OĞUZ BOYU VE 1040 YILINA KADARKİ YÜKSELİŞİ

OĞUZ BOYU VE 1040 YILINA KADARKİ YÜKSELİŞİ

Gazneli Sultan Mahmud 421/1030 yılında öldü. İki oğlu Muhammed ve Mesud arasında Mesud Sultan oluncaya kadar çatışmalar oldu. Yetenekli Mahmud’un ölümü, Selçuklulara Horasan’ı tahkim etmeleri için bir fırsat doğurdu. 426/1035’te Gazneli vezir Ebu’l-Fazl’a haddinden fazla hürmetkar bir mektup gönderdi. Beyhaki’nin Tarih’inde bulunan bu mektup açıklayıcı bir ifade ile başlıyordu: “Kölelerden Baygu [Yabgu], Tuğrul ve Davud [Çağrı Beğ], “Emirü’lmüminin kölesi (mevali) ” Selçuklular bir önceki Karahan hükümdarı, Ali Tegin ile iyi ilişkiler içinde olduklarını söylediler. Fakat, bu hükümdarın ölümünden beri, oğlu Selçuklulara zulm ediyordu. Gazneli komutan Altun-Taş’ın, topraklarını sürülerine otlak olarak kullanmaları için izin verdiğini de söylediler. Selçuklular, alçak gönüllü bir şekilde Gaznelilerden Nasa ve Farava ovalarını kullanmak için izin istediler. Karşılığında, Harezm, Ceyhun ve Dihistan’ı kötülerden (müfsidler) koruyacaklarını ve “Irak Türkmenlerini” kontrolleri altına alacaklarını söylediler. Bir Gazne kaynağında görülen bu mektup, Selçukluların meşruiyetine bağlı değildi (ve aslında bazen onlara karşı düşmanca idi). Gelecek nesiller tarafından açıkça ifade edilecek olan Selçuk ideolojisinin tohumlarını taşımaktaydı. Selçukluların Abbasi halifesinin köleleri olarak tanınmaları Selçuk ideolojisinin bir diğer unsuru idi. Fesadı ortadan kaldırma iddiası Selçuk ideolojisinin bir diğer unsurundan başka bir şey değildi. Bu mektup, Selçukluların meşruiyetinin sadece geç dönem kroniklerinin bir ürünü olması, Selçuklular ile çok önceleri başlayan, açıkça ifade edilen ve yeniden yorumlanan bir haklı çıkarma şeklini göstermesi açısından önemliydi. Selçukluların ideolojik haklılıklarının kendilerinin ilgilenmediği veya katılmadığı bir süreç olduğu varsayılmamalıdır. Selçuk ideolojisi yetenekli idareciler, katılımcı bilim adamları ve kronikler vasıtasıyla yapılanırken ve açıkça ifade edilirken, Selçuklular bu tarz meşruiyetleri yaymaya başladılar.

Selçukluların Horasan’a nüfuz etmeleri bir çok yerde derin sıkıntı yaratmıştı. Göstereceğimiz gibi bu, gelecek elli yıl boyunca tüm İran platosunda ve Irak’ta tekrar vuku bulan bir modeli kanıtlamak içindi. Daha da fazlası, Selçukluları meşrulaştırıcı kaynakların anlamını abartmak zordur. Bu kaynaklar, Selçukluları sosyal düzeninin destekleyicileri olarak ebedileştirerek sosyal karışıklık yaratırlar.

Kazvini gibi Selçukluları meşru kılan tarihçiler Selçukluların Horasan halkının kalbini kazandığını ve onların kavgalarında arabulucu gibi hareket ettiklerini iddia ediyorlardı.

Diğer tarihsel kaynaklar, 418/1027-8 yıllarının sonlarına doğru, Nasa ve Bavard’ın vatandaşlarının Gazne mahkemesine giderek fesad-i turkamanan’dan “Türkmenlerin neden olduğu bozgunculuktan” şikayet ettiklerini belgeleyerek yukarıdaki tasvirin etkisini hafifletmeye çalışmışlardır. Bu kaynakların (Selçukluları meşrulaştırma sürecine dahil olmayan), kanıt olarak öne sürdükleri şey, Selçukluların Müslüman şehirlerini korumaktan öte Horasan şehirleri üzerinde tahrip edici bir etkisi olduğudur.

Selçukluların ve onların faaliyetlerinin 1030’ların başlarında tam olarak nerede vuku bulduğu konusunda kronikler garip bir suskunluk içindedir. Sultan Mesud ile 1040 yılındaki savaşlara kadar, birçok geç dönem Müslüman kaynakta, yukarıdaki 1027-8 savaşları ile ilgili şikayetler hakkında çok az bilgi vardır. Selçukluların ne zaman Gazneli Sultandan hapsedilmiş amcalarını kurtarma ümitlerinin kaybolduğu ve sınır alanlarındaki halka karşı ne zaman politikalarını “iyilik”ten “kötülüğe” çevirdikleri konusunda Müslüman kaynaklarında sınırlı bilgi vardır. Hiçbir Müslüman kaynağı bu tedhiş dalgasını ayrıntısıyla anlatmaya cesaret edememiştir. Sadece Süryani tarihçi, Bar-Hebraeus, Selçukluları sosyal düzenin taraftarları gibi gösteren diğer tüm mitolojik anlatılarla çelişerek, Selçukluların faaliyetleri üzerinde detaylı bilgiler vermiştir. Tuğrul ve Çağrı, Ceyhun nehrini geçmiş ve Damgan şehrini “bütünü ile yok etmiş” olarak anlatılıyordu. Aynı zamanda aynı gaddarca davranışı Ravi şehrindede yaptıkları ifade edilmiştir. Bu noktada Aksarayi vasıtasıyla başka bir doğrulama imkanımız daha vardır; Aksarayi, Tuğrul’un bizzat kendisinin Ravi’deki yağma ve cinayetlerden sorumlu olduğunu yazmıştır.

Bu dürüst itiraf (Selçuk himayesi altında yazılmış bir kaynaktan bile olsa!) hiç kimsenin “vahşi” Oğuzlar ve “şehirli/Müslümanların koruyucusu” olan Tuğrul arasında tam bir ayırım yapamayacağını doğrulamaktadır. Liderler anlaşılmaz bir şekilde bu fitnelere karışmışlardı. Bar-Hebraeus tüm “Ghuzzaye”yi [Oğuzları] Arapları ve Ermenistan’daki Kürtleri kılıçtan geçirmekle, yağma yapmakla ve de Azerbaycan Urmiye’daki Kürtleri öldürmekle suçlar. Muhtemelen, en şok edici iddia, Oğuzların Meraga şehrine girip, halkı mahkum ettikleri ve oradaki ulu camiyi yaktıkları iddiasıdır. Tüm olasılıklar göz önüne alındığında, bu olaylara yol açan Azerbaycan’daki bu seferine kumanda eden Çağrı Beğdir.

Sonuç

Selçukluların yükselmeleri ile ilgili en belirgin şey, hiç şüphesiz onların Oğuz kabilesinin vasat ve önemsiz bir boyundan hızlıca yükselerek Nil’den Ceyhun bölgesine kadar politik bir güç olarak hakimiyet kurmalarıdır. Yukarıdaki makale Büyük Selçukluların erken dönem tarihlerinin sadece İran ve İslam rivayetleri çerçevesi içinde kalmaması aynı zamanda Batı Asya’da 10 ve 11. yüzyıllarda kabilevi Türk politikası çerçevesi içinde de değerlendirilmesi gereğini kurgulamaktadır. Son olarak, Selçukluların İslam’a uydukları ve sosyal düzenin devamından yana olduklarını vurgulamaya çalışan tarihsel kronikler, büyük bir dikkat ve şüphe ile okunmalıdır, çünkü kronikler görevlerinin bir parçası olarak Selçuk ailesinin pagan menşeini ve yarattıkları huzursuzluğu kapatmaya çalışmışlardır.

Doç. Dr. Omid SAFİ

Colgate Üniversitesi / A.B.D.

Alıntı Kaynağı: Türkler Ansiklopedisi, Cilt: 4 Sayfa: 585- 594

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ