmiştir.[12] 1519 yılı sonlarında, Hayır Bey, Mısır’da askerin azaldığını arz edince, aldığı emre binaen, Gönüllü taifesini Mısır halkından ve bilhassa “Evladü’n-Nas”[13] (Memluklü emîrlerinin oğulları) tâifesinden seçtiği kudretli kimselerle takviye etmiştir. Bu cemaatin ağalarına aylık ulûfe olarak on ikişer dinâr, efradına 8-10’ar dinar verilirdi.[14]

Bu şekilde, Mısır’da kalan Memluklüler, ülkede askerî ve mülkî bir hakimiyete sahib olurlarken, Osmanlı Devleti’nin nizamına tab’i olup aylık ulûfeli bir mahallî güç haline gelmişlerdir. Mısır beylerbeyi olan Memlûklü Hayır Bey, Osmanlı sultanının eyalette temsilcisi olup, aslında askerî bir tâife olan Kölemenlerin direk reisi sayılmışsa da, Mısır muhafazasında bulunan Osmanlı bey ve askerleri üzerinde çok sınırlı bir yetkisi vardı. Hayır Bey’in davranışlarını gözeten Osmanlı beyleri, Padişah’a raporlar gönderdikleri gibi, Hayır Bey de, Devlet Merkezine, eyaletin mühim meselelerini ve Mısır muhafazasındaki Osmanlı bey ve askerlerin durumunu arz ederdi. Genellikle, bu sıralarda, Hayır Bey ve mâiyeti, Mısır’daki Osmanlı beyleriyle ahenk içinde oldukları halde, Osmanlı askerleriyle sık sık ihtilafa düşüyordu.[15]

Osmanlı askerleriyle Memlûklüleri yan yana istihdâm ederek çok başarılı olan Hayır Bey’in vâlîliğinin sonlarına doğru, devlet seferler dolayısiyle Memluk askerlerinden bir mikdarının, barût ve zahireleri hazırlanıp gönderilmesi istenilmeye başlanmıştır. İbn İyas’in 928 yılının Receb (1522 Mayısı) ayı vakayilerinde, Sultan Süleyman (1520-1566), Rodos seferi için asker taleb edince, Hayır Beyin, kırk üç emîr ve sekiz yüz Memluk seçerek Davadâr’ın serdârlığında, Osmanlı askerlerinden yedi yüz neferi de Kethüdâ’nın kumandasında gönderip, her birisine dört aylık ülûfe vererek askerlerin techizât ve levazimâtiyle nakl için yirmi parça gemi tayin ettiğini zikretmiştir.[16]

Bu şekilde, Mısır’da Osmanlı hakimiyetinin ilk beş yılı sırasında, Osmanlı ve Memlûklü unsurlarından oluşan geçici bir askerî teşkîlâti ortaya çıkıp, neferleri Rodos seferine bile katılmışsa da, bu askerî teşkîlâtin devami, Osmanlılara sadık ve güvenilir bir Memlûklü emîr olan Hayır Bey’e bağlı olup, vefati (5 Ekim 1522) üzerine, bu geçici teşkilât alt üst olmuştur.[17]

Hayır Bey’in beylerbeyliği sırasında, nisbî bir sükûn içinde bulunan Mısır Eyaleti, müte’âkiben, kısmen Osmanlı âdet ve te’âmüllerinin tatbîk edilmesine karşı eski Çerkez ümerâsının kışkırtmasıyla iç isyanlara sahne olmuş; Hâin Ahmed Paşa’nın saltanat iddiâsı (1523) ise, Mısır’ı büsbütün çalkantı içinde bırakmıştı. İsyan tenkil edilmiş; mühafazaya gönderilen kuvvetler vaziyete hâkim olmuşlarsa da, istikrarlı bir idare tesis edememişti. Bu sebeple, devamlı tatbîk olunacak nizâmın yerinde tespit ve tanzîmi gerekli görülerek bu hizmet, geniş salahiyetlerle Vezîr-i Azam İbrahim Paşa’ya havale olunmuştur.

* * *

Osmanlıların Askerî Teşkîlâtının, İslâm devletlerinin bilhassa Anadolu Selçuklu Devleti’nin ordu müessesesinden faydalandığı gibi, kısmen de Memlûklü askerî teşkîlâtinden mülhem olduğu ileri sürülmüştür. Ancak, Osmanlılar, Memlûklü Devleti’nin, “Memlûk Sistemi”ne dayanan askerî teşkîlâtını esâs itibariyle kabul etmemekle beraber, Osmanlı ve Memlûk askerî teşkîlâtı arasında benzerlik bulunmaktadır. Ayrıca, Osmanlılar, doğuda İslâm devletlerinin topraklarını zabt ve tasarruf ettiklerinde, İslâm kanunlarıyla idâre edilen bu bölgelerin askerî vs. teşkîlâtlarını, bazı ta’dilâtlarıyla koruyup, devlet merkezine bağlarlardı.[18]

Bu şekilde, Osmanlılar, Memlûklülerin eski devlet merkezi sayılmış olan Mısır’da, Asitane’ye bağlı yeni bir askerî nizâm teşkîline çalışırken, Mısır’ın Memlûklü askerî nizâmının çözülmesi, nüfuza sahip olan Memlûklü emîr ve tecrübeli asker kölemenlerden istifade, Mısır’da ve Osmanlıların liderliğinde askerî mekez teşkîlâtı te’sisi, göz önünde bulundurulmuştur. Eyaletin bu yeni askerî teşkîlâtı, Osmanlı askeriye teşkîlâtlerinda bir dönüm noktası sayıldığı gibi, takriben iki buçuk asır boyunca, Osmanlı askerî tarihinde gerek merkezde gerekse taşrada çok etkili bir rol oynamıştır.

* * *

Osmanlıların Taşrada İlk “Saliyâne Sistem”i ve Mısır’ın Ulûfeli Askerî Teşkilâtı

Osmanlı Devleti, öteki İslâm ve Türk devletleri gibi asker bir devletti. Bunun için, Devlet nizâmı ve teşkîlâtını hep askerî gayelere uygun olarak tanzîm etmiştir.[19] Devletin örfî ve mülkî reisi ve bütün teşkîlâtlarının başı olan padişah, Osmanlı askerî kuvvetlerinin genel kumandanı sayılmaktaydı. Bilindiği gibi, bu Osmanlı kuvvetleri, Merkez ve Eyalet olarak iki kısımdı. Merkez Askerî Teşkîlâtı, iki ana sınıfa ayrılmış; bunlar, padişâhın Şahsına mahsus maaşlı olan piyade ve süvari Kapıkulu askeri ve Deniz Kuvvetleri idi. Eyalet askeri ise Osmanlı Devleti’nin en kuvvetli temel taşı olan ve “Tımâr Sistemi’ne dayanan Tımarlı Sipahi ile beraber öncü, kal’a ve geri hizmet kuvvetlerinden oluşurdu.

Vezîr-i âzam, sultanın devletin bütün işlerinde mutlak vekili ve ordularının genel kumandanlığında Serdâr-ı Ekrem-i olduğu gibi, beylerbeyinin tasarruf ettiği eyalette hem askerî hem de idârî amîr olarak sultanın tam vekili ve bölgesinde bulunan sancakbeylerinin ümûmî emîri olup, taşra kuvvetlerinin genel kumandanı sayılmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al