ÖKSÜZ -YETİM TATAR DİLİ.

Roza KURBAN

Yazarın şu ana kadar yazılmış 49 makalesi bulunuyor.

Roza_Kurban036

Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğuna millet denir. Dil, bir milletin kültürünü oluşturan önemli unsurlardan birisidir. Dilini kaybeden milletler, önce kültürünü kaybeder, sonra yavaş yavaş tarih sahnesinden silinirler. Dil-millet-devlet, birbirini tamamlayan unsurlardır. Dil olmadan millet olmadığı gibi, devlet olmadan da ne millet olur, ne de dil yaşar. Başka bir milletin işgaline maruz kalan milletler, işgalcilerin asimilasyonuna uğrar ve akabinde yok olup gider. Bunun tarihte örnekleri çoktur. Dünyada toplam 6809 dil bulunmaktadır. Ancak dillerin sayısı çeşitli sebeplerden dolayı gün geçtikçe azalmaktadır. Bilginlerin fikrine göre 100 yıl içerisinde dillerin %50’si yok olacak ve 3000 civarında dil kullanımdan kalkacaktır. Ayrıca günümüzde 400 civarında dil koma halindedir.

Günümüzde Rusya’da 174 dilde konuşan millet bulunmaktadır. 1917 Ekim Devrimi’nden önce bu sayı 200 civarında olmuştur. Yapılan araştırmalara göre, Rusya’da 131 dil kısa vadede yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Her ne kadar, Rusya Anayasa’sında “Rusya çok milletli bir devlettir” deniliyor, yöneticiler “çok milletli” olmayı bir “zenginlik” olarak nitelendiriyor ise de gerçekler hiç de yazıldığı ve söylendiği gibi değildir. Ruslar, Çarlık Dönemi’nde de, Sovyetler Dönemi’nde de, Sovyetlerin çöküşünden sonra da Rus olmayan milletleri yok etme siyaseti yürüttükleri su götürmez bir gerçektir. Çarlık Dönemi’nde zorla Hıristiyanlaştırma yoluyla, Sovyetler Dönemi’nde Rus Dili’nin “mükemmel bir dil” “medeniyet dili” olduğu algısı yaratmak için yazar ve aydınlar aracılığıyla yapılan propagandalar yoluyla Ruslaştırma siyaseti yürüten Ruslar, günümüzde kanunlar çıkartarak Rus olmayan milletlerin dillerini yasaklamaktadır. Bu yasaklar gün geçtikçe artmaktadır.         

Kazan Tatarları köklü bir medeniyeti, eskilere dayanan zengin edebi dili olan bir millettir. 1552 yılında Rus işgali sonrası esaret dönemine giren Kazan Tatarları, millet olarak ayakta kalma mücadelesi vermiştir. Zorla Hıristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma yolunu seçen Ruslar, Kazan Tatarlarının yaşadığı bölgelere bir ellerinde kılıç, diğer ellerinde haçla girmiştir. Kazan Tatarları arasında kendi isteğiyle Hıristiyanlığı seçenlere, askerlikten muaf tutulma, vergi ödememe gibi büyük imtiyazlar tanınmıştır. Hıristiyanlığa karşı direnenlere ise bunun aksine hapis, zulüm, sürgün, idam edilmenin dışında yaşadığı köy, kasabalar tarumar edilmiş, geçim kaynağı olan tarlalar yakılmıştır. Böylelikle insanlara yaşam için hiçbir olanak bırakılmamıştır. Onlara iki seçenek sunulmuş, ya ölmek, ya da Hıristiyanlığı seçmek. Ancak Kazan Tatarları tüm bu olanlara karşı isyan bayrağını açmış, millet olarak hayatta kalabilmek uğruna sonuna kadar mücadele etmiştir. Bölgede sayısız ayaklanmaların patlak vermesi bunun bir kanıtıdır. Yüzyıllardır süren mücadele Çarlık Rusya’sının yıkılmasından sonra da devam etmiştir. Zira değişen bir şey olmamış, Rus olmayan milletleri asimile etme siyaseti sürdürülmüştür. Ancak Ruslaştırma siyaseti artık farklı yöntemlerle hayata geçirilmiştir. Sovyetlerin, Rus dilinin “medeniyet dili” olduğunu insanlara aşılamak için yaptığı algı operasyonları büyük çoğunluğu etkilemiştir. Yazarlar ve aydınlar, Rus dilinin “mükemmel bir dil”, “medeniyet dili” olduğunu hem yazdıkları hem yaptıklarıyla kanıtlamıştır. Bu propaganda işine sadece Ruslar değil, Tatar, Başkurt, Kırgız, Kazak gibi Türkler de dâhil olmuştur. 1920 yılının Mayıs’ında Tataristan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (TÖSSC) kurulmuş ve Tataristan Anayasa’sında (1921) Tatar dili resmi dil olarak kabul edilmiştir. 1920’lı yıllarda Sovyetlerde 192 dilde konuşan millet olduğu bilinmektedir. Sovyetler Dönemi’nde okullarda anadilde eğitim yasaklanmamıştır. Ancak, makam unvan sahibi olmanın ilk şartı Komünist Parti üyesi olmak ise, ikinci önemli şart “Rus olmak” olmuştur. Ve Rus olmayan milletlerin büyük çoğunluğu bu ikinci şarta uymuş, yani “Rus olma” yolunu seçmişlerdir. Rus olmanın çeşitli yolları vardır. Bunlardan ilki kendi dilinde konuşmadan Rusça konuşmaksa, diğerleri çocuklarını Rus okullarında okutmak, Rus’la evlenmek vs. Yaşananlardan yola çıkarak baktığımızda bunun tarihte birçok örneği olduğunu söylemek mümkündür. Sovyetlerde yaşayan Türklerin bir kısmı, makam ve unvan uğruna dilinden vazgeçerek, milletine ihanet etme yolunu yeğlemişlerdir. Bundan dolayı, Stalin Dönemi’nde Tataristan’da Tatar Okullarının sayısı %8’lere kadar inmiştir. Çok ilginçtir ki, Tataristan Yazarlar Birliği’ne kayıtlı olan şair ve yazarların çocukları neredeyse hepsini Rus Okullarında eğitim görmüştür. Ben de Sovyet Dönemi’nde eğitim alan birisiyim. Ancak bunların aksine (iyi derecede Rusça bildiğim halde), ilkokuldan liseyi bitirene kadar Tatar sınıfında eğitim görmüştüm. Köyümüzde zaten Rus Okulu yoktu, lise için ise komşu kasabada bulunan Rus-Tatar Lisesi’nde okumak zorundaydık. O yıllarda da Tatar dili “ikinci sınıf dil” muamelesi görüyordu. Rus sınıfında okuyan öğrenciler teneffüslerde kendi aralarında Rusça konuşarak geziniyor, kendilerini “büyük Rus milletinin” bir mensubu sanıyorlardı. Tatar sınıfında okuyanlara tepeden bakarak aşağılıyor, hor görüyorlardı. Kendi vatanımızda kendi milletimizden olan akranlarımız tarafından hor görülmek zor geliyordu, ancak elimizden de bir şey gelmiyordu… Sıra üniversite giriş sınavlarına geldiğinde, Rus sınıfında eğitim gören yaşıtlarımız sınavlarda hiçbir başarı gösteremiyorlardı. Bir defasında Hemşirelik Yüksek Okulu’ndaki bir yönetici, “Rus sınıfında okuyanlar ne Rusça ne Tatarca biliyorlar, onun için sınavı da kazanamıyorlar” demişti. Görünen o ki, “ben Rusça konuşuyorum, Rus sınıfında okuyorum” diye böbür böbür böbürlenmekle iş bitmiyormuş. Ortaokuldaki matematik öğretmenimizi hiç unutmam, öğrencilere matematik dersini sevdirmenin dışında Tatar Okulu’nda okumanın da bir eksiklik olmadığını her fırsatta vurguluyor ve “Sınava girdiğinizde hiç çekinmeyin, formülleri kullanarak problemi çözün ve gösterin, zira matematiğin dili yoktur”, diye bizi cesaretlendiriyordu. Öğretmenimizin bize aşıladığı bu özgüven sayesinde birçoğumuz üniversite sınavlarını başarıyla geçmiştik. Her dönem olduğu gibi Sovyetler Dönemi’nde de Tatar diline ve milletine sonuna kadar bağlı olanlar da, çıkarları uğruna diline ve milletine ihanet edenler de olmuştur. Oransal olarak bakıldığında, Tatar dili tarafında olanlar sayıca az olmalarına karşın duruşlarının sağlamlığıyla Rus dilini seçenlere nispeten daha çok güven veriyorlardı.

1990’lı yılların başlarında esmeye başlayan demokrasi rüzgârları Tatar milliyetçilerinin harekete geçmesine neden olmuştur. Birdenbire ortaya çıkan bu değişime Kazan Tatarları başta olmak üzere tüm diğer milletler hazırlıksız yakalanmışlarsa da, milliyetçiler bu durumu kendi lehlerine çevirmek için çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. O yıllarda birçok sivil toplum kuruluşu yineden ortaya çıkmıştır. Bilindiği üzere, 1920 yılında kurulan TÖSSC, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne (RSFSC) bağlıydı. Tataristan, 1990 yılının 30 Ağustos tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir. 1991 yılının sonunda SSCB çökmüş ve yerine tepeden inme Rusya Federasyonu gelmiştir. 1991 yılında Sovyetlerin çöküşünden sonra Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan gibi birçok Türk Cumhuriyeti bağımsızlığını kazanmış, ancak Rusya Tataristan’ın bağımsızlığını tanımamıştır. Bunun karşısında Tataristan, 21 Mart 1992 tarihinde referanduma gitmiş ve halkın %62’si Tataristan’ın bağımsız olmasından yana oy kullanmıştır. Halkoylamasından sonra Tataristan Anayasa’sı hazırlanmıştır. Anayasa hazırlıkları sırasında “resmi dil” konusu büyük karşılıklara ve tartışmalara yol açmış, komisyon ikiye bölünmüştür. Bir tarafta “resmi dil Tatar dili olsun” diyenler, diğer tarafta ise “Rus ve Tatar dilleri resmi dil olsun” diyenler. Sonuçta “Rus ve Tatar dilleri resmi dil olsun” diyenler ağır basmıştır. 6 Kasım 1992 tarihinde kabul edilen Tataristan Anayasa’sının 4.maddesinde resmi dil konusu şu şekilde belirtilmiştir: “Tataristan Cumhuriyetinde Tatar ve Rus dilleri eşit hukuklu resmi dillerdir”(Tataristan Cumhuriyeti Anayasası 1995: 6). Tatar tarihçi, bibliyograf Ebrar Kerimullin (1925–2000), Tataristan’da Tatar ve Rus dillerinin resmi dil olarak kabul edilmesini şu şekilde değerlendirmiştir: “Tataristan’da Tatar dili ile Rus dilinin resmi dil olarak onaylanması – Tatar diline karşı kabul edilen bir ölüm fermanıdır, demek ki, Tatar milletini yok etmenin bir yoludur.” (Kerimullin 1996: 349). Tataristan Anayasa’sının kabulü Kazan Tatarları için sevindirici bir haber olsa da resmi dil konusundaki madde Tatarlara yapılan haksızlıktır. Milli dili olmayan bağımsız milli devlet olur mu? Resmi dil konusu önemli ve hassas bir konudur. Tataristan Anayasa’sı 1992 tarihinden itibaren birkaç defa değiştirilmiştir: 13 Aralık 1994 tarihinde değişiklikler ve eklemler yapılmıştır. 2002 yılında “yeni redaksiyon” bahane edilerek 2.Anayasa kabul edilmiştir. Yineden düzenlenen 2002 Tataristan Anayasa’sından birçok önemli madde çıkartılmış, yani Anayasa’nın içi boşaltılmış sadece dışı kalmıştır. Sipariş üzerine hazırlanan bu Anayasa’da resmi dil konusunda bir değişiklik yapılmamıştır, zira bu Rusların işine gelmiştir. Ne de olsa Rusça da resmi dilerliden birisi, Tatar dili zaten ne resmi dairelerde ne okullarda kullanılmaktadır. Onun için bir problem görülmemiştir. Ayarıca dünyaya, Rusya’da olmayan demokrasiyi var olarak göstererek, Rusya’da “demokrasi var” algısı yaratmak için de bir delildir.

2000 yılında Putin’in iktidara gelmesiyle birlikte Rus olmayan milletleri yok etme siyaseti ivme kazanmıştır. Kazan Tatar aydınlarının – Tatar dilini geliştirme, Latin alfabesine geçiş, milli üniversite açma gibi birçok projesi Putin’in iktidara gelmesiyle suya düşmüştür. Putin Rus olmayan milletleri yok etmek için çeşitli kanunlar çıkararak dilleri yasaklamıştır. Örneğin, 2002 yılında genel sayım yapılmış, akabinde Tatarlar – Sibirya Tatarı, Mişer Tatarı, Kereşen Tatarı, Astrahan Tatarı, Nogay Tatarı, Kazan Tatarı gibi 45 küçük etnik parçaya ayrılmıştır. “Parçala ve yönet” siyaseti gereği yapılan bu sayım sonrasında yasaklar hız kesmeden devam etmiştir. 2002 yılında Latin alfabesine geçiş yasaklanmıştır. 2007 yılında “anadilde eğitimi” yasaklayan 309 nolu kanun imzalanmıştır. 2009 yılından itibaren lise mezuniyet ve üniversitelere giriş sınavları Rus dilinde yapılmaya başlanmıştır. Sınavların Rus dilinde yapılması Kazan Tatarlarının çocuklarını Rus Okullarına kaydettirmeye zorlamıştır. Bu zorlamanın ayak seslerini 2006 yılında Kazan’a gittiğimde hissetmiştim. Köydeki okulun Rus sınıfları tıklım tıklım olurken, Tatar sınıfındaki öğrenci sayısı 7-8’i geçmiyordu. Veliler, “çocuğum okusun, adam olsun!” diye mecburiyetten çocuklarını Rus sınıfına yazdırıyordu. Bu üzücü durum karşısında yapılabilecek bir şey de yoktu, zira Rus dili dayatması bu sefer sınav olarak Kazan Tatarlarının karşınsa çıkmıştı. 2007 yılında çıkan yasak sonrası Tatar Okulları hızla kapatılmıştır. Tatar dilinde yayımlanan dergi ve gazetelerin sayısı 1990’lı yıllarda 10 Rus gazetesine 1 Tatar gazetesi denk gelmekteydi. Günümüzde bu sayı 100’de birlerde, belki daha da azdır. Tatar dilinde yayımlanan gazete ve dergiler maddi imkânsızlıklardan dolayı kapanmaktadır. Radyo ve televizyonların hali de iç açıcı değildir. Tatar dilinde yayın yapan belli başlı televizyon kanalı Yeni Asır’ın (Yanga Gasır) da 2018 yılından itibaren yayından kaldırılacağı belirtilmiştir. Resmi basın yayın organlarına da yeterli bütçe ayrılmamaktadır. Tatar dilini geliştirmekte önemli yeri olan Tataristan Yazarlar Birliği de bütçe yetersizliğinden kitap yayımlamakta zorlanmaktadır. Ayrıca 326 üyesi Tataristan Yazarlar Birliği üyelerine bakıldığında yazar ve şairlerin büyük çoğunluğunun 75 yaşın üzerinde olduğunu söylemek mümkündür. 30 yaş civarında olan üye sayısı sadece 12’dir. Putin siyasetinin dayattığı Rus dilinin etkisi altında ezilen Tataristan Yazarlar Birliği bu gidişatla iş yapamaz buruma gelecektir. Tatar Okullarının kapanması sonucunda 15–20 yıl içerisinde Tatar dilinde okuyan-yazan kalmayacaktır. O zaman da ne Tatarca yayın yapan radyo-televizyona, ne gazete-dergiye, ne de Tataristan Yazarlar Birliğine ihtiyaç olacaktır. Zaten Putin’in amacı da budur, Rus olmayan milletlerin kökünü kazımak. Tatar dilinin, resmi dil olması ancak Tataristan Anayasa’sında kalmıştır. Tatar dili tüm resmi kurum ve kuruluşlardan dışlanmıştır. Tataristan Parlamento’sunda nerdeyse tüm konuşmalar Rusça yapılmaktadır. Kazan Tatarları ile ilgili düzenlenen toplantılarda da durum farklı değildir, konuşmaların %80’i Rus dilindedir. Tatar diline ne Tataristan Cumhurbaşkanı, ne yöneticiler, ne de kurum ve kuruluşlar sahip çıkmaktadır. Ayrıca Putin Dönemi’nde tüm milliyetçiler susturulmuş, 1990’lı yıllardaki milli ruh, milli heyecan yerini korkuya bırakmıştır.  

Kazan’da bulunan Şihabetdin Mercani Tarih Enstitü’sünün Etnolojik Araştırmalar Bölümü tarafından 2014 ve 2015 yıllarında, “Tataristan’da Yaşayan Halkların Konuştukları Diller” ve “Tatar ve Rus Dillerinin Kullanım Alanı” adı altında iki büyük sosyolojik araştırma yapılmıştır. Araştırmalar, “2014–2020 yılları arasında Tataristan’daki dilleri koruma ve geliştirme” başlıklı devlet programını esas alarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına bakıldığında Tatar dilinin vahim durumda olduğunu söylemek mümkündür. Araştırma sonucuna göre, 2002–2010 yılları arasında anadilinde konuşan Tatarların sayısı bir milyon azalmıştır. Şehirli Kazan Tatarlarının %66,7’si, köylülerin ise %87,1’i anadilinde rahatça konuştuğu, okuduğu ve yazdığı tespit edilmiştir. Ankete katılan şehirli Kazan Tatarlarının %1,8’i, köyde oturanların %0,6’sı “Tatar dilini hiç bilmiyorum” yanıtını vermiştir. Yapılan anketlerden diğeri de, yaşa göre şehirli Tatarların anadilini bilme seviyesi üzerinedir. “Rahatça konuşuyor, okuyor, yazıyorum” diyenler yaşa göre yüzdeleri şöyledir: 18–24 yaş arası %63,5, 25–34 yaş arası %63,9, 35–44 yaş arası %55,4, 45–54 yaş arası %69, 55–64 yaş arası %72,6, 65 yaş ve üstü %77,8’dir. “Tatar dilini hiç bilmiyorum” diyen Tatarların yüzdesi şöyledir: 18–24 yaş arası %4, 25–34 yaş arası %4,2, 35–44 yaş arası %1,7 iken, 45–54, 55–64 ve 65 yaş ve üzeri Tatarlar arasında “Tatarca bilmiyorum” diyene rastlanmamıştır.  Araştırmalara bakıldığında genç neslin (günümüz şartları gereği olsa gerek) Tatar diline önem vermediğini, yaş ilerledikçe Tatar dilinde konuşma oranının daha da arttığını söylemek mümkündür. Ayrıca köylülerde Tatarca konuşma oranının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Putin Dönemi’nde Tatar diline olan ilginin daha da azaldığı, kullanım alanının daha da daraldığı bir gerçektir.

Tarih Enstitü’sünün yaptığı diğer araştırma “Tatar ve Rus Dillerinin Kullanım Alanı” üzerinedir. Araştırma sırasında, sokak, kurum-kuruluş, mağaza, reklam tabelalarından oluşan toplam 2396 veri toplanmıştır. Toplanan veriler sonucunda sırf Tatarca yazılan tabelalar sadece %1 olduğu anlaşılmıştır. Tabelaların %5’i Tatar ve Rus dillerinde yazılmıştır. Diğer üzücü olay da Kazan’da yabancı dilin kullanım alanının Tatar dilinden fazla olmasıdır. Şöyle ki, tabelaların %6’sı İngilizce, %9,5’i İngiliz, Arap ve Türk dillerindedir. Yani yabancı dilde yazılan tabelalar, toplamın %15’ini oluşturmaktadır. Araştırmalarda verilen bilgilere göre, Tatar dili merkeze oranla kenar mahallelerde daha yaygındır. 1552 Rus işgalinden sonra Kazan Tatarları nasıl merkezden sürülmüş ise, günümüzde Tatar dili de merkezden kovulmuştur. Araştırma sonuçlarından da görüldüğü üzere Tatar dili kendi yurdunda bile dışlanmış vaziyettedir.

Günümüzde Tatar dili “mutfak dili” seviyesine getirilmiştir. Sadece konuşma ve şarkı-dans için kullanılan dile “mutfak dili” denir. UNESCO uzmanları, “mutfak dili” diye tabir edilen dillerin geleceği yoktur, fikrini savunmaktadır. Bugünlerde Tatar dili hem öksüz hem de yetimdir, kendi vatanından dışlanmış ve sahipsizdir. Tatar dili bugün yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ne acıdır ki, Tatar diline sahip çıkan, koruyan ne devlet baba, ne bir cumhurbaşkanı, ne bir kurum, ne bir yönetici vardır. Tatar dili bugüne kadar, Çarlık Dönemi’nde – zorla Hıristiyanlaştırma, Sovyetler Dönemi’nde – propaganda, Putin Dönemi’nde – yasaklama evrelerini yaşamış, birçok olumsuzlukları göğüslemiştir, millet olarak ayakta kalmak için ağır bedeller ödemiştir. Ancak tüm zorluklara, baskılara, dayatmalara, yasaklara rağmen Tatar dilini bugüne kadar yaşatan, ayakta tutan, yok olmasına izin vermeyen ve ilelebet yaşatacak olan millettir. Kazan Tatarları, dillerine sahip çıktığı müddetçe Tatar dili yaşamaya ve yaşatılmaya devam edecektir.

Roza KURBAN

Kaynakça:

  1. Kerimullin, Ebrar, Yazmış, Yazmış…(Kader, Kader…), Kazan 1996.
  2. Tatarstan Respublikası Konstitutsiyese (Tataristan Cumhuriyeti Anayasası), Kazan 1995.

 

YAZARIN SON YAZILARI
GERİ KALMIŞLIK… - 22 Şubat 2017
İLKELİ DURUŞ - 1 Aralık 2016
ZULÜM ve DİRENİŞ - 31 Ekim 2016
MENFAAT… - 20 Eylül 2016
GÖÇ… - 25 Ağustos 2016
MEZARSIZ KAZAN TATARLARI - 13 Ağustos 2016
İKİ ÖLÇ, BİR BİÇ - 30 Haziran 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ