MUSUL VE HALEP ATABEYİ NUREDDİN MAHMUD

MUSUL VE HALEP ATABEYİ NUREDDİN MAHMUD

Nureddin Mahmud, atabeg sülâlelerinin en meşhurlarından olan Zengîlerdendir. Bu atabegliğin kurucusu olan İmâdeddin Zengî, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh’ın Memlük kumandanı ve Halep valisi Aksungur’un oğludur. 1126’da Bâtınîler tarafından öldürülen Aksungur’un yerine Sultan Mahmud tarafından atabeg tayin edilmiştir.

Atabeg “bey baba” manasına gelmektedir. İlk olarak Selçuklu veziri Nizâmü’l-Mülk’e verilmiştir. Bütün Türk devletlerinde bu müessesenin varlığını görmekteyiz. Selçuklulardaki bu atabeglik unvanı, sultan çocuklarının terbiyesi ile uğraşan kişilere verilmiştir.

Atabegler genellikle sultanların memlükleri arasından titizlikle seçilmiş, itimada lâyık askerî ve idarî kâbiliyeti hâiz olan seçkin kişilerdi. Her atabeg, yanındaki Selçuklu Hanedanı’na mensup şehzâdeyi fırsat bulduğu zamanlar sultan ilân edebilmek için uğraşmıştır. Bazen kendi kudret ve hâkimiyetlerini oğullarına bırakarak sülâlelerinin hâkimiyetlerini de sağlamışlardır.

Bu kimselerin hem askerî bakımdan, hem kişilik bakımından itimada lâyık olmasına dikkat edilmekteydi. Atabegler Selçuklu Hânedânı’na mensup şehzâdeyi sultan ilân edebilmek için uğraşırken, merkezî otorite zayıflayınca şehzâdelerin yerine kendi hâkimiyetlerini kurmaya başladılar. İşte Zengîler de bu şekilde ortaya çıkmıştır.

A. Çocukluğu ve Eğitimi

Nureddin Mahmud, Ebû Said İmâdeddîn Zengî (1127-1146)’nin oğludur. Büyük Selçukluların Musul ve dolaylarının valisi olan ve söz konusu bölgede yarı bağımsız bir devlet kurmuş bulunan büyük devlet adamı Zengî’nin babası ise, Kasîmüddevle Aksungur (1094) idi. Kasîmüddevle Aksungur, Büyük Selçukluların sarayında Sultan Melikşah (1072-1092) ile birlikte büyümüş onun en yakın arkadaşlarından biri olmuştu. Aksungur, Oğuzların Avşar boyundan olup Sünnî ve Hanefî idi.

Nureddin Mahmud 11 Şubat 1118 yılında Haleb’de dünyaya geldi. Âdil bir hükümdâr olan Nureddin Mahmud El-Melikü’l-Âdil lakâbıyla anıldığı gibi zamanındaki pek çok âlimler ve yazarlar onu bu vasfı ile Hülefâ-yı Râşidîn’e katılan Emevî Halîfesi Ömer b. Abdulazîz’e benzetmişlerdir.

Yaptığı savaşlarda şehit olmayı çok arzu etttiğinden kendisine Eş-Şehîd de denilmekteydi. Onun künyesi hemen bütün kaynaklarda Ebu’l-Kâsım olarak geçmektedir.

Kaynağın birisinde künyesinin Ebu’l-Muzaffer olduğu tespit edilmiştir. İlk olarak Kur’an-ı Kerim’i okumayı öğrendi, iyi bir İslâmî eğitim aldı. Nureddin Mahmud belli bir yaştan sonra askerlik mesleğinin gerektirdiği bilgi ve yetenekleri kazanmak suretiyle iyi bir asker olarak yetiştirildi. Nureddin Mahmud’un gençlik dönemi ile ilgili kaynaklarda her hangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Fakat babası Zengî’nin yanında savaşlara katılmış ve atabeglik sınırları içinde bir şehrin emirliğini üstlenmiş olduğunu düşünebiliriz. Nureddin Mahmud büyük bir ihtimalle bir yandan o dönemin seçkin bilginlerinden gerekli dersleri alırken bir yandan da Esedüddîn Şîrkûh (1169) ve Mecidüddîn b. Ed-Dâye gibi büyük emirlerle bulunarak gereken bütün savaş oyunlarını ve taktiklerini öğrenmiştir.

Nureddin Eş-Şehîd çok cesur, isabetli görüş sahibi, düşmana karşı tedbiri çok iyi bilen, harp konusunda uzman, çevgan ve ata binmekte eşsiz bir kimseydi. O, at çok süratli giderken iner ve binerdi. Muharebede çift ok taşır ve iki ok torbası kullanırdı Şehit olmayı çok arzu ettiği halde bir türlü muradına nail olamadı. Kutbu’n Nişabûrî bir gün ona, “kendini tehlikeye atıyorsun” diye kınadı. Nureddin ona cevaben: “Allâh ile edepli ol. Beldelerin zâyi olmasından endişen mi var? Beldeleri, kendisinden başka ilâh olmayan Allâh koruyor” dedi. Mecliste oturanlar bu sözü ile ağladılar.

B. Hükümdarlığı ve Faaliyetleri

Nureddin Mahmud babası İmadeddîn Zengî’nin 14 Eylül 1146 tarihinde Caber Kalesi önünde şehid edilmesi üzerine Esedüddîn Şîrkûh’un yardımıyla Haleb’de idareyi ele aldı. Kardeşi Seyfeddin Gâzî ise Musul’da hükümdâr oldu.

Nureddin Mahmud Zengî’nin Haleb’de idâreyi ele almasından sonra karşılaştığı ilk olay, sabık Urfa Kontu Joscelin’in Urfa’ya saldırması olmuştur. Joscelin şehirdeki Ermenilerle birlik olup şehri ele geçirdi. Ancak kalede bulunan Müslümanlar, kaleyi teslim etmeyip direndiler. Joscelin onlarla savaşa tutuştu. Haleb’de bulunan Nureddin Mahmud Zengi, askerleriyle birlikte Urfa’ya hareket etti. Nureddin Mahmud Urfa’ya yaklaşınca Joscelin geri çekildi. Nureddin Mahmud şehre girdi. Şehri yağmalayıp kadınları esir etti.

Nureddin Mahmud’un Haleb’deki hâkimiyetini kuvvetlendirmeye çalıştığı bir sırada, ikinci bir Haçlı ordusunun Doğu Akdeniz sahillerinde karaya çıktığı haberi geldi. Nureddin Mahmud, ağabeyi Seyfeddin Gâzî ile birlikte kuşatma altında olan Dımaşk Atabegi Abak’a yardımcı olacaklarını bildirdi. Ancak Haçlı liderleri arsındaki anlaşmazlıklar Dımaşk’ı hatta Güney Suriye’yi bir felaketten kurtardı. Dımaşk kuşatması kaldırılıp yeni gelen Haçlılar Kudüs’e çekilince Nureddin Mahmud, Dımaşk Atabegliği Veziri olan Üner ile birlikte karşı harekete geçip Arima’yı kuşatma altına aldı ve kısa bir süre içinde ele geçirip bu kaleyi yıktı.

Nureddin Mahmud Zengî’nin Arima kalesinin yıktırmasına bir misilleme yapmak isteyen Haçlılar, Haleb bölgesine taarruza geçtiler. Nureddin Mahmud o sıralarda Havran’da bulunan Üner’den yardım istedi. Üner de komutanlarından Mücahideddin Bozan’ı bir miktar kuvvetle Nureddin’e yolladı. Bu sıralarda Nureddin Mahmud Yağra’yı Haçlıların elinden yeni almıştı. Dımaşk’tan gelen kuvvetlerin kendisine katılmasıyla güçlenen Nureddin Mahmud, İnnib Kalesi’ni kuşattı.

Antakya Prinkepsi Raymond, küçük bir ordu ve Ali b. Vefâ kumandasında az sayıda savaşçısı olan bir haşhaşî birliğiyle burasını kurtarmak üzere süratle geldi. Bunların kuvvetleri hakkında mübalağalı haberler almış bulunan Nureddin Mahmud geri çekildi. Aslında Müslüman ordusu altı bini bulan süvarisiyle Franklardan fazlaydı. 28 Haziran 1149’da Nureddin Mahmud, Hıristiyan ordusunu kuşattı. Ertesi gün Raymond’un ordusu birkaç saat içinde imha edildi. Raymond bizzat Şîrkûh tarafından öldürüldü.

Antakya Prinkepsi II. Raymond’un İnnib’de yenilerek öldürülmesi Müslümanlar arasında Antakya’nın tekrar İslâm topraklarına katılabileceği ümidinin doğmasına sebep oldu. Nureddin Mahmud, İnnib zaferinden hemen sonra yanında Emir Bozan komutasında Dımaşk Atabegliği askeri olduğu halde Antakya önlerine gelerek karargâhını kurdu. Şehrin bütün ikmal ve haberleşme yollarını keserek yanında bir grup birlikle Famiye kalesine doğru yola çıktı. Buraya gelerek kaleyi kuşatma altına aldı. 26 Temmuz 1149’da kale muhafızları canlarının bağışlanması şartıyla kaleyi teslim ettiler. Buradan tekrar Antakya’ya dönen Nureddin Mahmud, şehrin düşmesinin pek kolay olamayacağını anlayarak Haleb’e döndü.

Dımaşk Atabegliği’nin idaresini yürüten Vezir Üner 28 Ağustos 1149’da öldü. Üner’in ölümünden kısa bir süre sonra da Musul hâkimi Seyfeddin Gâzî öldü. Kardeşi Kutbeddin Mevdûd, Musul’da ağabeyisinin yerini aldı. Nureddin Mahmud, Üner’in ölümünden sonra Dımaşk Hâkimi Abak’ın emirlerini kendi safına çekmeye veya bazı asılsız haberlerle onları Abak’tan ayırmaya çalışmıştı. Dımaşk’ı almak Tuğtekinoğullarının hâkimiyetine son vermek onun artık ısrarla üzerinde duracağı bir husus olmuştu. Havran’da Haçlıların meydana getirdiği bir küçük olayı mesele yapmış ve Haçlılar üzerine bir sefer tertipleyerek cihad ilân etmişti. Dımaşk Atabegi Abaka’da haber yollayarak güvenilir bir komutanın idaresinde bin atlı göndermesini istedi. Bu, bir oyundan ibaretti. Aslında asıl hedefi Dımaşk Atabegliği idi.

Dımaşk Atabegi Abak’ın Nureddin Mahmud’un yardım talebini yumuşak bir dille reddetmesinden sonra Nureddin Mahmud, hızlı bir şekilde Dımaşk üzerine yürüdü. Bunun üzerine Abak, Kudüs Kralı III. Boudouin’dan yardım istedi. Nureddin Mahmud 26 Nisan 1150’de Dımaşk’a taarruza geçti. Fakat şiddetli yağan yağmur Haleb askerinin belki de gerçekleştirmek üzere olduğu zabta imkân vermedi. Üstelik Haçlıların yardıma gelmesi Nureddin Mahmud’u endişelendirdi. Böyle bir durumda Abak ile anlaşmayı uygun bulan Nureddin Mahmud, Dımaşk üstündeki kuşatmayı kaldırdı. Bu arada Urfa Kontu II. Joscelin yakalanmıştı. Nureddin Mahmud Josceli’i yanına alarak Haleb’e döndü ve onu hapsetti. Bu arada El-Azaz kalesini de Haçlılardan aldılar.

Nureddin Mahmud, I. Dımaşk kuşatmasından kesin bir netice alamadan dönmüştü. Her ne kadar adı hutbeye konmuş ve hâkimiyeti tanınmış ise de Dımaşk’a serbest giriş hakkı dahi yoktu. Bunun üzerine tekrar Mayıs 1151’de Dımaşk’ı kuşattı. Dımaşklılar Kudüs’ten yardım istediler. Kudüs Kralı’nın Dımaşk’a yaklaştığını haber alan Nureddin Mahmud, Dârayya’ya çekildi. Bir süre Dımaşk önlerinde kalan Haçlı ordusu, Dımaşk Atabegliği’ne bağlı birliklerle Basra’yı kuşattılarsa da muvaffak olamadılar. Haçlı ordusunun çekilmesinden sora da Nureddin Mahmud, tekrar tekrar Dımaşk’ı kuşattı. Nureddin Mahmud’un kararlı tavrı üzerine Abak, Nureddin Mahmud’un adını hutbeye koyduğu gibi, ona istediği zaman şehre girebileceğini de bildirdi. Böylece Dımaşk Atabegliği’ni tâbi hale getiren Nureddin Mahmud Zengî, Haleb’e döndü (Temmuz 1151).

Haçlılar Fatımî hilâfetinin içinde bulunduğu karışıklıklardan faydalanarak Fatımîlerin elinde bulunan limaan şehri Askalan’ı kuşattılar. Kral Boudouin tarafından kuşatılan Askalan, müstahkem bir kale idi. Frank ordusu şehri her tarafından tamamen kuşatmaya muvaffak oldu ise de aylar boyunca şehrin surları karşısında aciz durumda kaldı. 19 Ağustos 1153’te şehir garnizonu ahaliye taşınabilir mallarıyla birlikte emniyetle şehirden çıkıp gitmek müsadesi verilmek şartıyla teslim olmayı kararlaştırdı. Kuşatma sırasında Nureddin Mahmud, Askalan’a yardım etmeyi planlamış fakat bunu gerçekleştirememişti. Böylece Askalan Haçlıların eline geçti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ