MISIR’DA MEMLÛK SANATI

MISIR’DA MEMLÛK SANATI

Bahri Memluklular (1250-1382) ve Burci Memluklular (1382-1517) olmak üzere ikiye ayrılan Memluklular, Türkmenler, Güney Rusya’dan Kıpçaklar ve Kafkasya Çerkezleri’nden oluşmaktaydı. Memlukluların ortaya çıktıkları dönem İslam dünyasının en buhranlı günlerinden biriydi. Moğollar Bağdat’ı alıp Abbasi hilafetine son vermiş ve Suriye’ye yönelmişlerdi. Seyfeddin Kutuz, Ketboğa’nın komutasındaki Moğolları Ayn-ı Calut’ta bozguna uğrattı. Bunun üzerine Kahire, hem hilafetin nakledilmesi, hem de başta bilginler olmak üzere çok sayıda insanın buraya akını sebebiyle İslam aleminin merkezi oldu. En geniş yayılma devrinde sınırları batıda Berka’ya kadar Libya Çölü’ne, güneyde Nubya ve Massava’ya, kuzeyde Toroslara kadar hakim olan Memluklular, XV. yüzyılda Osmanlılarla rekabete giriştiler. Bu amaçla Anadolu’daki Ramazanoğulları ile Alaiye Beyliklerini tamamen, Dulkadiroğulları, Karamanoğulları ve Eratnaoğulları beyliklerini ise zaman zaman egemenlikleri altına alan Memluklular, bu devletle aralarında tampon bölge oluşturdular. Sonuçta Sultan Gavri’nin Merc-i Dabık’ta (1516) ve Tumanbay’ın Ridaniye’de (1517) Yavuz Sultan Selim’e yenilmeleri bu mücadelenin Osmanlılar lehine gelişmesine yol açtı.[1]

Memluklular Dönemi’nde Türkçe, dini, edebi ve hukuki alanlarda büyük bir önem kazanmıştır. Başlangıçta birçok edebi şahsiyet eserlerini Memluk sultanları adına Farsça ve Arapça olarak kaleme alırlarken, özellikle Sultan Berkuk Türkçeyi resmi dil olarak kabul etmesi yanı sıra birçok eserin bu dile tercüme edilmesini isteyerek, hatta hukuki konularda kadılarla Türkçe konuşarak Türk diline hizmet edenler arasında seçkin bir yer edindi. Bu arada Kemaloğlu İsmail, el-Darir ve Seyf Sarayi gibi yazarlar kaleme aldıkları Türkçe eserlerle ön plana çıkarken, Memluk sultanlarının da Türkçe eserler, hatta Osmanlı tarzında şiirler yazdıkları görülmektedir. Kansu Gavri’nin şiirleri ve II. Bayezid’e yazdığı mektup bunun en güzel göstergesidir.[2]

Memluklular komşu devletlerle sıkı ilişkiler kurarak ve Akdeniz-Kızıldeniz tüccarlarını himaye ederek Hindistan ticaret yolunda söz sahibi oldukları için iktisadi açıdan çok iyi durumdaydılar. Bunun sonucu olarak mimari ve el sanatları alanlarında dünyaya çok önemli eserler bıraktılar. Memluklular Anadolu Türk mimarisi, Büyük Selçuklu ve Zengi mimarisi ile Türkistan’da, özellikle Buhara ve Semerkant çevrelerinde, yaygın olarak kullanılan yüksek kasnaklı kubbe mimarisiyle bağlantılar kurarak, Türk mimarisinin geleneklerine bağlı kalmakla beraber orijinal bir üslup geliştirmişlerdir.[3]

Mısır’ın çeşitli şehirlerinde Memluklular zamanından kalma farklı yapı tiplerinde çok sayıda eser mevcuttur. Bunlar dini, sivil ve askeri amaçla inşa edilen yapılardır.

Memluk dini mimarisi daha ziyade, geniş ve çok fonksiyonlu külliyeler yanı sıra, muhtelif tiplerde yapılmış müstakil olarak yapılmış eserleri ihtiva etmektedir.

Camiler

Hz. Peygamberin Mescid-i Nebevisi’nden (622) itibaren Müslümanların fethettikleri ya da yeni kurdukları şehirlerde vazgeçilmez mimari elemanlardan birisi olarak karşımıza çıkan camiler genellikle ya Cuma Camii, ya da Mahalle Mescidi-Camii şeklinde ele alınmışlardı. Fustad’da Amr b. As’ın yaptırdığı cami, Bahri Memluklular Devri’nde de bu özelliğini muhafaza ediyordu. Bahri Memluklular Cuma Camilerinin sayısını artırdı, hatta Sultan Hasan Dönemi’nde bazı medreseler de aynı zamanda Cuma Camii olarak kullanılmaya başlandı. Memluklular zamanında bu tip camilerin sayısı on beşi buluyordu.[4] XIV. yüzyılın sonlarına doğru iktidarı ele geçiren Çerkez Memluklular Dönemi’nde ortaya konulan dini kurumların fonksiyonunda değişiklikler meydana geldi. Daha önceden medrese-cami kombinasyonuyla oluşturulan komplekslere hankah da dahil edilerek medrese-hankah-cami işlevli yapılar inşa edilmeye başlandı.[5] Memluklular Mezarlığı’ndaki Ferec b. Berkuk Hankahı (1400-11) bu tipte ele alınan bir yapıdır. Bunlarla birlikte XV. yüzyılda bizzat şeyhler tarafından yaptırılan zaviyelerin de Cuma Camii olarak anıldığı görülmektedir.

Kalyube’deki Zahir Baybars el-Bundukdari Camii (1260-77), Kahire’deki Zahir Baybars el- Bundukdari Camii (1266-69) (Çizim: 1), Kale’deki Nasır Muhammed b. Kalavun Camii (1318-35) (Resim: 1), Baştak Camii (1335), Altınboğa el-Maridani Camii (1337-39), Emir Aksungur Camii (1347), el-Kürdi (Ustadar) Camii (1394), Muhammed el-Sağir Camii (1426), Hasan el-Sıvidi Camii (1430), Karahoca Camii (1441), Kadı Yahya Camii (1448), Laçin el-Seyfi Camii (1450), Yaşbak Min Mehdi Kubbeleri (1477-8, 1479-81) (Resim: 2), Ebu’l-Ala Camii (1485), Mezheriyye Camii (1485), Kanibey el-Rammah Camii (1503) (Resim: 3), Ravza Adası’ndaki Kayıtbay Camii (XV. yy), Favva’daki Kınai Camii (XIV. yy) ile Emir Hasan Nasrullah Camii (XV. yy) müstakil yapılardır; Kahire’deki Salar Sancar Cevli Cami-Hankah ve Türbesi (1303) (Resim: 4), Elmas Hacib Camii ve Türbesi (1330), Ahmed el- Mihmandar Camii ve Türbesi (1324), Emir Şeyhu Camii ve Türbesi (1349) (Resim: 5), Sargıtmış Cami-Medrese ve Türbesi (1356) (Resim: 6), Esenboğa Cami, Havuz ve Küttabı (1370), Olcay el- Yusufi Cami-Medrese ve Türbesi (1372) (Resim: 7), Aytmış el-Becaşi Cami, Havuz ve Sebil-Küttabı (1383), Şeyh Ahmed b. Süleyman Zahid Cami ve Türbesi (1415), Şeyh Melik Müeyyed Cami ve Türbesi (1415-20) (Resim: 8), Cevher Lala Cami, Türbe ve Sebil-Küttabı (1423), Canbey Cami ve Türbesi (1426) (Resim: 9), Feyruz el-Saki Cami-Zaviye ve Türbesi (1426), Sultan İnal Cami-Medrese ve Sebil-Küttabı (1451-56), Tamraz el-Ahmedi Cami, Türbe ve Sebil-Küttabı (1471), Eşref Kayıtbay Cami-Medrese ve Türbesi (1472-74) (Resim: 10), Kaçmaz el-İshaki Cami ve Sebili (1479-81) (Çizim: 2), Korkmaz Cami-Medrese-Hankah, Türbe ve Sebili (1506-7) ve Hayırbey Cami, Türbe ve Sebil- Küttabı (1502-21) ise cami etrafında gelişen komplekslerin[6] önemli örnekleridir.[7]

Camilerde esas itibariyle üç tip plan uygulanmıştır. Birincisi revaklı, avlulu veya avlusuz, nef düzeni gösteren harimli “Hipostil Camiler”dir.[8] Ancak bu yapıların daha önceleri olduğu gibi serbest ve simetrik bir düzenleme göstermedikleri anlaşılmaktadır. Örneğin ana girişler, artık caminin ekseninde bulunmaz. Bu tip camilerde, bir alt grup olarak mihrap önü kubbeli olanlar dikkat çekicidir. Bu açıdan geleneksel Türk cami mimarisiyle bu yapılar arasında bağlantılar kurmak mümkündür. Gazneliler Devri’nden kalan Leşker-i Bazar Camii’nde (XI. yy. ilk yarısı) ilk olarak karşımıza çıkan[9] mihrap önü kubbesi, asıl İran’da Büyük Selçuklular zamanında büyük bir ustalıkla uygulandıktan[10] sonra, bir taraftan Artuklular vasıtasıyla Anadolu’ya,[11] diğer taraftan Zengi ve Memluklular aracılığıyla Kuzey Afrika’ya taşınmıştır.[12] Mısır’da mihrap önü kubbesine ilk kez[13] Baybars Camii’nde (1266-69) rastlanmaktadır. Ancak yapının mimarı, İran’da mihrap önü kubbesine bitişik eyvanın yerine, burada avluya doğru uzanan ve üç kemerle avluya açılan üç nefli bir bölüme yer vermiştir.[14] Sonraları bu bölüm tamamen ortadan kaldırılarak, sadece mihrap önü kubbeli camiler yapılmaya başlanmıştır. Kale’deki Nasır Muhammet b. Kalavun Camii (1318-35), Sitti Miska Camii (1339), Altınboğa el- Maridani Camii (1337-39), Aksungur Camii (1347) ve Emir Şeyhu Camii (1349) bu tipin Kahire’deki önde gelen örnekleridir.[15]

İkincisi Lane-Poole’ün[16] tanımladığı gibi haçvari planda ele alınan camilerdir. Esas itibariyle farklı boyutlardaki dört eyvan ile onların arasındaki hücrelerle çevrilmiş bir avludan ibaret bir düzenleme olup, bu şema Memluklulardan önce Eyyubi medreselerinde karşımıza çıkmaktadır.[17] Bu plan Memluk ve Osmanlı dönemi konut mimarisindeki “Kaa” veya kabul salonu ile yakın benzerlik göstermektedir. Başlangıçta iki yapı tipi arasındaki tek fark avlunun kaalarda örtülü, diğerlerinde açık olmasıdır. Bahri Memluklular Devri’nde özellikle Sultan Hasan zamanında medreselerin de Cuma Camii olarak kullanımıyla birlikte bu düzenleme camilerde tatbik edilmeye başlandı. Burci Memluklular Devri’nde, XV. yüzyılda, yer darlığı sebebiyle yapıların boyutlarının küçülmesiyle beraber üzeri örtülü avlulu haçvari planlı camilerin inşası daha da yaygınlaştı. Sultan Eşraf Kayıtbay zamanında zemini ve duvarları çok renkli mermer kaplamalarla süslü olan ve köşelerindeki Sebil-Küttablarıyla birlikte genellikle iki caddenin birleştiği kavşaklarda yer alan bu camiler, üzeri açık avluya sahip olmadıkları için cephelerinde çok sayıda delikli pencerelere sahipti. Önceki yapılarda yer alan avlular aynı zamanda abdest alma yeri olarak kullanılırken, bu yeni düzenlemede avlu ibadet mekanına dahil edilmiş, dolayısıyla abdesthaneler yapının dışarısına çıkarılmıştır. Aynı biçimde önceleri kıble eyvanında yer alan ve “Dikkatü’l-Mübelliğ” denilen müezzin mahfili de mihrabın karşısındaki eyvanda bir balkon şekline dönüştürülmüştür. Önceden yapıların dış cephelerinde şeritler halinde düzenlenen kitabeler de bu yapıların üzeri örtülü avluların dört tarafını kuşatır hale getirilmiştir.[18]

Üçüncüsü de Geç Memluk Devri’nde ortaya çıkan tek kubbeli camilerdir. Bunlar Sultan Kayıtbay Dönemi’nin en güçlü ve en zengin emirlerinden birisi olan Yaşbak Min Mehdi el-Devadar tarafından birisi Kobri’l-Kubbe Semti’nde (1477-78), diğeri Abbasiye’de (1479-81) inşa ettirilen iki küçük camidir.[19] Birincisinde her bir kenarı 13,75 m. olan kare mekan tek kubbeyle kapatılırken, ikincisindeki kubbenin çapı 14,30 m.’dir. Her ikisinde de kubbeye geçişler, XV. yüzyıl Memluk yapılarında yaygınlaşan üç dilimli tromplarla sağlanmıştır.[20] Aynı şema Sultan Barsbay’ın Rufai Tarikatı için yaptırdığı zaviyede uygulanmış, hatta günümüze ulaşmayan bazı zaviyelerin de bu tip mimariye sahip oldukları tahmin edilmektedir.[21] Ancak bu düzenlemenin en yaygın biçimde Osmanlılar Devri’nde Anadolu’da tatbik edildiği bilinmektedir.

Medrese-Hankah-Zaviye-Tekkeler

Mısır’da eğitim kurumlarının ilk örnekleri Fatımiler Dönemi’nde ortaya çıkmaktadır. Bu devirde medreseler müstakil bir yapı olmaktan çok cami ile aynı bünye içerisinde değerlendirilmiştir. Şii Mezhebi eğitimi verilen bu yapıların en ünlüsü el-Ezher Camii’dir (970-972).[22] Ardından Mısır’ı fetheden Eyyubiler, Sünni İslam inancını yerleştirmek için Kahire’de çok sayıda medrese inşa ettiler. Büyük Selçukluların dört eyvanlı medrese mimarisini Mısır’a nakletmeleri[23] açısından büyük öneme sahip olan bu medreselerin sayısının yirmi beşi bulduğu rivayet edilmektedir.[24] Orijinal şeklini büyük oranda kaybetmiş olan Kamiliye Medresesi (1225) ile Necmeddin Salih Eyyub Medresesi (1243) dışında bu yapılardan günümüze pek bir şey kalmamıştır.[25]

Sultan Kalavun Medrese, Türbe ve Maristanı (1284-85), Hüsameddin Torumtay Medrese ve Türbesi (1290), Nasır Muhammed b. Kalavun Medrese ve Türbesi (1295-1303), Sungur el-Sa’di Medrese ve Türbesi (1315), Sultan Hasan Medrese ve Türbesi (1356-61) (Çizim: 3, Resim: 11,12,13), Ümmü Sultan Şaban Medrese, Türbe ve Sebili (1368), İnal el-Yusufi Medrese ve Sebil-Küttabı (1392), Tağriberdi Medrese, Türbe ve Sebil-Küttabı (1439), Canım el-Behlivan Medrese ve Türbesi (1478), Özbek el-Yusufi Medrese ve Sebil-Küttabı (1494-95), Sultan Gavri Medrese-Hankah, Türbe, Sebil- Küttab, Ev ve Hanı (1503-4) (Resim: 14) ve Baybars el-Hayyad Medrese ve Türbesi (1515) külliyeler halinde; Zahir Baybars Medresesi (1261-63), Karasungur Medresesi (1300), Kutluboğa Medresesi (1347), Emir Miskal Medresesi (1374-75), Zahir Berkuk Medresesi (1384-86) (Çizim: 4, Resim: 15), Cemaleddin Ustadar Medresesi (1408), el-Ayni Medresesi (1411), Kafur el-Zemmam Medresesi (1425), Kadı Zeyneddin Yahya Medresesi (1444) (Resim: 16) ve Kayıtbay Medresesi (1475) ise müstakil olarak ele alınmış medreselerdir.[26]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ