MOĞOL HÂKİMİYETİ ALTINDA UYGURLAR

MOĞOL HÂKİMİYETİ ALTINDA UYGURLAR

Bu makalenin kapsamı başlıkta belirtilenden daha sınırlıdır; makalenin odak noktası Kulca/Turfan Uygur Devleti ve 1209 sonrası Moğolistan Çini’ne dahil olan halkıdır.[1] Uygurlar tarafından dokuzuncu yüzyılın sonu ile onuncu yüzyılın başları arasında Tarım Havzası’nda kurulan, ikiz başkentleri Beşbalık ve Kulca olan bu devlet, Kırgızlar tarafından bozkırdan kovulmaları sonrası kurulan en canlı Uygur diaspora devletlerinden biridir ve Cengiz Han tarafından fethedilene kadar Asya’da çok önemli jeopolitik roller oynamaya devam etmiştir. Uygurların erken dönemde, kendi istekleriyle Moğollara tâbi olması Cengiz için önemli bir siyasi ve askeri dönemeçti ve bu olay birçok Uygur seçkininin Moğol idari hiyerarşisine dahil olmasının zeminini hazırlamıştır. Ancak oynadıkları roller, Uygur Devleti Orta Asya devletleri arasında en deneyimli ve kültür düzeyi en yüksek devlet olduğundan yalnızca askeri ve siyasi danışmanlıkla sınırlı kalmamıştır. Kültür başkentlerine ise o dönemde cahil olan Moğollar göz dikmişti. Moğollara hizmet veren Kulca Uygurları bu makalenin konusunu oluşturmaktadır.

Siyasi Tarih

1. Barçuk’un Teslim Olması ve Halef İdikutlar (Uygur Kağanları)

Yukarıda da belirtildiği gibi Kulca Uygur Devleti Cengiz’in Moğol gücünü yaymaya başladığı dönemlerin erken bir aşamasında teslim olmuş en önemli devletlerden biridir ve bu istemli teslimiyet yeni efendileri yönetiminde Uygur imparatorluk ailesi ve aristokrasisi için önemli kazançlar sağlamıştır. Bu olaydan öncelikle kazançlı çıkan kişi tabii ki Uygur Hanı (İdikut) Barçuk Art-Tekin ve ailesi olmuştur.[2] Kulca’yı gözeten Karahitaylı sakinin öldürülmesi üzerine Barçuk’un Moğollara teslim olması sonrası Barçuk hükümdarlığa tâbi olan bir vatandaş olmuştur. Barçuk, aynı yıl içinde Cengiz tarafından takip edilen bir diğer bozkır kabilesi Merkilerin savunma talebini reddettiğinde Moğollara olan sadakatini göstermiş oldu. İki yıl kadar Barçuk’un Cengiz Han’la kişisel bir görüşmesi olmamıştı, ancak bu olay gerçekleştiğinde Cengiz kendisinden öyle memnun kalmıştı ki onu “imparatorun diğer oğullarıyla kardeş, beşinci oğlu” olarak kabul etmiş ve kızlarından bir tanesini ona eş olarak vermişti.[3] Bu türlü ödüller Cengiz’in Barçuk’un erken dönemde istemli şekilde kendisine tâbi olmasına verdiği değere işaret eder. Barçuk onun hakimiyetindeki devletlerin yöneticileri arasında beşinci oğlu olarak kabul ettiği tek kişidir. Barçuk özel bir statüye sahiptir, çünkü Kulca’daki Uygur devlet başkanı unvanı olan İdukut’u korumuştur. Bunun yanı sıra Barçuk daha önce kendine tâbi olan ve Moğol İmparatorluğu boyunca yayılmış olan Uygurların, Uygur Devleti’ne dönüşlerine izin verilmesini sağlamıştır.[4] Ancak diğer birçok açıdan Barçuk da diğer hakimiyet altındaki yöneticiler gibiydi.

Örneğin 1216’da Nayman ve Harzem Şah’a karşı, 1225’de Tangutlara karşı yapılan askeri seferberliklerde Moğolların yanında yer almak zorundaydı.

Barçuk 1229-1241 civarındaki ölümüne kadar İdikut olarak yöneticiliğe devam etti. İdikutluk unvanı Barçuk’la son bulmadı, geleneksel Uygur uygulaması doğrultusunda torunları tarafından da devam ettirildi.[5] Aslında Moğol İmparatorluğu hakimiyetindeki Uygurların ve siyasi yöneticilerin görece özerklikleri hakimiyet altındaki devletler arasında göze çarpar nitelikteydi, Barçuk’un 1209’da Cengiz’e teslim olmasıyla Uygur Devleti Moğol kontrolü altına girmişti. Barçuk hakimiyet altına girip de kendi ata yurdunda unvanına dokunulmadan yaşayan tek yönetici değildi, bu Moğollar tarafından kendilerine olan sadakatin devamının sağlanması amacıyla uzun süredir uygulanan bir pratiktir.

Ancak Barçuk ve haleflerinin bir kısmı Uygur Devleti olarak özerkliklerinin bir kısmını devam ettirmişe benzer. Hanın gözü kulağı olarak hakimiyet altına alınan yerlerde gözeticilerin bulundurulması Moğollar için geleneksel bir uygulamadır; bu kişiler sivil ve askeri konularda geniş bir otoriteye sahiptir. İmparatorluğun ilk dönemlerinde bu kişiler genellikle Moğollardan oluşurdu ancak yerli seçkinler de atanırdı, özellikle bunlar Moğol hakimiyetine barışçıl yollarla girmiş ve onlara sadık devletlerin seçkinleri arasında iseler.[6] En azından iki Uygur, Uygur Devleti şehirlerine gözetici olarak atanmıştır ancak Uygur Devleti başkentlerine değil.[7] Uygurların kendi memleketlerine gözetici olarak atanıp, özellikle de Kulca’ya yabancı gözetici atanmaması İdikut’un ve diğer Uygur seçkinlerinin Uygur Devleti yönetiminde sahip oldukları özerkliğin bir göstergesidir.

Ancak Uygurların Moğol hakimiyeti altındaki özerklik dereceleri nereye kadardı? Bazı araştırmacılar onların Moğol İmparatorluğu’nda, siyasi ve idari özerkliğe sahip “beşinci bir hanlık” olarak özel bir yere sahip olduğunu yazar. Bu teori Barçuk’un Cengiz Han tarafından “beşinci oğul” olarak kabul edilmesine dayanır.[8] Ancak Uygur Devleti’nin bu türlü özel bir statüye sahip olduğu ihtimali zayıftır, tıpkı hakimiyet altındaki diğer pek çok devlet gibi. 1209 sonrası Barçuk ve haleflerinden bir kısmının Uygur Devleti yönetiminde görece daha özgür oldukları doğru gibi görünse de, bunu Uygur Devleti’ne daha fazla özerklik verildiği anlamında yorumlamak yanlış olur. Barçuk’un torunlarının 1283 civarında Kubilay’ın, Kadü karşısında kontrolü kaybettiği döneme kadar İdikut olarak yönetimde bulunduğunu biliyoruz.[9] Kulca’nın son İdikutu, Barçuk’un torunu Kaçkar Tekin’di. 1266’da İdikut oldu ve yaklaşık 1280 civarında Kubilay’ın bölgenin kontrolünü kaybettiği dönemde öldü. Oğlu Ne’uril Tekin, babası, Kubilay karşıtı Moğolistan güçleri tarafından öldürüldüğünde deneyimsiz bir gençti. Babasının ölümü sonrası Uygur siyasi lideri oldu ve Kubilay’dan babasının ölümünün öcünü alması için ricada bulundu. Ancak yaşı ve deneyimsizliği yüzünden ricası kabul edilmedi ve bunun yerine Kubilay, Uygur hükümetini Kulca’dan Gansu bölgesindeki bir şehre taşıdı. Bu, Uygurların kendi anavatanlarını yönetmedeki özerkliklerinin sonu oldu ancak Uygur idari sisteminin sonu olmadı. Kuzey Çin’e gönderildikten sonra Ne’uril 1308’de İdikut oldu ve Moğollar, Yuan Dönemi boyunca İdikut unvanını aile üyelerine vermeye devam etti. Moğollar tarafından atanan son İdikut, 1350’lerin sonunda atanan, Barçuk’un yedinci kuşaktan torunu olan But/Bodun Sarı idi.[10]

Kulca’daki pek çok önde gelen Uygur aristokrat 1209’da Barçuk, Moğol hakimiyeti altına girdiğinde ona katılmıştır. Bu kişilerin İdikut ile Moğollara olan sadakatlarıyla dikkat çektikleri Çin kaynaklarında yer almaktadır. Bunlar arasında Uygur Devleti’nin İdikut’un hemen sonrasında gelen yüksek düzeyli bakanı Bilge Timur da bulunmaktaydı; kendisi, Kulca’daki Karahitay gözeticisi ile en az on kişinin ölümünde rol oynamıştır.[11] Bu kişilerin çoğuna Uygur Devleti ya da Çin’de yüksek düzeyde idari görevler verilmiş ve bu kişilerin aileleri de Moğol Çini’nde aristokrat siyasi ve kültürel seçkinler olma geleneğini sürdürmüşlerdi. Aşağıda bir kısmını inceleyeceğimiz bu kişilerin hikayeleri İdikut’la ilişki içinde bulunmanın yeni efendileri yönetiminde de kendilerine birtakım kısa ve uzun vadeli yararlar sağladığı düşüncesini pekiştirir.

2. Moğol Çini’nde Uygurlar

1225 yılında Barçuk’un Cengiz’e yaptığı başvuru sonrası birçok Uygurun Uygur Devleti’ne dönmesine izin verilirken, birçok Uygur da kendilerine yeni kimlikler edinmek amacıyla imparatorluğun Kuzey Çin’i de içeren farklı bölgelerine yerleştiler. Çin’de Uygurlar Semuran (çok farklı kategorilerden insanlar) adlı farklı bir sosyal ve idari sınıfın parçasıydı. Bu grup Orta ve Batı Asya’dan Moğollara tâbi olmuş, Çin’de onlar adına çalışan insanlardan oluşmaktaydı. Bu insanlar Çin nüfusunda Moğol hakimiyetini daha önce kabul eden insanlardan ve Moğollardan ayrılmaktaydı.[12] Kültür düzeyi yüksek bir toplumdan gelmeleri ve Moğol hakimiyetini daha önce kabul etmelerinden dolayı Uygurlar, Çin’deki Semu sınıfının en önemli parçalarından biriydi. Uygurların Semuranlar arasındaki statüleri Çin’de sahip oldukları danışmanlık, idarecilik ve teknik pozisyonlara bakılarak anlaşılabilir.

Moğol İmparatorluğu’nun önemli bir parçasını dil oluşturuyordu; cahil bir kabile konfederasyonu nasıl bilgili ve yerleşik toplumlara hükmedebiliyordu? Cengiz’in başından beri anlamış göründüğü cevap idarecilik konusunda deneyimli olması, bilgili insanları kullanmasıydı. Uygurlar bu tanımlamaya uymakta ve bu nedenle İmparatorluğun ilk günlerinden itibaren dil uzmanları ve idareci olarak çeşitli pozisyonlara gelmekteydiler. Moğollara hizmet eden ilk ve en önemli Uygurlardan biri Tatar Tonga idi.[13] Cengiz tarafından 1204’te fethedilen bir başka Orta Asya bozkır kabilesinde vergi toplamaktan ve idari sistemden sorumluydu. Cengiz, Tatar’ı yakın çevresine Uygur yazı dilini öğretmekle görevlendirmiş ve bu 1269’da Kubilay’ın Tibetçe ‘Phags-pa’ yazısını getirmesine kadar Moğolların resmi yazı dili olarak kalmıştı. Cengiz’in seçiminin, Uygur kültürünün bozkırdaki en eski okur yazar kültürlerinden biri olması gerçeğinden kaynaklandığı açıktır ve bu kültür Moğollar ile diğer göçebe bozkır halkı için Çin kültürü kadar değerli bir kültürdür. Tatar ele geçirildiği zaman kendi görevine ait imparatorluk mührünü kullanmaktaydı ve Cengiz, kendisinden Moğollara bu mührün neden ve nasıl kullanıldığını da öğretmesini istemişti. Bunların hepsi Cengiz’in idari araçların, hali hazırda kullanılan okur-yazar ve deneyimli personel yoksunluğunun farkında olduğunu ve bu konularda bilgili ve deneyimli diğer bozkır insanlarını kendine ve yakın çevresine bunları öğretmekte kullandığının göstergesidir.

Barçuk’un teslim olması ardından Çin’e giden pek çok Uygur birçok Moğol prensinin ve imparatorluğa yakın kişilerin saraylarında idari pozisyonlar elde etmiştir. Örneğin, Uygur Bakanı Bilge Timur’un küçük kardeşi ve kuzeni, Cengiz’in en küçük kardeşi Odçikin Timur’un danışmanlığını ve öğretmenliğini yapmışlardır.[14] Bu türlü prestijli görevlerin kendi ana dilleri ve edebiyatları konusunda bilgili olmalarından ileri geldiği yönündeki kaynaklar oldukça açıktır. Bu iki adam Shandong bölgesinde kendilerine verilen görevleri yerine getirdiler, ayrıca Moğol Çini’nde soyadı olarak Xie’yi alan büyük bir ailenin atalarını oluşturmaktaydılar. Birçok Xie aile üyesi atalarının statülerini devam ettirip daha sonraki Moğol dönemlerinde de idari pozisyonlar üstlendiler. Bir başka Uygur, Beşbalıklı Mengsus, Kuzey Çin, Zhending’de Toluy’un topraklarında vergi toplama görevini üstlenmiştir.[15] Bu gelirler Moğol prensleri için oldukça önemli kaynaklardı ve Semu bireyleri ile aileleri yeterli idari bilgi ve deneyime sahip olduklarından dolayı bu toprakları yönetme görevine getirilmekteydiler. Toluy’un topraklarının idaresini alan bir yönetici olarak Mengsus da bu topraklarda yaşayanlar üzerinde muhtemel bir iktidara sahipti ve eğer düzenlenmemişse bu gelirin prenslerce nasıl kullanılacağı konusunda da tavsiyelerde bulunmaktaydı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ