MOĞOL İSTİLASI VE HAREZMŞAHLAR İMPARATORLUĞU’NUN YIKILIŞI

MOĞOL İSTİLASI VE HAREZMŞAHLAR İMPARATORLUĞU’NUN YIKILIŞI

Karşılaşıncaya Kadar Harezmşahlar ve Moğollar Türk milletinin tarihte pek çok devlet kurduğu bilinmektedir. Bu devletler, tarihi süreç içinde birbirinin devamı olmaları hasebiyle bir zinciri oluşturan halkaları andırırken, zaman zaman farklı coğrafyalarda birden fazla Türk devletinin kurulduğu ve bu devletlerin birbirine çağdaş oldukları da bir gerçektir. Mesela Bu günkü İran coğrafyası üzerinde Büyük Selçuklu Devleti kurulduktan sonra bütün ihtişamıyla devam ederken, batıda aynı hanedan üyeleri tarafından Anadolu Selçuklu Devleti kurulmuş, bir müddet sonra doğuda da aynı devletin bünyesinden Harezmşah (Harzemşah) Devleti doğmuştur. Tarihi askeri başarılarla dolu olan Türklerin zaman zaman zor anları da olmuştur. Asya Hun Devleti’nin ve Göktürk Kağanlığı’nın zayıflayarak ikiye ayrılmaları ve Çin istilasına maruz kalmaları, Birinci Haçlı Seferi sonunda Başkent İznik’in boşaltılarak terk edilmek zorunda kalınması hadiseleri bu zor anların örneklerindendir. Buna örnek bir başka önemli olay da Karakurumdan başlayarak, karşısına çıkan bütün engelleri aşan Moğol fütuhatı önünde Türklerin de başarılı olamıyarak istilaya uğramalarıdır ki, bu çalışmamızda Moğollarla ilk temasa geçen en organize Türk Devleti olan Harezmşahların onlarla mücadelesini ve neticelerini ele alacağız.

Harezm denilen bölge Aral Gölü’nün güneyinde, Ceyhun nehrinin akış mecraı boyunca uzanan oldukça verimli bir coğrafyadır. Kuzeyinde Aral Gölü, batısında Üst Yurt, doğusunda Kızılkum, güneyinde de Karakum Çölü’nün bulunduğu lokal bir konuma sahip olan bu coğrafyanın idare yapısı oldukça eski devirlerden beri kendine mahsus bir nitelik arz etmiştir. Bunda savunma bakımından Ceyhun nehrinin tabii bir kale vazifesi görmesi etkili olmuştur. Daha İslamiyet’in Kabulünden önceki devirlerden itibaren bölgeyi idare edenler; “Harezmşah” unvanıyla anılmaya başlamış, Müslüman Araplar tarafından fethinden sonra, Abbasiler zamanında da, Gazneliler devrinde de, Büyük Selçuklu Devleti zamanında da hatta bağımsız devlet haline geldikten sonra da hep aynı unvanı kullanmışlardır.

Harezmşah Devleti’nin temelleri, XI. yüzyılın sonlarında Büyük Selçuklu Devleti ümerasından Kutbeddin Muhammed bin Anuş Tigin tarafından atılmıştır. Kudbeddin’in babası Anuş Tigin Selçuklu sarayı hizmetine girdikten sonra, zekası ve çalışkanlığı sayesinde kısa sürede “Taştdarlık” mevkiine yükselmeyi başarmış, bu sırada taştdarlık hizmetinin karşılığında Harezm bölgesinin geliri verildiğinden, aynı zamanda Harezm Şıhneliği göreviyle de görevlendirilmişti. Merkezdeki görevinden dolayı gidemediği bölgenin idaresini naibleri vasıtasıyla yürütmüştür.

Babasının ölümünden sonra Harezm Şıhnesi olan Kudbeddin Muhammed (1097-1127); bizzat görevinin başına gitmiş, Selçuklu sultanları nezdinde sahip olduğu güvenden yararlanarak kendi bölgesinde ticareti geliştirmiş, ulemanın itimadını kazanmış, sağladığı huzur ve refah ortamından dolayı halkın gönlünü fethetmeyi başarmıştır. O, müstakil bir sultan olmamakla birlikte kendinden sonra gelecek olan ahvadına oldukça müsait bir zemin hazırlamıştır.

Muhammed’in yerine geçen büyük oğlu Atsız (1127-1156), babası gibi Sultan Sancar nezdinde büyük bir itibara sahipti. Başlangıçta siyasi ve askeri faaliyetlerini O’nun adına sürdürüyor, sultana itaatte kusur etmiyordu. Sultan adına yürüttüğü askeri faaliyetleri sırasında kendi nüfuz ve kudretini arttıracak teşebbüslerde bulunmaktan da kaçınmıyordu. Bir yandan Sancar’ın seferlerine katılırken diğer yandan askeri bakımdan çok önemli olan Cend ve Mangışlak gibi sahaları ele geçiren Atsız, ayrıca hakimiyet sahasını Ceyhun ötesine kadar genişletmeye çalışıyordu. Ancak Sancar, istiklal arzusu taşıyan bu teşebbüsleri mazur görmeyerek sert tavır sergileyince, bahane arayan Harezmşah, istiklalini ilan etti. Fakat üzerine askeri kuvvetle gelen Selçuklu sultanı karşısında başarılı olamıyarak O’na tekrar tabiiyet arz etti (1141). Fakat kısa bir süre sonra Katvan Savaşı’nda sultanın Karahıtaylara yenilmesinin ardından Atsız, bu defa doğrudan Sancar’ın merkezi Merv’i ve ardından Nişapur’u ele geçirdi ise de, kısa sürede toparlanan sultan karşısında tutunamıyarak, yeniden tâbi olmak zorunda kaldı (1144). Batıda metbuu ile sürekli mücadele halinde iken doğudan gelen Karahıtayların kudretini dikkate alma gereği duyan Harezmşah, bu cihetten emin olabilmek için onlara yıllık 30.000 dinar altın vererek yeniden istiklal ilan etmenin yollarını aramaya başladı. 1147-1148 yıllarındaki girişimlerinden de bir sonuç alamayınca şimdilik Horasan üzerindeki emellerinden vaz geçti. Büyük Oğuz isyanında sultanın esaretini duyunca O’nun tarafında bir siyaset takip ederek emeline ulaşmak istedi ama yine başaramadı ve Sancar’dan bir yıl önce 1156’da öldü.

Atsız’ın ardından Harezmşah olan oğlu İl-Arslan (1156-1172), evvela Türk veraset sistemi gereği kendisine rakip olabilecek hanedan üyelerini etkisiz hale getirdi. İktidarının ikinci yılında Sancar’ın ölümü, babası zamanında bu cihette yaşanan sıkıntıların sona ermesini sağladığı gibi, Selçuklu başkentine karşı tamamen bağımsız hareket etme imkanı verdi.Gerek Horasan’daki Selçuklu emirleri gerekse Maveraünnehir’deki Karahanlı hükümdarları nezdinde üstünlüğü kabul görmekle birlikte, iktidarının sonuna kadar Karahıtaylara vergi vermekten bir türlü kurtulamadı.

Babasının 1172’de öldüğünde veliahd Sultanşah ve annesi Terken Hatun Harezm’de tahtı elde ettiler. Fakat Cend valisi olan büyük oğul Tekiş, kardeşinin iktidarını tanımayarak, Karahıtaylardan aldığı yardımla ana-oğulu başkentten çıkardı ve babasının tahtını elde etmeyi başardı (1172-1200).

Kardeşini bertaraf ederek tahtı elde eden Tekiş’in iktidarının ilk yılları yine kardeşinin sebep olduğu karışıklıkları önlemekle geçti. Bunda başarılı olduktan sonra, Karahıtayların baskısından kurtulmak üzere onlarla mücadeleye girdi ve başarılı oldu. Bu mücadeleler sırasında da Sultanşah ağabeyi Tekiş’e karşı Karahıtaylarla ittifak yaparak şansını denemiş fakat başaramamıştı. Karahıtaylardan aldığı kuvvetlerle Horasan’a gelerek Merv şehrini kendine payıtaht yaptı. 1193 yılındaki ölümüne kadar Tekiş için zayıf bir problem olmaya devam etti. Ancak ölümüyle birlikte Horasan’da sahip olduğu topraklar doğrudan ağabeyine intikal etti. Bu sayede Tekiş, bölgenin tamamına nüfuz etmeyi başardığı gibi, İran’ın batısına doğru etkinliğini arttırmak için uygun bir zemin yakalamış oldu.

1194 yılından itibaren bütün İran coğrafyasında hakimiyetini tesis etme çabasına girdi, bunda büyük ölçüde başarılı da oldu. Fakat Büyük Selçuklu hakimiyetinin sona ermesinden sonra, dünyevi otoritesine yeniden kavuşma arzusunda olan Halifeye tesir etmeyi başaramadı. İktidarının son yıllarını Bağdat Abbasi halifesine hakimiyetini kabul ettirme mücadeleleri ile geçirdi. Nihayet İsmaililerin elindeki birkaç kaleyi aldıktan sonra döndüğü başkentinde 1200 yılında öldü.

Babasının ölüm haberini Turşiz muhasarasıyla meşgulken alan Alaeddin Muhammed, veliahd kardeşi Melikşah’ın 1197 yılında ölmüş olmasından dolayı problemsiz bir şekilde tahta çıktı (1200¬1220). Babası ona altyapısı inkişafa oldukça müsait bir devlet teşkilatı bırakmıştı. Zira başına geçtiği devletin artık hiçbir cihette bağlılığı kalmamış, etraftaki konjonktür gelişmeye son derece müsait bir hal almıştı. Buna rağmen yeni Harezmşah iktidarının ilk yıllarında Gurlularla amansız bir mücadeleye tutuşmak zorunda kaldı.

Gurlular, Sultanşah ve Tekiş’in ölümünün ardından Horasan bölgesine hakim olmak istemişler, Alaeddin ise Maveraünnehir güçleriyle müttefikan (Karahıtaylar ve Karahanlı Osman’ın yardımcı kuvvetleri) bu gailenin üstesinden gelmeyi başardı (1206).

Gurlu meselesinde müttefiki olmakla birlikte Karahıtayların gücü, Maveraünnehir güçler dengesini Harezmşah aleyhine bozmaktaydı. Daha babası zamanında İslam dünyasının en önemli gücü haline gelen Harezmşah kudreti Karahıtay gailesinin üstesinden gelmeliydi. Bu mükellefiyetinin farkında olan Alaeddin Muhammed, 1207 yılında bütün hazırlıklarını tamamlayarak üzerine yürüdüğü Karahıtayları, üç yıl süren mücadelenin ardından ağır bir yenilgiye uğratarak Buhara’yı zabtetti.

Bu başarısının ardından O, İslam dünyasının tartışmasız en büyük siyasi gücü halini almış, bölgede Büyük Selçuklu Devleti’nin ardından tartışmasız en önemli beşeri güç olmuş ve bünyesinden çıktığı bu sabık devletin mirasçısı durumuna gelmişti. Elde ettiği büyük başarılara rağmen Harezmşah’ın önemli siyasi sıkıntılarının olduğunu da gözden kaçırmamak lazımdır: Bunlardan biri Abbasi Halifesi ile yaşadığı sürtüşme, diğeri annesi Terken Hatun’un içten içe kendisine karşı yürüttüğü siyasi rekabet, bir diğeri de kısa sürede elde edilen geniş topraklar üzerinde yaşayan kitleler arasında henüz sağlıklı bir ahengin sağlanamamasıydı. Ayrıca Moğol kuvvetlerinin önünden kaçarak Karahıtay ülkesine sığınan ve daha sonra Gur Han’ın kızıyla evlendikten sonra, onu tahttan indirerek bütün Türkistan’ın idaresini ele geçiren ve Müslümanlara inançlarından dolayı ağır bir baskı uygulayan Küçlük’e karşı harekete geçmesi gereken İslam hükümdarı olmasına rağmen bunu da başaramamıştı. Devlet bünyesinde bu sıkıntıların aşılamadığı bir sırada, doğuda Moğol istilası tehlikesi gibi çok ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalınmış, fakat Harezmşah Alaeddin Muhammed karşılaşılan problemin ciddiyetini yeterince kavrayamamış, bu nedenle alması gereken pozisyonu da alamamıştı. Harezmşah-Moğol mücadelesine geçmeden önce bu temasın diğer ayağı olan Moğollardan da kısaca bahsetmek gerekir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ