ORUN VE “ÜLÜŞ” MESELESİ

ORUN VE “ÜLÜŞ” MESELESİ

I. Mevki Orun Hukuku

Türklerin kabile teşkilatında en mühim rol oynayan esaslardan biri kabilelerin ve ona göre kabilelere mensup şahısların gerek büyük içtimalarda ve gerek alelade ziyafet meclislerinde işgal edecekleri “orunmevki” meselesidir. Bunun içindir ki, göçebe imparatorluk ananelerini muhafaza etmiş olan Türk hanlıklarında hanın sarayında ve kurultaylarda kabilelerin işgal edecek yerleri (mevkiorunları) kat’i surette muayyen kaidelere rabtedilmişti.

Ananeye göre bu “orunmevki” meselesi Oğuz yahut Çingiz gibi, efsanevi yahut tarihi, büyük hakanlar tarafından halledilmiş addolunur ve değişmez bir esas olarak telâkki edilirdi.

Oğuz boylarının (Türkmenlerin ananesine göre içtimalarda her boyun oturacak (işgal edecek) yeri, “damga”sı, “ongun”u ve hatta ziyafet için kesilecek hayvanın etinden alacak payları (ülüş) da “Gün Han” tarafından tayin edilmişti. Bu ananenin XVII’nci[1] asırda Orta Asya Türkmenleri arasında muhafaza edilen şekli Ebülgazi Bahadır Han’ın[2] ez!K13K;S adlı eserinde tespit edilmiştir:

“…şimdi biz 12 çadırda kimlerin “mevki” işgal ettiklerini, kimin ne gibi “ülüş” (kesilen hayvanın etinden pay) aldığını, kimin et doğradığını ve kimin atlar yanında kaldığını (seyislik yaptığını) söyleyelim:

Altın çadırda en şerefli yerde (“tör”de) Gün Han oturmuştur. Milletin en meşhur olanları, bütün kavmin ittifakı üzere, koyunun başını, sağrısını Gün Han’a takdim ettiler ve dediler ki, kim han olursa bu onun “ülüş”üdür (payıdır). Kapı yanında IrqılHoca oturmuştu; ona koyunun döşünü takdim ettiler ki, kim vezir olursa bu onun hakkıdır.

Sağ taraftaki birinci çadıra “Gün Han”ın büyük oğlu “Kay”ı oturttular. Ona sağ ayağın uyluk kemiğini verdiler; “Bayat” et doğradı; “Sorki” atlara baktı. İkinci çadıra “AlkaEvli”yi oturttular. Ona ön sağ ayak kemiğini verdiler. “KaraEvli” doğradı “Lâle” atlara baktı. Üçüncü çadıra “Ay Han”ın büyük oğlu “Yazır”ı oturttular. Ona sağ tarafın kalça kemiğini verdiler. “Yazır” doğradı, “Komi” atlara baktı. Dördüncü çadıra “Dodurga oturdu. Ona. verdiler. “Döker” et doğradı, “Mürdeşöy” atlara baktı. Beşinci çadıra “Yıldız Han”ın oğlu “Avşar” oturdu. Ona but kemiğini verdiler. “Kızık” doğradı, “Turumcu” atlara baktı. Altıncı çadıra “Bekder” oturdu. Ona sağ taraftaki kürek kemiğini verdiler. “Karkın” doğradı, “Karaşık”[3] atlara baktı.

Sol tarafta birinci çadıra “Gök Han”ın oğlu “Bayındır” oturdu. Ona sol but kemiğini verdiler. “Becne” doğradı, “Kazığurt” atlara baktı. İkinci çadıra “Çavuldur” oturdu, buna sol kalça kemiğini verdiler. “Çepni” doğradı, “Kaalı” atlara baktı. Üçüncü çadıra “Dağ Han’ın oğlu “Salur” oturdu, ona aşıklı but kemiğini verdiler. “İmur” doğradı “Kalaç” atlara baktı. Dördüncü çadıra “Alayuntlu” oturdu.

Ona verdiler. “Ürker” doğradı, “Teken” atlara baktı. Beşinci çadıra “Deniz Han”ın oğlu “Iğdır”ı oturttular, ona kol kemiğini verdiler. “Böğdüz” doğradı, “Karluq” atlara baktı. Altıncı çadıra “Ava” oturdu, ona sol taraf kürek kemiğini verdiler. “Kanık” doğradı, “Kıpçak” atlara baktı.[4]

Bu rivayete göre Oğuz boylarının mevkileri (orun) aşağıda gösterildiği gibidir:

O. Gün Han’la veziri Irkıl Hoca, 1. Kay ve Bayat, *Sorki, 2. Alka Evli ve KaraEvli, *Lale, 3. Yazır ve Yasır, *Komi, 4. Dodurga ve Döker, *Mürdeşöy, 5. Avşar ve Kızık, *Turumcu, 6. Bekder ve Karkın, *Karaçık, 7. Bayandır ve Becne, *Kazığurt, 8. Çavuldur ve Çepni, *Kaalı, 9. Salur ve İmur, *Kalaç, 10. Alayuntlu ve Ürker, *Teken, 11. Iğdır ve Böğdüz, *Karlık, 12. Ava ve Kınık, *Kıpçak.

XV. asırda Anadolu’da tespit edilen ananeye göre (Tevârihi Âli Selçuq, III, Houtsma neşri, sah. 204205) Oğuz boylarının mevkileri muayyendi. Bu anane aşağı yukarı Ebülgazi Han’ın tespit ettiği ananeye yakındır. Herhalde bu anane “Reşid eddin”den de alınmakla beraber, Anadolu’daki Oğuz boyları içinde o zaman bile yaşayan şifahi ananenin “kitaba uydurulan” şekli olduğunda şüphe yoktur. Kabilelerden kimin kimle oturması, “töre, yol ve ağırlamak dahi işbu tertip üzre” olması “Reşid eddin”de (hatta mufassal olan zeyli” â!|”>âLâkâ!QJ”0 kısmında bile[5] tam bu şekilde değildir. Bilhassa “Alâ’addin Keykubad’ın F”Üöz reG}!îg ın şöleni (sah. 214-215) yalnız “Raşid eddin”den mülhem olarak uydurulması kabil değildir. Umumiyetle “Yazıcıoğlu ‘Ali”nin rivayetleri calibi dikkattir.

İşbu tertib üzre oturmaq gerek
Önlerinde müçeler durmak gerek
Kımız ü Kımranda bu tertibile
Aga (ve) ini arasında içile
Mansıb ü beglik dahi bu resmile
Urug ve soyuna göre virile… (sah. 205).

Eski adetleri bu derecede canlı bir surette ifade etmek için müellifin âdet ve ananeleri yalnız kitaptan değil, yaşayan ananelerden de sezmesi ve anlaması lazımdır. Rivayeti yalnız kitaptan öğrenen Raşid eddin ve hatta Ziya Gökalp Bey’in bu meseleye dair söyledikleri, ‘Ali ve Ebülgazi rivayetlerine nazaran ne kadar sönüktür. “Ali”nin rivayetindeki â~’â kelimesi de şayanı dikkattir. Bu kelime “Raşid eddin”in rivayetinde yoktur. XV. asırda Anadolu’da mevzubahs olan hukuki ananenin yaşamış olduğuna “Ali”nin bu kelimeyi istimal etmesi de bir delil teşkil eder. O vakit Anadolu’da bu kelimeyi yalnız hayatî bir kıymeti olan anane yaşatabilirdi. “Ebülgazi”de olduğu gibi, bu rivayette de eğer müstensih hatası değilse“Raşid eddin” de ismi geçmeyen mahalli kabile zikrediliyor: “ğâ}Jâ™”öİ”

“Raşid eddin”e göre Oğuz boylarının mevki tertibi bu şekilde olur.

1. Kayı, Bayat, AlkaEvli, KaraEvli; 2. Yazır, Döker, Dodurga, Cayırlı; 3. Avşar, Kırık, Beğdili, Karkın; 4. Bayandır, Becne, Cavuldur, Çepni; 5. Salur, İmur, Alayuntlu, Ürker; 6. Bikdir, Böğdüz, Yava, Kınık.

Görülüyor ki, “Raşid eddin”in rivayetinde Ebülgazi rivayetindeki tafsilat yoktur. Bununla beraber “Raşid eddin”in bu meseleyi “Ebülgazi” kadar anlayamayacağı malumdur.

Ebülgazi rivayetinin daha bir hususiyeti vardır ki, Oğuz heyetine sonradan karışan diğer kabilelerin XVII. asırdaki mevkilerini gösteriyor. Yirmi dört Oğuz boyu arasında ismi geçmeyen bu kabileler şunlardır: Kene, Güne, Türbetlü, Keraylu, Sultanlu, Oklu, Gekli, Soçlu, Hurasanlı, Yurçu, Camçı, Turumkçu, Komi, Sorki, Korcik, Suracık, Karaçık Kazğurt, Kırgız, Teken, Lâle, Mürdeşöy, Sayir. Bunlar, ananeye göre, “Oğuz Han”ın odalıklarından doğmuşlardır. Onun içindir ki, bunlardan sekiz kabileyi çadırların dışarısında atlar yanında görüyoruz. Bunlardan başka Kıpçak, Kalaç, Kaalı ve Karlık kabileleri ki, Raşid eddin rivayetinin aynı olmakla beraber (Oğuz Han bunları yolda bulmuştur), bunlar da at yanında kalıyorlar.

Mahmud Kâşgarî tarafından (vK1}!/”l}N!âöF I, 5657) nakledilen Oğuz kabilelerinin listesine göre eğer burada “mevkiorun” tertibi nazarı dikkate alınmış ise, Raşid eddin ve Ebülgazi zamanlarına kadar “mevki meselesi”nin mühim tebeddülat geçirmiş olduğu anlaşılıyor. “M. Kâşgarî”nin Oğuz boylarının asıl ve birinci kabilesi sıfatıyla zikrettiği “Kınık”lar Raşid eddin ve “Ebülgazi”de soldaki altıncı mevkidedir (Ebülgazi’ye göre “et doğrayan”).

Diğer kabileler de bu suretle “mevki” değiştirmiş oluyorlar. Bununla beraber ikinci olarak zikrettiği “Kayıg” ve üçüncü olarak zikrettiği “Bayandur”lar yerlerini değiştirmiyorlar. Çünkü M. Kâşgarî zamanında “Kınık” merkezdeki hakan çadırını işgal etmiş olursa “Kayıg” sağdaki birinci mevkii ve “Bayandur”da soldaki birinci mevkii işgal etmeleri lazımdır ki, “Raşid eddin” ve “Ebülgazi”deki ananenin aynı demektir.

Şüphe yoktur ki, “mevki” hukuku sülalelerin değişmesiyle yahut aynı sülale azası olan bir hakanın siyasi hadiselerden dolayı mevki itibarıyla dun olan kabilelere istinat etmek mecburiyeti hasıl olmasıyla mühim tebeddülat geçiriyordu. Bununla beraber böyle “değişme”leri meşru göstermek için yine eski ananevi rivayetlere istinat mecburiyeti olduğu anlaşılıyor.

XV. asırda “Altun Ordu”da yükselen “Mangıt” kabilesi beylerinden “Edige Bey” Türk ve Moğol töresine istinat eden Çingizilere karşı İslam kisvesine bürünen “Baba Tüklâs ‘Aziz” menkıbelerine istinat etmişti. XIX. asır bidayetlerinde yükselen Hârezm Koarat sülalesinin saray müverrihi olan “Münis” Koaratların diğer Özbek kabilelerinden mevki itibarıyla yüksek olduğunu ispat için bunlara ait rivayetleri toplamıştı.

Anadolu’da Osmanoğullarının mensup olduğu kabilenin yükselmesini de galiba, Oğuz töresiyle tevafuk ettirmek mecburiyeti olmuştur (“Korkut Ata eyitti: ahir zamanda hanlık geri Kayıya değe … bu dediği Osman neslidir” Dedem Korkut). Oğuz ananesinin Orta Asya Türkmen rivayetlerinde de “Gün Han”ın sağ tarafındaki birinci çadırda büyük oğlu “Kay”ın mevkii olduğu söyleniyor (Ebülgazi Tumanski sah. 31).[6]

Herhalde bu “mevki hukuku” meselesini hanların kendi keyiflerine göre değiştirememiş oldukları malumdur. Yalnız bazı mevkiorunları, han, kendi arzusuyla değiştirebilirdi. Mesela XVII. asırda Özbek hanları yalnız É~g! ve QögJ lerden aşağı olan mevkilere istedikleri kabileleri oturtabilirlerdi.[7]

Türk imparatorluklarında kabilelerin içtimalarda oturacak mevkileri (orun) meselesi Türklerin kabile ve devlet teşkilatı tarihiyle ve örfi hukuklarıyla iştigal edenler için tetkike değer bir Fakat bu mevzua ait tarihi malzemeler muhtelif eski menbalarda dağınık bir halde olduğu gibi, Türk imparatorluklarının kuruluş ve dağılışında mühim rol oynayan kabilelerin bu mevzua dair şifahi ananeleri de tespit edilmemiştir.

Eski Türk ve Moğol kabilelerinin halitasından ibaret olan KazakKırgızların örfî hukuklarına ait maddeler Rus müsteşrikleri ve hukukçuları tarafından toplanmış ve hatta bunlar birkaç mecelle halinde tedvin edilmiş ise de “mevkiorun” meselesine lüzumunca ehemmiyet verilmemiştir. Bu sahada da klasik bir eser olan Grodekof’un “Sırderya vilayeti Kırgızları, Hukuki Hayat” adlı[8] kitabında da bu “orun” meselesine ait malumat pek azdır.

Eski Oğuz enkazı olan Orta Asya Türkmenlerinin hukukı örfiyelerini toplayan müellifler de (mesela A. Lomakin “Türkmen hukuku örfisi” Aşkabad 1897.) bu meseleye kat’iyen ehemmiyet vermemişler ve hukuku şer’iye ile hukuku örfiyeyi yekdiğeriyle karıştırmışlardır. Bunun sebebi de mevki hukuku meselelerinin sathi bakışta bariz bir surette yabancıların gözüne çarpmamasıdır. Şunu da kaydetmek lazımdır ki, Ruslar örfi hukukun bilhassa pratik meselelere (cinayet, ceza, aile meseleleri gibi maddelere) taalluk eden kısmına ehemmiyet vermişlerdir. Halbuki “orun” meselesi Kırgızlar’da bile gündelik hayattaki eski önemini kaybetmek üzeredir. Bununla beraber kabile ve göçebe devlet teşkilatında mühim rol oynayan bu “orun” hukuku ananelerinin bazı izleri Anadolu Türklerinde bile yaşadığı anlaşılıyor (kaynata evinin yukarı başına güveyinin geçmemesi gibi). Bu gibi adet ve ananeler toplanır ve tespit edilirse Türk hukuku ve devlet teşkilatı tarihi için mühim maddeler elde edilmiş olurdu.

Göçebe Türk ananelerini muhafaza eden ve hukuk meselelerinin çoğu “töre” “zañ ” ve “yol”[9] ile tayin edilen KazakKırgız Türklerinden “orunmevki” meselesine çok ehemmiyet verilir. Bu cihet yalnız büyük içtimalarda ve kurultaylarda değil, kabile ve oymakların yaylalarda, obaların derecelerinde ve obalarda çadırların kurulmasında da riayet edilir.

Yaylada obaların mevkileri:

1. Büyük babanın obası; 2. Büyük oğulun obası; 3. Küçük oğulun obası.

Bir obada çadırların dizilişi:

1. Obanın sahibi olan büyük babanın çadırı (biz onu vefat etmiş baba farz edelim. Bu çadırda onun en küçük oğlu oba sahibidir), 2. Büyük ev sahibinin büyük oğlu, 3. Büyük ev sahibinin büyük kardeşinin (yani müteveffa babanın büyük oğlunun) büyük oğlu, 4. Büyük ev sahibinin büyük kardeşi, 5. Onun küçük oğlu, 6. Büyük ev sahibinin küçük oğlu, 7. Büyük ev sahibinin ortanca kardeşi, 89. obanın fakir akrabası, 10. At sürüsüne bakan çoban (yılkıcı), 11. Koyun çobanı, 12. Misafir için.

Umumi içtimalarda (mesela “aş” merasiminde) içtimaı toplayan kabile misafire karşı ev sahibi ve ona kardeş olan kabileler de ev sahibinin yakın akrabaları vaziyetinde bulunurlar.

Büyük içtimalarda hazırlanan çadırların vaziyeti:

113 rakamlı çadırlar kabilelerin “mevki”lerine göre oturacak yerleridir (rakamlar dereceyi gösterir). 141516 rakamlı çadırlar hocalar, seyyidler ve hanların ahfadına mahsustur. Yıldızla gösterilen çadırlar içtimaı toplayan (“aş veren”) kabilenin oturmasına mahsustur. Burası mutfak vazifesini görür.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ