ORTAÇAĞ TÜRK MİMARİSİNDE MİHRAB

ORTAÇAĞ TÜRK MİMARİSİNDE MİHRAB

1. Giriş

Mihrab çeşitli manalara gelmekle birlikte, cami ve mescitlerde yüklendiği işlev itibariyle imamın namaz kılarken cemaatin önünde durduğu aynı zamanda kıble istikametini gösteren kısma denmektedir. Buradaki kıble istikametinin anlamı, dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanların namaz kılarken Kâ’be’ye yönelmelerini işaret etmektedir. Hicretin ikinci yılında yani Hazreti Peygamberin Medine’ye hicretinin On altıncı ayında Kur’an’daki “Sen hemen yüzünü doğruca Mescid-i Haram’ın tarafına çevir, yani Kâ’be tarafına çevir” (Bakara, 144) ayeti ile kıblenin Kâbe olması gerçekleşmiştir. Bu vahiyden sonra Müslüman, namaz kılarken yönünü Kâ’be’nin bulunduğu Mescid-i Haram’a yöneltmiştir. Bu yönü ile İslam Sanatı ve Mimarisi açısından Kâ’be’nin önemi büyüktür. Kendisinin küp şeklinde basit bir bina olarak görülebileceği ve tam manası ile sanatsal bir eser denilemeyeceği işaret edilse bile; Müslüman için ezeli tezahürün bir yansıması sembol ve temsil noktasında bir yönelme, çekim ve cazibe merkezini ifade etmektedir. Böylece Kâbe İslam ile geçmiş İbrahim dini arasındaki bağı kurmakta, adeta tevhidi dinlerin aslının ve kaynağının açıklayıcısı olmaktadır.

İslam mimarisi bünyesinde karşımıza çıkan elemanların özellikle cami mimarisindeki mihrabın fonksiyonellikle sembolizm arasındaki duruşu farklı şekillerde ifadesini bulmuştur. Bunun temel nedeni namaz ibadetinin herhangi bir yerde yapılabileceği yani Kâbe’yi temsil noktasında bir mihrabın önünde durma zorunluluğunun olmayışından kaynaklanmaktadır. Ancak, cemaati toplamak için yapımı teşvik edilen ve “Allah’ın Evi” olarak anlamını bulan cami ve mescitlerin ve buna işaret eden bir yerin belirginleşmesinde kullanılan unsurların başında da mihrab gelmektedir.

Mihrabın yapısal birtakım özellikleri üzerinde barındırması nedeni ile ortaya çıkması ve menşei konusunda ileri sürülen görüşlerde birtakım farklılıklar dikkat çekmektedir. Hazreti Peygamber ve dört halife döneminde kıble, renkli bir çizgi veya üzerinde muayyen işaretler bulunan bir taş levha ile belirlenmiş ve gerek Medine’deki Mescid-i Nebevi’de ve gerekse Basra, Kûfe ve Fustat’taki ilk camilerde hücre şeklinde bir mihrab yapılmamıştır. Emevi dönemi ile birlikte yarım daire girinti yapan hücre şeklindeki mihrab, cami ve mescitlerde görülmeye başlamıştır. Hıristiyan kiliselerindeki apsis yanında havralardaki kutsal niş, Budist mabetlerindeki heykel koymaya mahsus nişler ve saraylardaki kabul ve taht salonlarının girintiden ibaret şekillerinden etkilendiği ileri sürülmüştür. Mihrabın kısa bir süre içerisinde form ve özellikleri itibariyle bir hücrenin (nişin) sınırlarını aştığı ve kendine özgü nitelikleri ile İslam dini mimarisi içerisinde ibadetle ilgili ya da simgesel bir anlama dönüştüğü görülmektedir. Bu da başlangıçta hangi etkileri üzerinde barındırırsa barındırsın mihrabın gerek tezyinat ve gerekse mimari form açısından ehemmiyetle ele alındığını göstermektedir. Böylece mihrabların çeşitli İslam ülkelerinde değişik malzemeleri, farklı nitelik ve süslemeleri ile cami, mescid ve türbe gibi dini yapıların iç mekanında ilk göze çarpan bir eleman haline geldiği gözlenmektedir.

Mihrabın İslam mimarisi içerisinde görülmeye başlaması Emevi dönemine kadar inmektedir. Bunu Abbasi ve Fatimî dönemi mihrabları izlemektedir. Başlangıçta yarım daire planlı bir niş halinde iken, özellikle Abbasi ve Fatimî döneminde hem malzeme açısından zenginleşmiş hem de bir cephe görünümü kazanmıştır.

Bunun dışında bütün İslam coğrafyasında gelenekselleşerek yaygınlaşan mihrabların malzeme, cephe düzeni, plan ve süsleme bakımından üzerinde bulundukları coğrafyanın etkilerini taşıdıkları ve buna göre şekillenme gösterdiklerini tarihi gelişim çizgisi içerisinde takip etmek mümkündür.

Türklerin Müslüman olmasından sonra kısa sürede İslam medeniyetine dahil olmaları ve bu mirasa sahip çıkmaları neticesinde mimari ve sanatta yeni üslup ve anlayışlar doğmuştur. Ortaçağ dünyasında müspet gelişmelere imkan tanıyan Türk devletleri, bunu sürdürebilme noktasında büyük bir yarışa girmişlerdir. Karahanlılarla başlayıp Gazneli ve Selçuklularla devam eden süreç, Osmanlı Devleti ile doruk noktasına ulaşmıştır. Orta Asya, İran, Azerbaycan, Irak, Suriye ve Anadolu coğrafyasında bu devletler eliyle oluşturulan dini, sosyal, askeri ve sivil amaçlı bir çok mimari eser gerçekleştirilmiştir. Hiç şüphesiz bu eserlerin başında cami ve mescit gibi dini yapılar önemli bir yer tutmaktadır. Bu dini mimarinin bünyesinde yer alan ve onun ayrılmaz bir parçası olan mihrablar ise sadece kıbleyi gösteren ve camideki imamın yerini belirleyen bir yer olma özelliği dışına taşarak devrin sanat ve üslubunu yansıtan önemli birer eleman haline dönüşmüştür.

Bu yazı çerçevesinde bütün mihrabları ele alıp incelemek ve değerlendirmek mümkün görülmemektedir. Bu nedenle örnekleme yolu ile aynı üslup özellikleri gösteren mihrablarda bir sınırlamaya gidilmiştir. Burada Karahanlı, Selçuklu (Büyük Selçuklu, Atabekler, Anadolu Selçukluları ve Saltuklu. Danişmentli, Artuklu, Mengücekli ve Ahlatşahlar Beyliği) ile Anadolu Beylikler devri (Karamanlı, Candaroğulu, Menteşe, Aydınoğulları) mihrabları ortaya konmaya çalışılmıştır.

2. Karahanlı ve Selçuklu Dönemi Mihrabları

Orta Asya’da 840 tarihinden itibaren hakimiyet kuran Karahanlılar, ilk müslüman Türk devleti olma özelliği taşımaktadır. Bu nedenle Karahanlıların ortaya koydukları mimarlık ürünleri, başta Selçuklular olmak üzere daha sonraki Türk devletlerinin sanatı üzerinde etkili olmuştur. Bu mimari eserlerin başlıcalarını cami, türbe ve kervansaraylar gibi dini ve sosyal amaçlı yapılar oluşturmaktadır.[1]

Karahanlı döneminden cephe düzeni ile belirlenebilen tek mihrab, Buhara Namazgah Camii’nde (1119-1120) bulunmaktadır. Bu mihrab, sonradan camiye dönüştürülen namazgahın kıble duvarı ortasında yer almaktadır. Dikdörtgen görünüşlü mihrab, çerçeve, dikdörtgen planlı hücre, mukarnas dolgulu kavsara, sivri kemer, köşelik ve kitabelik gibi unsurlarla teşkil edilmiştir.

Mihrabı üç yönden dolanan çerçeve, dışta ve içte zencirek ile bunların arasındaki yazı bordüründen oluşmaktadır. Dikdörtgen planlı niş, mukarnaslı bir kavsarayla nihâyetlenmektedir. Kavsara dışında kemer köşelikleri ve bunun üzerindeki kitabelik mihrabda dikkat çeken diğer unsurlardır. Mihrabın taşıyıcı kısımları tuğla olup, üzeri alçı kaplamalıdır.[2] Ayrıca bu mihrab, unsurları ve tertibatı ile yine aynı devirde başlayan ve daha sonra devam eden taçkapı formunun mihrablarında da etkili olduğunu göstermektedir.

Diğer yandan, bunun dışındaki Karahanlı camilerinde mihrabların dikdörtgen planlı hücre şeklinde düzenlendikleri cami planlarından anlaşılmaktadır. Bu mihrablarda cephe düzeni belirlenememiştir. Hazara Diggaron Camii, Nisa Namazgah Camii ve Buhara Mugaki Attari Camii mihrabları bu şekildedir.[3]

Büyük Selçuklu mihrablarına gelince, bunlar cami, medrese, kervansaray ve türbelerde bulunmaktadır. Bir çoğu İran’daki yapılarda görülen mihrabların genel karakteri, dikdörtgen çerçeve, sathi veya derin çift niş, sivri kemerli kavsara veya alınlık, kitabelik, köşelik ve taç gibi unsurları da ihtiva eden bir özellik taşımaktadır. Alçı ve tuğladan malzemesi ve dekorasyonu ile dikkat çeken mihrablar bu devir ve bölge için tipik bir form oluşturmaktadır.[4]

İsfahan Mescidi Cumasında (1072-1092) Melikşah Kubbesinin (1080) mihrabı, üzerine daha sonraki devirlerde yapılmış çini ve mermer malzemeli daha küçük bir mihrabla kapatılmıştır. Görülebildiği kadarıyla asıl mihrabın, içbükey geniş bir bordürle çerçevelenmiş dikdörtgen görünüşlü olup, sivri kemerle nihâyetlenen fazla derin olmayan bir nişe sahip olduğu anlaşılmaktadır.[5]

Harrekan II. Türbesi (1093) mihrabı, sekizgen planlı türbede girişin tam karşısında yer almaktadır. Bir bordürle dikdörtgen biçimde çerçevelenmiş mihrab, fazla derin olmayan dikdörtgen planlı hücre ve üç dilimli sütuncelerle sınırlandıırlmıştır. Köşelikler iki üçgen yüzeyle oluşturulmuştur. Üzerine tuğladan çeşitil süslemeler yapılmıştır.[6]

Kazvin Mescidi Haydariye (1113) mihrabı, alçı malzemeyle gerçekleştirilmiş kabartma yazı ve süslemeleriyle dikkat çekmektedir. Mihrabı üç yönden dolanan dört bordürle çerçevelenmektedir. Dikdörtgen görünüşlü mihrab, içiçe iki nişle gerçekleştirilmiştir. Köşelerden sütuncelerle sınırlandırılmış nişler, sivri kemerli ve yarım küre kavsaralıdır. Her iki nişin kemer köşelikleri üçgen yüzeylerden meydana gelmiştir.[7]

Gülpayegan Mescidi Cuma (1104-1118) mihrabı, zengin tuğla süslemeli çerçeve ile sınırlandırılmış dikdörtgen görünüşlüdür. Derinliği az köşeli yuvalarla oluşturulmuş, dört sıra mukarnaslı bir kavsaraya sahiptir. Dikdörtgen planlı fazla derin olmayan hücre, sivri kemerle kuşatılmış mukarnaslı kavsarayla nihâyetlenmektedir. Üçgen yüzeylerden ibaret köşelikler, alınlık ve çerçevede tuğla ve alçı süslemeler yer almaktadır.[8]

1114-1115 tarihinde yaptırılmış, fakat 1154-55’de tamir görmüş olan Ribatı Şerifin birinci ve ikinci avlusunda birer mihrab yer almaktadır. Alçı mihrablar birbirine benzer özellikte olup, yer yer süslemelerinde farklılıklar görülmektedir. Dikdörtgen görünüşlü mihrab, iki bordürle oluşturulmuş çerçeveyle sınırlandırılmıştır. Dikdörtgen planlı hücre, yarım kubbe kavsarayla nihâyetlenmektedir. Kavsara cepheden sivri kemerle kuşatılmıştır. Üçgen biçiminde iki yüzeyden oluşan köşelikler, birinci avlu mihrabında, ortada dairesel birer madalyon diğer kısımlar helezonik rumilerle, ikinci avlu mihrabında ise, sadece helezonik ve dairesel rumilerle süslenmiştir. Her iki mihrabda köşeliklerin hemen üzerine dikdörtgen biçimde, birer kitabelik yerleştirilmiştir. Kitabelikler çiçekli, kufi yazılarla doldurulmuştur. Mihrabların yarıya yakın alt kısımları tahrib görmüştür.[9]

Zevvare Mescidi Cuma (1134) mihrabı zengin alçı süslemeli olup, dikdörtgen çerçeve ve köşelerden sütuncelerle sınırlandırılmış içiçe iki sathi nişle oluşturulmuştur. Çerçeveyi dıştaki düz, içteki içbükey yüzeyli iki bordür teşkil etmektedir. Her iki niş sütunceler üzerinden başlayan sivri kemerlerle kuşatılmış, hafif kavisli alıklıkla nihâyetlenmektedir. Köşelikler ve alınlık alçı süslemelidir.[10]

Barsiyan Mescidi Cuma mihrabı (1134), iki bordürle, dikdörtgen çerçeve içerisine alınmıştır. Köşelerden sütuncelerle sınırlandırılmış mihrab hücresi, yaklaşık 2.00 m genişlik ve 1.00 m derinlikte, beş kenarlı yarım çokgen bir planlıdır. Mukarnas dolgulu bir kavsarayla nihâyetlenmektedir. Mukarnaslar, dört sıra halinde düzenlenmiş iri yuvalarla teşkil edilmiştir. Ayrıca kavsara cepheden sivri kemerle kuşatılmıştır. Hücrenin birbirine eşit yüzeyleri ince kaval silmelerle birbirinden ayrılmıştır. Mihrab tamamen tuğla malzeme ile gerçekleştirilmiştir.[11]

Mihrabın dış bordürü, tuğladan kûfi yazılarla doldurulmuştur. İkinci bordür, birer atlamalı, dört kollu ve sekiz köşeli yıldızlardan düğüm yaparak gelişen geometrik geçmelerle süslenmiştir. Tuğladan yapılmış geometrik geçmelerin araları, alçı ile yapılmış palmet, rumi ve yazılarla ayrıca tezyin edilmiştir. Kavsarayı dolduran mukarnasların içleri, geometrik yıldız geçmeler, damarlı rumilerle süslü kûfi ve sülüs yazılar ve gamalı haçlarla doldurulmuştur.[12]

Yine aynı 1134 tarihli Buzan İmamzade Karar Türbesi mihrabı dikdörtgen çerçeveli olup, iki nişle teşkil edilmiştir. Mihrab nişlerinden birincisi dikdörtgen planlı ve derin tutulmuştur. Sivri kemerli, yarım kubbe kavsarayla örtülmüştür. Bunun cephesindeki ikinci niş ise, sivri kemerli ve sağırdır. Sivri kemerin zemine kadar devam etmesiyle oluşturulmuş bir bordür ikinci nişi yanlardan sınırlandırmaktadır. Mihrab, alçı malzemeyle gerçekleştirilmiş olup, zengin süslemelidir.[13]

1158 tarihi Ardistan Mescidi Cuma mihrabı dikdörtgen çerçeveli, çift sathi niş ve çift sivri kemer alınlıklı olarak gerçekleştirilmiştir. Çerçeve, dıştaki düz, ikinci iç bükey kavsili iki bordürle teşkil edilmiştir. Bordürlerin üzeri yazılarla doldurulmuş olup, birbirlerinden kademeli düz silmelerle ayrılmıştır. Dıştaki sathi niş iki yandan sütuncelerle sınırlandırılmıştır. Sütuncelerin üzerinde başlayan sivri kemerle nihâyetlenen nişin üst kısmı alınlık şeklinde düzenlenmiştir. Sivri kemerden başka içten yazı bordürüyle ayrıca çerçevelenmiş alınlığın içerisi simetrik, girift rumi kompozisyonlarıyla tezyin edilmiştir. Birincinin alt kesimini dolduran ikinci niş ise, sütuncelerle sınırlandırılmış, sivri kemer alınlıkla nihâyetlenen diğeriyle aynı süsleme ve özelliklere sahiptir.[14]

1180 tarihli Veramin Pir Hamza Türbesi mihrabı zengin alçı tezyinatı ile dikkat çekmektedir. Mihrab geniş ve çiçekli kufi süslemeli bir bordürle dikdörtgen çerçeve içerisine alınmıştır. İki yandan sütuncelerle sınırlandırılmış dikdörtgen planlı hücre, yarım kubbe kavsaralıdır. Kavsara sütunce başlıklarından başlayan sivri kemerle kuşatılmıştır. Hürcrenin ana yüzeyine dikdörtgen çerçeve içerisine alınmış girintisi az, sivri kemerli ikinci bir niş yerleştirilmiştir. Ayrıca mihrabda kavsaranın üzerine yerleştirilmiş kitabelik, üçgen biçiminde köşelikler, sütuncelere ait vazo biçiminde başlıklar bulunmaktadır. Bütün yüzeyleri kaplayan yazı ve bitkisel süslemeler İran’daki Selçuklu mihrablarının genel karakterini yansıtmaktadır.[15]

Yine XII. yüzyıla tarihlenen Hemedan’daki Kümbeti Aleviyan mihrabı zengin ve abartılı alçı süslemeleri ile önemli bir yere sahiptir. Dıştan içe kademeli ve değişik süslemeli beş bordürle çerçevelenmiş mihrab, dikdörtgen görünüşlüdür. Diğerinin tersine dışta yanlardan sütuncelerle sınırlandırılmış, sivri kemer alınlıklı sathi bir niş, içte ise, yarım daire planlı ve yarım kubbe kavsaralı asıl niş yer almaktadır. Bu da köşelerindeki sütuncelerle oturan sivri kemerle nihâyetlenmektedir. Bütün yüzeyi süslemeli mihrabın dıştaki nişin kavsarasını, köşeliklerini ve üst kesimindeki dikdörtgen panoyu dolduran serbest dağılımlı iri plastik rumi ve palmetler, gelişkin özellikler göstermektedir.[16]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ