ÖN VE ORTA ASYA, KAFKASYA, KARADENİZ’İN KUZEYİ, İDİL-URAL VE BATI SİBİRYA’DAKİ ESKİ TÜRKLER

ÖN VE ORTA ASYA, KAFKASYA, KARADENİZ’İN KUZEYİ, İDİL-URAL VE BATI SİBİRYA’DAKİ ESKİ TÜRKLER

Geleneksel Türkolojide eski Türkilerin yerleşim alanı sadece Orta Asya ve Altay bölgesi olarak tanımlanmaktadır. Daha önceleri güya sadece İrani dilli kavimlerin yaşadığı Orta, Ön ve Küçük Asya, Kafkas, Karadeniz’in kuzeyi, İdil-Ural ve Batı Sibirya bölgelerine ilk Türkiler milattan sonra IV-XI. yüzyılları arasında geldikleri sanılmaktadır. Bu makalede somut verilere dayanılarak eski Türki dilli yerleşim alanların sözkonusu bölgelerde de mevcut olduğu gösterilmeye çalışılacaktır.

Ön ve Küçük Asya’daki Eski Türki Dilli Yerleşim Alanı

Ön ve Küçük Asya’daki eski Türki dilli yerleşim alanın varlığı konusu hiç kimse tarafından incelenmemiştir zira, her yerde ilk Türkilerin Ön ve Küçük Asya’ya gelişi milattan sonra XI. yüzyılında gerçekleştiği şeklindeki konsept geçerli olarak muhafaza edilmiştir.

Ancak, Sümer, Akad, Asur ve Urartu kaynaklarının incelenmesiyle Ön Asya’nın eski tarihine yeniden ve yeni bir açıdan ışık tutulmasına imkân sağlanmış olacaktır. Bu şekilde Azerbaycan dilbilimcisi Firidun Agasığlu Calilov yukarıda bahsedilen kaynaklarının incelenmesine dayanarak milattan önce IV-III. binyıllarında Dicle nehrinin üst kısmında Asurya ve Urartular arasında Türki dilli Subarların (Sub-ar “nehir insanları”) yaşamış olduklarını ortaya koymaktadır. Daha sonraki satırlarında araştırmacı ayrıca Türki dilli Kumanlar, sonra Türki dilli Gutiler, Lulu ve Urmu gölünün güneyinde yine Türki dilli Turukları işaret etmektedir. Bunun dışında Asur, Akad ve Urartu kaynaklarına göre sözkonusu gruplar arasında Kumuklar, Kaşgaylar, Gugerler, Salurlar ve diğer gibi isimli Türki dilli kavimlerin varlığına işaret edilmektedir (15, 41-66, 156-162)

Bunun dışında, Ön Asya’da eski Türki yerleşim alanın varlığı, burada ve ayrıca Küçük ve Orta Asya’da bazı coğrafi yerlerinin milattan çok öncesinden Türki cins isimleri taşıdığı, bunların bir kısmı daha sonra bazı yerlerde özel isim haline geldiği gerçeği ile de kanıtlanmaktadır.

Eski Yunan seyyahlar ve Büyük İskender’in tarihçileri geçtikleri yolu anlatarak Küçük, Ön ve Orta Asya’daki coğrafik yerlerin isimlerini bu şekilde vermişlerdir.

Örneğin, Küçük Asya’da Tavr (Pontoslu Tavr, Küçükasyalı Tavr) adını taşıyan dağlar mevcuttur. Eski Yunanlıların bildirdiğine göre milattan çok öncesinde yerli halklar bu Tavr dağları ve buradan Ön ve Orta Asya üzerinden doğuya Himalaya’ya kadar uzanan sıradağları Tavr kelimesiyle adlandırıyorlarmış (11, 283). Tavr kelimesi köken itibariyle “dağlı insanlar, dağlılar” anlamını taşıyan Türki etnonimdir. Bu kelime tau/taw/tav “dağ” ve ar/er “insanlar, erkekler” anlamında olan sözcüklerden oluşmaktadır.

Yerli Türkiler gelen eski Yunanlılara etrafı anlatırken Tavrıların “dağlıların” yaşadığı tüm dağları Tavr (Tavr tauları “dağlıların yaşadığı dağlar”) kelimesiyle adlandırmıştır. Buna istinaden eski Yunanlılar Tavr dağları Küçük Asya’dan Himalay’a kadar uzayan dağlar şeklinde işaretlemişlerdir. Tavrıların “dağlıların” yaşadığı tüm dağları anlamına gelen bu cins ismi tavr daha sonra Küçük Asya (ve Kırım’da) bazı dağların özel isimleri haline gelmiştir.

Örneğin, aynı şey Türki kelimeler olan kaukas ve kroukas için de söylenebilir (11, 283). Ön ve Orta Asya’daki yerli Türkiler eski Yunanlılara etrafı anlatırken tüm kayalık ve üzerlerindeki karlardan dolayı beyaz olan dağları kaukas “karlı kayalı dağlar” veya kroukas “beyaz kayalı dağlar” diye isimlendirmişlerdir. Kaukas (Kafkas) kelimesinde kıy/kay “beyaz”, kas “kaya” kas/kis “kesmek” sözcüklerinden gelmektedir ki, daha sonra Türk dilinde bu sözcük kıya/kaya ayrıca kıy/kay “kesmek” sözcüğü ile değiştirilmiştir. İkinci kelime olan kroukasta ilk kısım krou “kırağı, kar”, ikinci kısım ise kas “kaya” anlamındadır.

Küçük ve Orta Asya’nın bazı dağları yerli aborigenler tarafından Yunanlılara Oksiy adı ile takdim edilmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla bu dağlar temiz nehirlerin aktığı dağlardır. Oksiy Türki dilindeki aksay/oksuy/oksiy’dir: ok/ak “beyaz, temiz”, su/say/siy “nehir”.

Aynı aborigenler (yerliler) bazı nehirleri o zamanlarda cins isimleri olan Araks, Oks, Tanais kelimeleriyle adlandırmıştır: Araks -Türki dilindeki arık/arak “nehir, su yolu”; Oks da- Türki dilindeki aksu/oksu “beyaz, temiz nehir, su”; Tanais ise-Türki dilindeki tınıs/tınıç “sakin, taşkın olmayan nehir” vb.’dir.

Bundan dolayı, Ön ve Küçük Asya’da eski Türki yerleşim alanın var olmadığı ve ilk Türkilerin buralara ancak milattan sonra XI. yüzyılında geldikleri şeklindeki resmi tarih biliminde kabul edilen aksiyomun fiilen gerçeklere uymadığı ortadadır.

Ön ve Küçük Asya’da eski Türki dilli yerleşim alanın varlığı ile ilgili ipuçları “Sümer dilini nasıl bir Türki dili etkilemiştir” şeklindeki sorusunu da ortadan kaldırmaktadır. Mesele, Akad kaynaklarının bildirdiğine göre, Bağdat güneyindeki bölge Sümerlerin yaşadığı Kuenkir (Kangar) bölgesi ismi ile anıldığı, Bağdat kuzeyindeki bölge ise Subarların yaşadığı Subartu bölgesi ismi ile anıldığından ibarettir. Sümerler kendilerini Sümer adı ile değil Kangarlı veya Kangar adı ile adlandırıyordu. Herodot’ta bu etnonim Angareon şeklinde rastlanmaktadır. Kangarlılar Sümer ismi ile Akadlıları ve diğer halklarını adlandırıyordu ki, bu etnonim onların diline Subarlardan geçmiştir. Yani onlar, Kangarları (Sümerleri) de Subarları da farklı dil ve lehçe ortamlarında sumar/sumer/şumer/samar/suar/sabir/savir/sibir vb. farklı şekillerde telaffuz edilen Subar etnonimi ile isimlendiriyordu (15, 157).

Bu şekilde, Sümerlerin dilini Subar dili ve onun lehçeleri, yani o zamanlarda Kuman, Kumık, Turuk, Kuti, Lulu, Kaşgay, vb. etnonimleri ile adlandırılan en yakın Türki komşuları etkilemiştir. Ancak, birçok araştırmacının kanısına göre, Sümer dilinin kendisi Türki dili değilmiş.

Başka bir şekilde de düşünülebilir. Sümerlerin kendini isimlendirmede kullandıkları Kangar kelimesi onların yaşadığı bölgeden geldiği varsayımı bir soruyu daha ortaya koymaktadır: neden bu bölge Kangar diye adlandırılmıştır? Kangar kelimesi etnonimdir, hem de Türki bir etnonimdir. Yani, burada Kangarlar yaşamıştır, ancak ne zaman? Sümerlerin bu yerlere gelişinden önce buradaki Sümerler aslında Türki dilli Kangarlar mıydı? Eğer bu böyle ise, artık milattan önce IV. binyılda onlar Semit dilli Akadlar arasında asimilasyon sürecini yaşamakta idi. Bu durumda, Sümer dilindeki Türki kelimeler aslında Türki dilinden alınma kelimeler değil kendi başına Türki bir sübstratum durumundadır, yani yenilmiş Türki dilinin izleridir, ki bu dili kullananlar daha sonra Akad dilini benimsemiştir. Görünürde, Sümer-Kangarların bir kısmı Orta Asya’ya göç etmiş ve buradaki Horezmliler ile birleşerek Horezmlilere de ek olarak Kangar etnonimini aktarmıştır. Horezmliler arasında kangha/kangüy/kangar gibi etnonimlerinin kullanımı bundan dolayı olmalıdır.

Ön Asya’daki eski Türki dilli yerleşim alanı Orta Asya, Kafkas, İdil-Ural, Batı Sibirya, Kazakistan ve Merkezi Asya bölgelerinde çok güçlü bir Türki etkisine neden olmuştur.

Orta Asya’da Eski Türki Dilli Yerleşim Alanı

Orta ve Ön Asya kendi başına eski yazılı kaynaklarına girmiş olan bir bölgedir. Bu bölge Hint- Avrupalı bilim adamlarınca ve özellikle İrani, Yunan ve Romalı tarihçiler tarafından titizlikle, ancak orada Hint-Avrupalı etnik kökler bulmak şeklindeki bakış açısı ile incelenmiştir. Bu bağlamda en çok Hint-İrani uzmanlar özenmektedir ki, bunlar Ön ve Orta Asya, Kazakistan, İdil-Ural, Karadeniz’in kuzeyi ve Kafkas bölgelerine sadece Hint-İranilerinin eski ata yurdu imiş gibi bakma eğilimindedir. Bu bakış açısı taraftarları, arkeolojik verilerinin analizine dayanarak sözkonusu bölgelerindeki ve özellikle Orta Asya ve Kazakistan’daki arkeolojik kültürlerinin sahipleri milattan önce II. binyılında buralarda yaşayan ve Hint-İrani dilleri konuşan yerleşik çiftçilerin olduğunu iddia etmektedir (1, 40-41). Ancak, sözkonusu bilim adamlarının görüşüne göre, milattan önce III. binyılından başlayarak milattan sonra

VI. yüzyılına kadar güçlü devlet yapılarına ve dolayısıyla yüksek maddi ve manevi kültürüne sahip olan bu Hint-İrani halklar milattan sonra VI-VII. yüzyıllarda gelen göçebe Türkilerin etkisiyle Türki halklarına dönüşmüştür. Hint-İrani bilim adamlarının böyle bir iddiasına inanmak çok zordur zira, tarihin her yerinde tam aksini görmekteyiz, yani gelen göçebeler, hatta çok daha yüksek kültüre sahip istilacılar bile zaman içinde çoğunluk olan aborigenlerin (yerlilerin) etkisi ile asimilasyona tabi tutulmuştur. Bundan dolayı burada başka bir ortam ortaya çıkartılabilir. Orta Asya’da milattan önce daha III. binyılında birçok defa eski İranlı devletlerin içerisinde yer alan Türki kavimler de yaşamıştır ve bugün Orta Asya ile Kazakistan’da yaşayan Türki halkların ataları onlardır.

Milattan önce III. binyılında bu bölgelerde yaşamış olan hangi kavimler Türki dilli olabilir? Tarihten biliyoruz ki, Ön ve Orta Asya’da Sümerlere paralel olarak Elam Devleti de var olmuştur. Milattan önce III. binyılından itibaren yerel hiyerogliflerin yerini alan çivi yazısını Elamlılar Sümerlerden almıştır. Ancak maalesef Elamlı çivi yazıları bugüne kadar da çözülememiş olduğundan dolayı hangi dilde yazıldıkları bilinmemektedir. Bilim adamlarınca bu dilin Hint-İrani dili ve bir bükünlü (flektif) dili olmadığı, aksine bitişimli (agglütinatif) bir dili olduğu tespit edilmiştir. Anlaşılıyor ki, bu bölgede bir bitişimli dil ancak Türki dili olabilir. Orta Asya’daki Elam Devleti Türki dilli kavimler tarafından kurulmuş ve bu kavimler ülkesini Türki dilinde “benim ülkem” (İl-em>El-em>Elam) anlamını taşıyan Elem kelimesi ile adlandırmış olabileceği olanaklıdır. Bunun dışında XIX ve XX. yüzyıllarda da bilim adamlar Elam dilini Türki dili ile ilişkilendirmişler, ancak bu teşebbüsler Hint-İranililer tarafından hemen reddedilmiştir. Bir dayanağı olmadan İ. M. Dyakonov da Elam-Türki öğretileri bilim öncesi öğretiler olarak nitelendirmiştir (7, 107).

Tarih boyunca Elam Devleti’nin kültürü milattan önce I. binyılına kadar takip edilebilir ve milattan önce I. binyılının başında onun yerini Saksk (4, 33-36) ve Huarasmiy (6, 119) devletleri almıştır. Somut etnogenetik araştırmalar Sakların Türki dilli olduklarını ve aynı zamanda İrani dilli oldukları konseptinin doğru olmadığını göstermektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ