ORTA ASYA’NIN PALEOCOĞRAFİK EVRİMİ VE İNSAN TOPLULUKLARINA ETKİSİ

ORTA ASYA’NIN PALEOCOĞRAFİK EVRİMİ VE İNSAN TOPLULUKLARINA ETKİSİ

1. Coğrafya ve Habitat

Yerküre; üzerinde yaşamın var olduğu bilinen tek gök cismidir. Uzaydaki başka gök cisimlerinde hayatın var olup olmadığı henüz bilinmiyor. Yerküre; üzerinde barındırdığı canlılara ev sahipliği yapıyor, onlara yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan her türlü ortamı sağlıyor. Canlıların yaşamlarını sürdürdükleri bu doğal ortama “habitat” ismi verilmektedir.

Her canlının yaşamasına elverişli doğal yaşam ortamları (habitatları) vardır. Kendi yaşam ortamında canlılar çoğalırlar, sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürerler. Canlılar, yaşam ortamındaki küçük değişimlere, bir miktar değişerek uyum sağlayabilirler. Ortamdaki büyük değişimler ise o türün azalmasına, yok olmasına veya uyum sağlayabileceği yeni ortamlara göç etmelerine sebep olmaktadır.

Canlıların yaşam ortamını belirleyen en önemli faktör iklim koşullarıdır. İklimin de en önemli iki faktörü sıcaklık ve yağıştır. Yerkürenin Oğlak Dönencesi (S 23° 1/2) ile Yengeç Dönencesi (N23° 1/2) arasında kalan ekvator bölgesi genel olarak çok sıcak ve yağışlı bir iklime sahip olup, burada tropikal ormanlar yer alır. Güney Kutup dairesi (S 70°) ile Güney Kutbu; Kuzey Kutup dairesi (N 70°) ile Kuzey Kutbu arasındaki kutup bölgeleri çok soğuk ve orta derecede yağışlı olup tundra tipi bitki örtüsüne sahiptir. Ekvator bölgesinde gece ve gündüzün uzunlukları birbirine çok yakın olup mevsimler hissedilmez. Kutup bölgelerinin kabaca altı ay gecesi altı ay gündüzü ve yalnız iki mevsimi bulunmaktadır.

Yerkürenin dönenceler ile kutup daireleri arasında kalan orta bölümü ise ılıman bir iklime, mevsimlik yağışlara ve dört güzel mevsime sahiptir. Karaların denizlere ve büyük göllere yakınlığı, okyanuslardaki büyük su akıntıları ve atmosferik hareketler, bölgenin iklimi üzerinde ikinci derecede önemli etki yapmaktadır. Örneğin, Kuzey Atlantik Sıcak Su Akıntısı (Gulf Stream) Batı Avrupa ve İskandinavya ülkelerini, bulundukları coğrafi enlem derecelerine göre daha ılıman bir iklime sahip kılmaktadır.

İklim çeşitleri, hüküm sürdüğü kuşağın bitki örtüsü türü ile yoğunluğunu ve hep birlikte bölgenin toprak türünü belirleyen en önemli etkenlerdir. Böylece her canlı türüne uygun doğal yaşam ortamları coğrafi faktörlerle denetlenmektedir.

2. Yerkürenin “Bereketli Altın Kuşağı”

Gerek tarih öncesi, gerekse tarih sonrası çağlarda, insan topluluklarının yoğunlaştığı ve yüksek düzeyde medeniyetler yaratmış oldukları yerlerin coğrafi konumları incelendiğinde, bu medeniyetlerin kuzey yarım kürede N 30 ile N 45 derecelik meridyenler arasındaki oldukça dar sayılan bir kuşak içinde yer aldıkları görülür. Yerkürenin “Bereketli Altın Kuşağı” da diyebileceğimiz bu altın kuşak üzerinde yer almış olan eski yüksek medeniyetler arasında; Mezopotamya, Anadolu, Doğu Akdeniz (Lavant), Mısır, Hindistan’ın İndüs Vadisi, Orta Asya’nın Tarım Havzası, Sarı Nehir (Pekin) ile Yangtse Nehri (Şangkay) arasındaki eski Çin, Eski Yunan ve Eski Roma medeniyetleri sayılabilir (Harita 1). Buğday, arpa gibi temel tahıl ürünleri ile çeşitli meyve türlerinin; koyun ve keçi gibi yararlı hayvanların doğal olarak bol miktarda yetiştiği, sonra bunların ilk defa tarım ve hayvancılık faaliyetleriyle insanlar tarafından yetiştirildiği veya evcilleştirildiği, böylece tarihte tarıma dayalı büyük yerleşim birimlerinin ve medeniyetlerin kurulduğu merkezler de bu kuşak üzerindedir.

Orta ve yakın çağın güçlü devletleri ile medeniyetlerinin de bu kuşak üzerinde kurulmuş ve gelişmiş olduğunu görürüz. Çağımızın güçlü devletleri olan ABD, Japonya ve Avrupa devletleri de bu kuşak içinde veya biraz kuzeyinde yer almaktadır. Özetlemek gerekirse; yeryüzünün %10’unu işgal eden bu altın kuşak, gelmiş geçmiş bütün medeniyetlerin %90’ından daha fazlasına ev sahipliği yapmıştır.

Büyük medeniyetlerin doğduğu veya yoğun insan yerleşimlerinin günümüzde bile yer aldığı yöreler incelendiğinde bunların büyük nehirlerin kenarlarındaki vadilerde veya deltalarda yer aldığı görülür. Bu çok doğal bir sonuçtur. Çünkü su, hayat demektir. Su denince kastedilen tatlı sulardır ki bunu en çok büyük nehirler sağlamaktadır. Büyük vaha ve tatlısu göl sahilleri de insan ve diğer karasal hayvanların su ihtiyacını karşılayan önemli kaynaklardır.

3. Avrasya’da Son Buzul Çağı

Yerküre yaratılışından beri, bazı dönemlerinde, soğuk bir iklime sahip olmuş, denizlerin bir kısmı donmuş, karaların bir kısmı üzerinde biriken karların yeniden kristalleşmesiyle oluşan ve adına “buzul” denilen ve adeta taşlaşmış kalın buz tabakaları ile kaplanmıştır. Buzullar genel olarak iki türe ayrılır. Bunlardan birincisi yerkürenin kuzey ve güney kutup bölgelerini bir “takke” gibi kapsayan kıta büyüklüğündeki buzullar olup bunlara “kıtasal buzullar” (continental glaciers) denilmektedir. Kıtasal buzullara “buzul kıtaları” demenin daha doğru olacağı kanısındayım. İkinci tür ise yüksek dağlık bölgelerde oluşan ve adına “dağ buzulları” (mountain glaciers) veya “vadi buzulları” (valley glaciers) denilen buzullardır.

Yerkürenin geçirmiş olduğu en son buzul çağı, günümüzden yaklaşık 3 milyon sene önce başlayıp 10 bin sene önce en küçük düzeye indiği bilinen 4. zaman (Kuvaterner) buzul dönemidir. Son buzul çağı, en geniş döneminde günümüzde kapsamış olduğu alanın üç mislinden daha geniş bir alanı kapsamıştı. Kuzey Buzul Kıtasının sınırları Londra’ya, Orenburg’a, yaklaşık 50° N enlemine kadar inmişti (Harita 2). Günümüzde karaların yaklaşık onda biri buzullarla kaplıdır; son buzul çağının en geniş döneminde ise karaların yaklaşık üçte biri buzullarla kaplanmıştı.

Son buzul çağında, Avrasya’nın buzullarla kaplanmış olduğu bölgeler Harita 1’de gösterilmiştir. Bu haritada görüleceği üzere, Avrasya’nın kuzey yarısı tamamıyla Kuzey Buzul Kıtası tarafından örtülmüştür. Doğu-Batı yönünde uzanan Alp-Himalaya dağ kuşağı yer yer bazı kesintiler olmakla birlikte dağ buzulları ile kaplanmıştır. Türk Dünyasını ilgilendiren Orta Avrasya, Kuzey Buzul Kıtası ile Alp-Himalaya dağ buzulları arasında kalmaktadır. Ancak, Orta Avrasya Kuzeydoğu-Güneybatı yönlü ikinci bir dağ kuşağını oluşturan Tanrı ve Altay Dağları buzulları ile ikiye bölünmüştür (Harita 1). Böylece Tanrı ve Altay Dağları ve buzulları, Türkistan coğrafyasını Doğu Türkistan ve Batı Türkistan diye ikiye bölmüş durumdadır. Türk topluluklarını oluşturan halkın yaklaşık 20 bin yıl önceki ataları, Orta Avrasya’da ortalama atmosferik sıcaklığın günümüzdekinden yaklaşık 5°C daha düşük, etrafı buzullarla çevrili Orta Asya’nın iç bölgelerinde çok sayıda büyüklü küçüklü, soğuk tatlısu göllerinin bulunduğu böyle bir coğrafyada yaşam mücadelesi vermişlerdir. O günlerden günümüze nasıl gelindiğini daha iyi anlayabilmek için Hazar Denizi ile Tanrı Dağları arasında yer alan “Turan Ovası”nın paleocoğrafik evrimini ve bunun o bölge insanları üzerindeki muhtemel etkilerini daha yakından inceleyelim.

4. Hazar-Aral Tatlısu Gölleri

Son buzul çağının 20.000 yıl öncesindeki ana ısınma döneminde buzullar hızla çözünmeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak, Karadeniz, Hazar ve Aral’ın kuzeyinde oluşan büyük buzul göllerinden taşan tatlı buzul suları, büyük nehirlerle Hazar ve Aral gölleri ile Karadeniz’e boşalıyorlardı. M.Ö. 12.500 yılına kadar devam eden bu buzul suları Aral Gölü’nü, Hazar Denizi’ni ve Karadeniz’i ağızlarına kadar doldurmuştu. Fazla gelen sular, göl ve denizleri birbirine bağlayan kanallardan taşarak, Marmara ve Akdeniz’e boşalıyorlardı. Hazar Denizi, bugünkü doğu ve kuzey sahillerindeki alçak arazileri basmış, güneyden Aral Gölü ile birleşmiş ve böylece Karadenizin 1,5-2 misli büyüklüğünde, fakat oldukça sığ bir tatlısu gölüne dönüşmüştü (Harita 3). Bir yandan kuzeyindeki buzul gölleri ve onları boşaltan Volga ve Tobal nehirleri ile, diğer yandan doğusunda Afganistan, Tacikistan ve Kırgızistan dağlarındaki kar ve buzullardan (Tanrıdağı Buzulları) beslenen Amu Derya ve Sir Derya Nehirleri, Hazar-Aral tatlısu göllerini sürekli olarak beslemekteydiler. Hazar- Aral tatlısu gölünün bugünkünden çok daha geniş bir araziye yayılması ve aynı zamanda çok sığ oluşu nedeniyle çevresinde oldukça ılıman bir iklim kuşağı oluşturmuştu. Ayrıca Karadeniz ile Hazar ve Aral Denizlerinin kuzey sahillerinden geçen yerkürenin “altın kuşağı”nın kuzey sınırını oluşturan 45°lik kuzey enlemden başlayarak, 37°lik kuzey enleme kadar inen bölgede, Akdeniz bölgesinin bereketli ılıman iklimine benzer bir iklim hüküm sürmektedir.

Bu coğrafya ve iklim şartları nedeniyle bölge, M.Ö. 12.500 ve 6.200 yılları arasında meydana gelen küçük “Younger Dryas” ve “Mini-İce Age” buzul dönemlerinde bile yaşanabilir bir habitat durumunu korumuştur. Neresinden bakılırsa bakılsın, Hazar-Aral tatlısu gölü çevresi, özellikle Turan Ovası her türlü yaşamın yeşermesine, insanların ve diğer canlıların çoğalarak mutlu bir hayat sürmesine çok elverişli bir konumdaydı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ