MONDROS MÜTAREKESİ SONRASI TÜRKİYE’NİN İŞGALİNE KARŞI MİLLÎ DİRENİŞ: KUVÂY-I MİLLİYE (1918-1921)

MONDROS MÜTAREKESİ SONRASI TÜRKİYE’NİN İŞGALİNE KARŞI MİLLÎ DİRENİŞ: KUVÂY-I MİLLİYE (1918-1921)

1914 yılının sonbaharında İttifak Devletleri (Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya) saflarında 1. Dünya Savaşı’na katılan Osmanlı Devleti, uluslararası bağlarından kurtulmak için, aynı zamanda İngiltere ve Fransa’nın tahakkümünden çıkmak düşüncesindeydi. Buna mukabil diğer taraftan da Almanya’nın etkisi altına girmekteydi. Savaşa katılan Osmanlı Devleti birçok cephede mücadele etti. Ancak 1918 yılına gelindiğinde savaştaki genel durum A.B.D.’nin İtilaf Devletleri yanında savaşa girmiş olması sebebiyle İttifak Devletlerinin aleyhine bir gelişme göstermekteydi. Bu ortamda Osmanlı Devleti’nin durumu da parlak değildi. Nitekim Mayıs ayında Romanya, Eylül’de Bulgaristan mütareke imzalayarak savaştan çekildi. Bu gelişmeler karşısında Osmanlı Devleti’nin de mütareke imzalayıp savaştan çekilmekten başka seçeneği kalmamıştı. Nitekim 8 Ekim 1918’de Talat Paşa Hükümeti istifa etti. Yerine Ahmet İzzet Paşa Hükümeti kuruldu. Yeni hükümet İstanbul’da esir tutulan İngiliz generali Townshend aracılığıyla 20 Ekim 1918’de mütareke için girişimlerde bulundu. Bilahare Bahriye Nazırı Rauf Bey başkanlığında Türk Heyeti Limni Adası’ndaki Mondros Limanı’na geldi. Burada İtilaf Devletleri adına İngiliz komutan Amiral Calthorpe başkanlığındaki heyetle yapılan görüşmeler sonucunda 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı.[1] Böylece Osmanlı Devleti savaştan çekildi. 11 Kasım’da Almanya da teslim olarak savaştan yenik olarak çekilecektir. 25 maddeden oluşan Mondros Mütarekesi ağır hükümlerden oluşmaktaydı. Yani Osmanlı Devleti tam anlamıyla teslim olmaktaydı. Esasında Osmanlı Devleti daha 1. Dünya Savaşı’ndan önce emperyalist devletler arasında nüfuz bölgeleri halinde paylaştırılmıştı. Savaş sırasında da İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya bilahare İtalya) yaptıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı Devleti’ni aralarında paylaştılar. Yani bir bakıma nüfuz bölgelerini teyit ettiler.[2] İşte şimdi mütareke hükümleri galip devletlere bu nüfuz bölgelerini fiilen işgal etme fırsatı verdiği gibi azınlıklara da harekete geçme imkanı sağlıyordu. Çünkü mütareke uygulandığında devletin elini kolunu bağlayacaktı. Mütarekenin yürürlüğe girmesinden sonra ise İtilaf Devletleri Türk topraklarını fiilen işgal ederek parçalayacak girişimlerde bulunacaklardır. Nitekim antlaşma kısa bir süre sonra uygulanmaya başlandı. Antlaşmaya uygun olarak Türk birlikleri geri çekildi ve terhis edildi. Ordunun mevcudu 50000’e indirildi.

Diğer taraftan devletin ulaşım ve haberleşmesi, askeri önemi olan maden ürünleri İtilaf Devletlerinin denetimine geçti. 6 Kasım’dan itibaren Çanakkale ve İstanbul boğazları İtilaf Devletleri kuvvetlerince işgal edildi. Kendi donanmaları arasında bulunmayacağına dair söz verdikleri halde içlerinde Yunan savaş gemisinin de bulunduğu İtilaf Devletleri Donanması 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldi ve demirledi. Aynı zamanda antlaşmanın 7. maddesine dayanarak İngilizler, Çanakkale, Musul, Batum, Antep, Konya, Maraş, Birecik, Samsun, Merzifon, Urfa ve Kars’ı işgal ettiler. Fransızlar da Trakya’daki demiryolunun önemli istasyonları ile Dörtyol, Mersin, Adana ile Afyon istasyonunu işgal ettiler. İtalyanlar ise önce pasif kaldılar. Ancak daha sonra Batı Anadolu’da Yunanistan lehine siyasi gelişmeler olunca, onlar da Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i işgal ettiler. Ayrıca Konya ve Akşehir’e de birlikler yolladılar.[3]

Bunların dışında 18 Kasım’da Lord Curzon Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada “Kürt, Arap, Ermeni, Rum ve Yahudilerin” Türk egemenliğinden kurtarılacağını söyleyecektir. Ayrıca mütarekenin 24. maddesi de Osmanlı Devleti üzerinde bir Ermeni Devleti kurulmasının yolunu açmaktaydı. Bu gelişmeler Rum ve Ermenileri harekete geçirecek örgütleri vasıtasıyla hem siyasi hem de tedhiş faaliyetlerini başlatacaktır.[4]

Mütareke Sonrası İstanbul Mütarekeye Karşı Tepkiler ve Siyasi Gelişmeler

Klasik Devletler hukukuna göre mütarekeler daimi ve devamlı bir statü oluşturan barış düzenini ifade etmezler. Ancak Mondros Mütarekesi’nin hükümleri Osmanlı Devleti’ni, devletin asli niteliklerinden yoksun bıraktığı gibi, mütareke öncesi sınırlar dahilinde işgali hemen takip eden devrede Suriye, Lübnan, Irak gibi yeni devletlerin kurulması çabalarına imkân vermiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi aynı durum Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurmak, Batı Anadolu’yu ise Yunanlılara vermek şeklindeki tavırla sürdürülmek istenecektir.[5]

Mütarekenin uygulanmasına ise ilk tepkiler kumandanlardan gelecektir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa mütareke hükümlerinin doğurabileceği feci akıbetleri dikkate alarak bütün kayıtlara rağmen düşmanların elinde oyuncak olmamak için Sadrazam İzzet Paşa’ya uyarılarda bulundu. Bu şekilde Sadrazam İzzet Paşa’ya gönderdiği telgraflarda mütareke hükümlerinin yanlış anlaşılmaya müsait olduğunu, bu durum düzeltilmedikçe, ordular terhis edilecek ve galiplerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeye imkân olmayacağını bildirdi.[6]

Mustafa Kemal Paşa’nın gösterdiği bu tepkiler gibi Irak Cephesinde Ali İhsan (Sabis) Paşa, Kafkas Cephesinde Yakup Şevki Paşa da mütarekenin imzasından sonra bölgelerindeki gelişen olaylara tepki göstermişlerdi.

Mütarekenin imzalanmasından sonra cephelerde bu gelişmeler olurken İstanbul’da da antlaşmanın uygulanmasından dolayı bazı anlaşmazlıkların çıkması bekleniyordu. Ancak İstanbul’daki yönetim mütarekenin bozulmaması için çaba sarfediyordu. Bu buhranlı günlerde, 2 Kasım’da İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri olan Said Halim, Enver, Talat ve Cemal Paşalar ve diğerlerinin yurt dışına kaçışları ve hükümetin bu kaçışlara göz yumduğu suçlamaları üzerine Ahmet İzzet Paşa Hükümeti’nin çekilmesi istendi. 6 Kasım’da Ayan Reisi Ahmet Rıza Bey Tevfik Paşa’nın Sadrazam olmasını Padişah’a iletti. Ahmet İzzet Paşa ise bazılarınca istenildiği gibi İttihatçıların kaçmalarına göz yumduğu gerekçesiyle suçlanan İçişleri Bakanı Fethi Bey ve diğer İttihatçi bakanların kabineden çıkarılarak yeni bir kabine kurması isteğine yanaşmadı ve 10 Kasım’da hükümetten çekildi.[7] Böyle en buhranlı günlerde hükümetin istifası ve bir idari boşluğun oluşması, Mütarekenin uygulanmasında Türkler aleyhinde gelişmelere vesile oldu.

Bu sırada 13 Kasım’da İstanbul’a gelmiş bulunan Mustafa Kemal Paşa, kendisinin de yer alacağı tutarlı ve kararlı bir hükümet kurulması için çabalara girişti. İlk iş olarak kurulma hazırlıkları yapılan Tevfik Paşa Hükümeti’nin güvenoyu almasını engellemeye çalıştı. Ancak bütün çabalara rağmen Tevfik Paşa Hükümeti güvenoyu aldı ve göreve başladı.[8]

Bir müddet sonra 2 Aralık 1918’de Damat Ferit Paşa Ayan Meclisi’nde Milli Meclisin fesh edilmesini istedi. Padişah da İttihat ve Terakki mensuplarının çoğunlukta olduğu Meclis-i Mebusan’ı 21 Aralık 1918’de feshetti.[9]

Artık İstanbul’da tam anlamıyla bir kargaşa bir düzensizlik ve ne yaptığını bilmezlik hakimdi. Bu ortamda Tevfik Paşa Hükümeti 3 Mart 1919’a kadar iktidarda kaldı. Bundan sonra, istifa eden Tevfik Paşa Hükümeti yerine 4 Mart 1919’da Damat Ferit Paşa Hükümeti geçti. Ferit Paşa Padişahın eniştesi olmasından dolayı saraya yakındı ve Padişah VI. Mehmet Vahdettin’in tam olarak güvendiği bir kişiydi. Damat Ferit yeniden kurulmuş olan Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın da önde gelen bir mensubuydu.[10]

Böyle bir ortamda mütareke sonrası, İstanbul’da çeşitli çevrelerde karamsarlık havası etkili olmaya başlamış, geleceğe yönelik bir takım düşünceler ortaya çıkmıştı.

Bu düşüncelerden biri, Osmanlı Devleti kesin olarak yenilmiş ve hiçbir karşı koymada bulunamayacak duruma düşmüştür; dolayısıyla adil olsunlar veya olmasınlar yenen devletlerin merhamet ve insafına başvurmaktan başka çare yoktur, şeklindeydi.

Bu düşüncelerin yanı sıra, İstanbul’da daha önceki dönemlerde önemli görevlerde bulunan ordu komutanları ve askerler ordunun mümkün olduğu kadar güçlü tutulmasından yana idiler. Bunun için yapılabilecek ne varsa yapmaya hazır idiler. Bu dönemde Harbiye Nezareti ile Erkân-ı Harbiye’deki görevlilere büyük işler düşüyordu. Ancak İstanbul’da halkın ve aydınların karamsarlığı içinde yapabilecekleri de sınırlı bulunuyordu.[11]

Bu düşünceleri taşıyanlar kendi düşünceleri doğrultusunda faaliyette bulunmak üzere çeşitli parti ve kurumlar kurdular.

Mütareke sonrası işgaller karşısında halk ise perişan ve şaşkın bir duruma düştü. Ancak Ege’de, Kilikya’da, Kafkas’ta, fiilen tecavüze uğratılmaya ve öldürülmeye başlanınca, bilahare Doğu Anadolu’da aynı tehdit hissedilince halk silaha sarılıp fiilen karşı koymaktan başka çare göremedi ve bu işe büyük bir yüreklilikle atıldı. Durumun dehşet ve vehameti karşısında yer yer birtakım teşekküller oluşturuldu. Bu teşekküller her ne kadar çeşitli fikir ve kanıda olmakla beraber asıl gaye milli kurtuluş idi. Milli gayeye hizmet edecek şekilde kurulan bu cemiyetlere genel olarak “Müdafa-ı Hukuk (Hakları Savunma) Cemiyetleri” adı verildi.[12]

Yunanlıların Batı Anadolu’ya Yönelik Faaliyetleri İzmir’in İşgali ve Tepkiler

İçerideki bu gelişmelerin yanı sıra Mondros Mütarekesi’nden sonra Yunanlılar Megali İdea doğrultusunda Batı Anadolu üzerindeki siyasi ve askeri faaliyetlerini hızlandırmışlardı. Nitekim Venizelos propaganda çalışmalarını derhal başlatmış ve hemen 2 Kasım 1918’de I. Dünya Savaşı’na girmeleri karşılığı İngilizlerce kendilerine vaad edilen Türk toprağı Batı Anadolu’nun batı kısmının Yunanlılara terkini istemişti.[13] Ancak St. Jean de Maurienne anlaşmasıyla “Rus Hükümetinin muvafakati itirazı kaydıyla” İzmir dahil Antalya’ya kadar olan bölge İtalyanlara bırakılmıştı. Fakat şimdi İngilizler İzmir bölgesini İtalyanlara bırakmak istemiyorlardı. Nitekim yukarıda zikredilen anlaşmayı Rusların imzalamamış olması sebebiyle geçersiz sayılarak bu yöredeki İtalyan isteği dayanaksız bırakıldı.[14]

Bu arada Yunanlılar bölgeye Rum nüfusu kaydırıp yığmaya, çeteler teşkiliyle karışıklıklar çıkarmaya ve Türkleri yerlerinden etmeye çalışıyorlardı. Böylece yörede hem Rum nüfusu çoğaltılıyor hem de mütarekenin 7. maddesine işlerlik kazandırılıp işgâl için zemin hazırlanıyordu.[15]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al