MUSUL MESELESİ

MUSUL MESELESİ

Başta M. Kemal Atatürk olmak üzere Türkiye’de hiçbir yetkili (ve yetkisiz) Musul’u Irak’a terk etmeyi düşünmemiştir. Misak-ı Milli sınırlarındaki diğer topraklar kadar vatan toprağı kabul edilmiş. Meselenin her aşamasında askeri yollarla geri alma alternatifi gözden geçirilmiştir. Ancak Türkiye iç ve dış nedenlerle savaşı göze alamamıştır.

Türkiye’yi Musul’u sınırlarının dışında bırakma fedakârlığına iten en önemli etkenlerden biri Musul’un kendi yapısından kaynaklanan stratejik ve ekonomik değeridir. Bu nedenle İngiltere, Türkiye’nin karşısına kararlı bir şekilde çıkmıştır.

Türkiye’nin uluslararası ortamdaki yalnızlığı, Musul meselesinde Avrupa devletlerinin İngiltere’yi desteklemesi de göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir nedendir. Bu konu en açık şekliyle Lozan Konferansı görüşmeleri esnasında görülmüştür. Milletler Cemiyeti’nde ise tartışmasız ağırlığı olan İngiltere karşısında Türkiye haklı davasında haksız duruma düşmüştür. İngiltere Musul meselesi nedeniyle İngiltere ile ilişkilerinin gerginleştiği dönemde, İtalya’nın Türkiye Musul’a girerse, Antalya’yı işgal edeceği tehdidi bu konudaki teşebbüsünü engellemişti. Uluslararası yalnızlığını daha önce olduğu gibi Sovyetler Birliği’ne yaklaşarak gidermek isteyen Türkiye, amacına ulaşamamıştır. Söz konusu Antlaşma’ya göre tarafların herhangi bir ülkeyle savaşa girişmesi, diğer devletin yardımını değil, tarafsız kalmasını öngörüyordu. Dolayısıyla Türkiye, İngiltere ile Musul için savaşa girdiğinde Sovyetler Birliği fiili destek vermeyecekti. Türk Fransız İlişkileri de Musul meselesine bağlıydı. Suriye sınırı ile ilgili Türk-Fransız Antlaşması 18 Şubat 1926’da parafe edilmesine rağmen imzalanmamıştı.

Birkaç yıl önce büyük bir savaştan çıkmış olan Genç Türkiye’nin ana hedeflerinden biri de modern bir toplum, çağdaş bir yönetimle uluslararası ortamdaki yerini almaktı. Bu hedefe ulaşabilmesi için çağdaş devlet modeli olarak gördüğü ve ileride kaçınılmaz bir ittifak kurması gereken İngiltere ile problemlerini bir an önce çözmeye ihtiyacı vardı.

1925 Şubatı’nda meydana gelen Şeyh Sait İsyanı Musul meselesinde Türkiye’nin iddia ve isteklerini olumsuz olarak etkilemiştir. İsyan Musul’u kaybetmesine dolaylı olarak etkisi olan bir olaydı. İngilizlerin I. Dünya Savaşı ve sonrasında Kürtler Türkiye’ye karşı harekete geçirmek için faaliyet gösterdiğini ortaya koyulan belgeler ışığında söylemek mümkündür. Türk basınında İngiltere’nin isyanda rolü olduğuna dair çıkan haberleri, Türk hükümetinin görüşlerinin yansıması olarak değerlendiren İngiltere bu haberi yalanlamıştır. Ancak Şeyh Sait İsyanı’nda İngiltere’nin rolüyle ilgili kesin bir şey söylemek mümkün değilse de ayaklanmanın İngiliz iddialarına destek olduğu bir gerçektir.

Sonuç olarak Türkiye Musul’u kaybetmemek için, milletlerarası barış yollarının hepsini denemiştir. Ancak, uluslararası ortamdaki yalnızlığı meselenin lehine çözümünü engellemiştir. İçte istikrarı sağlamak ve batılılaşma çabalarının sonucunu almak amacıyla Musul’dan vazgeçmek zorunda kalmıştır. Günümüzde de uluslararası önemini koruyan Musul, Kuzey Irak meselesi olarak Dünya ve Türkiye’nin gündemindedir. Sınır güvenliği ve bölge halkının içinde bulunduğu zorluklar insani yönüyle de doğal olarak Türkiye’yi ilgilendirmektedir.

Yrd. Doç. Dr. Zülal KELEŞ

Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi /Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ