MONDROS’TAN SAMSUN’A TÜRK KURTULUŞ MÜCADELESİNİN DOĞUŞU

MONDROS’TAN SAMSUN’A TÜRK KURTULUŞ MÜCADELESİNİN DOĞUŞU

Giriş

Birinci Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğratılan Osmanlı Devleti, Donanma Bakanı Hüseyin Rauf (Orbay’ın) başkanlığındaki delegasyonu aracılığıyla, İtilâf Devletlerini temsil eden İngiliz Amirali Sir Arthur Somerset Gough Calthorpe başkanlığındaki delegelerle 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalıyor; Osmanlı Devleti’ne kısmen zorla kabul ettirilen teslim koşullarını uygulamayı kabulleniyordu. Türk görüşünce, mütarekenin en sert maddeleri ya da sık sık ihlalinden şikayet edilenler şunlardı: Madde 1. Çanakkale ve Karadeniz Boğazları güvenlik içinde ve özgür olarak seyrüsefere açılacak; boğazlardaki istihkâmlar Bağlaşıklar tarafından işgal edilecektir; Madde 2. Hudut karakolları ve iç düzeni korumada kullanılacak az sayıda güçler dışında, tüm Türk orduları ivedilikle terhis edilecektir; Madde 7. Bağlaşıkların güvenliğini tehlikeye koyacak bir durum olursa, Bağlaşıklar, Türkiye’nin herhangi bir stratejik noktasını işgal edeceklerdir; Madde 24. Altı ‘Ermeni ilinde’ (Doğu illeri) karışıklık çıkarsa, İtilaf Devletleri buraları işgal hakkını koruyacaktır.[1]

Mondros Mütarekesi hatalı izlenimlere ve aşırı iyimserliğe yol açmış; onu imzaladığı haberi ülkenin her yanında sevinç yaratmış; başta Sadrazam İzzet Paşa olmak üzere, kimi Osmanlı yetkilileri bu mütarekeyi ılımlı olarak göstermeye çalışmışlardı.[2] Ancak, Türklerin çoğunluğunun o günlerde pek kavrayamadığı (ama Türk tarihçilerin daha sonra belirttikleri)[3] oldukça önemli bir nokta vardı: Mütareke, Türk sorununun emperyalist tasarılara göre çözümlenmesi yönünde bir özür oluşturuyordu.

Çok geçmeden Bağlaşıklar, mütareke koşullarının esnek ve çapraşık koşullarından yararlanarak, Osmanlı Devleti’ni bölmek amacıyla, önceden hazırlamış oldukları gizli planlarını açıkça uygulamaya koyuyorlardı.[4] Mütarekenin İtilâf Devletlerince nasıl bozulduğunu, onu imzalamış olan Türk başdelegesi Hüseyin Rauf söyle anlatmaktadır: “Mütarekenin mürekkebi henüz kurumadan, Fransızlar, İtalyanlar ve İngilizler, İstanbul’da bir sömürge havası yaratmaktan geri kalmadılar.”[5] İngiltere’nin İmparatorluk Genel Kurmay Başkanı General Henry Wilson bile, 4 Nisan 1919’da İngiltere Başbakanı David Lloyd George’a gönderdiği yazıda şöyle diyordu: “Türkiye ile imzalanmış olan mütarekenin uygulamasında aşırı gidilmiş ve … Türklere karşı belki daha sert bir tutum izlenmiştir.”[6]

İşgaller ve Direniş Örgütleri

Mütarekenin imzalanmasından bir gün sonra (31 Ekim’de) Osmanlı azınlıklarının gösteri ve taşkınlıkları başlıyor; İstanbul ve İzmir’de kimi binalara İtilâf Devletleri’nin bayrakları çekiliyordu.[7] İngilizler, 3 Kasım’da Musul’u, İngilizlerle Fransızlar 6 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nı işgale başlıyorlardı. İki gün sonra (8/9 Kasım’da) yine İngilizler, Antakya, Altınözü, Kırıkhan, Reyhanlı, Samandağ, Yayladağı ve İskenderun’u işgal ediyor; yerel halk arasında hoşnutsuzluk yaratıyorlardı.

Bu olaylar kaydedilirken, bir Fransız tümeni 7 Kasım’da Batı Trakya’da İskeçe’yi işgale başlıyordu.[8] Bu olay üzerine, Batı Trakya’nın Türklerde kalmasını sağlamak amacıyla, 10 Kasım’da, İstanbul’da, Yüzbaşı Süleyman Askeri’nin eşgüdümünde Batı Trakya Komitesi kuruluyordu. Yine 10 Kasım 1918’de İngilizler Çanakkale kentine çıkıyor; Fransız güçleri Uzunköprü’ye ulaşıyordu. Bu gelişmelere ve İtilâf Devletleri’nin baskılarına dayanamayan İzzet Paşa kabinesi 8 Kasım’da erkten çekiliyor; yerini 11 Kasım’da Tevfik Paşa kabinesi alıyordu.

Bu kabine döneminde de işgaller sürüyor; 13 Kasım’da İngiliz, Fransız ve Yunan gemilerinden oluşan 61 parçalık filo İstanbul önünde demirliyor; Beyoğlu Hıristiyanları çılgınca gösteriler yapıyorlardı. Bu işgal ve gösterilere içerleyen İstanbul basını, özellikle Minber gazetesi (16 Kasım), Tevfik Paşa hükümetini eleştiriyor; mütareke çiğnenirken yönetimin seyirci kaldığını vurguluyordu. Aynı tarihli Tasvir-i Efkâr ise, “Ne yapacağız? Nasıl kurtulacağız?” diye sorarken, Sabah gazetesinde Ali Kemal, “Kurtuluşumuzu İtilâf sayesinde görüyoruz” diyordu.[9]

23 Kasım’da gemi ile İstanbul’a gelen Fransa Orta Doğu Ordusu Başkomutanı General Franchet d’Esperey, Rum ve Ermeni azınlıkların taşkın gösterileriyle karşılanıyor; Türkleri kaygılandırıyor; 24 Kasım tarihli Minber gazetesi şöyle diyordu: “Memleketin düşünürleri harekete geliyor. Vatanın selâmetini kurtarmak için bütün aydın fikirlerin birleşmesi ümidi kuvvet bulmuştur.” Dört gün sonra (29 Kasım) İngilizler, İtilâf Devletleri adına Gelibolu’ya çıkarma yapıyor; ertesi gün, İskenderun’un kuzeyinde bulunan Payas’ı işgal ediyorlardı.

Bu işgallerin yarattığı tehlikeleri sezen ve devletin çökertilmesini, ulusun bağımsızlık haklarının yokedilmesini ve Türkiye topraklarının işgal altına alınmasını önlemek amacıyla 29 Kasım’da, İstanbul’da Milli Kongre kuruluyordu. Göz doktoru Esat Paşa’nın başkanlığında 60 kadar parti ve derneğin katıldığı bu kongrede bir program komisyonu kurularak eyleme geçiliyordu.[10] Öte yandan, Doğu Trakya’nın Türkiye’den kopartılmasını önlemek amacıyla, 1 Aralık’ta Trakya-Paşaeli Osmanlı Haklarını Savunma Derneği (Müdafaa-i Hukuk-u Osmanî) kuruluyordu. Dernek, Edirne ve Lüleburgaz’da kongreler düzenleyecek, Avrupa’ya delegeler gönderecek, daha sonra Anadolu ve Rumeli Haklarını Savunma Derneği’nin Edirne’deki bir şubesi olacaktır.[11] Aynı zamanda, İzmir bölgesinin Türklerden ayrılmasını önlemek amacıyla İzmir’de Osmanlı Haklarını Savunma Derneği kuruluyordu.[12]

Bu sırada işgaller sürüyordu. 2 Aralık’ta Fransızlar Dörtyol’u işgal ediyor; Karadeniz bölgesi Rumlarının önderleri, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdikleri bir andıçta, Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında, İtilâf Devletleri’nin koruyuculuğu altında Pontus Devleti kurulması isteminde buluyorlardı.[13] Ermeniler de Türkiye’nin Doğu illerinde bir Ermenistan kurma düşü peşinde koşuyorlardı. Bu tehlikeler önünde, 3 Aralık’ta Urfa’da Hakları Savunma Derneği, 4 Aralık’ta İstanbul’da Doğu Anadolu Haklarını Savunma Derneği (Vilâyet-i Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti) kuruluyordu. Derneğin amacı, Doğu Anadolu’nun Ermeni, Rum ve Gürcülere verilmesini önlemek ve Türkiye’de kalmasını sağlamaktı.[14] Ayrıca, İstanbul’da, aralarında Halide Edip, Necmeddin Sadık, Ahmet Emin, Yunus Nadi vs. gibi birçok ünlü gazeteci ve yazarın da bulunduğu Wilson İlkeleri Derneği kuruluyordu. Bu derneğin amacı, Türkiye için Amerika’nın güdümünü sağlamaktı.[15]

İşgaller sürerken Türkiye’nin kimi yerlerinde daha birçok savunma örgütleri kuruluyordu. 6 Aralık’ta İstanbul’da Milli Kongre toplanarak programını ve bir bildiri yayımlıyor; tüm ulusal güçleri birleştirmeye, ulusun hak ve çıkarlarını sağlamaya, Milletler Cemiyeti’ne özgür ve bağımsız bir ulus olarak girmeye, dayanışma konularında yayın yapmaya ve yabancı ülkelere kurul göndermeye çalışacağını ilan ediyordu. Ancak, İngilizler ve Damat Ferit, bu kongrenin çalışmalarından hoşlanmıyorlardı. Esat Paşa 18 Mayıs 1919’da, Damat Ferit’in sadrazamlığı günlerinde tutuklanarak Kütahya’ya sürülecektir.[16]

Yine 6 Aralık’ta İngilizler Kilis’i işgal ediyor ve Ermenileri çok sevindiriyorlardı. l Aralık’ta Fransız birlikleri Antakya’yı, 9 Aralık’ta Oğuzeli’ni, 11 Aralık’ta Ermenilerle birlikte Dörtyol kasabasını işgal ediyor; Müslüman evlerini yağmalıyor ve Adana halkını epeyce kaygılandırıyorlardı.[17]

Aralık’ta İngilizlerle Fransızların Güney ve Güneydoğu Anadolu’da işgalleri hızlanıyordu. Fransızlar Tarsus, Ceyhan, Karataş, Misis ve Toprakkale’yi işgal ediyorlardı. Çoğu Ermenilerden oluşan 1500 kişilik bir Fransız birliği Mersin’e giriyor; İngilizler Antep’i işgal ediyor; Ermeni azınlık taşkınlıklar yapmaya başlıyordu. 18 Aralık’ta Fransızlar Tarsus ve Yumurtalık’ı, 19 Aralık’ta Bahçe, Hassa, İslahiye, Mamure, Pozantı ve Adana’yı işgal ediyorlardı. Türkler, bu işgallere karşı ilk eylemlerine girişiyor; Dörtyol’un Karakese köylüleri, Fransız ve Ermeni askerlerinin sık sık işledikleri cinayetlere dayanamayarak, Fransız askerleriyle çarpışıyor; barikatlar kurarak köylerini savunuyor; 15 işgalci askeri öldürüyorlardı. Bunun üzerine Fransızlar şaşkınlık içinde Dörtyol’a çekiliyorlardı.

Bu işgaller sürerken, bir süreden beri İstanbul’da bulunan General Mustafa Kemal, 20 Aralık’ta General Ali Fuat’la durumu gözden geçirerek, askerden terhislerin durdurulması, silah ve cephanenin teslim edilmemesi, subayların Anadolu’ya geçmesi ve halkın maneviyatının yükselmesi gerektiği yolunda kararlar alıyorlardı.[18] 21 Aralık’ta Padişah Vahdettin, Mebusan Meclisi’ni kapatıyordu. İngilizler, işgallere karşı sesini yükseltmiş olan bu meclisin kapatılması için bir süreden beri Padişahı sıkıştırıyorlardı. Aynı gün (21 Aralık) Fransız ve gönüllü Ermeni birlikleri Adana’ya girerek askeri binaları işgal ediyor; kentte tutuklamalar başlıyordu. Yine 21 Aralık’ta İstanbul’da Kilikyalılar Derneği kuruluyordu. Bu dernek, Trakya-Paşaeli, İzmir Osmanlı Haklarını Savunma, Doğu İlleri Haklarını Savunma Dernekleri gibi, İzmir’in Türk egemenliğinde kalmasını savunuyordu.[19] Öte yandan, 23 Kasım’da İngilizler Nizip’i, 25 Kasım’da Fransızlar Adana’nın Cebeliberek (Osmaniye) ilçesini işgal ediyorlardı.

İşgaller yeni yılda da devam etti. 1 Ocak 1919’da İngilizler Antep’i, 3 Ocak’ta Urfa-Bilecik’in güneyinde, demir yolu üzerinde bulunan Cerablus kasabasını işgal ediyorlardı. 5 Ocak’ta tutuklamalar yine başlıyor; 1 Ocak’ta, Boğazlıyan eski Kaymakamı Kemal Bey, 1915 Ermeni olaylarından sanık olarak İstanbul’da tutuklanıyordu. Tutuklamalar bundan sonra daha sistematik biçimde sürecekti. 9 Ocak’ta Yunanlılar Uzunköprü-Hadımköy demir yolunu işgal ediyorlardı.

Bu olaylardan kaygılanan Padişah, 10 Ocak’ta İngiliz Yüksek Komiserine gönderdiği gizli mesajda, bütün umudunu İngiltere’ye bağlamış olduğunu bildiriyor ve “Her istediğimiz kimsenin tutuklanmasına razıyım” diyordu.[20] 20 Ocak’ta, Samsun’daki Amerika Tütün Firması (American Tobacco Company) yetkilisi tüm Müslümanların, özellikle köylülerin silahlandırıldığını biliyordu. Vakit gazetesinde Ahmet Emin, “Yegâne ümit kapısı, aydınlar birlik halinde bir milli kuvvet teşkil etmeli; temiz amaçlarla bir mücadele açmalı; her türlü fikri ve partiyi sinesine kabul edecek kadar yüksek bir fikirden, vatanî mücadele başlamalıdır” diyordu.[21] Bu olaylarla başa çıkamayan Tevfik Paşa, 12 Ocak’ta istifa ediyor, ama ertesi gün ikinci kabinesini kuruyordu. Bu sırada Türk ordusunun karargâhı Kars’tan Erzurum’a naklediliyor; Ruslardan kalan çok savaş aracı ve yiyecek de birlikte taşınıyordu. Ordu çekilirken bölgedeki Müslüman halkı silahlandırıyordu.[22]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al