ORTA ASYA TÜRKLERİ VE ERKEN TANG ÇİN DEVLETİ

ORTA ASYA TÜRKLERİ VE ERKEN TANG ÇİN DEVLETİ

Tang hanedanı dönemi (618-904) Çin İmparatorluğu’nun ekonomik ve politik yükseliş dönemi olmuş ve bu dönemdeki Asya’nın devlet ve halklarının büyük çoğunluğunun sonraki tarihi üzerinde büyük ve çok yönlü bir etkisi olmuştur. Çin İmparatorluğu özellikle bu dönemde jeopolitik imkanlarını hayata geçirebilmiş ve Kore’den İran’a, Vietnam’dan Tiyenşan’a kadar büyük bir alanı siyasi etkisi altına almıştır.

Çin’in uluslararası ilişkilerini ve dış politika doktrinini, tüm kainatı, başında dünya imparatorunun durduğu tek bir politik bütün olarak gören geleneksel Çin ideolojisi Çin’in uluslararası ilişkiler ve dış politika doktrinini oluşturmuştur. Bir araya gelmenin nedenleri kültürün yayılması ve Çin hükümdarının şahsında kendilerine dayanak arayan komşu halkların korunması düşünceleri idi. Geleneksel Çin ideolojisi, mekân içinde dağıtım ve düzene ilişkin temel işlevleri dünya hükümdarının doğaüstü bireysel gücüne -De’ye bağlıyordu. Bu De’nin gücünün olumlu etkisini sadece Hanlılar değil, kendileri itaat eden ve saraya haraç ödeyen “uzak” halklar da hissediyordu. Buna bağlı olarak, Çin’den farklı uzaklıkta bulunan tüm halklar ve kabileler Çin devletinin ya gerçek, ya da potansiyel vassalı olarak görülüyordu. İmparatorluğun yeni toprakların ilhakına yönelik girişimleri ise, resmi ideoloji tarafından ya etnik eyaletlerin denetimi, ya da vassal yükümlülüklerinin yerine getirilmemesine göre cezalandırma olarak açıklanmaktaydı.

Bununla birlikte, Tang döneminde politik kültürlerin daha önce görülmemiş sentezine ulaşıldı. Bu da Çin toplumunun istikrara kavuşturulmasının temeli oldu ve devletin batıya doğru bir hayli genişlemesini sağladı. Şöyle ki, onun toprakları Han İmparatorluğu’nun (M.Ö. 206-M.S. 220) sınırlarını aşmıştır. Modern sinolojide bir çok araştırmacının çalışmalarında (T.J. Barfield.D. Twitchett, A. Eizenberg, Chen Sanping) Tang İmparatorluğu’nun yönetim şeklinin özelliklerinin çoğunun Altı Hanedanlık Dönemi’nde (220-581) Kuzey Çin’de birbirini izleyen Çin kökenli olmayan devletlerin politik deneyiminin etkisi altında şekillenmiş olduğuna ve Orta Asya Hun-Siyenpi-Türk geleneklerinden alındığına ilişkin fikirler yer almaktadır. Tang Dönemine ait politik alandaki değerlerin bir araya getirilmesi sorunu kapsamlı bir araştırmayı gerektirmektedir. Bunun kısa zaman içinde çözüme kavuşturulması da zor gözükmektedir. Şüphesiz Tang politikası sadece sosyal ve grup çıkarlarının etkileşiminin bir sonucu değil, aynı zamanda uygarlıklar ve kültürler arasında bir gerilim alanı ve diyalog olmuştur. Kaynaklardan da görüldüğü gibi, Tang Hanedanı Dönemi’nde ilk kez Çin politik doktrininde çok uluslu devlet düşüncesi harekete geçirilmiştir.

Sım Guan’ın (1019-1086) verdiği bilgilere göre, 648 yılında İmparator Tay-tszun (Li Şi-min, 627­649), “(dünyanın dört bir) tarafından barbarların liderlerinin devamlı şekilde saraya geldiği dönemlerde, tantanalı gösteriyi izleyerek memnunluk içinde ayanlarına şöyle demiştir: “Han hanedanından olan U-di otuz yıldan fazla kahramanca savaşçılığını sergilemiştir. Fakat çok az zafer kazanmıştır. (Onun başarılarını) barbarların De’nin fazileti sayesinde sakinleştirildiği ve verimsiz toprakların (halkının) itaatkar bir zümreye dönüştürüldüğü günümüzle kıyaslamak mümkün mü?” (tsz. 198, s. 6253). Bunun dışında, bir defasında Tay-tszun kendi dış politikasının başarılarının nedenlerini belirlemeye çalışmıştı. 647 yılında o, yakınlarına hitaben şöyle demiştir: “Eskiden beri Çin’de istikrarı sağlayan hükümdarlar junları (rong) ve duları (di) yenmeği başaramamışlar… Ben hiç de kendimi eskilerle bir sıraya koymuyorum; fakat (bazı) hizmetlerimle (Ben) onları geride bırakmışım ve bunun nedenini kendim bile bilmiyorum. Baylar, sizlerden kim bunu mantıklı şekilde açıklamak ister? ” Tüm ayanlar cevap verdiler: “Ekselanslarının hizmetleri ve erdemi Yer ve Sema kadardır, (muhteşem). Dünyada (bunlar hakkında) (her şeyi) anlatacak hiçkimse bulunamaz.” O zaman hükümdar şöyle dedi: “Bu doğru değildir! Benim başarılarımın nedenleri beş şeyindir (gerçekleşmesinde): (Birincisi), eski dönemlerden beri bir çok hükümdar onlar üzerinde zafer kazanmış şahıslardan nefret ederlerdi. Ben ise başkalarının başarılarını kendi başarılarım gibi görüyorum. (İkincisi), mükemmel olan insan, iş ve yetenek yoktur. Ben de (tebaamın) eksikliklerini görmezlikten geliyorum ve onların yeteneklerinden faydalanıyorum. (Üçüncüsü), hükümdarlar genelde bilginleri kendi çevrelerine topluyor ve (onların) tüm düşüncelerini benimsemeye çalışıyorlar. Yeteneği olmayanlardan ise uzak duruyorlar ve (onların) hepsini (doğrudan) uçuruma itmek istiyorlar. Ben ise (adamın) bilgin olduğunu gördüğümde ona değer veriyorum. (Adamın) yeteneksiz olduğunu gördüğümde ise ona acıyorum. Gerek bilginlerin, gerekse de yeteneksizlerin toplumda uygun konumda bulunmaları (gerekir). (Dördüncüsü), hükümdarların çoğu açık sözlü insanları sevmez, (onları) gizli şekilde cezalandırır ve açık şekilde idam ederlerdi. Bunun böyle olmadığı hiç bir dönem yoktur. Ben tahta çıktıktan sonra sarayda çok sayıda namuslu memur bulunmuştur. (Onlardan) hiç birisi aşağılanmamış ve azarlanmamıştır. (Beşincisi) eski dönemlerde herkes Çin’i sevmiş ve (barbarları)-Junları (Rong) ve Duları (Di) hor görmüşler. Ben (ise) (herkese) eşit şekilde sevgi gösteriyorum. Buna göre de onların tüm kabileleri beni bir anne ve baba gibi kendilerine destek olarak görüyorlar. Bu beş (şeyin) (gerçekleştirilmesi) sayesinde ben bugünkü başarıma ulaşmışım” (8, tsz. 198, s. 6247)

Tay-tszun, Tang İmparatorluğuna uygar bir Çin-Türk merkezi statüsü kazandırma yönündeki ciddi iddiasını bir dizi politik girişimlerle gerçekleştirmeye çalışıyordu. 630 yılının ilkbaharında doğu ve batı Türklerin kabile konfederasyonu temsilcilerinin katılımıyla Tay-tszun Sema Kağanı (Tian-kehan) unvanını aldı. Bu Çin İmparatorunun Türkler (Tukue) üzerinde sözde egemenliği anlamına geliyordu. Tay-tszu’ya Kağan unvanının verilmesi göçebe Türk halklarının yaşadıkları büyük toprakların aşamalarla ele geçirilmesi ve onun hakimiyeti altında birleştirilmesine ilişkin büyük politik projenin başlangıcı olmalıydı. Kaynaklara göre, bu topraklarda 100 000’in üzerinde insan yaşıyordu. (8, tsz. 198, s. 6075).

Çin İmparatorluğunun jeopolitik yapısı bir kaç düzeydeki topraklardan oluşuyordu: 1) Eskiden Hanlıların yaşadığı iç bölgeler (Guanney); 2) Dünya İmparatoruna itaat eden halkların ve kabilelerin yaşadığı civar bölgeler. Bu bölgelerde “gemleri elde tutmak ve yönetmek amacıyla (oluşturulan) vilayetler ve bölgeler” (jimi-fuzhou) olarak adlandırılan idari-arazi birimleri mevcuttu; 3) Dış topraklar (wai). Bu topraklar gelecekte iç imparatorluğun bünyesine dahil edilebilirdi. Jimi adlandırılan idari-arazi birimleri iç imparatorluğun sınırları boyunca veya Han hanedanı döneminden beri “barbarların” yaşadığı yerlerde oluşturuluyordu (çoğu zaman bunlar sadece formalite olarak oluşturuluyordu). Bu tür birimlerin oluşturulması bölgenin benimsenmesinde ve orada güçlü bir Çin etkisinin yayılmasında önemli bir aşama olmuştur.

“Tang Hanedanının Yeni Tarihi”nin (Xin Tang shu)”Çoğrafi Tasvir” (Dili zhi) kısmında tamamen jimi vilayetlerinden bahseden ayrı bir bölüm vardır. Orada özellikle şunlar belirtilmektedir: “Tang (İmparatorluğu) ortaya çıktığında, önceleri o, (dünyanın dört bir tarafından) barbarlarla ilişkilerinde huzursuzdu. Ancak Tay-tszun’un Türkleri (Tukue), bastırmasından sonra kuzey ve batı Faniler (Fan), ayrıca (güney) Maniler (Man) ve doğudaki İler (Yi) tedricen (Çin devletinin) iç (idari-arazi yapısına) dahil edilmişler. Özellikle onların yaşadıkları yerlerde vilayetler ve ilçeler oluşturulmuştur.

Küçük kabilelerin (topraklarında) vilayetler (dudufu) kurulmuş, kabile reisleri ise vali ve bölgenin reisi olarak atanmışlar. Tüm bu (görevler) babadan oğluna geçiyordu. Vergilerin (belirlendiği) nüfus sayımı listelerinin Maliye bakanlığına teslim edilmemesine rağmen, (Çin hükümdarının) doğrudan hakimiyeti altında bulunan bütün (topraklar) ve valilerle beyler tarafından yönetilen tüm civar bölgeler için düzenlemeler ve kurallar hazırlanmıştı… Sonuçta, (diğer soylardan olanların kabileleri) ya vassal olarak kalıyor, ya da ihanet ediyorlardı. Düzenlemeler ve kurallar (onlar için) aynı değildi. Bu yüzden detaylı şekilde araştırılamamaktadır. <…> Jimi adlanan toplam 856 bölge ve vilayet vardı” (6, tsz.43.33, s. 1119-1203).

Tang devletinin Çinli olmayan halkların topraklarında özel idari-arazi birimleri oluşturma çabaları, Çinlilerin ve onlarla komşu halkların yaşam tarzı ve ekonomik gelişmişlik düzeyindeki temel farklılıkları anlamaya dayanıyordu ve Çin sarayında bu tür bir birleştirmenin amaca uygun olması konusunda sık sık tartışmalara neden oluyordu. Jimi şeklinde idari arazi birimlerinin oluşturulması Tang devleti için, özellikle ilk dönemlerde her şeyden önce politik stratejik amaç taşıyordu. Zira, daha sonraki genişleme için büyük bir temel oluşturuyordu.

Tang İmparatorluğu ideolojik kozmopolitizmi koyu devlet gelenekleriyle biraraya getirmişti. Doğu Türk Kağanlığı üzerindeki zaferden sonra sarayda yeni toprakların yönetimi konusunda alevlenen tartışmalar resmi dış politika stratejisindeki temel eğilimleri ortaya çıkardı. Ayanların çoğunluğu Türklerin Çin’in civar bölgelerine göç ettirilmesine taraftardı. Sım Guan’ın verdiği bilgilere göre, saray ayanlarının çoğunluğu şöyle diyordu: “Kuzey barbarları Diler eski zamanlardan beri Çin için bir bela olmuşlar. Şimdi ise olayların olumlu gelişimi sonucu (biz) onları yendik. Onların hepsini, (Huag)he’nin güneyindeki Yan’dan (Şandun) ve Yuy’a (Henan) kadar olan topraklara yerleştirmek, (onların) kabilelerini parçalamak ve çeşitli vilayetlerle ilçelere serpiştirmek suretiyle (eskiden beri yaşadıkları yerlerden) sürmek gerekir. Ancak çiftçiliği ve dokumacılığı öğreterek kuzey barbarlarını tarımcılara dönüştürmek ve (onların yardımıyla) kuzeydeki geniş ve boş toprakların savunmasını artırmak da mümkündür” (8, tsz. 193, s. 6075).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al