NEDEN 57 NCİ PİYADE ALAYI

NEDEN 57 NCİ PİYADE ALAYI

“Aslında büyük soru yerinde durmaktadır: Kim İstanbul’u elinde tutacaktır”.
NAPOLEON BONAPARTE

1. GİRİŞ

(NEDEN 57 NCİ PİYADE ALAYI)

Birinci Dünya Savaşında Türk askerinin savaş gücünün aynası, Türklüğün mahvedilemez bir hayat kuvvetine malik olduğunu bütün cihana ispat eden Çanakkale müdafaası[1] ise, 57 nci Piyade Alayı da Çanakkale müdafaasının aynasıdır. Bu mefhumdan yola çıkarak 57 nci Piyade Alayını çok iyi incelemek ve araştırmak gerektiğini düşündük. Ancak bunu yapabilirsek Çanakkale Zaferinin özüne varabileceğimizi gördük.

Birinci Dünya Savaşının sebep ve sonuçları, Fransız ihtilâli ve bir çeyrek yüzyıl süren bu ihtilâlin meydana getirdiği gelişmelerin devamlı ve tabii bir sonucundan başka bir şey değildir. Çanakkale Muharebesi, Birinci Dünya Savaşı’ndaki cephelerden sadece birisidir. Ancak, bu “Kahramanlar Savaşı” olarak tarihe geçen cephe savaşında verilen toplam kayıp sayısının yanında, çarpışmaların şiddeti ve çapı ile birlikte sonuçlarını da ele aldığımızda tarihin tanık olduğu en kanlı ve en acımasız, 20 nci yüzyılın en önemli savaşlarından biri olduğunu görmekteyiz. Yaklaşık sekiz ay süren bu savaşta dünyanın dört bir yanından gelen bir milyon civarında asker, bu bölgede mertçe ve kahramanca çarpışmış, inandıkları ilke ve değerler uğruna kanlarını ve canlarını vermekten çekinmemişlerdir. Muharebenin başında düşmanını tanımayan askerler, sonradan tanıdıkça birbirlerine saygı göstermeye başlamışlar ve dost olmuşlardır. Çanakkale muharebesine katılan müttefik kuvvetlerini, İngiltere, Fransa, İrlanda, İskoçya, Avustralya, Kanada, Yunanistan, Yeni Zelanda, Senegal, Hindistan, Nepal, Sudan, Mısır, Cezayir, Somali ve Tunus’tan katılan askerler oluştururken, Türk tarafını Alman Subaylarının yanı sıra Osmanlı İmparatorluğunun tüm vilayetlerinden gelen bir çok millete mensup insan oluşturmuştur. Bu yönü ile Çanakkale Muharebesi gerçekte dar bir bölgede tam bir uluslar savaşıdır.

Çanakkale Muharebesini incelemeye başladığımız zaman, unutulmaz zenginlikte bir dersler topluluğundan meydana geldiğini görmekteyiz. Çanakkale Cephesini diğer cephelerden ayıran önemli özellikleri yakından incelendiği zaman ilginç ve farklı yönleri ortaya çıkmaktadır. Bu farklı özeliklerden en önemlileri, Çanakkale Cephesinin açılmasındaki en büyük faktör olan İstanbul’u ele geçirmek hayali ve Halife olan Padişahın ilan ettiği Kutsal Cihat çağrısını etkisiz hale getirmek, ayrıca Osmanlı’nın Süveyş Kanalı ve Hint Denizi yolu üzerindeki baskılarına son vermekti. Fakat asıl hayati ve en önemli mesele ise, Rusya’ya yardım eriştirmekti. Çanakkale zorlanır ve İstanbul düşerse Rusya’ya cephane ve birlikler ulaştırılabilecek ve Karadeniz’de tıkanıp kalmış 350.000 tonluk gemileri serbestçe hareket edebilecekti. Rusya’nın tahılı yeniden batıdaki müttefiklerini beslemeye başlayacaktı.[2] Nitekim, 13 Ocak 1915 tarihli İngiliz Savaş Meclisi tutanaklarında Churchill’in ateşli bir şekilde savunduğu Gelibolu cephesi için aynen şu ifade geçmektedir. “Admiralty, Şubat ayı içerisinde, amacı İstanbul olmak üzere Gelibolu yarımadasını bombardıman ederek alacaktır.”[3] Ayrıca şunu da görmekteyiz ki, İngilizler Türk Ordusunu ve Türk Askerini savaşa başlamadan önce küçümseyerek, hor görmüşler, Çanakkale’yi ve dolayısıyla İstanbul’u hiç zorlanmadan alacaklarına inanmışlardır. Buna en güzel örnek de Çanakkale’de Müttefik Ordusu Başkomutanı General Sir Ian HAMİLTON’un savaş başlamadan önce yayınladığı genelgedir. Sonuçta bu davranışlarının bedelini Mehmetçik onlara savaş meydanında ağır ödettirmiştir.

İngiliz ve Fransız gemilerinden kurulu donanmanın 18 Mart’ta gerçekleştirdiği başarısız deniz saldırısı ve bunu takiben 25 Nisan 1915 günü başlatılan müşterek kara ve deniz harekâtının eşine tarihte rastlanmaz. Çanakkale Muharebesi, boğazın Anadolu ve Rumeli yakasındaki Türk savunma mevzilerinin, denizden yoğun top ateşi desteğiyle karaya çıkan müttefik askerlerine karşı; teknik donanım açısından onlarla kıyaslanmayacak kadar zayıf, fakat vatanseverliği, ruh yüceliği ve iman gücüyle canını vermekten çekinmeyen, yurdunu savunan Mehmetçiğin, gerçekleştirmiş olduğu Kahramanlık Destanıdır. Kahraman Mehmetçik düşmanın cehennemî top ateşine rağmen, onları kıyıda çakılı tutmayı başarmıştır. Avusturya Ateşemiliteri Pomiansky askerlerimiz için “Mükemmel yetiştirilmişlerdi. Bu açıktı. Dikkatime başka bir şey daha çarptı. Türk askerleri savaş haline geçtikleri zaman adeta neşeleniyorlardı. Yüzlerinde başka bir ifade doğuyordu. Vatanlarını ve dinlerini müdafaa etmekteki celadetlerini yüz hatlarından okuyordum” sözlerinisöyleyerek kahramanların hakkını veriyordu.

Çanakkale Muharebeleri, harp tarihi açısından unutulmaz zenginliktedir. Müttefik tarafının, kara, deniz ve hava kuvvetlerine karşı Türklerin sadece doğal arazi avantajı vardı. Dikenli tel ve kum torbalarıyla korunmuş siperler; usta maden işçilerinin yapabileceği tünel ve galeriler, karadaki savaşın ilginç özellikleriydi. Birbirine sekiz metreye kadar yakın; iki tarafın önünde, sağında, solunda ve gerisinde kalan siperlerde, göğüs göğüse süngü savaşları yapılmıştır. İlk günlerdeki siperden sipere atılan el bombaları yerini sonradan kuru incir, sigara ve kuru et konservesi ikramına bırakmıştır. Şair dizelerindesavaşın bu yönünü çok güzel ifade ediyor;

Bir garip savaştı Çanakkale Savaşı
Kızıştıkça kızgınlığı dindiren

Ara verildikçe ateşe

Düşmanı kardeşe

Döndüren bir savaş

Kıyasıya bir savaştı

Ama saygı üreten bir savaş

Yaklaştıkça birbirine
[4].

Çanakkale Muharebeleri tarihe “Kahramanlar Savaşı” olarak geçer. Muharebenin başında düşmanını tanımayan askerler, sonradan birbirlerine saygı göstermeye başlamışlar, dost olmuşlar ve kendilerini bu anlamsız savaşta karşı karşıya getiren politikacıları lanetlenmişlerdir.

Çanakkale Muharebesi Türk Milleti için bir zafer iken, İngilizler için sadece başarılı bir geri çekilme harekâtı, ANZAKLAR içinde kendi ulusal kimliklerinin kazanıldığı bir olaydır. Türklerin bu savaşı kazanması dünya tarihine bambaşka bir yön vermiştir. Rus Çarının devrilmesi ve Sovyetler Birliğinin kurulmasında önemli bir etkisi olmuştur. Bu kadar çok yönlü bir savaş, her yönü ile ele alınmalı ve araştırılmalıdır. Sonuçta Türk tarihi için ne kadar önemli ise dünya tarihi içinde o kadar önemlidir. Bu kapsamda tarihi bir eser yazmaya başlarken, yalnız yalın gerçeği anlatmak ve aktarmak için sadece günlük belgelere dayanarak yazmaya özen gösterdik. Zira günlük yazışmalar tarihi yanıltmak için yazılmaz ve kaleme alınmaz.

Gelibolu Cephesinde çarpışan askerlerin başındaki komutanların insiyatif gücü, coğrafi alanı tanıma, harita okuma ve liderlik yetenekleri çok değişikti. Bazılarının, atak ve korkusuz; bazılarının ise temkinli ve kararsız olmaları sonucu etkiliyordu. Gelibolu yarımadasını çok iyi bilen, elinde bu bölgenin sanki gönüllü askerlerinden kurulmuş 57 nci Piyade Alayını bulunduran ve yedekte tutan 19 ncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, kendisine güveni, ön sezgisi, cesareti, kararlı tutumu ile sivrilmiş ve ulusal kahraman olmuştur. Hatta İngiltere Başbakanı olan D.Lloyd George 1922’de “Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakınız ki o büyük dahi çağımızda Türk Milletine nasip oldu.” demek zorunda kalmıştır.

Bakınız Mustafa Kemal, 12 Nisan sabahında Gelibolu sahilinden gelen top seslerini duyar duymaz, beklediği anın geldiğini anlamış ve en güvendiği 57 nci Piyade Alayını hazırlamıştır…. Öğleye doğru Kocaçimentepe’ye vardığında, denizde onlarca düşman gemisini, sahile asker taşıyan nakliye vasıtalarını görür ve bu anı şöyle anlatır anılarında;

“…Conkbayırı üzerinden Düztepeye gelirken; oradan 261 Rakımlı Tepeye baktığımda 27 nci Alayın 2 nci Taburunun 4 ncü Bölüğünün geri çekilen askerleriyle karşılaştım.

– Niçin kaçıyorsunuz? Dedim.

– Efendim düşman! Dediler.

– Nerede ?

– Askerler ’işte’ diyerek 261 Rakımlı Tepeyi gösterdiler. Gerçekten düşman avcı hattı 261 Rakımlı Tepeye yaklaşmış ve gayet rahat bir şekilde ileri yürüyordu. Şimdi durumu düşünün. Ben kuvvetlerimi bırakmışım, askerler 10 dakika istirahat etsin diye… Düşman da bu tepeye gelmiş. Demek ki düşman, bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim bulunduğum yere gelse, benim birliklerim çok kötü duruma düşecektir. O zaman artık bunu bilmiyorum, bir mantık kararı mıdır, yoksa doğal bir davranış mıdır bilmiyorum. Kaçan askerlere

– Düşmandan kaçılmaz. Dedim

– Cephanemiz kalmadı, Dediler

– Cephaneniz yoksa süngünüz var.

Dedim ve bağırarak süngü taktırdım, yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerine ‘marş marş’ la benim bulunduğum yere gelmeleri için emir subayımı geriye gönderdim. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askeri de yere yattı. Kazandığımız an bu andır.”

Türklerin yere uzandığını gören ANZAKLAR bir an tereddütte kaldılar, ardından onlar da yere yattılar. Bu an, Mustafa Kemal’e üstünlüğü ele geçirme şansı verdi. Yanına gelmiş olan 57 nci Piyade Alayı 2 nci Tabur komutanı Yüzbaşı Ata Efendiye bütün taburuyla 261 Rakımlı Tepe üzerinden düşmana taarruz etmesini emretti. Dağ bataryasına su yatağında mevzi aldırarak düşman piyadesi üzerine ateş açtırdı. Dereye geldiğinde biraz geciken diğer tabur taarruza iştirak etti. Daha sonra 57 nci Piyade Alay Komutanına bütün alayı ile düşmana hücum etmesini emretti. Hücum sırasında birlik komutanlarına “Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve kumandanlar alabilir.” Şeklinde tarihi konuşmasını yaptı[5].

İşte savaşı kazandıran ruh bu ruhtur. Bu alayın askerleri verilen emri yerine getirirken asla tereddüt etmemiş ve ölümü dahi düşünmeden emri gerçekleştirmiştir. 5 nci Ordu Komutanı Liman Von Sanders “Güneşe, fırtınalara, soğuk ve yağmura karşı korumasız siperlerde çamur ve toz içerisinde günler geçiriyor fakat, dünyanın bütün vasıta ve imkanlarına sahip düşmanlarıyla aslanlar gibi dövüşüyorlardı. Bu ne sessiz, bu ne gösterişsiz bir vatan sevgisiydi! Allah adını yürekten tekrarlayarak saldırganın üzerine atılıyordu. Düşmanları da onlara hayrandı” sözleriyle bunu doğruluyor. İşte Türk Askeri bu davranışı ile kültürünü temsildeki yeterliliği ve yüksek medeni vasfını da ispat etmiştir. Bu vasıf Türk Ordusunu dünyanın sayılı orduları arasında müstesna bir yere getirmiştir. Gerçekten Türk Ordusunun vatan müdafaasında ki fedakârlığı, eşine az rastlanan kahramanlığı, dehâ mertebesindeki stratejisi yalnız Türk’e has olup, aşk derecesine varan savaş azmi, binlerce yıllık tarihi boyunca, Türk’ün yer yüzünde “efendi millet veya hâkim millet” olarak devamlılığını sağlayan bir millî unsur olmuştur.

57 nci Piyade Alayı savaşın ilk on günü içinde neredeyse mevcudunun üçte ikisini şehit vermiştir. Buna rağmen asla savaş gücünden hiçbir şey kaybetmemiş, cesaretini yitirmemiş ve korkuya kapılmamıştır. Bu alayda çarpışan askerlerin insan üstü yiğitlik ve kudretlerine karşılık Sultan Mehmet Reşat tarafından 17 Teşrin Sani 1331 (30 Aralık 1915) tarihinde Alay Sancağına Altın ve Gümüş İmtiyaz Madalyası ile Harp Madalyası takılmak üzere verilmiştir. Ayrıca alay sancağına şu hatıranın yazılmasını emretmiştir: “Devlet-i Osmaniye İle İtilaf Devletleri Harbinde 57 nci Piyade Alayının düşman tarafından 12 Nisan 1331 (25 Nisan 1915) günü Çanakkale’de Arıburnuna meydana gelen ilk çıkartmada karaya çıkmış düşman kuvvetlerinin ilerlemesine ve Kocaçimen Tepelerinin düşman eline geçmesine o günkü hızlı davranışı ve şiddetli hücumu ile engel olmuş ve aylarca düşman karşısında savaş hattında kalarak ona karşı kahramanca muharebeler gerçekleştirmek suretiyle gösterdiği fevkalade yiğitlik ve yararlığın hatırasıdır” .[6]

57 nci Piyade Alayı askerlerinin yakınlarına yazmış oldukları mektupları incelediğimiz zaman ne kadar yüksek bir moral gücüne sahip olduklarını görebiliriz. Ayrıca ailelerinin de aynı yüksek moral gücüne sahip olduklarını görmekteyiz. Buda bir milletin sadece cephede savaşan evlatları ile değil beşik sallayan anaları ve ak sakallı ihtiyarlarıyla birlikte bir bütün olarak kahramanlığının göstergesidir.

Tarihi olayları yeniden ele almak ve irdelemekteki maksadımız geçmişteki olayları yeniden canlandırarak eski düşmanlıkları körüklemek değildir. Amacımız olayları anlamak ve yeni nesle ciddi bir tarih kültürü ile tarih felsefesi mefhumu aktarmaktır. Ancak bu şekilde tarih şuuruna sahip ve bu şuurla geleceğe ümitli bakan nesiller yetiştirebiliriz. Çanakkale muharebesinde olanlar olmuş denilebilir, fakat her şey bitmemiştir. Çanakkale muharebesindeki asıl hedef bilindiği gibi İstanbul ve dolayısıyla Osmanlı Devletiydi, ancak batılıların hazırladığı plânlar hedefine tam anlamıyla ulaşamadan Çanakkale’de Türk askerinin boyun eğmez gücü karşısında sona ermiştir. Çanakkale Muharebelerinde Mehmetçik, dünyaya asker ve malzeme ne kadar çok ve çeşitli olursa olsun, yalnız bunlarla başarı elde edilmeyeceğini göstermiştir. Çanakkale Zaferi, o malzemeyi kullanacak askerin ruhça ve bedence her türlü yoksulluğa, zorluğa ve yorgunluğa dayanacak kuvvet ve kudrette olması ve Mustafa Kemal gibi bir komutanın emri altında bulunmasının sonucudur[7]. Unutulmamalıdır ki batılıların bu plânları her geçen gün özüne sadık kalmak şartıyla yenilenmekte ve yeni hazırlanan plânlar zamana ve şartlara uygun biçimlerde sahneye konulmaktadır.

Şanlı tarihimizi altın yaldızlar ile süsleyen Çanakkale Zaferinin kahramanlık menkıbeleri, zafer destanları yazacak kadar çeşitli ve büyüktür. Bu zafer yalnızca düşmana vatan savunmasının nasıl olacağını öğretmemiş, bundan başka dünya alemine Türkün, beşerin takdir ve idrakinin üstünde yüksek bir varlık, vefalı bir dost, asil ve faziletli bir düşman olduğunu anlatmış olan bir zaferdir.

Bu zaferle, o zamanın en mükemmel ordu ve silâhlarına karşı tek vücut olmuş bir milletin, azim ve iman dolu göğsünün yenilmez, yıkılmaz ve geçilmez bir kale olduğu anlatılmıştır.

Bizim için Çanakkale Muharebesi’nin kazandırmış olduğu en önemli olay Mustafa Kemal’in ulusal kahraman olarak ortaya çıkması ve ardından da Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmasıydı. Bu savaş olmasaydı, Lenin’in başlattığı Rus devrimi bu kadar kolay gerçekleşemezdi. Avustralya ve Yeni Zelandalılar ulus bilincine bu savaşla varmışlardır. Onlar, artık başkaları için ülkelerinden binlerce kilometre uzaklıktaki kıtalara savaşa gitmemeye karar vermişlerdir.

Çanakkale savunması yapılmış ve kazanılmıştır. Ancak görev yalnız askerler ve komutanlar için bitmiştir. Bizim için bitmemiş hatta başlamamıştır bile! Herkes bilsin ki, burada kanlarını akıtanlar hep bu tarih, bu namus ve fazilet tarihi için öldüler. Onların kan borcunu ödemek lazımdır. Şairler destanlarını yazsınlar, ressamlar levhalarını çizsinler ve tarihçiler gerçek tarihi[8].

Uhdemize tevdi edilen vazife-i namus ve vatanı tamamen ifa etmek için bir adım geri gitmek yoktur. Bu sırada havab ve istirahat aramanın bu istirahattan yalnız bizim değil bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım. Bilcümle arkadaşlarımın benimle hem fikir olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk asarı göstermeyeceklerine şüphe yoktur[9].

Mustafa Kemal ATATÜRK


Kaynak:

T.C. Millî Savunma Bakanlığı
Bir Kahramanlık Abidesi
57 nci Piyade Alayı
Şehitler Alayı
Ankara 2003

Dipnotlar:

  1. GÖVSA, İ. Alaettin; Çanakkale İzleri-Anafartalar’ın Müebbet Kahramanına.
  2. MOOREHEAD, Alan; Çanakkale Geçilmez, GALLÎPOLİ.
  3. a.g.e.
  4. Bülent ECEVİT’in 1988’de Gelibolu’yu ziyaretinden sonra yazdığı “ÇANAKKALE” şiirinden.
  5. Mustafa Kemal; Arıburnu Muharebeleri Raporu.
  6. Gnkur ATAŞE Arşivi: 5383-10-1. 17 Teşrin-i Sani 1331 (30.11.1915) tarihli İrade-i Seniyye Sureti.
  7. BARIŞ, Y. İzzettin; Çanakkale Savaşları, Mehmetçiğin Fedakarlığı, Vatanseverliği, İnsanlığı.
  8. Darülfünun Müderrislerinden İsmail Hakkı Bey’in Çanakkale Müdafaası için söylemiş olduğu söz.
  9. Gnkur ATAŞE Arşivi, A: 6-9565, D: 180, F: 19-90.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. hasan durgut dedi ki:

    ATATÜRKÇÜ, asil, cesur, altın, yiğit bir yürekle gerçekleri yazarak tüm aziz şehit ve gazilerimizin, vatan ve milletin gerçek anlamını bilen ”YÜCE TÜRK MİLLETİ MUSTAFA KEMALLER’ in ” göğsünü kabarttınız, yüzünü güldürdünüz, büyüksünüz sağ olun var olun !………..Hasan DURGUT

  2. Nafi Çağlar Mihmadlı dedi ki:

    GELİBOLU ŞEHİT DOLU

    Son darbelerini vurmak için dine, budun*a.
    Bütün yeni dünya göz dikmişti Türk’ün yurduna.
    Batılı sırtlanların hesaplamadığı vardı,
    Zincir vurulur muydu hiç, bu dağların kurduna…

    Yüzyıllardır girmişlerdi sömürge havasına.
    Hırs ile kaptırıp gelmişlerdi Tur Ovası**’na.
    Gördüler, Doğu nasıl sarılırmış davasına,
    Heyhat! Çomak sokulur mu hiç Türk’ün yuvasın…

    Ey şeytanlara papucunu ters giydiren Batı.
    Nursuz, taş kesilmiş o yüreğin katı mı katı.
    Senin puşt hilelerinin vardı evveliyatı,
    Bu sefer işe yaramadı Tur Ovası atı**…

    Bütün şerle başa güreşiyordu Gelibolu.
    Ortalık, bizlerden şehit, onlardan ölü dolu.
    Gidiyordu; kafa, gövde, bacak, kiminin kolu,
    Nur kazanacak elbet, var mı bunun başka yolu?..

    Hiç kimseye çanak tutmamıştı ki Çanakkale.
    Kızıl Elma’yı terk eyledik te geldik ne hale.
    Elimizde kalan bu vatan toprağı tek kale,
    Bu vatan; kim eliyle kime edildi ihale…

    Üç kıtadan çekildik gaflet ve dalalet ile.
    Turan yolunda, Tur Ovası’nda kıstırdı hile.
    Bir dar boğazda dayanıyoruz, nedir bu çile,
    Boğup gömeceğiz Batı’yı, tarih gelsin dile…

    Batur Nafiz TANÇAĞLAR
    Nafi Çağlar Mahmatlı
    8 Mart 2011 Salı 13:58
    9-K /Gazi Lisesi/ Bağcılar/İst.

    * Budun; Ulus, millet.
    ** Tur Ovası; Truva.
    *** Tur Ovası Atı; Truva atı.

  3. suavituncay@yahoo.com dedi ki:

    ALLAH ONLARI CENNETİNE ALDI. BU GÜNLERİ ZEHİR EDENLERİ DE CEHENNEMİNE ALACAK…
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK…
    NUR İÇİNDE YATSINLAR…AMİN.

BİR YORUM YAZ