MÎSÂK-I MİLLÎ HEDEFLERİNİN LOZAN ANTLAŞMASI’NA YANSIMASI

MÎSÂK-I MİLLÎ HEDEFLERİNİN LOZAN ANTLAŞMASI’NA YANSIMASI

Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarının hangi prensiplere dayanılarak belirlendiği konusu gündeme geldiğinde, hiç düşünmeden “Misak-ı Millî Beyannamesi’ne göre” cevabı verilir. Çünkü Misak-ı Millî ile millî ve bölünmez bir Türk vatanının sınırları, Millî Mücadele’nin ana ruhu, Türk dış politikasının hedefleri, devletin bağımsızlığı, milletin geleceği ve devamlı bir barışın sağlanması için yapılabilecek en son fedakârlıklar tespit edilmiştir.

Mîsâk-ı Millî’ye temel olan ilk metin ise, Mustafa Kemal Paşa tarafından, 1920 yılının Ocak ayı başlarında, tek tek veya gruplar halinde, Ankara’ya gelen milletvekilleri ile yapılan görüşmeler sırasında, ülkenin mevcut durumu gözönünde bulundurularak ve Erzurum ile Sivas Kongreleri kararları da esas alınarak belirlenmiştir. Atatürk, Mîsâk-ı Millî’nin ilk müsveddesinin hazırlanmasını Nutuk’ta şöyle özetlemiştir:

“Efendiler, milletin âmal (emelleri) ve maksadını da kısa bir programa esâs olacak sûrette toplu bir tarzda ifâdesi görüşüldü. Mîsâk-ı Millî unvanı verilen bu programın ilk müsveddeleri de, bir fikir vermek maksadıyla kaleme alındı. İstanbul Meclisi’nde bu esaslar, hakikaten toplu bir surette tahrir ve tespit olunmuştur.”[1]

Hazırlanan bu metin, Hey’et-i Temsîliye’nin tüm üyeleri tarafından imzalanmıştır. Hey’ette kâtiplik ve sözcülük görevi yapmakta olan Trabzon Milletvekili Hüsrev Sami (Gerede) Bey’e de teslim edilerek İstanbul’a gönderilmiştir.[2]

12 Ocak 1920’den itibaren, Osmanlı Meclis-i Meb’ûsânı’nın açılmasıyla birlikte, Mîsâk-ı Millî metni üzerinde, düzenlenen bir dizi gizli toplantılarda görüşmeler yapılmıştır. Bu millî program, 28 Ocak 1920’de Meclis-i Meb’ûsân’ın yine bir gizli oturumunda gündeme getirilmiş ve bütün milletvekilleri tarafından kabul edilerek imzalanmıştır.[3]

Mustafa Kemal Paşa’nın hazırladığı Mîsâk-ı Millî’nin orijinal metni elimizde bulunmadığından, Meclis’te kabul edilen bu programın ilk nüshadan ne derece değiştirildiği bilinmemektedir. Ancak Mustafa Kemal Paşa’nın bu kararla ilgili olumlu kanaati gözönünde bulundurulduğunda, kendi metninden fazla uzaklaşılmadığı sonucunu çıkarmak mümkündür. Bununla birlikte Mîsâk-ı Millî’de geçen maddelerin, Mustafa Kemal Paşa’nın hazırladığı metinden olduğu gibi mi aktarıldığı, değiştirilerek mi alındığı, yoksa tamamen yeniden mi yazıldığı hususunda kesin bir şey söylemek hayli zordur.

Mîsâk-ı Millî üzerindeki çalışmalar, genellikle Meclis’in gizli oturumlarında yapılmış ve konuyla ilgili bilgilerin mümkün olduğu kadar basına sızdırılmamasına gayret edilmiştir.[4] Konusu hakkında, sadece önemli millî meseleleri içerdiğine ve millî menfaatleri gerçekleştirmek üzere bir yemin metninin hazırlandığına dair kısa beyanatlar yayınlanmıştır. 28 Ocak’tan sonra ise Mîsâk-ı Millî’nin oybirliğiyle benimsenmiş olduğunu kamuoyuna müjdeleyecek ve onun niteliğini anlatacak haberlerin veya yorumların yayınlanmasına başlanmıştır. Bununla beraber Meclis’in resmî açıklamasına kadar gerçek metin gizli tutulmuştur.

17 Şubat 1920 tarihinde, Meclis-i Meb’ûsân’ın onbirinci oturumunda, Edirne Mebusu Mehmed Şeref Bey[5], Ahd-ı Millî’nin müzakere edilmesini ve Avrupa parlamentolarıyla bütün basına bildirilmesini teklif etmiştir. Bu öneri oylanarak kabul edildikten sonra, Mehmed Şeref Bey bir konuşma yaparak beyannameyi okumuştur.[6] Oturumun devamında yapılan müzakerelerde ise milletvekilleri Mîsâk-ı Millî’yi destekleyen konuşmalarda bulunmuşlardır. Hatta, “Ahd-ı Millî Meclis-i Meb’ûsân’ın vücûda getirdiği en mühim bir vesîkadır.” değerlendirmesini yapmışlardır. Daha sonra bu belge oybirliği ile onaylanmış, iç ve dış kamuoyuna ilân edilmesine karar verilmiş ve gereğinin yapılması için Meclis Başkanlığı’na yetki tanınmıştır.[7] Bu kararlardan sonra, Meclis-i Meb’ûsân Zabıt Ceridesi’nde sureti bulunan “Ahd-ı Millî Esâsları” metni, Meclis matbaasında tek yapraklı nüshalar şeklinde çoğaltılarak gazetelerde yayınlanmış ve 24 Şubat’ta Avrupa parlamentolarına sunulmuştur.[8]

Dönemin basınında da konuyla ilgili yorumlar çıkmıştır. Ancak gazeteler, bu önemli kararı, kendi görüşleri istikametinde yaptıkları değerlendirmeler ve kullandıkları başlıklarla halka duyurmuşlardır. Örneğin Vakit Gazetesi “Ahd-ı Millî Programı”, İleri Gazetesi “Ahd-ı Millî’nin Sulh Esasları”, İkdâm Gazetesi “Mîsâk-ı Millî Programı Sûreti”, Tevhîd-i Efkâr ” Meb’ûsân Meclisi’nde Millî Haysiyet Şâhlanışı” başlıklarını kullanırken, Alemdar’da “Meclis-i Meb’ûsân’da Rûznâme Harici İttihadcı Pervâsızlığı” başlığına yer verilmiştir.[9]

İşte bu belge tarihe “Mîsâk-ı Millî”, “Ahd-ı Millî Beyânnâmesi”, “Ahd-ı Peymân”, “Peymân-ı Millî”, “Ahd-ı Millî Esâsları” yani millî yemin, millî and, millî sözleşme olarak geçmiştir. Mîsâk-ı Millî’nin kabulü ile Müdâfaa-i Hukukçuların çoğunlukta bulunduğu son Osmanlı Meclis-i Meb’ûsân’ı çok önemli bir hizmeti yerine getirmiştir. Böylece Mustafa Kemal Paşa’yı tutan, seven ve ona inanan milletvekillerinin faaliyetleri sonucunda, Türk milletinin düşüncelerinden oluşan, daha önce Erzurum ve Sivas kongrelerinde şekillenen ve barış şartlarını içeren, Mîsâk-ı Millî adlı belge Türk tarihindeki önemli yerini almıştır.

Mîsâk-ı Millî’nin Dayandığı Temeller

İstiklâl Harbimizin başından itibaren gündemde olan Mîsâk-ı Millî Programı’nı, ilk olarak kimin hazırladığı yönünde farklı iddialar öne sürülmektedir. Bununla birlikte asıl metnin, Mustafa Kemal Paşa ve Hey’et-i Temsîlîye azaları tarafından, 1920’nin Ocak ayında kaleme alındığı bilinmektedir. İstanbul gazeteleri bile bu ahdın hazırlanmasında Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cem’iyeti programlarının esas alındığını kabul etmektedir.[10] Mîsâk-ı Millî Programı, Meclis-i Meb’ûsân milletvekilleri tarafından birkaç günde hazırlanıp, 28 Ocak’ta imzalanan ve 17 Şubat’ta ilân edilen bir kararlar bütünü değildir. Aksine, fikri yapının oluşması ve belgenin hazırlanması için oldukça uzun bir zamanın geçmesi gerekmiştir.

Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar, tam bir millî mücadele anlamı taşımaktadır. Bu karalar ile Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihteki sınırların, millî sınırlar olduğu bildirilerek doğu illerinin bölünmezliğiyle Müslüman unsurların birlik ve beraberliği vurgulanmıştır. Aynı şekilde Türkiye’nin iç ve dış politikasındaki hedefleri tespit edilmiştir. Böylece, Erzurum Kongresi’nde Millî Mücadele’nin hedeflerini ve ülke sınırlarını tespit eden Mîsâk-ı Millî’nin ilk esaslarının temeli atılmıştır. Sivas Kongresi’nde ise bu hususlar doğrulanmış ve daha açık bir şekilde belirlenmiştir. Bu prensiplerde ise öngörülen amaç, sonraki yıllarda, özellikle Atatürk döneminde, daima gözönünde tutulmuş ve uygulanmıştır. Buradan, Mîsâk-ı Millî için, esasının Erzurum’da doğduğu, Sivas’ta geliştiği, Ankara’da kaleme alındığı, İstanbul’da son Osmanlı Meclis-i Meb’ûsân’ında nihai şekline kavuşturularak kamuoyuna açıklandığı ve TBMM tarafından kabul edilerek uygulanmaya çalışıldığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Zaten Erzurum Kongresi (23 Temmuz-7 Ağustos 1919), Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919) ve hatta Amasya Mülâkatı (20-22 Ekim 1919) kararlarıyla, Mîsâk-ı Millî metni karşılaştırılarak incelendiğinde, maddelerin ortak yönleri hemen fark edilmektedir. Şöyle ki:

  1. Erzurum Kongresi’nin 1 ve 6, Sivas Kongresi’nin 1, 5 ve 6, (Amasya Mülâkatı’nın 1.) maddelerinde; Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırın asgari bir istek olarak temin edilmesinin öngörüldüğü, millî sınırlar içinde bulunan vatan parçalarının, Doğu Anadolu illeri dahil olmak üzere, birbirinden ayrılmaz bir bütünü meydana getirdiği, ülke bütünlüğünün korunması gayesiyle gereken tedbirlerin alınması, ülkemizdeki Müslüman unsurların öz kardeş olduğu ve aynı amacı paylaştığı görüşleri yer almıştır. Bu kararlar ise, Mîsâk-ı Millî’nin 1, 2, 3 ve 4 maddeleriyle yeniden teyid edilmiştir.
  2. Erzurum Kongresi’nin 3., Sivas Korgresi’nin, 3. ve 4. (Amasya Mülâkatı’nın 2.) maddelerinde; Hıristiyan azınlıklara ülke bütünlüğünü ve toplum dengesini bozacak ayrıcalıkların verilmemesi yönündeki hükümlerin Ahd-ı Millî’nin 5. maddesiyle benzerliği ortadadır.
  3. Erzurum Kongresi’nin 7. ve Sivas Kongresi’nin 7. (Amasya Mülâkatı’nın 3.) maddesindeki; iç ve dış bağımsızlığımızın korunması şartıyla diğer devletlerle fenni, teknolojik ve ekonomik işbirliği yapılabileceği yönündeki kararların, Mîsâk-ı Millî’nin 6. maddesiyle paralelliği tartışılmazdır.

Özetle; Millî Mücadele’nin yürütülmesini, vatanımızın kurtarılmasını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi ve Mîsâk-ı Millî kararları temin etmiştir. Bu kararlarla ülkemizin millî sınırlar içindeki toprak bütünlüğünün, millî birlik ve beraberliğin, millî hakimiyet ve bağımsızlığın taviz verilmeden sağlanması öngörülmektedir. Her üç belgedeki hükümlerin ise, aynı konuyu içermeleri ve büyük bir benzerlik içinde olmaları, kongreler ile and arasındaki ilişkiyi açıklamada gözardı edilemeyen delillerdir. Bu ise Mîsâk-ı Millî’nin temelini ve dayanağını Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararların teşkil ettiğini doğrulamaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Davut üstüntaş dedi ki:

    Misaki milli sınirlarimiza şimdiki hükümet 2023 de sadık kalıp Musul Kerkük ve arbil sınirlarimiza katacaktır? Diyebilirsiniz. Zira terörü abd bu yüzden destekleyip ileride TÜRKİYE nin süper güç olmasının önüne geçmek istemesi misaki milli sınirlarimiza sahip çıkacağım içindir. Dünya korkmak bizden.

BİR YORUM YAZ