ORTA DOĞU’DA HÂKİMİYET MÜCADELESİ (1382-1447) MEMLÛK-TİMURLU MÜNASEBETLERİ

ORTA DOĞU’DA HÂKİMİYET MÜCADELESİ (1382-1447) MEMLÛK-TİMURLU MÜNASEBETLERİ

Ondördüncü yüzyılın son çeyreği ile XV. yüzyılın başlarında, Orta Doğu, Anadolu, Mâverâünnehir ve İran’da üç büyük devlet vardı. Bunlardan birincisi ve Orta Doğu’da olanı Memlûk Devleti, ikincisi; Mâverâünnehir ve İran bölgesinde kurulmuş olan Timurlu Devleti, üçüncüsü ise; Anadolu’daki Osmanlı Devleti idi. XIV. yüzyılın ikinci yarısında devletini kuran ve güçlü bir hale getiren Timur’un enerjik ve hudut tanımaz fetih hareketlerine girişmesi ile, Orta Doğu bölgesi ve Anadolu, yukarıda bahsedilen üç büyük gücün mücadele sahası olmuştur. O yıllarda İslâm dünyasının kalbinin attığı yer olarak da adlandırabileceğimiz bölgeye ve bu bölgedeki devletlere hakim olmak, özellikle Memlûk Devleti ile Timurlu Devleti’nin başlıca amacı idi. Bunun sonucunda ise bu iki devletin karşı karşıya gelerek birbirleriyle mücadele etmesi ve bu esnada Balkanlar’daki fetihlerine devam eden Osmanlı Devleti’nin de başlangıçta eyleme dönüşmeksizin taraf olarak Memlûk Devleti’nin yanında yer alması ve daha sonra ise bizzat mücadeleye katılması kaçınılmaz oldu.

1250 yılında Eyyûbîlerin hâkim olduğu coğrafyada yani Mısır ve Suriye’de kurulan ve kısa sürede güçlü bir devlet haline gelen Memlûk Devleti, 1382 yılına kadar bir istisna dışında hep Türk olan ve Bahrî Memlûkler denilen sultanlar tarafından idare edilmiştir. Ancak yukarıda bahsedilen tarihten itibaren ise çoğunlukla, Burcî Memlûkler diye de isimlendirilen Çerkez Memlûklerine mensup sultanlar başa geçmeye başlamıştır. İşte Memlûk Devleti’nde bu dönemin başlamasını sağlayan ve ilk hükümdar olan da Berkuk’tur. Berkuk’un saltanat makamını ele geçirmesinden bir süre önce, yaklaşık 1360 yıllarında ortaya çıkan Timur, gösterdiği faaliyetler sonucunda on yıl içerisinde bütün Mâverâünnehir’i hakimiyeti altına almıştı. Daha sonra ise önce düzenlediği dört sefer neticesinde Harezm’i ele geçirmiş, ardından 27 Nisan 1391 tarihinde Kunduzca’da Toktamış ile karşılaşmış ve savaş Timur’un zaferi ile sona ermiş olmasına rağmen Toktamış ele geçirilememiş idi.[1]

Timur’un, Toktamış meselesini halletmeden önce, Orta Doğu’da ve kısmen Doğu Anadolu’da gözükmeye başlaması buralarda bulunan beglerin ve hakimlerin Memlûk Devleti sultanı Berkuk’a mektuplar yazarak, hem ona bu durum ile ilgili bilgi vermelerine hem de ondan yardım istemelerine sebebiyet vermiştir.[2]

Timur ile Memlûk sultanı Berkuk arasındaki ilk resmi münasebet, Timur’un 1385 yılında Berkuk’a özel bir elçi vasıtasıyla mektup göndermesi sonucunda başlamıştır. Berkuk da bu mektuba uygun bir cevap vermişti.[3]

Timur’un bundan sonraki hareketi ise, 1386 yılında Ahmed Celâyir’in elinden Tebriz’i almak olmuştu.[4] Ancak az önce de bahsettiğimiz gibi Timur’un Yakın Doğu’da gözüktüğü sırada, Memlûk Devleti’ne komşu olan devletlerin Berkuk ile iyi ilişkiler kurmuş olması Timur’un bu bölge ile ilgili isteklerini şimdilik ertelemesine yol açtı. Bunun ardından da Kara Koyunlu Türkmenlerinin reisi olan Kara Mehmed, Tebriz’i büyük bir hızla ele geçirdi. Daha sonra da Kahire’ye gönderdiği elçi vasıtasıyla Berkuk adına para bastırıp, yine onun adına hutbe okuttuğunu sultana bildirdi. Ayrıca Sultan Berkuk’a, Tebriz’de onun adına Nâib olmak istediğini söyleyerek iznini istedi. Berkuk onun bu isteğini kabul etti.[5]

Timur 1393 yılında aniden geri dönerek Ahmed Celâyir’in hakim olduğu Bağdat’a hücum etti ve şehri kolaylıkla ele geçirdi. Çünkü Celâyir sultanı Timur gelmeden şehri terk ederek kaçıp gitmişti.[6] Timur Bağdat’ta iki ay kaldıktan sonra Celâyir sarayını süsleyen sanatçılar ile ilim adamlarını ve ayrıca sonradan köle olarak satılacak bir miktar savaş esirini beraberine alarak 31 Ekim 1393 tarihinde Bağdat’ı terketti.[7]

Bağdat’tan kaçan Ahmed Celâyir ise Batı’ya doğru ilerleyerek önce Halep’e oradan da Sultan Berkuk’un iznini aldıktan sonra Kahire’ye geldi ve burada çok iyi karşılandı.[8]

Berkuk’un, Ahmed Celâyir örneğinde olduğu gibi Timur’dan zarar gören hâkimlere kucak açarak onlara sahip çıkması, onun bölgedeki en büyük güç olarak komşu devletçikleri Timur’a karşı koruduğunun bir delilidir. Doğu’dan gelen bu fâtihin yaptığı son fetihler ile Memlûk Devleti’ne sınırlarda komşu olması ve Berkuk ile tam anlamıyla karşı karşıya gelmesi, durumun ciddiyetini tamamıyla fark etmiş olan Memlûk sultanını gerçek anlamda harekete geçmeye sevk etmişti. Bundan sonraki adım ise, Kadı Burhaneddin Ahmed’in girişimiyle ortaya çıktı ve özellikle Yıldırım Bayezid ile Toktamış’ın elçilerinin Kahire’ye gelmesi ile Timur’a karşı dörtlü bölgesel savunma ittifakı kurulmuş oldu.[9]

Bu esnada henüz Bağdat’ta bulunan Timur, Memlûk sultanı Berkuk’a bir elçilik heyeti gönderdi. Bu heyetin beraberinde ise çeşitli hediyeler ile birlikte bir de mektup vardı. Tehditlerle dolu olan bu mektup Berkuk’un hiçte hoşuna gitmedi ve o sıradaki devletler arası hukuka aykırı olmasına rağmen Timur’un elçilerini öldürterek ona açıkça meydan okudu.[10] Bunun ardından da gönderdiği mektupta onun tehditlerinden korkmadığını kendisiyle savaşmak arzusunda olduğunu sert bir dille ortaya koydu.[11]

Kendisine karşı oluşturulmak istenen ittifak girişiminden de haberdar olan Timur, özellikle ordusunda ortaya çıkan iaşe sıkıntısı sebebiyle harekete geçerek Bağdat’tan ayrılıp Aladağ’a geldi.[12] Bu sırada da boş durmayan Timur, bir taraftan Halep ve Kahire’deki casusları vasıtasıyla Memlûk Devleti’ndeki gelişmeleri izlerken diğer taraftan Doğu Anadolu’ya öncü kuvvetlerini göndererek buralarda faaliyetlerde bulunuyordu. Ancak 1393 yılında Timur’un Halep ve Kahire’deki bazı casusları ele geçtiği gibi, öncü kuvvetleri de Berkuk’un Halep ve Malatya naiblerinin orduları tarafından mağlup edildi.[13]

Bu son gelişmeler üzerine Timur’un Suriye üzerine yürüyeceğini düşünen Berkuk, büyük bir orduyla Suriye’ye hareket etmek üzereyken Timur’un ikinci mektubu Kahire’ye ulaştı. Yine tehditler ve çeşitli suçlamalar ile dolu olan mektupta ayrıca, Ahmed Celâyir’in teslim edilmesi de isteniyordu.[14]

Berkuk, Timur’un mektubuna onunkinden aşağı kalmayacak bir mektupla cevap verdi ve hazırlıklarını bitirerek 1394 yılında Suriye’ye gitmek üzere harekete geçti.

Timur ise bu sırada Erzurum’a kadar gelmiş olmasına rağmen, birdenbire geriye dönerek Toktamış üzerine yürüdü, çünkü o şu andaki şartların Anadolu’ya ya da Berkuk üzerine yürümesi için uygun olmadığını ve eğer böyle bir şey yaparsa ittifak üyelerinin bir araya gelerek karşısına çıkacağını tahmin etmişti. Buna rağmen Berkuk Suriye’ye geldi ve Timur’un karşısına güçlü bir orduyla çıkabileceğini gösterdi. Timur ise ilk önce 1395 yılında Terek ırmağı kıyısında karşılaştığı Toktamış’ı yendi, daha sonra da 1398-1399 yılları arasında Hindistan seferini gerçekleştirdi.

Berkuk Suriye’de bulunduğu sürede kendisine ittifak üyelerinden yardım teklifleri gelmişti, ancak o bu tekliflere şimdilik sadece teşekkür etti. Daha sonra ise kendi askerleri ile takviye ettiği Ahmed Celâyir’i Bağdat’a göndererek onun şehri geri almasını sağladı. Ahmed Celâyir artık Bağdat’ta Berkuk’un nâibi olarak görev yapacaktı. Berkuk bunların ardından 1394 yılının Aralık ayında Kahire’ye döndü. Bir süre sonra Timur Hind seferine çıkmadan önce 1396 yılında Berkuk’a bir elçi ile mektup gönderdi ve Mısır’da esir olarak bulunan yakını Atlamış’ın iadesini istedi.[15] Ancak Berkuk verdiği cevapta, Timur’un yanında bulunan kendi esirleri serbest bırakılırsa ancak o zaman bunun mümkün olabileceğini söylüyordu.

Berkuk artık özellikle Bağdat’ın geri alınmasında oynadığı rol ve Suriye’ye savaşmak üzere gelmiş olmasına rağmen, Timur’un karşısına çıkmamasından dolayı kazandığı prestij ile bölgedeki en güçlü devlet olarak kabul edilmeye başlanmış ve nüfuzu da iyice artmıştı. Ancak Timur’un, Orta Doğu’dan ve Anadolu’dan çok uzaklarda, Hindistan’da bulunduğu sırada ortaya çıkmış olan bu son durum, çok uzun ömürlü olmadı. Çünkü ilk önce 1398 yazında Kadı Burhaneddin Ahmed, Akkoyunlu Kara Yülük Osman tarafından öldürülmüş,[16] ardından ise 1399 yılının Haziran ayı ortalarında Sultan Berkuk vefat etmişti.[17] Bunun üzerine de Orta Doğu ile Anadolu’da siyasi dengeler alt üst olurken, artık şartlar özellikle bu bölgede Memlûk Sultanı ile hakimiyet mücadelesine girmiş, ancak o sırada sabretmesi gerektiğini görmüş olan Timur’un lehine dönmüş idi.

Anadolu’da bu hadiseler cereyan ettikten sonra, Memlûk Devleti’nin başında bulunan ve o ana kadar takip ettiği akılcı siyaseti sonucunda Timur’u bölgeden uzak tutmayı başarmış olan sultan Berkuk’un vefatı üzerine yerine küçük yaştaki oğlu Ferec geçti.[18]

İlk önce Kadı Burhaneddin’in, yaklaşık bir yıl sonra ise Memlûk sultanı Berkuk’un ölümü üzerine, Orta Anadolu’da bazı karışıklıklar ortaya çıkınca, batıdan Yıldırım Bayezid, doğudan ise Timur bu bölgeye göz dikmiş idi.[19] Sivas’ı Kadı Burhaneddin’in ölümü üzerine daha önce ele geçirmiş olan Yıldırım Bayezid, Timur’dan daha çabuk davranarak 1399 yılında Memlûk Sultanlığı tahtındaki değişiklikten de faydalanıp, uzun süreden beri devam eden iki devlet arasındaki iş birliği ve dostluk anlaşmasının varlığını hiçe sayarak, Fırat üzerinde bulunan Memlûk Devleti hakimiyetindeki bölgeye inmiş, Elbistan, Malatya, Darende ve Divriği’yi topraklarına katmıştı.[20]

Böylece görüldüğü üzere Yıldırım Bayezid, Orta Anadolu ve Canik bölgesinden sonra Orta Fırat bölgesini de ülkesine katarak Anadolu’nun siyasi birliğini sağlama yolunda önemli adımlar atmıştır. Ancak bu açıdan olumlu olarak nitelendirilebilecek olan bu gelişmeler, diğer taraftan Timur’a karşı meydana getirilmiş olan savunma sisteminde büyük bir boşluk ortaya çıkarmış, bu da onu Timur’a karşı verilecek olan savaşta tek başına bırakmıştı. Muhakkak ki bu sırada Timur’un Hindistan seferi ile meşgul olması Yıldırım Bayezid’a bu kadar rahat hareket etme imkanı sağlamış idi.

Hiç şüphesiz Yıldırım Bayezid’ın başarıları sonucu ortaya çıkmış olan bu yeni durumdan en fazla etkilenenler, daha önceden de Timur’un Anadolu’daki faaliyetlerini destekleyen ve ona tâbi olan devletçikler idi. Bunlar arasında da, sözü edilen devrede, hâlâ siyasi anlamda faal rol oynayan Erzincan Emirliği’dir. Ayrıca artık Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid, yaptığı genişleme ile bu Emirliğe sınır komşusu olmuştu. Gerçekten bir süre sonra, Yıldırım Bayezid Taharten’e elçi gönderip Erzincan ve etrafında bulunan memleketlerden vergi isteyince, Erzincan emiri hemen bu durumu Timur’a bildirmiş ve ondan yardım istemişti.[21]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ