NEVRUZ BAYRAMININ HALKBİLİMSEL ÇÖZÜMLEMESİ

NEVRUZ BAYRAMININ HALKBİLİMSEL ÇÖZÜMLEMESİ

Bilindiği gibi, bayramlar, kökenlerini grup hayatından alan kollektif bir olgu olarak (Stoeltje 1986:239) takvime bağlı günlerde topluluk tarafından paylaşılan ve grup kimliğinin dışavurulduğu çok amaçlı yahut çok işlevli ve karmaşık yapılara sahip davranış kalıplarını içeren kültürel formlardır. Bu özellikleriyle de bayramlar, bir toplumun ulusal kimliğini oluşturmada ve pekiştirerek sürdürmede kullandığı güç kaynaklarının başında yer almaktadır. Bu bağlamda, Türk kültüründe Yengi Kün, Yenigün, Ergenekün (Tural 1995:11), Ulustın Ulığ Küni (Eker 1993), gibi adların yanısıra mahallî söyleyişlerle Nawrez, Navrez, Nawroz, Neüruz, Nervüz, Nooruz, Navrız, Novrûz, Noruz, Noyruz (Çay 1988), şeklinde adlandırılan Nevruz bayramı da bunlardan birisidir.

En geniş anlamı ve sınırlarıyla, Türkiye’nin dört bir köşesinde yüzyıllardan beri kutlanılan  Nevruz Bayramı (Çay 1988), Başkurtistan da (Süleymanov 1995), Tataristan da (Çay 1988), Karaçay-Malkarlar da (Şamanov 1995), Kırım da (Çay 1988), Özbekistan da (Şahislâm 1995), Makedonya da (Çay 1988), Doğu Türkistan da (Rahman 1995), Çuvaşistan da (Çay 1988), kısaca Adriyatik’ten Çin Denizine varıncaya dek Türk Dünyasının dört bir yanında kutlanmaktadır.. Peki Nevruz’u Türk dünyasında ve komşu kültürlerde bu denli önemli ve yaygın kılan özellikler nelerdir ve bir halkbilimci olarak bunları nasıl izah edebiliriz?

Bu soruyu cevaplamadan önce, Nevruz Bayramı’nın takvime bağlı olduğu 21 Mart tarihininin Kuzey yarım kürede iklim ve ona dayalı olarak gelişen kültürel genel özelliklerine kısaca değinmekte fayda vardır.

Öncelikle tespit etmemiz gereken bir husus, günle gecenin birbirine eşit olduğu ve kış mevsiminin bitip bahar mevsiminin başladığı 21 Mart, gerek hayvancılıkla ve gerekse çiftçilikle uğraşan topluluklar için hayatın dönüm noktası olan önemli bir gün olmasıdır.

Nevruz

Dahası aynı gün, bozkır hayatı yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan toplumlar için iklim ve coğrafya özelliklerine dayalı olarak kışın zorlu olduğu yörelerde ağıllarda, dam altında beslenen küçük ve büyükbaş hayvanların dışarıya salınma zamanını belirlerken, kış mevsiminin daha mutedil olduğu yörelerde yaşayıp yaylak ve kışlak sistemine göre kışın geçirildiği kışlaktan baharın ve yazın geçirileceği yaylaka, yaylalara göçün başlangıcını belirlemektedir. Dahası,  göreceli olarak kışın daha da mutedil olduğu yerlerde döl dökme yahut yavrulama döneminin başlangıcını işaretlemektedir.

Bunların yanısıra, toprağa yerleşik olarak yaşayan ve ziraatle uğraşan topluluklarda ise yine iklim ve cografyaya bağlı olmakla birlikte Kuzey yarım kürede bir yandan toprağın tav tutup ekime, dikime elverişli hâle gelmesi, ağaçların meyveye durduğu ve öte yandan da güzün ekilen ekinlerin karların kalkmağa başlamasıyla hâllerinin ve dolayısıyla toplumun yiyecek açısından muhtemel akibetlerinin görülüp anlaşılır olduğu dönemin de başlangıcıdır.

Hayat tarzının veya hayatın idamesindeki bu yapısal, işlevsel ve yeniden dirilişin sembolleşen başlangıcı olan 21 Mart tarihi, pek çok takvimde ve kültürde yılbaşı olarak kabul edilerek, bayram günü olarak kutlanacak kadar önemlidir. Bir başka ifadeyle tekrar edecek olursak, 21 Mart günü, Güneş etrafında dönen bütün gezegenlerin yörüngelerinde başlangıç noktalarına geldikleri, gece ve gündüzün eşitlendiği, bütün kültürlerde soğuk, kötü ve meşakkatli olarak kabul edilen kışın bitip, sıcak, iyi ve müşfik kabul edilen yazın başlangıcı olan baharın başladığı, tabiatın uyandığı ve dolayısıyla üremenin ve üretmenin başlangıcı demektir.

Nevruz bu özellikleriyle hemen hemen kutlandığı bütün kültürlerde bahar ve bereket kavramlarını çağrıştırmaktadır. Bu iki kavrama ulaşmayı, insanoğlunun kozmogonik mitlerin, insana, zamana ve evrene ilişkin bilinmeyenleri inanca ve kutsala dayalı açıklamaları sağlamıştır. Doğayı keşfe ve onu anlamaya çalışan insanlığın ilk keşfi, doğanın birbirini izleyen değişimlerini veya doğanın ritmini yahut zamanı ve onun akışını keşfetmek olmuştur.Yukarıda ifade edildiğince söz konusu zaman değişiminin hayatla ne denli sıkı sıkıya ilişkili olduğunun anlaşılması sonucu bu değişimi etkileyebileceği veya etki ve kontrol altına alabileceği inancıyla topluluklar çeşitli eylemlere ve bir örnek üzerinde kalıplaşan davranışlara yahut ritüellere yöneldiler. Bihassa, neolitik sonrası tarım ve hayvancılığın toplulukların geçiminde hâkim rol oynar hâle gelmesi, yaşamın iklim şartlarına artan bağımlılığı, baharı ve baharın getirdiği bereketi kutlayan ve kutsayan bereket temalı ritüellerin (Kutlu 2000: 111) kaynağını oluşturmuştur.

Nevruz

Bu nedenle insan zihninin benzer fizikî, coğrafî, psikolojik ve sosyo-kültürel şartlar altında benzer düşünceler üretebileceği görüşüne dayanan kuramlardan (Çobanoğlu 1999) hareketle 21 Mart’ın birden çok kültürde aynı veya farklı zamanlarda önem kazanıp Türk ve komşu kültürlerde bayramlaşmasını çok kaynaklı (Polygenesis) bir yaklaşımla ele alıp, karşılaştırmalı olarak yapısal ve işlevsel açılardan tahlili mümkündür.

Ancak, halkbilimi mahsüllerinin belli bir tarih ve coğrafyada ve dolayısıyla belirgin bir millî kültür içinde tek kaynaklı (monygenesis) olarak ortaya çıkışını ve gerek bir kültür içinde ve gerekse kültürlerarasında yayılışını araştırmaya yönelik olarak formüle edilmiş olan Tarihî- Coğrafî Fin Metoduna göre yapılan araştırmalar dikkate alındığında (Çay 1988) Nevruz’un, Türklüğün yeniden dirilişinin veya yaygın adıyla Türk Ergenekon Bayramı olduğu şeklindeki kabul ortaya çıkmaktadır.

Bu yaklaşımla ele aldığımızda, 21 Mart tarihi Türk kültüründe yukarıda kısaca işaret ettiğimiz coğrafya ve iklimden kaynaklanan yapısal ve işlevsel nedenlerin yanısıra, Türk mitolojisine yansıyan tarihî nedenlerle de kutsanmış olduğu görülen bir gündür. Türk mitolojisinde Ergenekon Destanı adıyla bilinen ve kaybedilen bir savaş sonrası var olma mücadelesi ve Köktürklerin sığındıkları derin bir vadide 400 yıl boyunca çoğalıp büyüyerek sığamaz olunca ve vadiden dışarı çıkarak kaybedilen vatan topraklarını ve atalarının 400 yıllık ahlarını almak istediklerinde bir pir demircinin önerisiyle Demir Dağı erittikleri ve taşra çıkıp, tekrar atayurtlarını ve istiklâllerini elde ettikleri gündür. 17. yüzyılda yaşayan, Şecere-i Terakkime adlı eserin sahibi Özbek Türklerinin hanı, Ebul Gazi Bahadır Han bunu Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. Yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O günü, o ayı, o saati belleyip dışarı çıktılar. (Çay 1988: 27) şeklinde tespit etmektedir.

Bugün Nevruz adıyla kutladığımız  Türk Ergenekon Bayramı’nın muhtemelen İslâm öncesi kutlamaları hakkında ise Ebül Gazi Bahadır Han’ın verdiği bilgi O günden beri yeni yılın başladığı gece Köktürk’lerde âdettir. O günü bayram sayarlar. Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar. Önce Kağan bunu kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra Beyler de öyle yapar. Bugünü mukaddes bilirler, böylece Tanrı’ya şükretmiş olurlar. (Çay 1988: 27) şeklindedir.

Nevruz

İslâmiyetin kabulüyle birlikte 21 Mart’ın yukarıda sıraladığımız coğrafî ve tarihî nedenlerin yanısıra geniş Türk halk kitlelerince inanılan dinî ve menkabevî nedenlerle de kutsal olarak kabul edilip bayram olarak kutlandığını görüyoruz. Nevruz’a İslâmî bir hüviyet kazandıran bu rivayetlere göre 21 Mart tarihi, Allah’ın yeryüzünü gece ve gündüzün eşit olduğunda yarattığı gün, Hz. Adem’in çamurunun yoğrulduğu gün, Cennetten sürgün edilen ve yaptıklarına pişman olan Adem ve Havva’nın Tanrı tarafından affedilip buluşturuldukları  gün, Hz. Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’na konup Hz. Nuh’un karaya ayak bastığı gün, Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan bezirgânlarca kurtarıldığı gün, Hz. Musa’nın Kızıldenizi yardığı gün ve Hz. Ali’nin doğum günüdür. (Çay 1988: 21-22). Nevruz bu nedenlerle de kutsanmış ve bayram olarak daha da geniş çevrelerce kutlanılagelmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ