“ÖKTEMŞİLDİK ME, ELDE DEMOKRASYA MI?”

“ÖKTEMŞİLDİK ME, ELDE DEMOKRASYA MI?”

Geçiş dönemi toplumu, öktemşilder[1] tarafından gösterilen baskıyı hissediyor. Bu yüzden, yeni devletlerde otoriter ve totaliter geleneklerin yayılma tehlikesinin alt yapısının mevcut olduğunu sanıyorum. Bunlar genellikle bizim sosyal mirasımızdan kaynaklanmaktadır. Ancak eski sosyalist devletlerin çoğu, bunların arasında Kazakistan, demokrasi ve hukuk devletini gerçekleştirme yoluna girdi.

Bizim için bugün demokrasi mi, yoksa totalitarizm mi şeklinde bir tartışmanın gereği yoktur. Biz tercihimizi yaptık, hedefimizi belirledik. Ancak bizim önümüzde, demokratik gelişmenin hangi örneğini almalıyız, sorusu ve probleminin bulunduğu gerçektir. Tarih, hangi amaç olursa olsun, dosdoğru götüren yolun olmadığını ispat etmektedir. Her ülke, her halk kendine göre demokrasiyi kuracak. Onun için demokrasinin örneği de, ona götüren yollar da çoktur.

Bu yol kolay değildir. Bizi demokratik ülke kabul etmeyenler, bizde demokrasinin bulunmadığını söyleyenler, tarihi unutanlardır. İnsanlığın demokrasiye uzanan yolu hem uzun, hem kanlı oldu. İnsan haklarını gerçekleştirmede belli başarılara ulaşan ABD, uzun süre Kızılderililere karşı yürüttüğü savaşları yaşadı. Kuzey-Güney iç savaşını, ırkçılıkla mücadele ve köleliği, 60’lı yıllarda zenci ayaklanmalarını, savaşa karşı öğrenci direnişlerini görüp geçirdi. Hatta zamanın en ileri anayasasını kabul ederek, sadece beyaz erkeklere oy kullanma hakkını verdi. Mülkiyetle ilgili aşırılık daha XIX. asırda kaldırıldı. Kadınlar ancak 1920 yıllarında oy kullanma hakkına sahip olabildi. Bunların hepsine ulaşmak için ABD, bir buçuk asırlık uzun bir yoldan geçti. Karaderili Amerikalılar ABD’nin bazı güney eyaletlerinde 1960’lı yıllara kadar oy kullanma hakkına sahip olamadılar. Gençler 1971 yılında, ABD’de seçimlerde oy kullanma yaşının 21’den 18’e indirilmesiyle oy kullanır oldular. Veya biz, Fransız büyük devriminin, ihtilalden Paris Komünü’ne kadar olan uzun tarihini okumamış mıydık? İlk olarak hürriyet ve eşitlik uranını[2] yükselten bu ülkede monarşinin yıkılması ve yeniden dirilmesi, cumhuriyetin imparatorluğa dönüşmesi gibi olaylar onlarca yıl sürmemiş miydi?

Kazakistan ve başka ülkelerin tecrübesi, yeni toplum hayatına ulaşma yolundaki kapıların kilidini açacak evrensel bir anahtar varmış gibi düşünmenin boş hayal olduğunu, ortaya koyacaktır. Demokrasi, sonu bilinmeyen uzun bir süreçtir. Toplum ve insan hayatının her alanında doğacak amaçları çözmeye uğraşan kesintisiz bir akıştır. Demokrasi yarlıkla gerçekleşmez. Onu yaşamak gerekir.

Yeniden yapılandırma; Gorbaçov ve etrafındakilerin, yukarıda söylediğimiz evrensel anahtarı bulmak için, bir o tarafa bir bu tarafa dönerek düştükleri şaşkınlık belasından, amacına ulaşamadı. Meselâ, kayta kurunun[3] ilk dönemlerinde kapalı ülkenin bütün perdelerini açınca demokrasi hemen gerçekleşecek sanıldı. Ancak içine kapanıklığın kendine has bir kalesi vardı. Sistemler arasındaki sınır sadece coğrafi manada değildi. O, insanların dünya görüşlerinde, hayat tarzlarında derin izler yaratmıştı. Berlin duvarını yıkmak kolay olabilirdi ama insanların zihnindeki duvarları yıkmak çok zordu. Bu kalıplar onlarca yıl boyunca yoğrulmuştu. Özellikle Stalin döneminde taş duvara dönüşmüştü. Ara sıra yaşanan cılımık kezenler[4] çok şey değiştirmedi. Yalnız yeniden yapılandırma (kayta kuruv) zamanında devletin içine kapanıklığı sökülmeye başladı. Ancak uzun yıllar kendi kendine kapanmış olan toplumun manevî zararlarının ortadan kaldırıldığını söylemeye vakit çok erkendir. Şimdi Kazakistan BDT’nin başka ülkeleri gibi bir açık ülke oldu. Bunun bazı kötülüklerini de halen yaşamaktayız. Medeniyet demeye dilimin varmadığı, ucuzluğun çamur seline battığımız konular da az değil. İnsan düşüncesine özgürlük, cangüvenliği, hâlâ zaman zaman ortaya çıkacak olan problemler yüzünden zor amaçlarımız olarak kalacaktır.

Geçmişin yanlışlarına düşmemek için tecrübe gerekir. İnsanın en büyük üstadı, kendi başından geçen zorluklardır. BDT’nin bazı ülkeleri, emperyalizmden kurtulduğu anda iç savaş yangınına uğrayan ülkelerin yanlışlıklarını tekrarladı.

Eski dünyayı yıkıp, yerine murat edilen yeni toplumu hemen kurmaya çabaladı. Devletin yapısı, ekonomik ve siyasî yeniliğe geçiş ile aynı anda yürütülürse, devlet mekanizmasını değiştirmek, durumu kontrol etme imkanını kaçırmak tehlikesini doğurur. Eğer tizgin kolda jok[5] bir dönemde yıkıcı arzuyu alevlendirirsek, onu tekrar durdurmak zordur. BDT yeni ülkelerinin önündeki çok önemli bir mesele; devlet kurumlarını yeniden kurarken, sadece gerekli olduğunda işlere karışabilecek şekilde kurmak. Açık olarak inandığım bir şey de, geçiş dönemi içindeki bir toplumda, devlet ekonomisi hâlâ korunuyorsa, özel teşebbüsün çıkarlarını savunan partilerin hâlâ oluşmamış olması yüzünden devlet hizmetlerinin önemi büyüktür.

XX. yüzyıldaki yenileşme için totalitarizm, çok büyük bir tehlike doğurabilir. Çünkü o, sanayi uygarlığı ile sosyal grupları kontrol eden teknik ve iletişim imkanlarının bir faktörüdür.

Tekrar edeyim ki, Kazakistan için, otoriter rejim mi yoksa demokrasi mi, sorusunun cevabı bellidir. Otoriter geleneğin imkanları konusundaki tartışmalar, bir sosyal-ekonomik sistemden yeni bir sisteme geçiş döneminde devletin yapması gereken işi anlamamaktan kaynaklanıyor. Bana göre bu süreçte, devletin önderlik hizmeti yapmasına, insan hakları kurumlarının zayıflığı, insanların zihin yapısındaki totaliter kalıpların silinmeyişi, yeni ekonomik ve sosyal yapının oluşmasındaki zorluklar sebep olmaktadır. Biz devlet aygıtını yenileme ve geliştirmede insan haklarını güçlendirme ve sosyal kurumları aynı zamanda gerçekleştirme stratejisini takip ediyoruz.

Şimdiki durumda toplumu yenileştirmenin asıl yükünü devlet kendi boynuna almaya mecburdur. Meseleyi böyle anlayan insanlar için, otoriterizmin yayılması tehlikesinin boş kuruntu olduğu apaçıktır.

Siyasî teoride, geçiş döneminin zorluğu olan yoğun sosyal kargaşa, bir taraftan toplumun iktidarı kontrolü ve parlamenter yapının zayıflığı; öte yandan, başkanlık yönetiminin güçlenmesine objektif etkileri olacağını savunan görüşler var. Başkan; millî simge, siyasî sistemin en önemli temsilcisi ve orta direği haline gelir. Bu arada başkan, toplumun, partilerin, parlamentonun ve diğer kurumların uyumunu sağlayıp yönlendirecek. Bu yüzden beklenmedik durumlarda (partiler ve idarî kurumlar arasında problem çıktığında) o anayasanın tek garantisi ve devlet egemenliğinin temsilcisi olarak görünecektir.

Yeri gelmişken ifade edelim; krizler, Kazakistan’ın kıyısından geçip gitmedi. Ben başkan olarak, istikrarı korumak, krizden çıkışın anayasal ve hukukî yollarını aramak sorumluluğunu tamamen omuzlarıma yüklenmek zorundaydım.

Bu, ekonomik ve siyasî reformları hızlandırmak için gerekli oldu. Bir basın toplantısında benden: “Kazakistan, diktatörlüğe doğru gitmiyor mu?” diye soruldu. Ben, “disiplinsizliğe, hazineyi yağmalamaya ve suç örgütlerine karşı diktatörlüğe giriştim, fakat diğer bütün alanlarda; ekonomi ve siyasette liberalleşme sürüyor.” diye cevap verdim.

Demokrasinin bizden kaçtığı yok. Eşigimizde kagıp tur.[6] Hukuk ve siyasî yararın, prosedür ve muhteva bakımından nasıl olacağı konusu, geçiş döneminin eskiden beri bilinen tartışmasıdır. O tarafa da bu tarafa da uygun örnekler bulunabilir. Eğer saylav[7] dönemindeki mücadele, demokrasinin tek şartı olursa, kazananlar kendilerini demokrat olarak isimlendirir. Seçimin var olmasını, demokrasinin tek kriteri sayarak, değişmez kaide kabul etmenin kökten yanlış olduğunu sanıyorum. Tanınmış siyaset bilimci Raymond Aron “Demokrasi ve Totalitarizm” adlı eserinde “Tek partili rejim sırasında iktidar sahiplerini seçmenin belli bir kuralı var mı, yoksa kendi kendine cüregi asar ma?[8] Çoğu durumda bir parti bütün devleti kurallara göre değil, güce dayanarak idare ediyor. Hatta anayasa ve kanunların dış görüntüsü korunsa bile (1933 yılındaki Hitler partisini buna dahil edebiliriz), gerçek bir seçime gitmenin yolunu kesmekle hukuk zaten çiğnenir. Üstelik nasyonal sosyalizm veya faşizm, belli amaçlarını gerçekleştirmek için otoriter rejime dönüşecekti. Onlar, siyasetle meşgul olma hakkını yalnız kendileri sahiplenerek, böyle bir monopoliyi kanuna uygun olarak göstermeye ve övmeye çalıştılar.” demektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ