MUZAFFERÜDDİN GÖKBÖRİ’NİN SİYASÎ VE SOSYAL FAALİYETLERİ

MUZAFFERÜDDİN GÖKBÖRİ’NİN SİYASÎ VE SOSYAL FAALİYETLERİ

Ortaçağ İslam dünyasını üç büyük tehlike tehdit ediyordu. Bu üç tehlikeden büyük küçük birçok devlet ve beylik etkilenmiştir. İlki, Sünni-Şii özellikle de Batini-İsmaili farklılaşmasıdır. Bu farklılaşmanın etkilerini Ortaçağ Türk İslam devletlerinde de görmek mümkündür.

Türk-İslam dünyasının maruz kaldığı ikinci tehlike ise Haçlı Seferleri’dir. Bunun neticesinde İslam dünyasında İslam-Hıristiyan mücadelesi denebilecek bir dönem başlamıştır.

Türk-İslam dünyasının maruz kaldığı üçüncü tehlike de tarihinin ilk asrından itibaren çeşitli sebeplerle İslam dünyasında parçalanmaların olmasıdır. İslam dünyasında irili ufaklı devletlerin kurulması ve aralarındaki çatışmalar ve bunlara ilaveten Müslüman toplumları ve devletleri aciz bırakan Moğol saldırılarıdır. Muzafferüddin Gökböri’de bu durumdan etkilenen idarecilerden biridir.

Muzafferüddin Gökböri, yukarıda genel bir çerçeve içerisinde anlatmaya çalıştığımız bu sorunlarla uğraşısını yalnızca siyasi mücadele tarzında vermemiş, sorunun sosyal boyutunu da ele alarak uğraş vermeye gayret göstermiştir. Sosyal alanında vermiş olduğu çabanın günümüz problemlerine de çözüm üretebilme özelliğinde olması konunun üzerinde ısrarla durulmasını zorunlu kılmaktadır. Muzafferüddin Gökböri’nin, bu faaliyetlerini incelemeye çalışalım.

A. Muzafferüddin Gökböri’nin Siyasî Faaliyetleri

I. Muzafferüddin Gökböri’nin Tarih Sahnesine Çıkması

Merkezi Erbil olmak üzere Şehrizor, Hakkari, Tekrit, Sincar, Harran ve Urfa çevresinde hüküm sürmüş olan beylik Beyteginliler veya Erbil Beyliği şeklinde de adlandırılmaktadır. Beyliğe, Beyteğin adı, Musul Atabeyliği’nin en büyük komutanlarından ve idarecilerinden Zeyneddin Ali Küçük’nün babasına izafeten verilmiştir. Zeyneddin Ali Küçük’ün doğumu hakkında kaynaklarda herhangi bir bilgi verilmemiş olup, ölümü ise 1167’dir. Bazı kaynaklarda O’nun 100 yaşından fazla yaşamış olduğundan doğumunun 1063’de olabileceği söylenmektedir. Hayatı ile ilgili sınırlı bilgiler olmakla birlikte Atabek Zengi’nin babası Kasımüddevle Aksungur’un adamlarından olduğu ve bunun vefatından sonra onun on yaşındaki tek oğlu İmadeddin’in etrafında toplananlardan biri olduğu bildirilmektedir. İbn’ül Esir’in Bahir’de Zengi’nin babası Kasımüddevle Aksungur’un Suriye Meliki Tutuş tarafından öldürülmesi sırasında oğlu Zengi ile aynı yaşta olduğunu belirtmesi Zeyneddin Ali Küçük’ün 1085 yılında doğmuş olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmiştir. Zeyneddin Ali Küçük, İmadeddin’in ölümüne kadar birlikte olmuşlardı. Zengi’nin Urfa fethine katılmış ve daha sonra Musul naibi Nasr-üddin Çakır’ın öldürülmesi üzerine Musul’a 1144’da naib olarak atanmıştı.

Zeyneddin Ali Küçük, 1146 yılında Zengi’nin ölümünden sonra O’nun çocuklarını ve Atabeyliğini koruyanlardan biri olmuştu. Bu amaçla Zengi’nin oğlu Seyfeddin’i Şehrizor’dan getirtip Musul’da babasının yerine oturtmuştu. Atabeyliğin Artuklularla yapmış olduğu savaşlara katılmıştı. Seyfeddin’in ölümünden sonra 1149’da Kutbeddin’in naibliğini ve ordu komutanlığını yapmıştı. Sultan Muhammed ile Halife arasındaki mücadelesinde dini kaygılarla pek ciddi bir şekilde davranmadı. Bu da Zeyneddin Ali Küçük’ün dini duygularla ne kadar hemhal olduğunu göstermektedir. 1159’da önceki yerlerine ilaveten Harran ikta olarak verildi. Bir insanda bulunması gereken hasletlerin çoğunu bünyesinde barındıran Zeyneddin Ali Küçük kahramanlık, merhamet, ahde vefa gibi hasletlerin yanında ilim ve edebiyatı teşvik etmişti. Zeyneddin Ali Küçük kahramanlığının yanında, çevresindekilere göstermiş olduğu pozitif tavırlarla tanınmakta idi. Musul’da bir cami ile kendi adını taşıyan Medreset’ül Zeyniyye’yi yaptırmıştı. Zeyneddin Ali Küçük, hayatının sonuna doğru kör ve sağır olmuştur. Bu yüzden elindeki yerleri Kutbeddin Mevdud’a teslim ederek Erbil’e çekildi. Çok geçmeden Eylül 1167 yılında da vefat etti. Musul’da Eski cami yanında kendisinin yaptırmış olduğu türbeye gömüldü.

Zeyneddin Ali Küçük’ün ölümünden sonra yerine 14 yaşındaki oğlu Muzafferüddin Gökböri geçti. 1164’ten beri Erbil’in idare işleri Mücahiddin Kaymaz tarafından yürütülmekte idi. Muzafferüddin ile Kaymaz’ın arasının açık oluşu, daha muhtemel olan ise yürütmüş olduğu idari fonksiyonu sürdürmek amacıyla Kaymaz, Muzafferüddin’in idarecilikte yetersiz olduğunu Halife’ye bildirdi. Halife Nasır’dan Muzafferüddin aleyhine muvafakat aldı. Kaymaz bu destekten de cesaret alarak Muzafferüddin’i tevkif ederek yerine onun küçük kardeşi Zeyneddin Yusuf’u geçirdi.

Erbil’i kardeşine kaptıran Gökböri bir müddet sonra 1173 yılında memleketinden, şikayet amacıyla Bağdat’a gitti. Uğramış olduğu haksızlığı anlatmak ve de hak aramak için gittiği Bağdad’da aradığı desteği bulamadı. Maksadına ulaşamayınca Musul’a Atabey Seyfeddin Gazi Il’ye giderek onun hizmetine girdi. Seyfeddin Gazi amcası Nureddin Mahmud’un 1174 yılında ölmesi üzerine önceden Musul Atabeyliği’ne ait olan Cezire’deki toprakları geri aldı. Bu dönemde yapılan savaşlarda Gökböri’nin yardımını görmesinden dolayı Harran’ı O’na verdi.

II. Musul Atabeyliği Döneminde Gökböri

Nureddin Mahmud sonrası Zengilerin kendi aralarındaki siyasi mücadelelerde Gökböri’nin rolü azalmamış bilakis daha etkili olmaya başlamıştı. Dönemin iç hesaplaşmalarından yararlanmak isteyen Salahaddin Eyyubi Dımaşk ve güney Suriye’yi alarak bağımsızlığını ilan etti.

Seyfeddin Gazi (1174) yılında İmadeddin Zengi’nin hakimiyetindeki Sincar üzerine yürüdü. Salahaddin Eyyubi yanlısı olan II. İmadeddin Zengi, Salahaddin Eyyubi yardımıyla Seyfeddin Gazi’yi zorunlu olarak Musul’a çekilmeye itti. Gökböri, Seyfettin Gazi ve Salahaddin Eyyubi’nin 1175’teki Hama yakınlarında bulunan Cibab Türkmen’deki mücadelesinde Musul ordusunun sağ cenahının kumandanlığını yapmıştı. Gökböri, Eyyubi ordusunun sol kanadını bozguna uğrattı, fakat onun bu taarruzu bir sonuç vermedi. Taarruzun ertesi güne ertelenmesi, ardından hemen hücuma geçen

Selahaddin Eyyubi’nin başarısı ile sonuçlanmış ve taraflar arasında Salahaddin’in Buzaa, Membiç ve Azaz gibi aldığı yerlerin karşılığında antlaşma yapıldı.

III. Eyyubiler Döneminde Muzafferüddin Gökböri

A. Gökböri’nin Salahaddin Eyyübi’ye İntisabı

II. Seyfeddin Gazi ölünce yerine kardeşi İzzeddin Mesud geçti. Bundan kısa bir süre sonra Halep, Eyyubiler döneminde Muzafferüddin Gökböri, Emir Melik Salih İsmail’de öldü. İsmail ölümünden önce ülkesinin amcasının oğlu olan Mesud’a verilmesini vasiyet etmişti. Mesud, merkez Halep olmak üzere Melik Salih’e ait yerleri almak için yola çıktı. Ancak kardeşi Sincar Emiri II. İmadeddin Zengi, Sincar’a karşılık Halep’e sahip olmayı istedi. Bunun reddedilmesi halinde de Selahaddin Eyyubi’yi davet etmekle ile tehdit edildi. Mesud bunun üzerine öncü olarak Muzafferüddin Gökböri’yi Halep’e yollamıştı. Fakat Halep kale komutanı Emirek Candar ile Emir Şazibaht Gökböri’nin şehre girmesine mani oldular. Zaten II. İmadeddin Zengi’nin komutanı Tuman al-Yaruki’ye kaleyi teslim etmişlerdi. Emir Tumek’in işe karışması karşısında zor duruma düşen Gökböri, Musul’dan yardım istedi. Bölgedeki dengelerin etkili olması nedeniyle Atabey İzzeddin Mesud, Salahaddin’in öfkesinden çekindiği için Halep’e yardım göndermemiş üstelik Halep’i kardeşine terk etmişti.

Gökböri’nin eskiden beri hasım olduğu Mucahiddin Kaymaz, İzzeddin Mesud tarafından Musul’daki işlerinin başına getirildi. Mücahiddin Kaymaz ile Gökböri arasındaki kırgınlık nedeniyle Gökböri, 1182’de Salahaddin’e yakınlaştı. Ona yazdığı mektupta Fırat’ı geçtiği takdirde yardıma hazır olduğunu hatta el-Cezire’nin hiçbir direnme göstermeden kendisine tabi olacağını bildirerek onu Musul üzerine yürümeye teşvik etti.

Salahaddin Eyyubi’nin esas gayesi Halep’i almak olduğu halde Muzafferüddin Gökböri’nin ısrarı üzerine fikrini değiştirdi. Fırat’ı geçip Cezire’ye girdiğinde Gökböri ona katıldı. Salahaddin Eyyübi’nin bu girişimi Musul Atabeyliği ve Artukluları endişelendirmiş, muhtemel bir saldırıya karşı Musul ve bazı önemli merkezlerde önlemler alınmıştır. Özellikle Urfa, önemli bir miktarda asker takviye edilmiş olmasına rağmen dayanamadı. Salahaddin Eyyübi, Urfa’yı Harrran’a ilaveten Gökböri’ye ikta etti. Cezire zaferi sonunda Musul düşmemesine rağmen Musul Atabeyliğinin itibarı zedelenmiş büyük kayıplara uğramıştı. Mısır ve Suriye’den dolayı Cezire’de de nüfuzu iyice artan Salahaddin Sincar tarafından Habur, Nusaybin ve Seruç karşılığında, 26 Mayıs 1183’te Salahaddin Eyyubi’ye Halep teslim edildi. Gökböri, Salahaddin’in Musul’u kuşattığı takdirde pek çok mal ile birlikte elli bin dinarda, para vermeyi vaad etti. Salahaddin Eyyubi’yi bu konuda ısrarla bir şekilde teşvik etti. Bunun üzerine Salahaddin Eyyübi, Nisan 1185 tarihinde Halep’ten çıktı. Gökböri O’nu Bire’de (Birecik) karşıladı, ancak birlikte Harran’a girdikleri zaman vermeyi vaad ettiği mal ve parayı vermekten kaçındı. Bunun üzerine ıkta’ları elinden alınan Gökböri hapsedildi. Fakat halkın tepkisi üzerine Salahaddin Eyyübi, Gökböri’yi serbest bıraktı. O’ndan aldığı Harran’ı iade etti. Salahaddin 22 Mayıs’ta Gökböri, kardeşi Zeyneddin Yusuf ile birlikte yanlarında Ceziret ibn Ömer sahibi Sencerşah da olduğu halde ikinci defa Musul’u kuşattı. Ancak sonuçsuz kaldı. Salahaddin, Ahlat Beyi Sökmen’in ölümünü bahane ederek şehrin önünden ayrıldı ve Gökböri ile kardeşi Takiyüddin Ömer’i Ahlat’ı almakla görevlendirdi. Sökmen’in yerine geçen oğlu Begtemir, tehlikenin farkına vardığında Azerbaycan atabeyi Pehlivan’a tabiliğini arz etti. Birleşik Eyyübi ordusu son gelişmelerden ötürü bir şey yapamayarak bölgeden yalnızca Meyyafarikin’i almakla yetinerek1185’da geri döndüler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ