ORTA ASYA’DAN MEZOPOTAMYA’YA SÜMER GÖÇLERİ VE KÜLTÜREL ETKİLERİ

ORTA ASYA’DAN MEZOPOTAMYA’YA SÜMER GÖÇLERİ VE KÜLTÜREL ETKİLERİ

GİRİŞ

Kavimlerin ortaya çıkışlarında ve başka kavimlerle etkileşimlerinde göçlerin etkisi büyüktür. Göçlerin büyük bir kısmı Asya içlerinden yapılmıştır. Göçlerin yapıldığı yer ise Türklerin anavatanı olarak kabul edilen Orta Asya’dır. Orta Asya merkezli yapılan göçler dalgalar halinde belirli zaman dilimlerinde yapılmıştır. Kavimler bir yerden başka bir yere çeşitli sebeplerle göç ederlerken belirli güzergâhları takip etmişlerdir. Göçler çoğunlukla doğudan batıya doğru olmuş bazen de ters istikamette yapılmıştır. Binlerce yıl dalgalar halinde devam eden göçler başlıca iki yoldan olmuştur. Bunlardan biri kuzey yoludur. Bu yol Ural dağları ile Hazar denizi arasından ve Karadeniz’in kuzeyinden geçmektedir. Güney yolundan Kafkasları geçmek suretiyle kuzey yoluna ulaşan kafileler de olmuştur. Güney yolundan Ön Asya’ya aralıklı olarak yapılan göçler tarih öncesi devirlerde başlamıştır. Buraya ilk göç edenlerin Sümerliler olduğu kabul edilmektedir. Sümerlilerin Turanî bir kavim olması, bunların menşeini Orta Asya’ya götürmektedir (Durmuş, 1993: 21).

Sümerliler ile ilgili bilgilerimizin çoğunluğu I. ve II. Dünya Savaşı arasındaki zaman diliminde yapılan kazılar sonucunda gün yüzüne çıktı. Sümerliler ile ilgili yapılan araştırmaların çoğunluğunu dilleri, kültürleri, yaşam biçimleri üzerinde yapılan araştırmalar oluşturmuş, onların nereden geldikleri ve erken tarihleri üzerinde fazla durulmamıştır. Ülkemizde Sümeroloji araştırmaları ise Atatürk’ün talimatı doğrultusunda başlatılmıştır. Atatürk, Sümerlilerin Türklerle kültür ve dil bakımından yakın olduğu düşüncesindedir. O, Sümerlilere ait bilimin henüz çocukluk çağında olduğu bir devrede, dillerinin Türkçeye benzediğine ve Asya topraklarından gelmiş olduklarına inanmıştı ( Çığ, 1994: 235).

Sümerlilerin Kökeni ve Tarih Sahnesine Çıkışları

Alman Sümerolog Hartmut Schmökel’e göre Sümerliler, “geniş yüzlü, küçük kafataslı, ileriye doğru çıkan düz burunlu, ince dudaklı, küçük ağızlı, kısa alt çeneli, dar alınlı ve geniş tıknaz bedenli insanlar” olarak tanımlanmışlardır. Onlar, rölyef, mühür ve stellerden çıkarıldığı kadarıyla, tıknaz, küçük kafatası olan, açılmış iri gözlü, siyah saçlı, kat kat ve ustaca kesilmiş uzun sakallı, taç veya örgülü saçlı, çoğunlukla da kel insanlardı (Uhlıg, 2006: 65). Sümerliler İsa’dan üç bin yıl önceki zamandan evvel Irak’ın güneyini yurt edinmiş ve bu mıntıkanın, yani Irak’ın kuzey kısmına bile tam mânasile yerleşememiş küçük bir kavimdir. Göçlerinin tarihini nisbi kronolojiye, yani kazılarla ortaya çıkan tabakalardan hangisine rastladığına göre bile, tespit edemiyoruz; kaldı ki mutlak kronoloji ile yani müspet yıllarla tespit edilebilsin. Sümerliler Irak topraklarını 1000 yıldan fazla bir zaman Sami Akadlarla paylaşmışlardır (Landsberger, 1943: 89). “Eski Ortadoğu’nun Kültür Tarihi” adlı eserinde Hartmut Schmökel, Sümerlilerin 3. bin yılın biraz öncesinde göç ettiklerini ve kuzeydeki üstünlüklerini elde tutarlarken güneyin bin yıldan daha fazla bir zaman önce Sümerlileştiğini belirtmektedir (Uhlıg, 2006: 55). Daha İsa’dan 2000 yıl öncelerinde bile, kendileri ve dilleri artık ölmüş bulunduğu halde, Sümer dili Babil mekteplerinde İsa’nın doğumuna kadar okutulmuş ve Babil mabetlerinde Sümer ilâhileri terennüm edilmişti. Babil yazısının yayılması ile Sümer dili batıya kadar yayılmış bulunuyor, 1400 ile 1200 yılları arasına rastlayan devrede Hitit Devleti’nin merkezindeki mekteplerde de Sümerce okutuluyordu. İkinci bin yıl ortalarında bir taraftan Babillilerin yurtları, diğer taraftan Anadolu ve Mısır olmak üzere sınırlanmış bölgede de Sümerce okutuluyordu (Landsberger, 1943: 89). Sümerce yapı bakımından Ural-Altay ve bazı Kafkas dilleri ile benzerlikler gösterir (Günbattı, 2007: 14). Kullanmış oldukları dilin Ural-Altay dil ailesine ait olması, bu kavmin Asya menşeli olduğunu göstermektedir (Çeçen ve Gökçek, 2005: 2).

Sümerlilerin etnik kökenlerinin üzerinde çeşitli çalışmalar yürütülmüştür. Bu çalışmalar neticesinde öne çıkan en önemli görüş Sümerlilerin Türklüğü meselesidir. Yapılan araştırmalarda Sümerlilerin Türk oldukları konusuna delil teşkil edecek en önemli kanıtı onların dillerine yansımış sözcük dağarcığında aramak yerinde olacaktır. Sümerce ile Türkçe arasındaki gerek ses gerekse anlam bakımından benzer bazı kültür kelimeleri Sümerlilerle Türkler arasındaki bu bağlantıyı daha da güçlendirecektir (Çeçen ve Gökçek, 2005:2). Kompleksiv cümle yapısı ile sıkı bir ilgisi olan zincirleme ibare şekli arka arkaya sıralanıp sonunda bir gramer eki ile bağlanan ve bir kül teşkil eden ibarelerdir. Bu hususiyeti Türkçede görürüz (Landsberger, 1943: 95). Buradan hareketle Sümerlilerin Türklüğü izah edilmeye çalışılmaktadır. Sümerlilerin dilleri ve dil grupları diğer dünya dilleri ve dil grupları arasında karşılaştırılmıştır. Sümerce ile Türkçenin karşılaştırılması neticesinde iki dildeki ortak kelimelerin varlığı Sümerlilerin etnik yapısının Türk olduğu tezini doğrulamaktadır. Arkeolojik ve antropolojik belgeler de Sümerlilerin kimliğinin belirlenmesine katkı sağlıyor ve Türklükleri tezini güçlendiriyor (Durmuş, 2006: 13). Türkçe “ev-de” yerine Sümerce “e-ta” gibi benzerliklerde gevşek bir akrabalık ifade eder. Yine bu gevşek akrabalığın diğer bir delili daha, Sümercede olsun, Türkçede olsun birinci şahsın M ikinci şahsın S ile gösterilmesidir ( Landsberger, 1943: 95). Öte yandan, Sümerliler’in dilleri de bu görüşü destekler mahiyettedir. Zira Sümerce, yapı bakımından Türkçenin de dâhil olduğu “eklemeli” veya “bitişken” diller grubu içinde yer almaktadır. Hatta bu konuda yapılan araştırmalarla 200-300 kadar Sümerce kelimenin Türkçe ile ilgisi görülmüştür ( Koca, 1992: 38). Ayrıca, yapı bakımından aynı benzerlik Urartu dili ile Türkçe arasında da görülmüştür ( Koca, 1990: 23). Sümerlilerle Türkler arasındaki akrabalık ya da aynı ırktan oluşları üzerindeki bilimsel verileri arkeolojik ve antropolojik çalışmalar oluşturmaktadır. Mezopotamya iklimine uymayan yünlü giysiler giymeleri, Mezopotamya’da bulunmayan madenleri işlemiş olmaları, ölü gömme adetleri ve brekisefal yapıya sahip olmaları, Sümerlilerle Türkler arasındaki bağlantıyı açık bir şekilde ortaya koymaktadır ( Çeçen ve Gökçek, 2005: 4-5).

Sümerlilerin Anayurtları, Mezopotamya’ya Göçleri, Göç Yolları ve Yayılma Sahaları

Sümerliler, Klasik Yunan kaynaklarında Mezopotamya (iki nehir arası memleket) adı verilen, Arap kaynaklarında da aynı manada Beynennehreyn denilen bugünkü Irak’ın güneyinde, sadece Bağdat -Basra arasındaki kısmında yerleşmiş eski bir kavimdir (Bilgiç, 1982: 81). Sümerlilerin ilk yurtlarının neresi olduğu konusunda bazı fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Asya’dan bir yerden göçtükleri kabul edilmekle beraber, anavatanlarının neresi olduğu hakkında farklı görüşler bulunmaktadır (Günbattı, 2007: 1). Tanınmış Sümerolog S. N. Kramer ise Sümerliler’in ana yurtlarının bilinmediğini belirtmektedir ( Bilgiç, 1982: 86; Kramer, 2002: 64). Klasik çağlarda Babil ülkesi adıyla bilinen Sümer, Mezopotamya’nın aşağı yarısından oluşur; bu alan kabaca günümüz Irak’ının, Bağdat’ın kuzeyinden Basra Körfezi’ne kadar olan bölümüyle özdeştir (Kramer, 2002: 13). Bilim adamlarından bazıları onların esas yurtlarının Orta Asya olduğu üzerinde görüş belirtirken bazıları da onların esas yurtlarının başka yerler olduğu düşüncesindedir. Tanınmış Sümerolog S. N. Kramer, Sümerliler’in Enmerkar ve Lugalbanda destanlarında anlatılan kahramanlık öykülerine dayanarak, ilk Sümer beylerinin Hazar Denizi yakınlarında bir yerde aranan Aratta adlı şehir devletiyle yakın bir ilişki içinde olduklarını, Sümerliler’in ana yurtlarının Aratta bölgesinde olabileceğini söylemektedir (Günbattı, 2007: 2; Kramer, 2002: 57).

Sümerliler M. Ö. IV. binin ikinci yarısında, Klasik Yunan kaynaklarında “ iki nehir arası ülke” anlamına gelen Mezopotamya’nın güneyine göçmüş bir kavimdir (Günbattı, 2007: 1). Sümerlilerin Mezopotamya’ya göçleri üzerinde değişik görüşler bulunmaktadır. “Eski Ortadoğu Saltanat Kapısının Sanat Tarihi” kitabının yayımcısı olan Winfried Orthmann yazdığı önsözde Sümerce konuşan halk gruplarının bu bölgenin ilk sakinleri olmadığını, milattan önceki bir zamanda buraya göç ettiklerini belirtmektedir (Uhlıg, 2006 56). Kramer, Sümerliler’in kara yoluyla Mezopotamya’ya gelmiş olabileceklerini ima etmektedir (Bilgiç, 1982 87; Günbattı, 2007: 2). Onların buraya genellikle doğudan gelmiş oldukları düşüncesi hâkimdir (Bilgiç, 1982 85). Kramer, Sümerlilerin M.Ö. dördüncü binin ikinci yarısında gelmiş olduklarını belirtmektedir. Sümerliler, M. Ö. 3500 yıllarından biraz sonra güney Mezopotamya’ya göç etmiş olmalıdırlar. Bu tarih 3300’ler de olabilir (Bilgiç, 1982: 86-87). Göç edenler, geçiş bölgelerindeki halklarla savaşmaktan ziyade, yeni bir vatan bulmak amacındadırlar ve geniş alanları dalgalar halinde geçerek sular altında kalmış Fırat ve Dicle bölgesine ulaşırlar (Uhlıg, 2006: 13). Göç edenlerin Mezopotamya’yı özellikle seçip seçmedikleri tam olarak bilinmemektedir. Mezopotamya tarihi Sümerlilerin buraya gelmeleriyle başlamıştır. Onların Mezopotamya’ya nereden geldikleri tam olarak tespit edilememiştir. Bu konu ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunlar arasında en kuvvetlisi, Sümerliler’in Mezopotamya’ya Aral Gölü çevresinden, yani Orta Asya’dan geldikleri şeklinde ileri sürülen görüştür. Bu görüşte olan bilim adamları, Sümerliler’in eski Türk topluluklarından biri veya Türklerle akraba bir kavim olabileceği kanaatine varmışlardır (Koca, 1992: 38). Sümerlilerin dilleri de bu görüşü destekler mahiyettedir (Durmuş, 2006: 3). Kuzey Asya’da yaşayan Türk boyları özellikle Hazar Gölü yörelerinden, Kuzey İran’dan Güney Mezopotamya’ya göç etmişler, burada adları da Türkçe olan “Ur ve Uruk” kentlerini kurmuşlardır (Hatiboğlu, 1979: 31). Sümerlilerin Orta Asya’dan Mezopotamya’ya geldikleri görüşünü savunan Salim Koca, dayanak noktası olarak Hrozny’nin eserine atıfta bulunmaktadır. Sümerliler kendi kaynaklarında ilk yurtlarının yerini, “Arali (Aral)’den geldik, Kaphuzi (Kafkasya)’den geçtik” şeklinde bir ifade ile belirtmişlerdir (Koca, 1992: 44). Sümerlilerin kendi kaynaklarında geçen bu ifadeyi kabul ettiğimizde onların Aral Gölü çevresinden Mezopotamya’ya geldikleri sonucuna varılmaktadır. Uhlıg, ise Hazar Denizi çevresindeki bu oluşumların net olmadığı görüşündedir (Uhlıg, 2006: 14). Akdoğan, Sümerliler’in Mezopotomya’ya İran Yaylası üzerinden inmiş olmalarının muhtemel olduğu görüşündedir. Mezopotamya’da Türklerin yaşadığına ve bunların bir tablette rastlanan, icat etmiş oldukları bir nota yazısı ile Sümer ilahisini yazdıklarını belirtmektedir (Akdoğ an, 2008: 153-154). Landsberger’e göre bütün büyük Sümer şehirlerinin Mezopotamya’nın güneyinde bulunmasını ve kuzeye doğru çıktıkça yerleşim yerlerinin azalmasını, Sümerliler’in en eski ve büyük tanrılarından “yer altı sularının beyi” Enki’nin kült yeri olan Eridu’nun Mezopotamya’nın en güneyinde bulunmasını Sümerliler’in Basra Körfezi üzerinden geldiklerinin önemli bir delili saymıştır. Landsberger, bir Sümer efsanesinde cennetin bulunduğu yer olarak geçen Dilmun ( bugünkü Bahreyn) adasının bir Sümer tanrısı ve eşinin kült yeri olduğunu ve bu tanrılara buradan başka bir yerde tapılmadığını belirterek, Sümerliler’in Mezopotamya’ya ulaşmadan önce bu adada oturmuş olabilecekleri görüşünü ileri sürmüştür (Günbattı, 2007: 1).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ