ORTAÇAĞ TÜRK VE İRAN EDEBİ METİNLERİNDE TÜRK KAVRAMI

ORTAÇAĞ TÜRK VE İRAN EDEBİ METİNLERİNDE TÜRK KAVRAMI

Türk adının anlamı hakkında pek çok çalışma yapılmış, yerli ve yabancı pek çok bilim adamı kelimenin etimolojisi üzerine durmuştur. Faruk Sümer, Hüseyin Namık Orkun, Zeki Velidi Togan, İbrahim Kafesoğlu, İsmail Aka, Tuncer Baykara, Martti Rasanen, J. Nemeth, Louis Bazin, Bernhard Munkacsi, Gerhard Doerfer bunlardan bazılarıdır.[1] Bu çalışmalardan çıkan genel kabul, Türk kelimesinin “güç, kuvvet; töre vb.” anlamlardan, Türk kavmine ad olduğu bilgisidir. Bu sürecin ardından kelime özel isim olarak yaşamış ve “Türk”ün cins isim olarak kazandığı anlamlar zamanla unutulmuş veya geri plana itilmiştir.

Özel isimler varlıkların adlarını karşılamak üzere mecazlaşmış, anlam boşalmasına (asemantication) uğramış yapılardır. Özel isim bilgisi, dil dışı bir konudur ve ansiklopediye ait bir alandır. Bir kelime özel isim olduğunda sözlük malzemesi olmaktan çıkar. Bununla beraber özel adlar genel ad kaynaklıdır.[2] Dilde, genel adın (cins isim) özel ada dönüşmesi gibi, özel adın, genel ada dönüşmesi durumuna da rastlanır. Bu genellikle tedricen olur. Türk kelimesinde yaşanan bu iki taraflı dönüşüm dilde pek çok kelimede karşımıza çıkar.

Türk kelimesinin edebiyat tarihi içindeki macerasına gelince, kelime Orta Çağ Türk ve İran edebi metinlerinde benzerlik (istiare: metaphore) ve anlam kötüleşmesi yoluyla farklı anlamlar kazanmıştır. Türk kavim adı anlam kötüleşmesi yoluyla, “kaba, köylü, cahil, idraksiz vb.” anlamlar kazanmış, benzerlik yoluyla da, güzelin adı olmuştur. Kelimenin bu yeni anlamları, Türk kavim adına gönderme yapmazlar ya da yaptıkları gönderme bir mecaz ilişkisinden ibarettir. Yani, yeni anlamlarıyla türk sözü özel ad kategorisinden tekrar genel ad kategorisine dönmüş, cins isim olmuştur.

Metinlerde “güzel” anlamıyla geçen Türk, “zalim, gaddar, yağmacı, kan dökücü ve insana eziyet eden”dir. Kalpaklı, Arap ve Fars kültürünün dünya görüşü ile yetişen Osmanlı aydın sınıfı tarafından özellikle İran şairlerinin etkisiyle Türk kavim adının olumsuz anlamlarda kullanılmasını, kelimenin bu ilk çağrışım alanına bağlar ve kelimenin “kaba, köylü” anlamına gelişini Osmanlı aydınının kendisini etnik kimliğinden soyutlaması olarak değerlendirir.[3] Oysa kelimenin bu iki anlamının ayrı ayrı düşünülmesi gerektiği kanaatindeyiz. Kelimenin sevgiliye ad oluşu, Türkün savaşçı kimliği ile ilgilidir ve bir edebiyat motifidir. “Türk”ün, Türk kavim adının etimolojisi ile ilgili olmayan daha sonra kazandığı bu iki anlamı, tamamen farklı sosyo-kültürel şartların ve ihtiyaçların mahsulüdür.

Tuncer Baykara, Osmanlı Devleti’nin kuruluşta milli bir Türk devleti olarak XIV. ve XV. yy.’larda büyük ölçüde bu görüş etkisindeyken daha sonra devlet yönetiminde Türk kökenli olmayan devşirmelerle, Türk kökenliler arasındaki mücadeleyi devşirmelerin kazandığını söyler. Bunun da Osmanlı Devleti’nde Türk kavramında gerilemeye yol açtığını ve Türke “kaba, köylü, cahil” gibi anlamlar yüklenmesine sebep olduğunu nakleder.[4]

Osmanlı aydınının bir üst kimlik olarak benimsediği Osmanlılığı Türk kimliğine engel değildir. Bir Osmanlı ferdi farklı cinsiyet, milliyet ve din kimlikleriyle beraber Osmanlı üst kimliğini de taşıyabilir. Bu üst kimlik diğer kimliklerini yok etmediği gibi, engellemez de.[5] Kendisi de Türk olan şairlerin dilinde Türk sözünün kazandığı bu anlam üst kimliğin baskın hale gelmesiyle alt kimliklerden birinin ya da birkaçının silikleşmesi şeklinde yorumlanabilir.

Osmanlı Devleti, imparatorluğa dönüşme sürecinde, bir şehir devleti olma iddiasındadır. Dolayısıyla, Osmanlı aydını ve bürokratı, devletin resmi otoritesinden uzakta, yarı göçebe, aşiret hayatı süren Türkmenleri bu üst Osmanlı kimliğine ulaşamadıkları için “kaba, köylü, şehirli olmayan” Türk olarak nitelendirmiştir. Oysa şehirli Türk aynı zamanda Osmanlı’dır. Yerleşik Osmanlı ferdi için göçebe Türkmen aşiretleri “öteki”dir.

Osmanlı has, zeamet ve tımarlarda yaşayan bütün reaya için olduğu gibi, Türkmen aşiretlerini de nizam ve intizam altına almak, imparatorluğun müdafaası için onların kuvvetinden istifade etmek, onları iskan ederek vergiye bağlamak istemiştir. Fatih Sultan Mehmed ve Kanuni Sultan Süleyman’ın kanunnamelerinde bu Türk aşiretleri hakkında pek çok hüküm mevcuttur.[6]

Türkçede göçebe Türkmen aşiretlerinin genel adı “yörü-” fiilinden türeyen “yörük”tür. Dilimizde yörük sözü, Türk’ün sayılan anlamlarına yakın çağrışım alanları kazanmıştır. Türkçede, Osmanlı edebi metinlerinde “Türk ne bilir bayramı, lık lık içer ayranı” şeklinde geçen atasözü günümüzde, Batı Akdeniz Bölgesi yörüklerinde “yörük ne bilir bayramı, çorp çorp içer ayranı” şekliyle kullanılmaktadır.[7]

Türk sözü “Müslüman” kelimesiyle anlam karışmasına uğramıştır. Osmanlı ferdi, kendi kimliğini nasıl tanımlarsa tanımlasın, Batılılar veya komşuları için Osmanlılar Türk idiler. “Öyle ki XVI. yy.’da Müslüman olan bir Hıristiyan Türk olduğu gibi, XIX. yy. başlarında da aynı durum söz konusuydu. XIX. yy. başlarında hâlâ bir İngiliz İzmir şehrinde Hıristiyanlıktan ayrılıp, Müslümanlığı kabul edince Türk oluyordu”.[8] Bugün bile, halk arasında, Türk ile Müslüman aynı anlam alanındadır.

Türk sözü uzun süre Arap harfleriyle Araplar ve Acemler gibi “vav”sız “vokali olmaksızın (vK0) yazılmıştır. Kelimeyi “vav” ilavesiyle (vJâ0 şeklinde) ilk yazanlar Veled Çelebi ve Necip Âsım’dır. Bu yüzden o zamanın aydınlarının bu iki zâtla “vavlı Türk” diye alay ettikleri bilinmektedir.[9] İşte kelimenin “terk” okunuşuna da müsaade edecek şekildeki bu yazılışı, onun Türk şairlerin dilinde “terk et-” anlamına gönderme yapmasını da sağlamıştır. Yine kelimenin bu anlamı da “köylülük ve şehrî olamamak”la ilişkilendirilmiştir.

Kelimenin İran ve Türk edebi metinlerinde, Türkçe ve Farsça atasözleri ve deyimlerinde kazandığı “kaba, köylü, cahil, idraksiz vb.” anlamları pek çok araştırmacının dikkatini çekmiştir.[10]

Türkçede kelimenin anlam bozulmasına uğramış bu şekli sözlüklerce de işaretlenmiştir. Kazım Kadri Türk Lûgatı’nda kelimenin bu anlamını “köylü, kaba, galîzü’t-tab” olarak verir. Ayrıca, Lehçe-i Osmânî’deki “Sahrada oturup şehire dahil olmayanlara Türk ve Oğuz genel ismi kalır ve Türk ileride kaba, köylü ve Oğuz, saf anlamında kullanılmıştır.” kaydını nakleder. Ardından da kelimenin bu anlamını Nevayî’den (1441-1501) örnekler:[11]

Nevâyî Türklerning türki tutsa ayb kılman kim
Anga bir Türkmen mehveş gamı muhkem tolaşupdur

Nevâyî

(Nevâyî’yi, Türklerin kabalığı tutsa ayıplamayın, çünkü ona bir ay yüzlü Türkmen’in kederi iyice dolaşmıştır.)

Ahmed Talat Onay ise, Türk sözünün kazandığı bu anlamı şu beyitlerle örnekler:[12]

Terket o Türk’ü k’etse teşehhür ne denli kim
Çifti komış Sıtanbul’a gelmiş Sapanca’dan
Surûrî

(Ne kadar şehirli olsa da o Türk’ü terk et; çünkü, o çifti bırakıp Sapanca’dan İstanbul’a gelmiştir.)

Böğürtlen açılsa bağ oldum sanır
Türk şehre gelse beğ oldum sanır
Lâ-edrî

Agâh Sırrı Levend, Türk’ün bozulmaya uğramış anlamlarını sekiz ayrı başlık altında toplar ve bu anlamları “yüz kızartacak kadar çirkin ve küstahça” bulur. Bunu söyleyenler için “ne bir mazeret, ne de bir tevil bahis mevzu olabilir” der. Yine de konuyu eksik bırakmamak ve bilgiyi görmezden gelmemek için ilgili beyitlere yer verir.[13]

Türkî kerden deyimi, Ferheng-i Ziyâ’da[14] “zulüm ve galebe etmek; söz dinlememek, sertlik ve şiddet göstermek” şeklinde tanımlanmıştır. Farsçada Türk kelimesi pek çok tamlamaya girmiş ve farklı anlamlar kazanmıştır. Farsçanın en önemli sözlüklerinden Dihhuda’da bu tamlamaların zengin bir listesi vardır.[15] Türk kelimesinin içinde yer aldığı bazı Farsça tamlamaları şu şekilde sıralayabiliriz:

Türk-hû: türk-i bed-hû, Sevgili
Türk-vâr: Türk gibi

Türk-zâde: Türk’ten doğmuş
Türk-i aşkar: Merih
Türk-i bed-hâh: Sevgilinin isimlerinden
Türk-i cefâger: Sevgili

Türk-cûş: yarı pişmiş et (Türkler, kuvvetini kaybetmemesi için eti çok pişirmediklerinden yarı pişmiş ete türkcûş denilmiştir.)

Türk-cûşî kerdem men niyem hâm
Ez hakîm-i Gaznevî bişnev tamâm
Mevlânâ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ